Sahîh-i Buhârî · 5459
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا فَرَغَ مِنْ طَعَامِهِ ـ وَقَالَ مَرَّةً إِذَا رَفَعَ مَائِدَتَهُ ـ قَالَ " الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي كَفَانَا وَأَرْوَانَا، غَيْرَ مَكْفِيٍّ، وَلاَ مَكْفُورٍ ـ وَقَالَ مَرَّةً الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّنَا، غَيْرَ مَكْفِيٍّ، وَلاَ مُوَدَّعٍ ـ وَلاَ مُسْتَغْنًى، رَبَّنَا ".
Ebu Umame'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini bitirdi mi -ravi bir defasında: Yemeğini kaldırdı mı, dedi- şöyle dua ederdi: Elhamdulillahillezi kefana ve ervana gayra mekfiyyin ve la mekfurin -bir defasında da: leke'l-hamdu Rabbena gayra mekfiyyin ve la muveddain ve la müstağnen Rabbena demiştir.-: --- Meali: Bize kifayetiyle rızık veren, bizi susuzluktan kurtarıp sulayan Allah'a, kafi görülmeyecek ve nimeti inkar olunmayacak bir hamd ile Allah'a hamdolsun. -Bir seferinde de: Rabbimiz hamd sanadır. Kafi görülmeyerek ve terk olunmayarak ve müstağni olunmayarak yapılan hamd yalnız sanadır Rabbimiz, demiştir." --- Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemeği bitirdikten sonra neler söyleneceği. .. " İbn Battal dedi ki: Yemekten sonra hamd etmenin müstehap oluşu üzerinde ilim adamları ittifak etmişlerdir. "Kafi görülmeyerek." İbn Battal dedi ki: Bu ibarenin, kabı ters çevirdim anlamındaki: "Kefa'tu'l-inae"den gelme ihtimali vardır. Yani bağışladığı nimetleri kendisine geri çevrilmeyen demek olur. İbnu't-TIn de şöyle açıklamıştır: Başka kimseye muhtaç olmayan, aksine kullarına yediren ve ihtiyaçlarını yeteri kadarıyla karşılayan odur demektir. el-Kazzaz da şöyle demiştir: Yani ben kendi başıma bu ihtiyaçlarımı karşılamak noktasında kendime yetmem demektir. İbnu'l-Cevzi de Ebu Mansur elCevalikl'den şunu nakletmektedir: Doğrusu, bunun hemzeli mükafat lafzından geldiğidir. Yani Allah'ın nimetine kafi gelecek şekilde karşılık verilemez. Derim ki: Bu lafız bu şekilde (yani hemzeli olarak) Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste sabittir. Fakat bu başlıktaki hadiste ye ile (kafi görülmeyecek anlamında) "gayra mekfiyyin" şeklindedir. Her birisinin ayrı bir manası vardır. "Ve la mekfQrin: inkar edilmeyerek" yani lütfu ve nimetleri inkar olunmayarak. "Ve la muveddain: Terk olunmayan", terk edilmeyen, bırakılmayan, demektir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، كَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً كَثِيرًا، فَأَسْلَمَ فَكَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً قَلِيلاً، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَأْكُلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرَ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre "Bir adam çokça yemek yerdi. Müslüman olduktan sonra çok az yemek yemeğe başladı. Bu durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarılınca o: Mu'min tek bir bağırsak için yer, kafir ise yedi bağırsak için yer, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben Allah'a ve Rasulüne iman ediyorum, dedi." Bundan dolayı ilim adamları hadisi ileride açıklaması geleceği üzere zahirinden anlaşılan bir başka anlama yorumlamakta ittifak etmişlerdir. Hadisin ne anlama geldiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Zahirinden anlaşılanın kastedilmediği ama asıl maksadın, mu'minin dünyadaki zahidliğini, kafir'in de dünyaya karşı tutkusunu bir örnekle açıklamak olduğu söylenmiştir. mu'min kimsenin dünyadan az nasip almak istemesi dolayısıyla o tek bir bağırsak için yemek yer. Kafir ise dünyaya şiddetli şekilde bağlı ve istekli olduğundan, çokça dünyalığa sahip olmak istediğinden yedi bağu'sak için yer (gibidir). Yoksa maksat gerçek manasıyla bağırsaklar da değildir, özelolarak yemeğin miktarı da değildir. Maksat sadece birisinin dünyadan az bir şeyleralmaya çalıştığını, diğerinin ise olabildiği kadar çok almaya gayret ettiğini anlatmaktır. Sanki dünyayı ele geçirme