Sahîh-i Buhârî · 5320
Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ، نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا، بِلَيَالٍ فَجَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْهُ أَنْ تَنْكِحَ، فَأَذِنَ لَهَا، فَنَكَحَتْ.
Misver bin Mahreme'den rivayete göre "Subey'a el-Eslemiyye kocasının vefatından birkaç gece sonra doğum yaptı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ondan nikahlanmak için izin istedi. Allah Rasulü ona izin verince o da nikahlandı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlarınız arasından ay halinden kesilmiş olanlar hakkında şüphe ederseniz ... "(Talak, 4) Iddet, kadının kocasının vefat etmesinden sonra yahut ondan boşanmasından sonra ya doğum ya ay hali olmak, yahut belirli aylardan ibaret bir süreyi evlenmeden beklemesine verilen isimdir. "Mücahid dedi ki: Onların ay hali olup olmadıklarını bilmiyorsanız ... " Yine Mücahid, yüce Allah'ın: "Şüphe ederseniz" buyruğunu bilmiyorsanız diye açıklamıştır. "Ay halinden kesilmiş olanlar", yani o kadınların hükmü de ay hali olmak ihtimali kalmamış, bundan yana ümitleri kesilmiş olanlar demektir. "Ve hiç ay hali olmamış olanların da iddeti üç aydır." Yani kesinlikle ve baştan beri hiç ay hali olmamış olanların iddet bakımından hüküinleri, ay halinden kesilmiş olanların hükmügibidir. Buna göre ayetin takdiri: Hiç ay hali olmamış olanlar da böyledir, şeklindedir. Çünkü bu ibare yüce Allah'ın: "Onların iddeti üç aydır" buyruğundan sonra gelmektedir. İbn Ebi Hatim, Yunus yoluyla ez-Zühd'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Şüphe etmek -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır- artık çocuk doğuramayacağından ve ay hali olup olmayacağından yana şüphe eden kadın ve daha önceleri ay hali oluyor iken ay halinin kesilmesi hususunda şüphe eden, aynı şekilde küçük yaşta olup, ay hali olmak yaşına (buluğa) er ip ermediği hususunda şüphe eden, hamilelik konusunda da hamile olacak yaşa gelip gelmediği hususunda şüphe eden demektir. İşte bu hallerden herhangi birisinden şüphe edecek olursanız, bu gibihallerdeki iddet süresi üç aydır. ez-Zühd'nin kesin ifadelerle yaptığı bu açıklamalar arasından daha önce ay hali oluyorken ay halinden kesilen kadın hakkında görüş ayrılığı vardır. Çeşitli bölgelerdeki fukahanın çoğunluğuna göre böyle bir kadın, emsalinin ay hali olmadığıyaşa girinceye kadar bekler. İşte o vakit de dokuz ay süre ile iddet bekler. Malik ve el-Evzal dokuz ay bekler, eğer ay hali olursa mesele yok, değilse üç ay sÜre ile iddet bekler, demişlerdir. el-Evzal'den rivayete göre, genç ise bir sene bekler. Şafii ve cumhurun delili Kuran-ı Kerim'in zahir ifadeleridir. Çünkü bu ifadeler ay halinden kesilmiş ve ay hali görmeyen küçükyaştaki kızın hükmü hakkında açık ifadeler taşımaktadır. Ay hali olup, ay hali görmesi geciken kadın ise ay halinden kesilmiş sayılmaz. Fakat Malik'in benimsediği görüşü daha öncekilerden (seleften) söylemiş kimseler de vardır ki bu da Ömer'dir. Onun bu görüşte olduğu, sahih olarak nakledilmiş bulunmaktadır. Cumhurun kanaatine göre ise yüce Allah'ın: "Şüphe ederseniz" buyruğu, ay halinden kesilmek hususunda şüphe ederseniz değil, hüküm hakkında şüphe ederseniz, demektir. "Kocasının vefatından birkaç gün sonra .. " Seleften alimlerin ve çeşitli bölgelerdeki fetva imamlarının çoğunluğu şöyle demiştir: Hamile kadının kocası vefat edecek olursa, doğum yapmak ile evlenmesi helal olur ve vefat dolayısıyla beklemesi gereken iddet de sona erer. Ancak bu hususta Ali rad,yall",hu anh muhalefet ederek: İki süreden daha uzun olanını iddet olarak bekler, demiştir. Bu da şu demektir: Eğer kadın dört ay on gün geçmeden önce doğum yaparsa bu sürenin bitmesine kadar bekler. Sadece doğum yapmakla evlenmesi helal olmaz. Eğer doğum yapmadan önce bu süre biterse bu sefer doğum yapana kadar bekler. Bu görüşünü Said İbn Mansur ve Abd İbn Humeyd, Alilden sahih bir senedIe rivayet etmişlerdir. İbn Abbas da bu olayda görüldüğü gibi, böyle demiştir. Onun bu görüşünden vazgeçtiği de söylenmektedir. Ona tabi olanlardan nakledilen görüşlerin bu hususta cemaatin görüşüne uygun oluşu da bunu desteklemektedir. Subeyla kıssasından çıkartılan birtakım sonuçlar vardır: 1- Ashab-ı kiram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken de fetva veriyorlardı. 2- Önemli olaylarda, dahaalim olan zata başvurulur. 3- Kadın, karşı karşıya kaldığı durumlar hakkında, kadınların benzeri hususlarda soru sormaktan utanacakları bir husus dahi olsa doğrudan soru sorabilir. 4- İster bir çiğnem et, ister bir alaka olsun, ister insan hilkati belirginleşmiş olsun, ister olmasın, hangi surette doğum veya düşük yaparsa, hamile kadının iddeti biter. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem herhangi bir ayırım gözetmeksizin çocuğun bırakılması ile gebe kadının nikahlanmasının helal olacağını söylemiştir. 5- Dul bir kadın, ancak kendi rızasıyla ve razı olduğu kimse ile evlendirilebilir. Hiç kimse onu zorlayamaz. Bundan başka hadiste de buna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا أَرَادَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَنْفِرَ إِذَا صَفِيَّةُ عَلَى باب خِبَائِهَا كَئِيبَةً، فَقَالَ لَهَا " عَقْرَى ـ أَوْ حَلْقَى ـ إِنَّكِ لَحَابِسَتُنَا أَكُنْتِ أَفَضْتِ يَوْمَ النَّحْرِ ". قَالَتْ نَعَمْ. قَالَ " فَانْفِرِي إِذًا ".
