Sahîh-i Buhârî · 5305
Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وُلِدَ لِي غُلاَمٌ أَسْوَدُ. فَقَالَ " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " مَا أَلْوَانُهَا ". قَالَ حُمْرٌ. قَالَ " هَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَأَنَّى ذَلِكَ ". قَالَ لَعَلَّهُ نَزَعَهُ عِرْقٌ. قَالَ " فَلَعَلَّ ابْنَكَ هَذَا نَزَعَهُ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, benim siyah bir oğlum oldu, diye sorunca, Allah Rasulü: Senin develel'in var mı, diye sordu. Adam: Evet dedi. Allah Rasulü: Renkleri nedir, diye sordu. Adam: Kırmızıdır deyince, Allah Rasulü: Peki aralarında beyazı, siyaha çalar boz renklileri de var mı diye sorunca, adam yine: Evet dedi. Allah Rasulü: Bu nereden geldi, diye sordu. Adam: Belki bir damarıyla soyuna çekmiştir, deyince, Allah Rasulü: Senin bu oğlun da belki bir damarı ile soyuna çekmiştir, diye buyurdu." Bu hadis 47 ve 7314 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "çocuğun kendisinden olmadığını tariz (üstü kapalı) bir şekilde ifade etmenin hükmü." Tariz bir şeyi zikredip, ondan zikretmediği bir başka şeyin anlaşılması demektir. Şafii, el-Umm adlı eserinde şunları söylemektedir: Bedevinin sÖz.ünün zahirinden karısını itham ettiği anlaşılmaktadır. Fakat onun bu sözü böyle bir iftira ve ithamdan başka bir anlama da geldiğinden ötürü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü dolayısıyla kazf (zina iftirası) da bulunduğu hükmünü vermemiştir. Bu da tariz türü ifadelerde had olmadığına delildir. Tarizin tasrih (açık ifade) ile aynı hükümde görülmeyeceğinin delillerinden birisi de iddet bekleyen kadına tariz yoluyla (üstü kapalı ifadelerle) talip olmaya izin verilmiş olmasıdır. Ancak açık (sarih) ifadelerle böyle bir teklifte bulunmak caiz değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Ey Allah'ın Rasuü, benim karım siyah bir çocuk doğurdu, dedi." Yunus yolu ile gelen rivayette: "Ben bunu kabul edemedi m (açıklayamadım)" fazlalığı da yer almaktadır. Yani kalbimden bunu kabullenemedim. O bu sözleri ile diliyle onun kendi oğlu olmadığını kastetmek istememiştir. Aksi takdirde çocuğun kendisinden olmadığını tariz yolu ile değil, sarih bir şekilde söylemiş olacaktı. Tarizin izahı da şudur: Onun: "Siyah bir çocuk" demesinin anlamı şudur: Halbuki ben beyazım, bu çocuk benden nasılolabilir? Bu ifadelerden, tariz yoluyla kazfde (zina isnadında) bulunmanın kazf olmadığı anlaşılmaktadır. Cumhur da bu görüştedir. Şafil de bu hadisi buna delil göstermiştir. Malikilerden nakledildiğine göre ise eğer tarizden bu (zina isnadı) anlaşılabiliyor ise had icab eder. "Şüphesiz onlar arasında siyaha çalar boz develer vardır." el-Evrak (siyaha çalar boz deve) oldukça siyah renkli olmayıp, başka renge de çalan renkli deve demektir. Güvercine "verka" denilmesi de bundan dolayıdır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Misal göstermek ve bilinmeyeni n bilinen bir şeye, sorahın daha iyi anlamasını sağlamak için benzetmek (uygun bir anlatım tarzıdır). 2- Hadis kıyas ile amel etmenin sahih olduğuna delil gösterilmiştir. el-Hattabi der ki: Bu hadis kıyasu'ş-Şebeh diye bilinen kıyas türü için asli bir dayanaktır. İbnu'l-fuabi der ki: Bu hadiste kıyasın ve benzeri benzerine benzetmenin (ve kıyas yapmanın) sahih oluşuna delil vardır. 