isteğini yemek ile bunun sebep ve yollarını da bağırsaklar ile ifade etmiş gibidir. Aradaki ilişki de açıkça anlaşılmaktadır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: mu'min helal yer, kafir ise haram yer. Varlık aleminde helal olan şeyler ise haramlardan daha azdır. Bu açıklamayı da İbnu't-Tin nakletmiştir. Maksadın, mu'minin çok yemek yemenin, kafirin niteliği olduğunu bilmesi halinde az yemek yemeye teşvik edilmesi olduğu da söylenmiştir. Çünkü mu'minin kendisi kafirin niteliğine sahip olmaktan nefret eder. Çok yemek yemenin kafirlerin niteliğinden olduğuna yüce Allah'ın şu buyruğu da•delil teşkil etmektedir: "Kafirler ise, onlar faydalanırlar ve davarların yediği gibi yerler.''(Muhammed, 12) Aksine, hadis zahiri üzeredir de denilmiştir. Daha sonra bu görüşte olanlar farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Birinci açıklamaya göre hadis muayyen bir şahıs hakkında varid olmuştur. "Kafir" lafzının başındaki lam, cins için değil, ahi d içindir. Bu görüşü İbn Abdilben- kesin bir ifade ile dile getirerek şöyle demiştir: Hadisin genelolarak yorumlanmasına imkan yoktur. Çünkü müşahede böyle bir anlamı kabil değildir. Nice kafirler vardır ki mu'minden daha az yemek yer, aksi de söz konusudur. Nice kafir vardır ki Müslüman olduktan sonra yediği yemek miktarında bir değişiklik olmamıştır. İkinci görüşe göre ise hadis, çoğunlukla görülen için variddir. Gerçek sayı da kastediimiş değildir. Bunlar yedi sayısının çokluğu anlatmak için özelolarak kullanılan bir mübalağa kipi olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah'ın: "Deniz de ardından yedi deniz daha ona (mürekkep olup) katılsa ... "(Lukman, 27) buyruğunda olduğu gibi. Yani mu'minin özelliği az yemek ile yetinmektir. Çünkü o ibadetin sebepleri olan şeylerle meşguldür. Diğer taraftan şeriatın yemekten kastı, açlığı gidermek, insanın bünyesini ayakta tutmak, ibadete yardımcı olmak olduğunu bilir. Ayrıca daha fazla yemesi halinde hesaba çekilmekten de korkar. Kafir ise tamamen farklı bir durumdadır. O, şeriatın maksadının durduğu yerde durmaz. Bilakis kafir nefsinin, şehvetinin peşinden gider ve haramın sorumluluklarından korkmaksızın arzu ve isteklerini alabildiğine yerine getirmeye çalışır. Böylelikle mu'minin -sözünü ettiğimiz sebepler dolayısıyla- kafirin yediklerine nispet edilmesi halinde, onun yediği miktarın yedide biri gibi görülür. Fakat bu her mu'min ve kafir hakkında genelolarak böyle olmasını gerektirmez. mu'minler arasında ya adeten yahut dahili bir hastalık sebebiyle ya da bir başka sebep dolayısıyla arızı bir durumdan ötürü çokça yiyebilenler olabilir. Kafirler arasında da ya doktorların görüşlerine uygun sağlığına riay.et yahut rahiplerin görüşlerine uygun riyazet amacı ile az yemek yiyen bulunabilir ya da midenin güçsüzlüğü gibi arızi bir sebeple az yiyebilir. et-TIb! dedi ki: Sözün özü şudur: Zühde yönelmek ve açlığı giderecek kadarına kanaatgöstermek tutkusu, kafirin aksine mu'minin şanındandır. Eğer bu niteliğe uymayan bir mu'min ya da bir kafir bulunacak olursa bundan hareketle hadisin tenkidi cihetine gidilemez. Üçüncü görüşe göre bu hadiste mu'minden kasıt, imanı tam mu'mindir. Çünkü Müslümanlığı güzel, imanı kamilolan bir kimsenin düşüncesi, sonunda karşı karşıya kalacağı ölüm ile ölümün sonrası ile meşgul olur. Bu şekilde ileri derecedeki korkusu, çokça tefekkürü ve nefsine karşı şefkati, arzu ve isteklerinin tamamını yerine getirmesine engel olur. Aç gözlülük ise kafirin şanındandır. Bundan dolayı o, hayvanın yediği gibi saldırırcasına yer. Bünyesini ayakta tutmak için gözettiği bir masıahattan ötürü yemez. Ancak el-Hattabi bu açıklamayı kabul etmeyerek şöyle demiştir: Seleften faziletli birçok kimsenin çok yemek yediği nakledilmiştir. Bu imanlarında bir eksiklik meydana getirmemiştir. Dördüncü görüşe göre ise maksat şudur: mu'min yemek yerken, içerken A1lah'ın adını anar. Bundan dolayı şeytan ona ortak olmaz ve az bir şey ona yeterli gelir. Kafir ise besmele çekmez. Bu sebeple şeytan -önceden de açıklandığı üzere- ona ortak olur