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (veda haccının sonunda) Mekke'den ayrılmak isteyince, Safiye'nin çadırının kapısı önünde oldukça üzüntülü olduğunu gördü. Ona: Vücudu kesilesi -yahut boğazı ağrıyası- sen bizi yolumuzdan alıkoyacaksın. Nahr (kurban bayramı birinci günü) ifada tavafını yapmış mıydın diye sordu. Safiye evet deyince, Allah Resulü: O takdirde yola koyulabilirsin dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayetten maksat şudur: İddetin hesabı ay hali ve temizlik etrafında döner durur. Bunları bilmek ise çoğunlukla kadınlar için mümkün olur. Bundan dolayı kadın bu hususta güvenilir kabul edilmiştir. İsmail el-Kadi der ki: Ayet, iddet bekleyen kadının rahmindeki hamilelik ve ay hali hususlarına dair verdiği haberde güvenilir olduğuna delildir. Ancak yalan söylediği açıkça bilinecek türden bilgiler vermesi hali müstesnadır. el-Mühelleb dedi ki: Hadiste kadınların ay hali oluşları ile ilgili ileri sürdükleri iddialarının tasdik edileceğine bir delil bulunmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmayı ertelemek ve beraberinde bulunanları aİıkoymak istemiştir. Buna sebep de Safiye'nin ay hali oluşudur. Bu hususta onu ne sınadı, ne de yalan söylediğini ileri sürdü. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye'nin sadece ay hali olduğunu söylemesine dayanarak yola çıkmayı erteleyeceğini söylediğinden ötürü, buradan hareketle hükmün kocayı da etkileyeceği sonucu çıkarılmıştır. Bundan dolayı kocanın (ric'l talak ile boşamış olduğu) karısına ric'at yapmasının muteber oluşu ya da olmayışı hususları ile karnındaki gebeliğin ondan oluşu hususunda kadının ay hali ve hamilelik hakkındaki sözleri doğru kabul edilir
وَقَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ وَأَبُو النُّعْمَانِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى وَكَانَ أَصْحَابُهُ يُعَظِّمُونَهُ، فَذَكَرَ آخِرَ الأَجَلَيْنِ فَحَدَّثْتُ بِحَدِيثِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ قَالَ فَضَمَّزَ لِي بَعْضُ أَصْحَابِهِ. قَالَ مُحَمَّدٌ فَفَطِنْتُ لَهُ فَقُلْتُ إِنِّي إِذًا لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ وَهْوَ فِي نَاحِيَةِ الْكُوفَةِ. فَاسْتَحْيَا وَقَالَ لَكِنَّ عَمَّهُ لَمْ يَقُلْ ذَاكَ. فَلَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ فَسَأَلْتُهُ فَذَهَبَ يُحَدِّثُنِي حَدِيثَ سُبَيْعَةَ فَقُلْتُ هَلْ سَمِعْتَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ فِيهَا شَيْئًا فَقَالَ كُنَّا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ وَلاَ تَجْعَلُونَ عَلَيْهَا الرُّخْصَةَ. لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى {وَأُولاَتُ الأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ}.