3- Kocanın sadece zanna dayanarak çocuğun kendisinden olmadığını söylemesi caiz değildir. Ayrıca çocuğun rengi annesinin rengine uymasa dahi çocuk babasına ilhak edilir. Kurtubi, İbn Rüşd'e uyarak şöyle demiştir: Siyahlık ve esmerlik gibi birbirine yakın renkler arasındaki farklılık dolayısıyla ve eğer cima'da bulunmuş olmayı kabul edip, arada istibra süresi geçmemiş ise beyazlık ve siyahlık sebebiyle çocuğun kendisinden olmadığını söylemenin hela! olmadığı hususunda görüş ayrılığı yoktur. Bu ifadeleriyle durumun kendi mezhebinde (Maliki mezhebinde) böyle olduğunu söylemek istemiş gibidir. Yoksa çeşitli durumlarda farklı hükümlerin bulunduğu Şafii mezhebine mensup alimler nezdinde görüş ayrılığı sabittir. Derler ki: Eğer böyle bir farklılık ile birlikte zina karinesi de yoksa, çocuğu nefyetmek caiz olmaz. Şayet karısını zina ile itham edip, kadın da kocası tarafından itham edildiği erkeğin renginden bir çocuk doğuracak olursa, sahih olan görüşe göre çocuğu kabul etmemek caizdir. İleride gelecek olan İbn Abbas'ın rivayet ettiği li'ana dair hadiste bunu pekiştiren ifadeler vardır. Hanbelilere göre ise mutlak olarak karine ile birlikte çocuğu nefyetmek (kendinden olmadığını söylemek) mutlak olarak caizdir. Görüş ayrılığı, böyle bir karinenin bulunmaması halinde söz konusudur. 4- Firaşın (kadının nikahı altında bulunduğu kocanın nikahının) hükmü, benzerliğin bulunmadığını dile getiren ifadelerden daha önceliklidir. 5- Nesepler lehine ihtiyatlı davranmak ve mümkün olduğu sürece nesepleri olduğu halde bırakmak, kötü zannı (suizannı) tahkik etmeye kalkışmaktan a11koymakuygun bir yoldur. 6- Tariz yoluyla kazf ile kazf hükmü açık ifade kullanılmadıkça -Maliki mezhebinin kanaatine aykırı ölarak- sabit olmaz. Mühelleb şöyle demiştir: Eğer tariz soru sormak şeklinde ise had gerekmez. Tarizde had, yüzyüze bulunmak ve karşılıklı olarak ağır sözler kullanmak halinde olduğu takdirde icab eder. İbnu'I-Müneyyir der ki: Tariz hususunda koca ile yabancı erkek arasındaki fark şudur: Yabancı erkek katıksız olarak eziyet verme maksadını güderken, koca nesebi koruma açısından mazur görülebilir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ. فَقَالَ " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " مَا أَلْوَانُهَا ". قَالَ حُمْرٌ. قَالَ " فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَأَنَّى كَانَ ذَلِكَ ". قَالَ أُرَاهُ عِرْقٌ نَزَعَهُ. قَالَ " فَلَعَلَّ ابْنَكَ هَذَا نَزَعَهُ عِرْقٌ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir bedevi geldi ve "Ya Resulallah! Benim karım siyah bir oğlan doğurdu" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Senin develerin var mı?" diye sordu. Bedevi "evet vardır" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hangi renkteler?" diye sordu. Bedevi "kızıl" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İçlerinde hiç boz olanı var mı?" dedi. Bedevi "evet vardır" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sence bunlar nasıl boz renkli oldu?" diye sordu. Bedevi "Herhalde bir damara çekti" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhalde senin çocuğun da bir damara çekti" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rağıb el-Isfehanı ta'rizi, şöyle tarif eder: Ta'riz, bir zahiri ve bir de batıni yönü olan ifade biçimidir. Bu sözü söyleyen kimse sözün batını manasını kastederken, zahiri manayı kastettiği görüntüsünü verir. Ta'rizle ilgili olarak lian bölümünae "Ta'riz yoluyla çocuğun nesebini reddetme" başlığı altında Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "karım siyah bir oğlan doğurdu" diyen bedevi olayının açıklaması yapılırken