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ سَمِعْتُ بُشَيْرَ بْنَ يَسَارٍ، يَقُولُ حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَيْبَرَ، فَلَمَّا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ ـ قَالَ يَحْيَى وَهْىَ مِنْ خَيْبَرَ عَلَى رَوْحَةٍ ـ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِطَعَامٍ، فَمَا أُتِيَ إِلاَّ بِسَوِيقٍ، فَلُكْنَاهُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ، ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَضْمَضْنَا، فَصَلَّى بِنَا الْمَغْرِبَ وَلَمْ يَتَوَضَّأْ. قَالَ سُفْيَانُ سَمِعْتُهُ مِنْهُ عَوْدًا وَبَدْءًا.
Suveyd b. en-Numan'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktık. es-Sahba denilen yere varınca -Yahya: Burası Hayber'den yarım günlük uzaklıktadır, demiştir- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yiyecek bir şey getirilmesini emir buyurdu. Ona sadece sevlk getirildi. Onu ağzımızda evirip çevererek yedik. Daha sonra su aetirilmesini istedi. o da ağzını calkaladı. biz de (Ravilerden) Süfyan (b. Uyeyne) dedi ki: "Ben bu hadisi ondan (Yahya b. Said'den) önce de, sonra da işittim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal, el-Mühelleb'den şöyle dediğini nakletmektedir: Ayetin Suveyd b. en-Numan'ın rivayet ettiği hadis ile olan ilişkisi, tefsir bilginlerinin zikrettiklerine göre şöyledir: Ashab-ı Kiram, yemek için bir araya geldiklerinde gözleri görmeyeni ayrı bir yerde, topalı ayrı bir yerde, hastayı ayrı bir yerde tutuyorlardı. Buna sebep ise sağlıklı kimselere göre daha ağır yemek yemeleridir. Çünkü onlardan daha çok yemek yiyerek günaha girmekten korkuyorlardı. Bu el-Kelbi'den rivayet edilmiştir. Ata b. Yezid de şöyle demiştir: Gözleri görmeyen bir kimse elini olmadık yere uzatmak suretiyle başkasının yemeğinden yemekten korkuyordu. Topal da aynı şekilde yemek yediği yerde genişçe oturmak ihtiyacını duyardı. Hasta olan kimse de hoş olmayan kokusu ile diğerlerini rahatsız etmekten çekinirdi. Bu ayet-i kerime nazil olarak bunlara başkaları ile birlikte yemek yemelerini mubah kıldı. İşte Suveyd'in rivayet ettiği hadiste ayetin ihtiva ettiği bu mana da söz konusudur. Çünkü onlar hep birlikte ellerini hazırda bulunan azığın içine daldırdılar. Oysa insanların bu husustaki hallerinin farklı oluşu nedeniyle hepsinin eşit yemeleri de imkansız bir şeydir. Şeriat koyucu ise bu husustaki fazlalık ve eksikliğine rağmen bu işi onlara caiz kılmıştır. Bundan ötürü bu şekilde hareket etmek mubahtır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İbn Battalın açıklamaları burada sona ermektedir. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Başlık ile uygunluğu ayetin ortasındaki ifadelerdir. O da yüce Allah'ın: "Ve sizin için topluca yahut ayrı ayrı yemenizde de bir vebal yoktur. "(Nur, 61) buyruğudur. Bu buyruk herkesin yanında bulunanı ortaya koymak suretiyle yemek yemenin caiz oluşunda da asıl bir delildir. Bundan dolayı Buhari başlıkta herkesin yanında bulunanı ortaya koyması suretiyle yemek yemek demek olan "en-nihd"i söz konusu etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّهُ أَدْرَكَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فِي رَكْبٍ وَهْوَ يَحْلِفُ بِأَبِيهِ، فَنَادَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ إِنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، فَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ، وَإِلاَّ فَلْيَصْمُتْ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre; "O, bir kafile ile birlikte yol almakta olan Ömer İbn el-Hattab'a arkadan yetişti. O sırada Ömer, babası adına yemin ediyordu. Bu sebeple Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle seslendi: Dikkat edin! Şüphesiz Allah sizlere babalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyor. Her kim yemin edecekse Allah adına yemin etsin, aksi takdirde sussun." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bunu (Müslümana: Ey kafir sözünü) tevil ederek yahut bilmeyerek söyleyen kimsenin tekfir edilmeyeceği görüşünde olanlar." Bilmeyenden kasıt, hükmü yahut hakkında bu sözün söylendiği kimsenin durumunu bilmeyendir. Ömer, Hatıb İbn Ebi Beltaa.hakkında: "O münafıklık etti, dedi." Bu hadis daha önce şerhiyle birlikte mevsuı'senediyle el-Mumtahine suresinin tefsirinde (4890.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Daha sonra Cabir r.a.'ın rivayet ettiği Muaz İbn Cebel'in sabah namazını uzunca kıldırması üzerine o adamın ondan ayrılıp tek başına namaz kılmasını sözkonusu eden hadisi zikretmektedir. Muaz bunun üzerine o kişi için: Şüphesiz ki o bir münafıktır,demişti. Bu hadisin de yeterli açıklaması daha önce Cemaatle namaz bahsinde (701.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal, el-Mühelleb'den naklen dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Lat ve Uzza adına yemin eden kimseye la ilahe illailah demesini emretmiş olması, onun dediği şekilde halini sürdürmesinden korktuğundan ötürüdür. O vakit onun amelinin imandan sonra söylemiş olduğu bu küfür sözü sebebiyle boşa çıkacağından korkulur. Daha sonra şunları söylemektedir: Nebi efendimizin: "Zina eden kimse zina ettiği vakit mu'min olarak zina etmez." buyruğu da buna benzemektedir. Özelolarak zina halinde onun iman sahibi olmadığını söylemiştir. ---ibn Battal'dan nakil burada sona ermektedir. --- Bir başka yerde de şunları söylemiştir: Bu hadiste Allah'tan başkası adına yemin edildiğini anlatan bir ifade yoktur. Sadece burada unutarak yahut bilmeden bu şekilde yemin eden kimseye, yaptığı bu işin kefareti olacak bir şeyi hemen yapmaya dair bir yol gösterme ve öğretmedir. Bundan anlaşılacak da şudur: Söylememesi gereken bir sözü söyleyen kimseye eğer bu sözün anlamını kastederek söylemiş ise, onun üzerinden vebalin hangi yolla kaldırılacağını göstermektedir. Gel seninle kumar oynayalım diyene, sadaka vermesini emretmesinin bununla ilgisi ise, malın batıl bir yolla elden çıkarılmasını isteyişi açısındandır. Böylelikle malı hak yolda elinden çıkarmasını emretmiş olmaktadır. Daha sonra musannıf (Buhari), İbn Ömer'in rivayet ettiği Ömer'in babası adına yemin etmesi ile ilgili hadisi zikretmektedir. Bu hadiste böyle bir yemin de yasaklanmaktadır. İleride buna dair yeterli açıklamalar el-Eyman ve'n-Nuzur (Yeminler ve Adaklar) bölümünde (6646.hadiste) gelecektir. Hadisi burada zikretmekten maksadı ise, bazı rivayet yollarında varid olmuş: "Kim Allah'tan başkası adına yemin ederse şirk koşmuş olur" bölümüne işaret etmektir. Ama Ömer bu yasağı duymadan önce bu şekilde yemin ettiği için yaptığı işte mazur idi. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bu şekilde yemin etmeyi yasaklamakla yetinmiş, bundan dolayı da onu sorumlu tutmamıştır. Çünkü babasının kendisi üzerindeki hakkı dolayısıyla onun adına yemin etmeyi de hak edeceği tevilinde bulunmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın, kulunun kendisinden başkası adına yemin etmesini sevmediğini beyan etmiş oldu. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سَيْفُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يَقُولُ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، أَنَّهُمْ كَانُوا عِنْدَ حُذَيْفَةَ فَاسْتَسْقَى فَسَقَاهُ مَجُوسِيٌّ. فَلَمَّا وَضَعَ الْقَدَحَ فِي يَدِهِ رَمَاهُ بِهِ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي نَهَيْتُهُ غَيْرَ مَرَّةٍ وَلاَ مَرَّتَيْنِ. كَأَنَّهُ يَقُولُ لَمْ أَفْعَلْ هَذَا، وَلَكِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَلْبَسُوا الْحَرِيرَ وَلاَ الدِّيبَاجَ وَلاَ تَشْرَبُوا فِي آنِيَةِ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ، وَلاَ تَأْكُلُوا فِي صِحَافِهَا، فَإِنَّهَا لَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَنَا فِي الآخِرَةِ ".