Muhammed [İbn Sirinl'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman İbn Ebi Leyla'nın da bulunduğu bir ilim meclisinde idim. Onun etrafındaki insanlar kendisine son derece saygı gösteriyoriardı. [Mecliste kocası ölen kadının iddetini tartışıyorlardı.] Bu esnada onun etrafındakiler kendisine görüşlerini söylediler. O da iki iddet süresinin sonuna kadar beklenmesini gerektiğini ifade etti. Ben de SUbey'a İbnu'I-Haris hadisini Abdullah İbn Utbe'den tahdis etmeye başladım. Bunun üzerine etrafındaki insanlardan biri dudaklarını ısırarak bana susmamı işaret etti. Onun bu görüşü inkar ettiğini fark ettim ve "Kufe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," dedim. Bana işaret eden adam utandı. Bunun üzerine İbn Ebi Leyla şöyle dedi: Fakat onun amcası böyle bir şey demedi. Ebu Atiyye Malik İbn Amir ile karşılaştım ve bu meseleyi ona sordum. O da Subey'a hadisini nakletmeye başladı. Bunun üzerine ona; "Bu konuda Abdullah [İbn Mes'udl'dan bir rivayet işittin mi?" diye sordum. Biz Abdullah [İbn Mes'udl'un yanında idik. O şöyle söyledi: "Siz kadınlar için ruhsatı bırakıp ağır olan hükmü mü kabul ediyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki, kadınlar hakkındaki kısa suref[alak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. [Bu surede Allah Teala şöyle buyurmuştur:] Hamile olanlann bekleme süresi ise, yüklerini bırakmalan (doğum yapmalan)dır." (Talak 4) Fethu'l-Bari Açıklaması: أولات الأحمال Ulatu'l-ahmal ifadesinin tekili ........zatu hamlin şeklinde gelir. Bu yorum Ebu Ubeyde'ye aittir. İddeti dolmadan önce doğum yapan kadın dört ay on gün iddet bekler. İddet süresi sona erdiği halde doğum yapmayan kadın çocuğunu doğuruncaya kadar bekler. İbn Abbas'ın bu görüşünü Muhammed İbn Abdirrahman İbn Ebi Leyla da benimsemiştir. Bu görüş, Sahn6.n'dan da nakledilmiştir. İsmaili rivayetinde şöyle geçmektedir: "İbn Abbas'a 'Kocası vefat ettikten yirmi gün sonra doğum yapan kadının evlenip evlenemeyeceği' meselesi soruldu. O da şu cevabı verdi: Hayır, iki iddet süresinin sonu dolmadan evlenemez. Ebu Seleme şöyle demiştir: "Allah Teala 'Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır. '(Talak 4) buyuruyor" dedim. Bunun uzerine o şöyle dedi: Bu ayet, Talak suresindedir. Bu rivayetin akışı bab başlığının gayesine daha uygundur. Ancak İmam Buhari adeti gereği kapalı olanı açık olana tercih eder. Taberi ve İbn Ebi Hatim çeşitli yollarla Ubey İbn Ka'b'ın Hz. Nebi'e; "Hamile o/an/ann bekleme süresi ise, yük/erini bırakma/an (doğum yapma/an)dır, "(Talak 4) ayeti üç talak ile boşanan kadınlar hakkında mı, eşi vefat eden kadınlar hakkında mı geçerlidir? diye sorduğunu, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de: - "Bu ayetteki hüküm, hem üç ta/ak ile boşanan, hem de eşi uefat eden kadın/ar hakkındadır," buyurarak cevap verdiğini nakletmiştir. Bu merf6.' hadisin senedierinin tamamı eleştirilse de, birçok senetle nakledilmiş olması bir aslının bulunduğunu göstermektedir. Yukarıda zikredilen SUbey'a kıssası da bunu desteklemektedir. Hadiste geçen "K6.fe'nin bir bucağında bulunan Abdullah İbn Utbe'ye yalan söz nispet ettiğim takdirde ben, gerçekten sınırı aşmış kimseyim," ifadesi bu olay yaşandığı zaman Abdullah İbn Utbe'nin hayatta olduğunu gösterir. Abdullah İbn Utbe'nin amcası, Abdullah İbn Mes'6.d'dur. İbn Mes'6.d'dan•• nakledilen meşhur görüşe göre o, İbn Ebi Leyla'nın naklettiği görüşün tersini söylemiştir. Muhtemelen o bu görüşü dile getirmiş, sonra bundan vazgeçmiş ya da kendisinden nakilde bulunan kimse hata etmiştir. Ebu Nuaym, Haris İbn Umeyr ve Eyyub kanalıyla Ebu Atiyye'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: O, bu görüşünü İbn Mes'o.d'un yanında dile getirdi. Bunun• üzerine İbn Mes'ud: "Siz, dört ay on günlük iddetini tamamlayan, ancak doğum yapmayan bir kadının iddetinin dolduğunu mu düşünüyorsunuz?" diye sordu. Oradakiler "Hayır" diye cevap verince de şöyle dedi: "O halde siz kadınlar için ağır olan hükmü kabul ediyorsunuz." Kadınlar hakkındaki kısa surerralak Suresi uzun olan sureden/Bakara Suresinden daha sonra inmiştir. Burada surelerin tamamı zikredilip bir bölümü kastediimiştir. Şöyle ki; Bakara Suresi ile "Sizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler,"(Bakara 234) ayeti; Talak Suresi ile "Hamile olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapma/arı) dır, "(Talak 4) ayeti kastedilmiştir. İbn Mes'o.d bu sözüyle şunu hedeflemiştir: Eğer bu ayetler arasında bir nesh varsa, sonra inen ayetin nasih olması lazımdır. Ancak kesin olan şu ki, burada nesh yoktur. Umo.m ifade taşıyan Bakara Suresi'ndeki ayet, Talak Suresi'ndeki ayet ile tahsis edilmiştir. Ebu Davı1d ve İbn Ebi Hatim Mesruk'un şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "İbn Mes'o.d'a, Hz. Ali'nin kadının iki iddet süresinin sonuna kadar beklemesi gerektiğine dair görüşü ulaştı. Bunun üzerine o: "Kadınlar hakkındaki kısa suredeki ayetin Bakara Suresi'ndeki ayetten daha sonra indiği konusunda herkes ile mülaaneye hazırım" dedi ve şu ayeti okudu: "Hamile o/an/arın bekleme süresi ise, yüklerini bırakma/arı (doğum yapma/arı)dır."(Talak 4) Böylece Hz. Ali'nin "kadınlar hakkındaki kısa sure" ile neyi kastettiği anlaşılmıştır. Bu rivayete göre, Talak Suresi'nden bu şekilde bahsetmek caizdir
حَدَّثَنَا ابْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي يُونُسُ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَتِ الْمُؤْمِنَاتُ إِذَا هَاجَرْنَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَمْتَحِنُهُنَّ بِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ قَالَتْ عَائِشَةُ فَمَنْ أَقَرَّ بِهَذَا الشَّرْطِ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ فَقَدْ أَقَرَّ بِالْمِحْنَةِ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَقْرَرْنَ بِذَلِكَ مِنْ قَوْلِهِنَّ قَالَ لَهُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْطَلِقْنَ فَقَدْ بَايَعْتُكُنَّ "، لاَ وَاللَّهِ مَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ، غَيْرَ أَنَّهُ بَايَعَهُنَّ بِالْكَلاَمِ، وَاللَّهِ مَا أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النِّسَاءِ إِلاَّ بِمَا أَمَرَهُ اللَّهُ يَقُولُ لَهُنَّ إِذَا أَخَذَ عَلَيْهِنَّ " قَدْ بَايَعْتُكُنَّ ". كَلاَمًا.
