İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5389

Food, Meals

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أُمَّ حُفَيْدٍ بِنْتَ الْحَارِثِ بْنِ حَزْن ٍ ـ خَالَةَ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا، فَدَعَا بِهِنَّ فَأُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، وَتَرَكَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَالْمُسْتَقْذِرِ لَهُنَّ، وَلَوْ كُنَّ حَرَامًا مَا أُكِلْنَ عَلَى مَائِدَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ أَمَرَ بِأَكْلِهِنَّ‏.‏

İbn Abbas'tan rivayete göre "İbn Abbas'ın teyzesi olan el-Haris b. Hazm'in kızı Ümmü Tufeyl, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir miktar tereyağı, keş ve birkaç keler hediye etmişti. O da bunların getirilmesini emir buyurdu. Sofrası üzerinde bunlar yenildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. onlardan tiksinmiş gibi o kelerleri yiyemedi. Eğer kelerlerin yenilmesi haram olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sofrası üzerinde bunlar yenilmez ve yenilmelerini de emretmezdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnceltilmiş ekmek ve masa üstünde ve sofrada yemek yemek." İnceltilmiş ekmek ile ilgili olarak Iyad şunları söylemektedir: İnceıtilmiş ekmektenmaksat, beyaz ekmek ve benzeri ekmekler gibi yumuşatılmış, güzelleştirilmiş ekmek demektir. İnceltmek (terklk) yumuşatmak anlamındadır. Çünkü o dönemde Araplarda elek yoktu. İnceltilmiş (anlamındaki murakkak) lafzı bazen ince ve geniş ekmek anlamına da gelir. İbnu'l-Cevzl de şöyle demiştir: Bu, hafif olan ekmek anlamındadır. Kendisi ile (hamurun) inceltildiği tahta (merdane) olan er-Rikak'tan alınmış gibidir. Masa, üzerinde yemek bulunmayan, yemek yenilen araçtır. Sofra ise üzerinde yemek konulan örtü hakkında kullanılması meşhurdur, ama asıl anlamı yemeğin kendisidir. "Enes'in ekmek pişiricisi yanında iken biz de Enes'in yanında idik." Taberanı'de Raşid b. Ebi Raşid yoluyla şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes'in kendisine bazı kurutmalar yapan, on iki tür yemek pişiren ve ona elenmiş undan ekmek pişirip tereyağı ile yoğuran bir kölesi vard!." Elenmiş un (el-huvarı) ardı arkasına defalarca elenen has un demektir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne inceltilmiş ekmek, ne de közde kızartılıp kebap yapılmış koyun yedi." el-Mesmut (közde kızartılıp kebap yapılmış), sıcak su ile tüyleri izale edildikten sonra derisi ile közde pişirilen ya da tencerede haşlanarak pişirilen ete denilir. Bu şekildeki pişirme, körpe ve yaşı küçük olanlar için söz konusudur. Böyle bir iş iki bakımdan mutı'ef (varlıklı ve rahat) yaşayan kimselerin işlerindendir. Birincisi eğer hayatta kalacak olsaydı, değeri artacak olan bir hayvanı erken dönemde kesmektir. İkincisi ise derisi soyulan bir hayvanın postundan giyecek olarak ya da başka bir şekilde yararlanılır. Ancak bu şekilde pişirmek deriyi kullanılmaz hale getirir. İbn Battal el-Masmut'un közde kızartılarak pişirilmiş olduğu kanaatini kabul etmiştir. "Sukurruce'de" İbn Mekkl der ki: Sukurruce, içinde yemek yenen küçük kaplara denilir. Hocamız da "TirmiziŞerhi" adlı eserinde şunları söylemiştir: Nebi efendimizin sukurruce (denilen küçük tabaklarda) yemek yememesi ya o dönemde onların beldesinde bunların yapılmayışından dolayıdır yahut bu kapları küçük bulduğundan ötürüdür. Çünkü yemek etrafında bir araya gelip toplanmak onların adeti idi. "Hişam, babasından ve Vehb b. Keysan'dan." Buradaki İbnu'z-Zubeyr, Abdullah b. ez-Zubeyr'dir. Şam ehlinden maksat ise Haccac b. Yusufun askerleridir. Onlar Abdulmelik b. Mervan tarafından görevlendirilmişlerdi ve onunla savaşıyorlardı. Yahut daha önce Yezid b. Muaviye'nin emri üzere onunla savaşmış bulunan el-Husayn b. Numeyr'in askerleri de olabilirler. "Ben kuşağımı ortadan ikiye böldüm ve bir parçası ile kırbasının ağzını bağladım." Medine'ye hicret bahsinde Ebu Bekr es-Sıddık'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Medine'ye hicret ettiğinde bunu böyle yapmasını em rettiği geçmiş bulunmaktadır. "Bu ayıbı, senden uzak bir çirkinliktir." Buradaki "şekat (çirkinlik)" çirkin bir sözü yüksek sesle söylemek demektir. Zahir lafzı ise uzak anlamındadır. el-Hattabı dedi ki: Yani bu, senden kaldırılmış bir çirkinliktir. Dolayısıyla bunun seninle ilgisi yoktur