Mücahid'den, dedi ki: "Bana Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın tahdis ettiğine göre onlar Huzeyfe'nin yanında idiler. Huzeyfe kendisine su getirilmesini istedi. Bir Mecusi ona su getirdi. Mecusi bardağı Huzeyfe'nin eline verince onu fırlatarak: Eğer ona böyle yapmamasını bir ya da iki defa söylememiş olsaydım ... -Sanki: ... böyle yapmazdım, demek istiyordu.- Ama ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnce ipek de, kalın ipek de giymeyiniz, altın ve gümüş kaplardan içmeyiniz. Bunlardan yapılmış tabaklarda da yemek yemeyiniz. Çünkü bunlar bu dünyada onların (kafirlerindir), ahirette de bizimdir." Bu Hadis Hadis 5632,5633,5831 ve 5837 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gümüş parçaları kakılmış kapIal'da yemek yemek." Yani içinde (bu şekilde) gümüş parçaların bulunduğu kaplarda yemek yemek. Buharı, kaplar arasında sadece bunu söz konusu etmekle yetinmiştir. Gümüş ve altın kaplar dışındaki bütün kaplarla yemek yemek mubahtır. Fakat ister kakma, ister karıştırma, isterse de kaplama suretiyle kısmen altın ve gümüş bulunan kaplar hakkında görüş ayrılığı vardır. Buharıinin bu başlıktasöz konusu ettiği Huzeyfe yoluyla gelen bu hadiste, altın ve gümüş kaplarda yalnızca içmeninyasaklandığı görülmektedir. Yemek de hüküm itibariyle içmeğe katılmak suretiyle, bu kapIal'da yemek yemenin de yasaklandığı hükmü çıkai,tılır. Böyle bir istinbat Huzeyfe hadisine nispetle böyledir ama Müslimlde yer alan Ümmü Seleme yoluyla gelen hadiste -ileride Eşribe (içecekler) bölümünde dikkat çekileceği üzere- yemek yemek de söz konusu edilmiştir. Dolayısıyla bu kaplarda yemek yemek de nas ile yasaklanmış olmaktadır
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ، وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter." Cerir'den şöyle dediği nakledilmiştir: Hadis, bir kişiyi doyuran bir yemeğin iki kişinin açlığını giderebileceği manasınadır. İki kişilik yemek de dört kişinin açlığını giderir. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadislerle, fazilete ve yetecek kadarı ile kanaat etmeye teşvik kastedilmektedir. Yoksa bundan maksat, yeterli olan miktarın münhasıran tespiti değildir. Maksat başkalarının görüp gözetilmesi gereğini anlatmak ve yemeği olan iki kişinin hazır bulunanlara göre yemeklerine üçüncüsünü, gerekirse de dördüncüsünü katmaya teşvik etmektir. İbn Mace'deki Ömer yoluyla gelen hadiste şu lafız ile zikredilmiştir: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği üç kişiye ve dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de beş kişiye ve altı kişiye yeter." Abdurrahman b. Ebi Bekr'in rivayet ettiği hadiste Ebu Bekr'in misafirleri ile ilgili kıssada da şu ibareler yer almıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle . buyurdu: Kimin yanında iki kişilik bir yemek varsa üçüncü bir kişiyi alıp gitsin, kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşincisini ya da altıncısını alıp gitsin." Taberani'de İbn Ömer yoluyla gelen hadis de bundaki illetin ne olduğuna işaret vardır. Hadisin baş tarafları şöyledir: Hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü bir kişinin yemeği ikikişiye yeter." İşte bu hadisten, yetecek miktarın aslında toplu olmak bereketinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Topluluk ne kadar çoğalırsa, bereket de o kadar artar. Tirmizi de İbn Ömer'in hadisine işaret etmiş, ayrıca el-Bezzar da Semura'dan, Ömer'in rivayet ettiği hadise yakın bir hadis nakletmiş, sonunda da "ve Allah'ın eli cemaatin üzerindedir" fazlalığını da kaydetmiştir. İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: Ebu Hureyre'nin hadisinden yemeklerin topluca