Urve İbn Zubeyr'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha dedi ki: "Mu'min kadınlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hicret ettikleri takdirde yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! mu'min kadınlar hicret edenler olarak size geldiklerinde onları imtihan edin ... LLs buyruğu gereğince onları imtihan ederdi. Aişe dedi ki: mu'min kadınlardan bu şartı kabul edenler böylelikle imtihanı da ikrar ve kabul etmiş oluyordu. Kadınlar sözleri ile bunu ikrar edince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara şöyle buyururdu: Artık gidiniz, ben sizinle bey'atleşmiş bulunuyorum. (Aişe radıyallahu anha dedi ki): Hayır, Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eli asla (yabancı) bir kadının eline değmemiştir. Şu kadar var ki kadınlarla sözlü olarak bey'atleşiyordu. Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlardan Allah'ın kendisine emrettiğinden başka bir ahit almadı. Onlardan ahit aldıktan sonra: -Sözlü olarak- artık sizinle bey'atleştim, diye buyururdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zimmi yahut harbi bir erkeğin nikahı altındaki müşrik ya da Hıristiyan kadın Müslüman olursa." Başlıktan maksat, kadının kocasından önce İslam'a girmesinin hükmünü açıklamaktır. Kadının mücerred Müslüman olması dolayısıyla aralarında ayrılık mı gerçekleşir yoksa kadının muhayyerlik hakkı sabit mi olur yoksa iddet süresi içerisinde nikah bekletilir mi? Eğer İslam'a girerse nikah devam eder, değilse birbirlerinden ayrılmış mı olurlar? Bu hususta bilinen görüş ayrılıkları vardır. Buhari'nin eğilimi ise ileride açıklayacağımız üzere mücerred Müslüman olmakla aralarında ayrılığın gerçekleşceği doğrultusundadır. "Hıristiyan kadın kocasından bir an (saat) önce dahi Müslüman olsa ona haram olur." Bu kendisi ile zifafa girilmiş olanı da, olmayanı da kapsayan genel bir hükümdür. Yahudi yahut Hıristiyan bir erkeğin nikahı altında bulunan Yahudi yahut Hıristiyan bir kadın hakkında Tahavı, Eyyub yoluyla İkrime'den,.o İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletmektedir: "Birbirlerinden ayrılırlar. (Çünkü) İslam hep üstündür ve ona üstün gelinmez." Senedi sahihtir. "Ata" İbn Ebi Rebah'a antlaşmalı (zimmi)lerden Müslüman olan bir kadından sonra iddeti içerisinde kocası Müslüman olduğu takdirde o kadın onu;, karısı kalmaya devam eder mi, diye sorulunca, o hayır, kendisinin istemesi hali dışında yeni bir nikah ve mehir ile karısı ona dönebilir, demiştir." Bunu İbn Ebi Şeybe bir başka yoldan, Ata'dan bu manada mevsul olarak rivayet etmiştir. Bu rivayet de eşlerden birisinin Müslüman olması halinde birbirlerinden ayrılacaklarını ve iddetin bitmesinin beklenmeyeceğiniaçıkça ortaya koymaktadır. "Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır. .. " Bu Buharl'nin önceki görüşü tercih ettiği hususunda açık bir ifadedir. Çünkü bu sözler Buharl'ye aittir ve onun Ata'nın bu başlıkta zikri geçen sözünü pekiştirmek içindir. Bununla birlikte bu görüş zahiri itibariyle bundan önceki başlıkta İbn Abbas'tan kaydetmiş olduğu rivayet ile çatışma halindedir. Orada: "Ay hali olup, temizleninceye kadar ona talip olunmaz" denilmektedir. Her iki rivayetin telif edilmesi mümkündür. Çünkü onun: "Ay hali olup temizleninceye kadar ona talip olunmaz" sözleriyle iddeti içerisinde kaldığı sürece kocasının da Müslüman olmasının bekleneceğini kastetmesi ihtimali bulunduğu gibi, aynı şekilde ona talip olmanın tehir edileceğini de kastetmesi ihtimal dahilindedir. Çünkü iddet bekleyen bir kadına talip olunmaz. Bu ikinci ihtimale göre her iki haber arasında bir çelişki, bir çatışma kalmamış olur. Bu hususta İbn Abbas'ın ve Ata'nın görüşlerinin zahiri ne uygun olarak Tavus, es-Sevrı ve Kufe fakihleri de görüşlerini belirtmiş, Ebu Sevr de onlara bu hususta muvafakat ettiği gibi İbnu'l-Münzir de bu görüşü tercih etmiştir. Buharı de bu görüşe meyillidir. Kufeliler ile onlara uygun kanaat belirtenler, eğer karı koca birlikte Dar-ı İslam/da iseler, kocasına bu süre içerisinde Müslüman olmasının teklif edilmesi ve onun da bunu kabul etmemesinin şart olduğunu söylemişlerdir. Katade, Malik, Şafii, Ahmed, İshak ve Ebu Ubeyd de Mücahid gibi söylemişlerdir. Şafii, Ebu Süfyan kıssasını delil gösterir. O -Meğazi'de geçtiği gibiMekke'nin fethedildiği sene Merru'z-Zahran'da Müslümanların Mekke'yi fethedecekleri günün gecesinde Müslüman olmuştu. O Mekke'ye girince karısı Ukbe'nin kızı Hind sakalından onu yakalayarak Müslüman olmasına tepki gösterince, o da karısına Müslüman olmasının uygun olacağını söylemiş, kendisi de ondan sonra Müslüman olmuş, fakat birbirlerinden ayrıldıklarına hüküm verilmediği gibi yeni bir akid de söz konusu edilmemiştir. Aynı şekilde ashab-ı kiram'dan belli bir topluluğun da hanımları kendilerinden önce İslam'a girmişlerdir. Hakım İbn Hizam, İkrime İbn Ebu Cehil ve diğerleri gibi ... Bunların