bir parça üzerinde durmuştuk. Orada bu bedevinin adı hakkında söylenenlerden söz etmiş ve ta'rizin hükmü konusunda bilginler arasında var olan ihtilafı belirtmiştik. Aynı şekilde İmam ŞafiI' nin bu hadise dayanarak ta'riz yoluyla iffete iftiraya açıktan iffete iftira hükmü verilemeyeceği sonucunu çıkardığından bahsetmiştik. Bu konuda Buhari de Şafil'ye uymuştur. Çünkü o, bu hadisi iki yerde zikretmektedir. Orada işaret etmiş olduğum Ma'mer rivayetinin sonunda "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğunu kabul etmemesine izin vermedi" cümlesi yer almaktadır. Zührı ise şöyle der: Karı-koca arasında lanetleşme (lian) ancak koca ben zinayı gördüm dediği takdirde yapılır. İbnü't-Tın ise şu açıklamayı yapmıştır: Malikiler yukarıda zikrettiğimiz hadisten bedevi Nebi s.a.v.'e fetva sormak üzere gelmişti. O ta'rizi ile karısına iftira atmayı kastetmiyordu diyerek ayrılmışlardır. Kısaca belirtmek gerekirse ta' riz yoluyla iftira, ancak iftira atmak istediği bilinen kimse için geçerlidir. Bu da ta'rizde kişinin iradesine vakıf olmak imkansız olduğu için had cezası olmadığı görüşünü güçlendirmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي فَزَارَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " فَمَا أَلْوَانُهَا " . قَالَ حُمْرٌ . قَالَ " هَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ " . قَالَ إِنَّ فِيهَا لَوُرْقًا . قَالَ " فَأَنَّى أَتَاهَا ذَلِكَ " . قَالَ عَسَى عِرْقٌ نَزَعَهَا . قَالَ " وَهَذَا لَعَلَّ عِرْقًا نَزَعَهُ " . وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الصَّبَّاحِ .
Ebu Hureyre (r.a.)'dan; Şöyle «lemiştir: Beni Fezare (kabilesin)den bir adam Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek: — Ya Resulallah! Benim ailem siyah bir erkek çocuk doğurdu. (Ben siyah olmadığım için ailemden şübheleniyorum, demek istedi.) Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (adama): — «Senin develerin var mı?» diye sordu. Adam : — Evet, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Peki, develerin renkleri nasıldır?» buyurdu. Adam : — Kırmızıdır, diye cevap verdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Develerin içinde beyazı siyaha çalar boz deve var mı?» buyurdu. Adam : — Şüphesiz bunlar içinde beyazı siyaha çalar boz develer vardır, diye cevap verdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Şu halde o boz renk nereden bunlara geldi?» diye sordu. Adam: — Soyundan bir damara çektiği umulur, diye cevap verdi. Efendimiz: — «Bu çocuğunun da eski bir soy damarı çektiği umulur,» buyurdu. (Bu hadisi müellife Ebu Bekir ile Muhammed bin Sabbah rivayet etmişlerdir. Bu ifade Muhammed bin Sabbah'a aittir.) Diğer tahric: Buhari ve Müslim AÇIKLAMA 2003’te BUHARİ HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA EBU DAVUD HADİSELERİ VE İZAH İÇİN: 2260 – 2261 –
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لِحَرْمَلَةَ - قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ، وَهْبٍ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّصلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ وَإِنِّي أَنْكَرْتُهُ . فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " مَا أَلْوَانُهَا " . قَالَ حُمْرٌ . قَالَ " فَهَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَأَنَّى هُوَ " . قَالَ لَعَلَّهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَكُونُ نَزَعَهُ عِرْقٌ لَهُ . فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَهَذَا لَعَلَّهُ يَكُونُ نَزَعَهُ عِرْقٌ لَهُ " .