Sahîh-i Buhârî, 5389

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ فَقُلْتُ هَلْ أَكَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ فَقَالَ سَهْلٌ مَا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ مِنْ حِينَ ابْتَعَثَهُ اللَّهُ حَتَّى قَبَضَهُ اللَّهُ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ هَلْ كَانَتْ لَكُمْ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنَاخِلُ قَالَ مَا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْخُلاً مِنْ حِينَ ابْتَعَثَهُ اللَّهُ حَتَّى قَبَضَهُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ كَيْفَ كُنْتُمْ تَأْكُلُونَ الشَّعِيرَ غَيْرَ مَنْخُولٍ قَالَ كُنَّا نَطْحَنُهُ وَنَنْفُخُهُ، فَيَطِيرُ مَا طَارَ وَمَا بَقِيَ ثَرَّيْنَاهُ فَأَكَلْنَاهُ‏.‏

Ebu HazimIden, dedi ki: "Sehl b. Sa'd'a sordum ve: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beyaz undan yapılmış ekmek yedi mi, dedim. Sehl dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah onun ruhunu kabzettiği vakte kadar beyaz undan yapılmış ekmek görmedi bile. Ebli Hazim dedi ki: Peki RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde sizin elekleriniz var mıydı, diye sordum. Sehl: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah ruhunu kabzettiği vakte kadar elek görmedi, dedi. Ebli Hazim dedi ki: Peki, siz elenmeden arpa (ekmeğini) nasıl yerdiniz, diye sordum, o: Arpayı öğütür ve ona üflerdik. Uçan uçar, geriye kalanı ise yoğurarak yerdik, dedi

Sahîh-i Buhârî, 5413
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا فَرَغَ مِنْ طَعَامِهِ ـ وَقَالَ مَرَّةً إِذَا رَفَعَ مَائِدَتَهُ ـ قَالَ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي كَفَانَا وَأَرْوَانَا، غَيْرَ مَكْفِيٍّ، وَلاَ مَكْفُورٍ ـ وَقَالَ مَرَّةً الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّنَا، غَيْرَ مَكْفِيٍّ، وَلاَ مُوَدَّعٍ ـ وَلاَ مُسْتَغْنًى، رَبَّنَا ‏"‏‏.‏

Ebu Umame'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini bitirdi mi -ravi bir defasında: Yemeğini kaldırdı mı, dedi- şöyle dua ederdi: Elhamdulillahillezi kefana ve ervana gayra mekfiyyin ve la mekfurin -bir defasında da: leke'l-hamdu Rabbena gayra mekfiyyin ve la muveddain ve la müstağnen Rabbena demiştir.-: --- Meali: Bize kifayetiyle rızık veren, bizi susuzluktan kurtarıp sulayan Allah'a, kafi görülmeyecek ve nimeti inkar olunmayacak bir hamd ile Allah'a hamdolsun. -Bir seferinde de: Rabbimiz hamd sanadır. Kafi görülmeyerek ve terk olunmayarak ve müstağni olunmayarak yapılan hamd yalnız sanadır Rabbimiz, demiştir." --- Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemeği bitirdikten sonra neler söyleneceği. .. " İbn Battal dedi ki: Yemekten sonra hamd etmenin müstehap oluşu üzerinde ilim adamları ittifak etmişlerdir. "Kafi görülmeyerek." İbn Battal dedi ki: Bu ibarenin, kabı ters çevirdim anlamındaki: "Kefa'tu'l-inae"den gelme ihtimali vardır. Yani bağışladığı nimetleri kendisine geri çevrilmeyen demek olur. İbnu't-TIn de şöyle açıklamıştır: Başka kimseye muhtaç olmayan, aksine kullarına yediren ve ihtiyaçlarını yeteri kadarıyla karşılayan odur demektir. el-Kazzaz da şöyle demiştir: Yani ben kendi başıma bu ihtiyaçlarımı karşılamak noktasında kendime yetmem demektir. İbnu'l-Cevzi de Ebu Mansur elCevalikl'den şunu nakletmektedir: Doğrusu, bunun hemzeli mükafat lafzından geldiğidir. Yani Allah'ın nimetine kafi gelecek şekilde karşılık verilemez. Derim ki: Bu lafız bu şekilde (yani hemzeli olarak) Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste sabittir. Fakat bu başlıktaki hadiste ye ile (kafi görülmeyecek anlamında) "gayra mekfiyyin" şeklindedir. Her birisinin ayrı bir manası vardır. "Ve la mekfQrin: inkar edilmeyerek" yani lütfu ve nimetleri inkar olunmayarak. "Ve la muveddain: Terk olunmayan", terk edilmeyen, bırakılmayan, demektir