nikahlarının yenilendiğine dair bir rivayet nakledilmemiştir. Bu husus Meğazi bilginlerince bilinen meşhur bir konudur. Bu konuda aralarında hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Ancak çoğunluk bunu erkeğin İslam'a girişinin kendisinden önce Müslüman olan kadının iddet süresi bitmeden önce gerçekleştiği şeklinde yorumlamışlardır. "Mücahid dedi ki: Bütün bunlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Kureyşliler arasındaki bir barış antlaşmasında idL" Karısı İslam'a girmişmüşrik bir erkeğin Müslüman olması, İslam'a giren karısının iddeti bitinceye kadar gecikecek olursa, karısının nikahı altında kalmasının caiz olduğunu kimse kabul etmişdeğildir. Bu hususta icma' bulunduğunu nakledenlerden birisi de İbn Abdilberr'dir. Bununla birlikte Zahirl mezhebine mensup bazılarının bunun caiz olduğunu söyleyip, sözü geçen iema'ı reddettiği ne de işaret etmiş bulunmaktadır. Eskiden beri bu husustaki görüş ayrılığının sabit olduğu belirtilerek icma iddiasına karşı çıkılmıştır. Böyle bir görüş (müşriğin nikahı altında kalmanın cevazı) Ali'den ve İbrahim en-Nehaı'den nakledilmiştir. Bunu İbn Ebi Şeybe onlardan güçlü yollarla rivayet etmiş bulunmaktadır. Ebu Hanife'nin hocası Hammad da bu doğrultuda fetva vermiştir. el-Hattabı bu husustaki açıklanması zor konuya cevap vererek şunları söylemiştir: Bu süre zarfında iddetin devam etmiş olması halinde -özellikle süre iki sene ve birkaç ay gibi uzun ve çoğunlukla görülmemiş türden ise- bile bu böyledir. Çünkü ay hali bazen arızı bir rahatsızlık dolayısı ile gecikebilir. Bu açıklamadan anlaşılan manayı Beyhaki de cevap olarak vermiş bulunmaktadır. Bu hususta bunun dayanak alınması daha uygundur. Müteahhir alimlerden birisi de bu hususta bir başka yol izlemiş bulunmaktadır. el-İmad İbn Kesir'in es-Sıretu'n-Nebeviyye adlı eserinde az önce geçenleri söz konusu ettikten sonra şunları söylediklerini okudum: Başkaları da şöyle demiştir: Hayır, zahiren görünen, kadının iddetinin bittiğidir. O kadın ile nikah akdi yenilenmiştir, diyenlerin rivayetinin de zayıf olduğunu ifade etmiştir. Bundan da anlaşılan şudur: Kadın İslam'a girdikten sonra kocasının İslama girişi gecikecek olursa, sırf bu sebepten dolayı nikahı fesh olmaz. Aksine başkası ile evlenmek yahut kocası Müslüman oluncaya kadar beklemek arasında muhayyerdir. Bu durumda eski kocasının nikah akdi devam eder. Bundan da başkası ile evlenmediği sürece onun karısı olduğu anlaşılmaktadır. Bunun delili ise başlıktaki hadiste yer alan: "Eğer karısı nikahlanmadan önce kocası da hicret ederse ona geri verilirdi" ifadesindeki genelliktir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Hicret edenler olarak ... " el- Ezherl der ki: Hieretin asıl anlamı bedevı (çölde yaşayan göçebe)nin çölden kasabaya yerleşik yere Çıkıp gitmesi ve orada ikamet etmesidir. Burada hicretten maksat ise, kadınların Müslümanlar olarak Mekke'den Çıkıp Medine'ye gitmeleridir. "mu'min kadınlardan bu şartı kabul edenler mihneti de (imtihan edilmeyi) de kabul etmiş oluyordu." Bununla iman şartına işaret etmektedir. Taberi'nin, el-Avfi yoluyla İbn Abbas'tan rivayet ettiği şu sözleri bundan da açıktır: "Kadınların imtihanı, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet etmeleri şeklinde idi." Yine Taberi ve el-Bezzar'ın, Ebu Nasr yoluyla İbn Abbas'tan diye naklettiği: "Onları şöyle imtihan ediyordu: Allah'a yemin olsun ki, kocama olan nefretimden dolayı çıkmadım. Allah'a yemin ederim, bir yeri beğenmediğim için bu yere gelmedim. Allah'a yemin ederim, dünyalık arayarak çıkmadım. Allah'a yemin ederim, ancak Allah ve Resulüne sevgim için çıkıp geldim, demeleri istenirdi" ile İbn Ebi Nedh'in, Mücahid'den buna yakın şu lafızIa naklettiği: "Onlara niçin geldiklerini sorunuz. Eğer kocalarına kızdıklarından, gazap ettiklerinden ya da bir başka sebepten dolayı gelmiş ve iman etmemiş iseler, onları tekrar kocalarına geri döndürünüz." Katade yoluyla gelen: "Onların imtihan edilmeleri, Allah adına yemin ederek serkeşlik sebebiyle çıkmadıklarını, ancak İslam'ı ve Müslümanları sevdikleri için çıktıklarını söylemeleri istenirdi. Bunu söylediler mi bu sözleri kabul edilirdi" şeklindeki bütün bu rivayetler, el-Avfi'nin rivayetine aykırı değildir. Çünkü onun bu rivayeti, diğerlerinde bulunmayan bir fazlalığı da kapsamaktadır. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce el-Mumtehine suresinin tefsirinde (4891 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hicret eden mu'min kadınların imtihan edilmeleri hükmünün devamı hususunda görüş ayrılığı vardır. Neshedildiği söylenmiştir. Hatta bazıları neshi üzerinde icma olduğunu dahi iddia etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا رَجُلٌ، فَكَأَنَّهُ تَغَيَّرَ وَجْهُهُ، كَأَنَّهُ كَرِهَ ذَلِكَ فَقَالَتْ إِنَّهُ أَخِي. فَقَالَ " انْظُرْنَ مَا إِخْوَانُكُنَّ، فَإِنَّمَا الرَّضَاعَةُ مِنَ الْمَجَاعَةِ ".