Bana Ebu't-Tahîr ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler. Lafız Harmele'nindir. (Dedilerki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yunus, İbni Şihab'dan, o da Ebu Seleme b. Abdirrahman'dan, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdiki: Bedevinin biri Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : — Ya Resulallah! Karım siyah bir oğlan doğurdu; ben bunu kabul etmedim, demiş. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Senin develerin var mı?» diye sormuş. Bedevi: — Evet! cevabım vermiş. «Renkleri nedir?» buyurmuş. Bedevi: — Kırmızıdır; demiş. «içlerinde boz renkleri var mı?» diye sormuş. Bedevi: — Evet, demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ya bu nereden geldi?» buyurmuş. Bedevi: — Ya Resulallah, belki onu bir damarı çekmiştir; cevabını vermiş. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «ihtimal bunu da bir damarı çekmiştir.» buyurmuşlar
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا، جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ لِصَاحِبَتِهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ. فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى، فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ فَأَخْبَرَتَاهُ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا. فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ. هُوَ ابْنُهَا. فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ قَطُّ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةَ.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İki kadın ve kadınların beraberinde iki oğlan çocukları vardı. Bir kurt geldi ve bunlardan birisinin oğlunu kapıp götürdü. Bunun üzerine kadın diğer kadına "Kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Diğeri de "Hayır, kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Nihayet bu iki kadın davalarını Hz. Dauud Nebie arzettiler. O da aralarında büyük kadının lehine hükmetti. Bu iki kadın çıkıp Davud'un oğlu Süleyman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiler ve davalarına yeniden baktırmak için meseleyi ona haber verdiler. Süleyman Nebi a.s.: "Bana bir bıçak getirin, çocuğu iki kadın arasında yarıp paylaştırayım" dedi. Bunun üzerine küçük kadın 'Aman öyle yapma! Allah sana merhamet etsin! Çocuk bu kadının oğludur" deyince, Süleyman da çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti. Ebu Hureyre "VAllahi ben o güne kadar 'sikkiyn' kelimesini asla duymamıştım. Ancak o gün işittim. Bizler sadece "müdye" kelimesini kullanırdık" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, her biri bir oğlana sahip olup, bunlardan birini kurt kapınca, onun hangisi olduğu yolunda ihtilaf eden, sonra anlaşmazlıklarını Davud Nebi s.a.v.'e arz edip, ardından Süleyman Nebi s.a.v.'in hüküm verdiği bu iki kadının kıssasına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Enbiya bölümünde Süleyman'ın aleyhisselam hayatı verilirken genişçe geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Fıkıh bilginleri, kadının çocuğunun nesebini onu inkar eden kocasına veremeyeceği noktasında görüş birliği etmişlerdir. Kadın bu konuda herhangi bir beyyine getirebilirse bu kabul edilir. Çünkü kadın o erkeğin nikahı altındadır. Buna karşılık evli değilse ve babasının kim olduğu bilinmeyen bir çocuk için "Bu benim oğlumdur" deyip, bu konuda kendisiyle hiç kimse çekişmeye girmezse kadının ifadesine göre hareket edilir. Kadın o çocuğa, çocuk da ona mirasçı olur. Ayrıca o çocuğun ana bir kardeşleri de kendisine mirasçı olur. Ancak İbnü't-Tın, İbn Battal'a itiraz etmiş ve İbnü'l-Kasım'dan bir kadın buluntu çocuğun nesebinin kendine ait olduğunu iddia ettiğinde, sözünün kabuledilemeyeceğine dair bir görüş nakletmiştir. Nesai, es-Sünenü'l-Kübra'da bu hadisten çok nefis sonuçlar çıkarmış ve şöyle bir başlık atmıştır: "Hakimin kendisi gibi veya kendisinden daha yüksek mertebede bir başkasının verdiği hükmü -durum bunu gerektirdiğinde- bozması