Sahîh-i Buhârî, 5459
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ فَلاَ يَمْسَحْ يَدَهُ حَتَّى يَلْعَقَهَا أَوْ يُلْعِقَهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizden herhangi bir kimse yemek yedikten sonra elini (parmaklarını) yalamadıkça yahut yalatmadıkça silmesin" diye buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Valamadıkça", kendisi yalamadıkça ... "yahut yalatmadıkça", başkasına yalatmadıkça ... NeveVi dedi ki: Maksat bundan tiksinmeyen zevcesi, cariyesi, hizmetçisi, çocuğu gibi başkasına yalatmasıdır. Hadis bu işten tiksinerek parmaklan yalamayı mekruh görenlerin kanaatini reddetmektedir. Evet, yemek esnasında bunu yaparsa bu tiksinti husule gelebilir. Çünkü tekrar parmaklannı üzerlerinde tükürüğünün izleri bulunduğu halde yemeğe daldırır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Yemekten sonra eli silmek müstehaptır. Kadı lyad dedi ki: Silmek ayrıca yıkamaya ihtiyaç göstermeyen şeyler içindir. Elin daldırılması ve ancak yıkama ile giderilebilecek bir nemlilik gibi haller müstesnadır. Çünkü hadis-i şerifte el yıkamak teşvik edilmiş, bunu terk etmek de sakındırılmıştır. Evet, böyle demiştir. Fakat bu başlıktaki hadis parmakların yalanmadan önce ellerin yıkanmasının ve silinmesinin men edilmesini gerektirmektedir. Çünkü bu işler yapılmadan parmakların yalanması açıkça emredilmiş bulunmaktadır. Bu da bereketin hasılolması içindir. Kokunun giderilmesi için parmakların yalanmasından sonra yıkanmasının muayyen bir mendub olacağı da doğrudur. İşte onun işaret ettiği hadis de böyle yorumlanır. Bu hadisi Ebu Davud, Müslim'in şartına göre sahih bir sened ile Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Ebu Hureyre hadisi Nebi efendimize ref ederek şöyle demiştir: "Her kim elinde yemek bulaşığı bulunduğu halde onu yıkamadan uyur ve ona herhangi bir şey isabet ederse kendinden başka kimseyi kınamasın." 2- Örfe göre değersiz ve önemsiz olsa bile yenilen ya da içilen şeyler gibi Allah'ın lütfundan olanhiçbir şeyin ihmal edilmemesinin özenle devam ettirilmesine işaret edilmektedir