Aişe r.anha'dan rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girdiğinde yanında bir adam vardı. Yüzü değişir gibi oldu. Sanki bundan hoşlanmamıştı. Bunun üzerine Aişe: Bu, benim (süt) kardeşimdir, dedi. Allah Rasulü: (Süt emme dolayısıyla) kardeşlerinizin kim olduğuna iyi dikkat ediniz. Çünkü süt emmek açlıktan dolayı olandır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: 'Anneler çocuklarını iki bütün yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir.'(Bakara, 233) buyruğu dolayısıyla iki yıldan sonra süt emmek yoktur, diyenler." Buhari bununla süt emme süresi azami otuz aydır diyen Hanefilerin görüşlerine işaret etmektedir. Onların bu husustaki delilleri de yüce Allah'ın: "Onun taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. "(Ahkaf, 15) buyruğudur. Yani sözü geçen süre hem hamilelik, hem de sütten kesilme süresidir. Ancak bu oldukça garip bir tevildir. Cumhurun kabul ettiği meşhur görüş ise, bunun asgari hamilelik süresi ile azami süt emme süresinin toplam miktarını ifade ettiğidir. Nitekim Ebu Yusuf ve Muhammed İbn el-Hasen de bu görüşü benimsemişlerdir. Bunu: Ebu Hanife'nin hamileliğin azami süresinin ikibuçuk yılolduğunu söylemediği gerçeği desteklemektedir. Fakat bunun dışında bu sürenin miktarını tespit hususunda ihtilaf etmişlerdir. Yarım sene (altı ay) göz önünde bulundurulmaz denildiği gibi, iki ay göz önünde bulundurulmaz, bir ay ve ona yakın bir süre göz önünde bulundurulmaz da denilmiştir. İki seneye herhangi bir süre eklenmez de denilmiştir. Bu aynı zamanda İbn Vehb'in, Malik'ten naklettiği bir rivayettir. Cumhur da bu görüştedir. Cumhura göre süt emmek, iki yıldan sonra bir an süre dahi meydana gelmişse herhangi bir hüküm ifade etmez. Zufer de: Eğer süt ile yetiniyor, yemek ile yetinmiyor ise bu süre üç yıla kadar devam eder, demiştir. İbn Abdilberr'in ondan naklettiğine göre Züfer bununla birlikte süt ile yetinmesi şartını koştuğunu nakletmektedir. "Az olsun, çok olsun, haram kılan süt emmek." Bu ifadeler Buhari'nin bu başlıktaki ve başka yerlerdeki hadiste olduğu gibi, çeşitli haberlerde geçmiş bulunan genel hükümlere bağlı kalışını göstermektedir. Bu da Malik'in, Ebu Hanife'nin, es-Sevrı'nin, el-Evzaı'nin ve el-leys'in de görüşüdür. Ahmed'in meşhur görüşü de budur. Başkaları ise haram kılan emmenin bir emmeden fazlası olduğu kanaatindedir. Daha sonra da aralarında ihtilaf etmişlerdir. Aişe'den bunun on defa emmek olduğuna dair rivayet gelmiştir. Bunu Malik, Muvatta'da rivayet etmistir. Hafsa'dan da böyle bir rivayet gelmiştir. Yine Aişe'den yedi defa süt emek rivayeti nakledilmiştir. Bunu da İbn Ebi Hayseme sahih bir sened ile Abdullah İbn ZUbeyr'den, o Aişe'den diye rivayet etmiştir. Abdurrezzak da sahih bir sened ile ondan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bilinen beş defa süt emmekten aşağısı haram kılmaz." Şafii de bu görüşü benimsemiştir. Aynı zamanda Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. İbn Hazm da bu görüşü benimsemiştir. "Kardeşlerinizin kim olduğuna dikkat ediniz." Yani bu hususta gerçekleşmiş olanı iyice tesbit ediniz. Acaba o, süt emme zamanı ve emme miktarı bakımından şartlarına uygun sahih bir süt emme midir, değil midir? Çünkü süt emmekten dolayı sözkonusu olan hüküm, ancak öngörülen şartlara göre meydana gelen süt emme halinde ortaya çıkar. Mühelleb dedi ki: Yani bu kardeşliğin sebebinin ne olduğunu iyice düşününüz. Çünkü süt emmek yoluyla haramlık, ancak küçük yaşta meydana gelen haramlık hakkındadır ki, süt emme, açlığı giderebilsin. Ebu Ubeyd dedi ki: Bunun anlamı şudur: Acıkan çocuğu doyuran ve açlığını gideren, eğer süt emmek yoluyla alınan sütse bu kardeşlik ortaya çıkar. Yoksa sütanne olmaksızın başka gıdalar ile besleniyorsa olmaz. "Süt emmek açlıktan dolayı olandır." Bu buyruk, süt annenin sütü ile beslenildiği takdirde haramlığın ortaya çıkacağına delil