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي سُفْيَانَ بْنِ أَسِيدِ بْنِ جَارِيَةَ الثَّقَفِيُّ ـ حَلِيفٌ لِبَنِي زُهْرَةَ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرَةً مِنْهُمْ خُبَيْبٌ الأَنْصَارِيُّ، فَأَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عِيَاضٍ أَنَّ ابْنَةَ الْحَارِثِ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهُمْ حِينَ اجْتَمَعُوا اسْتَعَارَ مِنْهَا مُوسَى يَسْتَحِدُّ بِهَا، فَلَمَّا خَرَجُوا مِنَ الْحَرَمِ لِيَقْتُلُوهُ قَالَ خُبَيْبٌ الأَنْصَارِيُّ وَلَسْتُ أُبَالِي حِينَ أُقْتَلُ مُسْلِمًا ** عَلَى أَيِّ شِقٍّ كَانَ لِلَّهِ مَصْرَعِي وَذَلِكَ فِي ذَاتِ الإِلَهِ وَإِنْ يَشَأْ ** يُبَارِكْ عَلَى أَوْصَالِ شِلْوٍ مُمَزَّعِ فَقَتَلَهُ ابْنُ الْحَارِثِ فَأَخْبَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَصْحَابَهُ خَبَرَهُمْ يَوْمَ أُصِيبُوا.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (kendisinden dini öğretecek kimseler gönderilmesinin istenilmesi üzerine) aralarında Hubeyb el-Ensarl'nin de bulunduğu on kişi gönderdi. Ubeydullah b. Iyaz'ın nakline göre el-Haris'in kızı olayın devamını şöyle anlatmıştır: O kabileler Hubeyb'i öldürmek üzere ittifak ettiklerinde Hubeyb (kıllarını temizlemek için) bu kızdan bir ustura emanet alıp, kullanmışt!. Onlar Hubeyb'i öldürmek üzere Harem'den çıktıklarında Hubeyb şu beyitleri söylemiştir: Ve lestu ubali hine uktelu muslima Ala eyyi şikkin kane lillahi masra'i Ve zalike fi zati'l-ilahi ve in yeşe' Yubarik ala evsali şilvin mumezzai Aldırmam Müslüman olarak öldürülürsem eğer, Hangi yana olmuş Allah için düşüşüm! Önemi ne? Zatı yolundadır çünkü bu. Allah isterse eğer, Bereket bahşeder parçalanmış cesedin her eklemine! Akabinde İbnü'l-Haris (Ten' im mevkiinde) öldürmüştür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların musibete uğradıkları gün sahabilerine onların haberlerini bildirmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zat, Sıfatlar ve Allah'ın İsimleri." Yani Allah hakkında tıpkı isimlerinde olduğu gibi "zat" ve "sıfat"larının kullanılmasının caizliği veya hakkında nas olmadığı için bunların söylenemeyeceği. "Ve zalike fi zati'l-ilahi=Bu ilahın zatı hakkındadır." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Meğazı ve Cihad Bölümünün "Bir kimse kendisinin esir alınmasını talep edebilir mi?" başlığı altında geçmişti. (Buhari, Cihad) "Zatı Yüce Allah'ın ismiyle zikretmiştir." Yani zat kelimesini Allah'ın ismiyle birlikte zikretmiştir veya Allah'ın hakikatini zat sözcüğüyle zikretmiştir. KirmanI'nin ifadesi bu doğrultudadır. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buharl'nin ifadesinin zahirinden anlaşılan, gayesinin "zat" kelimesini Allah'ın ismine eklemek olduğudur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu duymuş ve herhangi bir tepki göstermemiştir. Dolayısıyla böyle söylemek caiz olur. Kirmanı "zatu'l-ilah" ifadesinde yukarıdaki başlığı destekleyen bir nokta yoktur denilmiştir. Zira Hubeyb, "zat" kelimesiyle Buharl'nin kastettiği hakiki zatı kastetmemiştir. Onun söylemek istediği, "Allah'a itaat uğrunda" veya "Allah yolunda" demektir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Buharl'nin maksadı, genel itibariyle Allah'a "zat" demenin caiz olduğunu vurgulamaktır. Bu açıklamalardan ortaya çıkan sonuç şudur: Allah'a "zat" denmek, kelamcıların ortaya attıklan manada caiz değildir. Fakat bundan maksadın "nefis" olduğu bilindiğinde bu yaklaşım da reddedilmez. Zira nefis kelimesi Kur'an-ı Kerim'de vardır. Bu nükteden dolayı İmam Buhari bu başlığın ardından nefis kelimesinin geçtiği başlığı zikretmiştir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، وَشُعَيْبِ بْنِ الْحَبْحَابِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَ صَفِيَّةَ، وَجَعَلَ عِتْقَهَا صَدَاقَهَا.