yenilmesinin müstehap olduğu ve kişinin tek başına yemek yememesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yine hadiste başkasının gözetilmesi halinde bereketin de elde edileceğine ve hazır bulunanların hepsini kapsayacağına işaret vardır. Ayrıca hadisten, kişinin yanında bulunan yiyeceği küçümseyerek onu misafirlerin önÜne koymaktan çekinmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü az bir miktar ile dahi yetinmek mümkün olabilir. Yani kişi bu yolla açlığını giderebilir ve bünyesinin de ayakta durmasını sağlayabilir, yoksa gerçek manada tokluk olmayabilir
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أَلْزَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لِشِبَعِ بَطْنِي حِينَ لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَرِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَأُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ، وَأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ وَهْىَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَخَيْرُ النَّاسِ لِلْمَسَاكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشْتَقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا.
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Mayalı ekmek bulamadığım, ipek giyinmediğim, filan erkeğin ve filan cariyenin bana hizmet etmediği zamanlarda karın tokluğu için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmazdım. (Açlıktan) karnımı yere yapl!itırırdım, beni evine alıp götürür ve bana yemek yedirir ümidi ile bildiğim bir ayeti bir başka adamdan bana okumasını (öğretmesini) isterdim. Yoksullara kar!il da insanların en hayııolısı Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta bize içinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir kırbayı çıkartır, biz de onu yarar ve içindeki artıkları yalardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Helvayı ve balı severdi." İbn Battal dedi ki: Helva ve bal yüce Allah 'ın: "Tayyibattan yiyiniz" buyruğunda sözü edilen tayyibat (hoş ve güzel !ieyler) arasındadır. Hadis, (tayyibat ile) kendisinden zevk alınan !ieyleri kastetmektedir, diyenıerin görü!ilerini de pekiştirmektedir. Bu hadisin kapsamına daha önceden Et'ıme (yiyecekIer) bölümünün ba!i taraflarında açıkiandığı gibi, çe!iitli lezzetli yiyecek türleri arasında helvaya ve balabenzeyen diğer bütün yiyecekIer de girmektedir. el-Hattabı ve daha sonra arkasından İbnu't-TIn de şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunları sevmesi, bunları çokça arzulaması ve nefsinin bunlara ileri derecede meyletmesi sureti ile değildi. O sadece bunlar huzuruna getirildiğinde onlardan uygun olan miktarı alırdı. BöylelikIe onun bunları beğendiği de anla!iılml!i olmaktadır. Yine bu hadisten çeşitli türlerden yemek yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır; ama bazı vera' ehli kimseler bunu hO!i görmez ve hurma ve bal gibi tabiatı itibariyle tatlı olan şeyler dışında tatlı şeyleri yemeye ruhsat vermezdi. Ama bu hadis onların bu kanaatini reddetmektedir. Selef arasında bunlardan vera' yoluyla kaçınanlar, sadece tayyibatı elde etmeyi ahirete erteleyen kimseler olmu!itur. Bununla birlikte bu tayyibatı dünya hayatında da elde edebiliyorlardı, ama cimrilikIerinden dolayı değil de tevazuları sebebiyle bunları yemiyarlardı. "İnsanlar arasında yoksullara en hayırlı olan ki!ii Cafer ... idi." Buna dair açıkIamalar Menakıb bölümünde (3708.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin ba!ilığa uygunluğu !iöyle açıkianır: Helva, tatlı olan her şey hakkında kullanılır. Küçük tulumda çoğunlukIa bal bulunduğu için -ki bazı rivayet yollarında bundan açıkça söz edilmiştir- böyle bir ba!ilık da uygundur