gösterilmiştir. Bu süt ister içmek, ister yemek suretiyle olsun, fark etmez. Çünkü bu, açlığı gideren bir haldir. Bu da sözü geçen bütün şekillerde bulunan bir vasıftır. O halde habere ve haberin anlamına da uygun bir kanaattir. Cumhur da böyle demiştir ama Hanefiler hukne yoluyla alınmasını istisna etmişlerdir. Fakat bu hususta el-leys ile Zahiriye'ye mensup olanlar muhalefet etmiş ve şöyle demişlerdir: Haram kılan süt emmek, ancak memenin ağza alınması ve memeden sütün emilmesi yoluyla olur. Ancak İbn Hazm'a karşı şu görüş ileri sürülmüştür: Onların bu açıklamalarına göre Salim'in kendisine yabancı bir kadın olan Sehle'nin memesini ağzına almasını kabul etmek, açıklanması zor bir durum olur. Kadı !yad bu açıklanması zor duruma şu şekilde cevap vermiştir: Sehle'nin sütünü bir kaba sağdıktan sonra onun memesine dokunmadan sütü içmiş olı:na ihtimali vardır. Nevevi der ki: Bu güzel bir ihtimaldir. Fakat bunun İbn Hazm'a bir faydası yoktur. Çünkü İbn Hazm süt emmek hususunda meme ağza alınmadıkça yeterli kabul etmez. Ama Nevevi onun adına böyle bir şey ihtiyaçtan ötürü affedilmiştir, diye cevap vermiş ve bunu süt emmenin ancak küçük yaşta iken muteber olacağına delil göstermiştir. Çünkü süt ile açlığın giderilmesi mümkün olan hal, küçüklük halidir. Büyüklük hali değildir. Bunun ölçüsü ise başlıkta geçtiği üzere tam iki yıldır. Daha önce zikredilmiş bulunan İbn Abbas yoluyla gelen hadis ile Ümmü Seleme'nin hadisindeki şu ifadeler de buna delildir: "Bağırsaklara ulaşıp onların içinden vücuda yayılan ve sütten kesilmeden önce olan dışında süt emmek, sözkonusu değildir." Tirmizi ve İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir. Kurtubi dedi ki: Hadis-i şerifteki: "Süt emmek açlıktan dolayı olandır" buyruğunda küçük çocuğun süt ile yetinip, yemeğe ayrıca ihtiyacının bulunmadığı sürede süt emmenin göz önünde bulundurulacağına dair açık ve külli bir kaide tespit edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu husus yüce Allah'ın: "Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir" buyruğu da bunu desteklemektedir. Çünkü bu buyruk, bu sürenin adeten ihtiyaç duyulan ve şer'an muteber olan azami süt emme süresini göstermektedir. Bundan sonra ise çocuğun adeten süt emmeye ihtiyacı olmadığından şer'an muteber değildir. Çünkü nadiren görülen olayların bir hükmü yoktur. Yaşı büyük bir kimseye süt emzirmenin itibara alınması ise yabancının ondan süt emmesi suretiyle kadının hürmeti (saygınlığı ve açılmaması gereken avreti açılmak suretiyle) çiğnenmiş olur. Çünkü onun memesini ağzına almak suretiyle dahi olsa kadının avretini görmüş olur. Derim ki: Bu son açıklama çoğunlukla görülen hal ile ilgili ve süt emmekte memenin ağza alınmasını şart koşanların görüşlerine yöneliktir. Hadisten aynı şekilde kadının kendisi ile birlikte süt emdiğini itiraf ettiği kimselerin, kadının yanına girmesinin caiz olduğu, böylelikle o erkeğin kadının kardeşi olacağı, itiraf ettiği kimseler hakkında görüşünün kabul edileceği, kocanın karısına erkekleri evine almasının sebebini soracağı, bu hususta ihtiyatlı davranılıp, iyice düşünülmesi gerektiği de anlaşılmaktadır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنهما ـ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً، فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ، ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى، ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضِهَا، فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ. وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ إِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ، حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ. وَزَادَ فِيهِ غَيْرُهُ عَنِ اللَّيْثِ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ لَوْ طَلَّقْتَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ، فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا.