Enes İbn Malik'ten rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye'ye hürriyetini verdi ve onu hürriyetine kavuşturmayı (azad etmeyi) mehri yaptı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cariyeyi hürriyetine kavuşturmayı onun mehri yapan kimse." Buhari bu babı bu şekilde hükmünün ne olduğunu belirtmeden zikretmiştir. Bundan zahiren anlaşılan hükmü, eski fukahadan Said İbn el-Müseyyeb, İbrahim, TavUs ve ez-Zühr!, İslam dünyasındaki çeşitli fukahadan es-Sevr!, Ebu Yusuf, Ahmed ve İshak da bu görüşü benimsemiş ve şöyle demişlerdir: Bir kimse cariyesine onu aza d etmeyi mehri yapmak üzere hürriyetini verecek olursa akit de, azad etmek de, mehir de -hadisin zahirinden anlaşıldığı üzere- sahihtirler. İbnu's-Salah der ki: Hürriyeti vermek mehir olmasa dahi mehrin yerini tutar. Ayrıca şunları da eklemektedir: Bu açıklama şekli, en sahih ve hadisin lafzma en yakm olan açıklamadır. Nevevi de "er-Ravda" adlı eserinde onun izinden gitmiştir. Ancak garip hususlardan birisi de Tirmizi'nin bu hadisi zikrettikten sonra söylediği şu sözlerdir: Bu aynı zamanda Şafii'nin, Ahmed'in ve İshak'ın da görüşüdür. (Nevevi) der ki: Ama bazı ilim adamları onu azad etmenin dışında ona ayrıca bir mehir tespit etmeksizin hürriyetini vermeyi, mehri olarak kabul etmeyi mekruh görmüşlerdir. Bununla birlikte birinci görüş daha sahihtir. İbn Hazm da Şafii'den böyle nakilde bulunmuştur. Ancak Şafiiler nezdinde bilinen, bunun sahih olmayacağıdır; ama ondan bu görüşü nakledenlerin kastı, muhtemelen birinci ihtimalde öngörülen şekildir. Çünkü özellikle Şafii açıkça şunu ifade etmiştir: Bir kimse cariyesini onunla evlenmek üzere azad etse, cariyesi de bunu kabul etse hürriyetine kavuşur; ama onunla evlenmek zorunluluğu yoktur. Yalnız bu durumda değerini, kendisini azad eden eski efendisine ödemesi gerekir. Çünkü efendisi onu bedelsiz olarak azad etmeyi kabul etmemiştir. Dolayısıyla bu, diğer fasid şartlar gibi olur. Eğer onunla evlenmeye razı olup, üzerinde ittifak edecekleri bir mehir şartı ile onunla evlenirse, tespit edilen mehir onun olur. Bununla birlikte kendi değerini eski efendisine ödemesi gerekir