Sahîh-i Buhârî, 5456
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ، اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ قَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ ثَوْبِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلِطَعَامٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي مَا عِنْدَكِ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ عَلَيْهِ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَأَدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى أَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ رَجُلاً أَوْ ثَمَانُونَ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik b. Enes'e, İshâk b. Abdillah b. Ebî Talha'dan dinlediğim, onun da Enes b. Mâlik'den dinlediği şu hadîsi okudum: Enes şöyle diyormuş: Ehû Taİha Ümmü Süleym'e dediki: Ben ResûlulIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sesini zayıf işittim. Onda açlık olduğunu biliyorum. Senin yanında bir şey var mı? Ümmü Süleym: — Evet! dedi ve arpa ekmeğinden birkaç parça çıkardı. Sonra kendisinin bir baş örtüsünü alarak bir kısmına ekmeği sardı, sonra onu benim elbisemin altına tıktı. Bir kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gönderdi. Ben ekmeği götürdüm ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde otururken buldum. Beraberinde cemaat vardı. Başlarında durdum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Seni Ebû Talha mı gönderdi?» diye sordu. — Evet! dedim. «Yemek için mi?» dedi. — Evet! cevâbını verdim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beraberindekilere ; «Kalkın!» dedi ve yürüdü. Ben de önlerinde yürüdüm ve Ebû Talha'ya gelerek ona haber verdim. Ebû Talha: — Ey Ümmü Süleym! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cemaatla geldi. Halbuki bizde onları doyuracak bir şey yoktur, dedi. Ümmü Süleym : — Allah ve Resulü bilir, cevâbını verdi. Derken Ebû Talha giderek, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıktı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onunla beraber gelerek eve girdiler. Müteakiben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Nen varsa getir, ya Ümmü Süleym!» dedi. O da bu ekmeği getirdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emir buyurarak ekmeği parçalattı. Üzerine de Ümmü Süleym tulumundan yağ sıkarak onu katıklattı. Sonra bu ekmek hakkında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah ne dilediyse onu söyledi. Sonra : «On kişiye izin ver!» dedi. Ebû Talha da onlara izin verdi. Ve yediler. Nihayet doydular, sonra çıktılar. Sonra (tekrar) ; «On kişiye izin ver!» buyurdu. Böylece cemaatın hepsi yediler ve doydular. Bu cemâat yetmiş yahut seksen kişi idi

Sahîh-i Müslim, 5316
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّهُ قِيلَ لَهُ أَكَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ يَعْنِي الْحُوَّارَى فَقَالَ سَهْلٌ مَا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ ‏.‏ فَقِيلَ لَهُ هَلْ كَانَتْ لَكُمْ مَنَاخِلُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا كَانَتْ لَنَا مَنَاخِلُ ‏.‏ قِيلَ فَكَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ بِالشَّعِيرِ قَالَ كُنَّا نَنْفُخُهُ فَيَطِيرُ مِنْهُ مَا طَارَ ثُمَّ نُثَرِّيهِ فَنَعْجِنُهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ عَنْ أَبِي حَازِمٍ ‏.‏

Sehl b. Sa’d (r.a.)’den rivâyete göre, kendisine şöyle soruldu: “Rasûlullah (s.a.v.), elenmiş has undan yapılmış ekmek yedi mi?” Sehl dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Allah’a kavuşuncaya kadar has undan yapılmış ekmeği görmedi. Yine Sehl’e şöyle denildi: Rasûlullah (s.a.v.) zamanında un elemek için elek var mıydı? Buna cevaben eleğimiz yoktu diye cevap verdi. O halde arpayı nasıl yapıyordunuz? Diye soruldu; Dedi ki: Üfürürdük kepeğinden uçan uçardı sonra onu ıslatır hamur yapardık. Diğer tahric: İbn Mâce, Etıme Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Mâlik b. Enes bu hadisi Ebû Hazîm’den rivâyet etmiştir

Sünen-i Tirmizî, 2364
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، وَسُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، سَأَلْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ هَلْ رَأَيْتَ النَّقِيَّ قَالَ مَا رَأَيْتُ النَّقِيَّ حَتَّى قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ فَقُلْتُ فَهَلْ كَانَ لَهُمْ مَنَاخِلُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ مَا رَأَيْتُ مُنْخُلاً حَتَّى قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ قُلْتُ فَكَيْفَ كُنْتُمْ تَأْكُلُونَ الشَّعِيرَ غَيْرَ مَنْخُولٍ قَالَ نَعَمْ نَنْفُخُهُ فَيَطِيرُ مِنْهُ مَا طَارَ وَمَا بَقِيَ ثَرَّيْنَاهُ ‏.‏

Ebû Hazım (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Ben, Sehl bin Sa'd (r.a.)'e: Sen elenmiş un'dan yapılma arı beyaz ekmek gördün mü? dîye sordum. Sehl: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben elenmiş undan mamul arı, beyaz ekmek görmedim, diye cevab verdi. Ben: Peki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken sahâbîlerin un elekleri var mıydı? diye sordum. Sehl: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben hiç bir un eleğini görmedim, dedi. Ben: O halde siz arpa ununu elenmemiş olarak nasıl yiyiyordunuz? diye sordum. Sehl: Evet biz (değirmende öğütülen arpa) ununu (kabuğu gitsin diye) üflerdik. Böylece un (kabuğun) dan uçan kısım uçardı. Kalan (kabuklar)ı da su ile yumuşatıp yoğururduk, dedi. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup ravileri güvenilir zatlardır

Sünen-i İbn Mâce, 3335

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.