Nafi'den rivayete göre; "Ömer İbn el-Hattab'ın oğlu r.a. altındaki bir hanımı ay hali iken bir talak ile boşadı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona karısına dönmesini, sonra da temizleninceye kadar nikahı altında tutmasını, sonra onun yanında iken bir daha ay hali oluncaya kadar bekletmesini, daha sonra da o ay halinden temizleninceye kadar ona mühlet vermesini emir buyurdu. Eğer onu boşamak isterse onunla dma' etmeden önce temizleneceği zaman onu boşasın. İşte şanı yüce Allah'ın kadınların boşanmasını emir buyurduğu iddet budur. Abdullah'a bu husus sorulduğuvakit, soranlardan birisine şu cevabı verirdi: Şayet sen karını üç talak ile boşamış isen senden başka bir koca ile nikahlanmadıkça sana haram olur. Bu hadiste ondan (ravilerden olan Kuteybe'den) başkası el-leys'ten şu fazlalığı da zikretmiştir: Bana Nafi tahdis etti, İbn Ömer dedi ki: "Eğer bir ya da iki defa talak vermişsen (karına dönebilirsin). Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bu şekilde hareket etmemi emir buyurmuştur." Fethu'l-Bari Açıklaması: İddet içerisinde "kocaları onları geri almaya daha çok hak sahibidirler" buyruğu. Hadiste geçen "Allah'ın emrine boyun eğdi" ifadesi, Allah'a itaat etti ve emrin gereğini yerine getirdi anlamındadır. İlim adamlarının icma'ına göre hür bir kimse zifafa girdikten sonra hür karısını bir ya da iki talak ile boşadığı takdirde, -kadın bundan hoşlanmazsa dahi- onu ric'at ile geri almaya daha bir hak sahibidir. Eğer iddet bitinceye kadar karısına dönmeyecek olursa onun için yabancı bir kadın olur. Yeni bir nikah yapılmadıkça ona tekrar hela! olmaz. Selef erkeğin ne yaptığı takdirde ric'at (hanımına talaktan vazgeçipdönmüş) olacağı hususunda görüş ayrılığı içerisindedir. el-Evzaı: Karısı ile cima' edecek olursa ona ric'at yapmış olur, demektedir. Bu görüş aynı şekilde tabiinden bazılarından da rivayet edilmiştir. Malik ve İshak da bununla ric'ati niyet etmek şartı ile böyle demişlerdir. Kufeli ilim adamları da el-Evzaı gibi demiş ve şunu eklemişlerdir: Şehvetle . ona dokunsa yahut şehvetle fercine baksa da ric'at yapmış olur. Şafii de: Ric'at, ancak söz ile olur, demiştir. Cinsel ilişki kurmanın caiz ya da haram olduğu, bu husustaki görüş ayrılıklarına dayanır. Şafii'nin delili şudur: Talak nikahı ortadan kaldırır. Bunun ilk olarak açıkça etkilediği husus ise cinsel ilişkinin helalolup olmamasıdır. Çünkü helal oluş, nikahta söz konusu olması caiz olan bir anlamdır. Müşriklerden birisinin Müslüman olması, daha sonra ise iddet içerisinde diğerinin Müslüman olması halinde olduğu gibi. Aynı şekilde oruç, ihram ve ay hali gibi hallerde söz konusu olamayacağı da bu türdendir. Ama daha sonra bu hususların ortadan kalkması ile dma' tekrar helal olur. Caiz olduğunu söyleyenler de nikahın zeval bulması halinde kadının ancak yenibir akit ile tekrar alınabileceğini, ric'l talak ile boşanmış bir kadın ile hul' yapmanın sahih olacağını ve (birinciden sonra) ikinci talakın da vuku bulacağını delil göstermişlerdir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ، تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى}. قَالَتِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ وَهْوَ وَلِيُّهَا، فَيَتَزَوَّجُهَا عَلَى مَالِهَا، وَيُسِيءُ صُحْبَتَهَا، وَلاَ يَعْدِلُ فِي مَالِهَا، فَلْيَتَزَوَّجْ مَا طَابَ لَهُ مِنَ النِّسَاءِ سِوَاهَا مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Eğer yetim kızlara adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız ... " (en-Nisa, 4/3) buyruğu hakkında dedi ki: "Sözü edilen yetim kız, velisi olan bir erkeğin velayetinde bulunması halidir. Bu kızın malı dolayısıyla velisi onunla evlenir, ama onunla iyi geçinmez, malı hususunda ona adaletli davranmazdı. Böyle bir kişi (onunla değil de) onun dışında, kendisinin hoşuna giden (helalolan) başka kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere evlensin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "İkişer, üçer, dörder" buyruğu dolayısı ile dörtten fazla kadın ile evlenemez." Başlıkta sözü geçen bu hüküm, icma' ile kabul edilmiş bir hükümdür. Bundan muhalif kanaat belirtmesine itibar edilmeyen Hatız! ve buna benzer kimselerin kanaatleri istisnadır. Bunların Nebi s.a.v.'in aynı zamanda dokuz hanımı nikahı altında bulundurduğunu delil göstermeye kalkışmalarına karşı, dörtten fazla hanım ile evli bulunurken Müslüman olan kimselere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dörtten fazla olan kadınları boşamakla emretmesi delil gösterilmektedir. Çünkü böyle bir emri o Gaylan İbn Seleme'ye ve başkalarına vermiş durumdadır. Bu husus Sünen kitaplarında rivayet edilmiştir. O halde bu emri vermiş olması bunun (dörtten fazla hanımı bir arada nikahı altında bulundurmanın) Nebi efendimizin özelliklerinden olduğunun delilidir. (Ali İbn el-Hüseyn) dedi ki: Yani Ali İbn el-Hüseyin İbn Ali İbn Ebi Talib dedi ki: "Buyruk ikişer, yahut üçer, yahut dörder demektir" şeklinde açıklamıştır. Bu açıklamasıyla ayet-i kerimedeki "vav: ve" edatının "ev: yahut, veya" anlamında olduğunu anlatmak istemektedir. O halde bu, çeşitlendirmek anlamını verir yahut amile atfeden bir edattır, bu durumda ifadenin takdiri de şöyle olur: O halde hoşunuza giden (ve sizin için helalolan) kadınlardan iki tane nikahlayınız ve size helalolan kadınlardan üç tane nikahlayınlZ ... şeklindedir. Bu da Rafızilere karşı verilecek ve onların görüşlerini reddeden delillerin en güzellerindendir. Çünkü bu Zeynu'ı-Abidin'in bir açıklaması ve tefsiridir. O da onların sözlerine başvurdukları ve masum olduklarına inandıkları imamlarındandır