İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5599

Drinks

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ‏.‏

Aişe r.anhiı'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem helvayı ve balı severdi" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Bazek", kaynatıhp pişirilen şarap demektir. Ebu Ubeyde -ki b. el-Cerrah'tır- Muaz -ki İbn Cebel 'dir- 'dan nakledilen sözlerini Ebu Müslim el-Keccl, Said b. Mansur ve İbn Ebi Şeybe, Katade yoluyla Enes'ten diye rivayet etmişlerdir: "Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Ebu Talha tıla denilen şırayı ve üçte ikisi gidip, üçte biri kalıncaya kadar pişirilen şarabı içerlerdL" Tıla, pekmez demektir. Develere sürülen (ve tıla adı verilen) katrana benzetilmiştir. Bu da develerin yağlandığı katran anlamındadır. Üzümün sıkılmış suyu katılaşıncaya kadar pişirildiği takdirde. develere sürülen katranın katılığına benzer. Bu durumda da çoğunlukla sarhoşluk vermez. Omer onunla birlikte adı geçenlere belirtilen hüküm konusunda Ebu Musa ve Ebu'd-Derda da muvafakat etmişlerdir. Ebu Musa ve Ebu'd-Derda'nın bu görüşlerini de Nesai onlardan nakletmiş bulunmaktadır. Ali, Ebu Umame, Halid b. el-Velid ve diğerlerinin de buna muvafık kanaatlerini İbn Ebi Şeybe ve başkalarırivayet etmiş bulunmaktadır. Tabi'inden İbnu'lMüseyyeb, el-Hasen ve İkrime, fukahadan ise es-Sevri, el-leys, Malik, Ahmed ve Cumhur da onlara bu görüşte muvafakat etmişlerdir. Bunlara göre onu içmenin mubah olmasının şartı, sarhoşluk vermemesidir. Ancak bir kesim de vera , yolunu seçerek bunu mekruh görmüşlerdir. "İçki kokusu aldım. Ben o içkinin durumunu soruş.turacağım. Eğer sarhoşluk veriyorsa ona celde vuracağım." Bu da ko ku sebebiyle had uygulamanın caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Kur'an'ın Faziletleri bahsinde İbn Mesud'dan buna göre uygulama yaptığına dair nakil gelmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir de Ömer b. Abdulaziz ve Malik'ten buna benzer bir kanaat naklettniştir. Malik dedi ki: Daha önce içki içip de tevbe edenlerden adaletli iki kişi, aldıkları kokunun şarap kokusu olduğuna dair şahitlik ederse had uygulamak icap eder. Ancak cumhur buna muhalefet ederek: Had ancak ya ikrar ile yahut içki içildiğine tanık olunduğuna dair beyyine ile icap eder. Çünkü bazen kokular birbirine benzeyebilir. Had ise bir şüphe ile birlikte uygulanmaz. Ömer'in başından geçen olayda koku sebebiyle celde cezası uyguladığına dair açık ifade yoktur. Aksine anlatılanların zahiri, onun bu hususta ikrara ya da beyyineye dayanmış olmasını gerektirmektedir. Çünkü sormadıkça oğluna celde vurmamıştır. "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazekin hükmünü daha önceden açıklamış bulunmaktadır. Sarhoşluk veren herşey haramdır." el-Mühelleb dediki: Yani onlar şaraba bazek adını vermeden önce de O Sallallahu Aleyhi ve Sellem şarabı haram kılmıştı. İbn Battal dedi ki: "Sarhoşluk veren herşey haramdır" sözü ile bunu yaptığını kastetmektedir. Bazek, baldan yapılan bir içkidir. Anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, şarabın haram oluşuna dair hükmü, onların bu şaraba bir başka isim vermelerinden öncedir. Onların ismini değiştirmeleri sarhoşluk verici olması halinde onu helal kılmaz. (İbn Batlal) dedi ki: Sanki İbn Abbas soru sorandan bazek denilen içkiyi helal gördüğü anlamını çıkarmış gibidir. Bundan dolayı işin kökünü kestirip atmış ve böyle bir ümidini suya düşürmüş, onun dayandığı noktadan onu uzaklaştırarak kendisine: Sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu ve verilen adlara itibar edilmeyeceğini haber vermiştir

Sahîh-i Buhârî, 5599

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ الْحَلْوَاءُ وَالْعَسَلُ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tatlıyı ve balı severdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "ez-Zühri dedi ki: İnsanl~rın karşı karşıyakaldıkları bir zorluk ve sıkıntı dolayısıyla sidiklerini içmek helal değildir. Çünkü o bir pisliktir. Yüce Allah: "Size hoş ve temiz şeyler helal kılındı."(Maide, 5) diye buyurmuştur." İbnu't-TIn bunu şöyle açıklamıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sidiğe ricz (pislik, necaset) adını vermiş, Cenab-ı Allah da: "O Nebi onlara pis ve murdar şeyleri haram kılar. "(A'raf, 157) diye buyurmaktadır. Ricz ise pis ve murdar şeyler arasındadır. Zühri'nin böyle bir istidlaline karşı zorluk ve sıkıntı halinde yine bir ricz (pis) olan meyte (leş) yemenin caiz oluşu gösterilebilir. Bundan dolayı İbn Battal şöyle demiştir: Fukaha Zühri'nin bu sözleriyle dile getirdiği kanaate muhalif kanaattedir. Sidik hakkında söz konusu olacak en ağır durum, necaset arasında ve haram kılınması bakımından meyte, kan ve domuz eti gibi olmasıdır: Zaruret halinde bunların kullanılmasının caiz oluşu hususunda da fukaha arasında görüş ayrı lı ğı yoktur. "İbn Mesud da sarhoşluk verici şeyler (ile tedavi) hakkında: Allah sizin şifanızı size haram ettiği şeylerde kılmadı demiştir." İbnu't-TIn dedi ki: "Seker: Sarhoşluk verici şey" hakkında görüş ayrılığı vardır. Bunun şarap olduğu söylendiği gibi, sertleşmeden önce ıslatılmış hurma ve sirke gibi içilmesi caiz şeyler olduğu da söylenmiştir. Sertleşmesi halinde hurma şırası olduğu da söylenmiştir. Derim ki: Nahl suresinin tefsirinde ilim ehlinin çoğunluğundan yapılan nakle göre yüce Allah'ın: "Ağaçlarının meyvelerinden de içki çikarırsınız ve onlardan güzel bir rızık edinirsiniz."(Nahl, 67) buyruğundaki seker (içki) lafzının haram kılınan içki anlamına geldiği de geçmiş b~lunmaktadır. Güzel rızık ise A1lah'ınhelal kıldığı şeydir. Tedavi ve susuzluk gidermek amacıyla içki içmenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı vardır. Maıik Bu maksatla içki içemez. Çünkü o ancak susuzluğunu artırır, demiştir. Şafillerce daha sahih olan görüş de budur, ama gösterilen bu gerekçenin yasağın sadece üzüm ve kuru üzüm gibi yapısı itibariyle sıcak olan şeylerden yapılmış içeceklere münhasır olmasını gerektirmektedir. Arpa gibi yapısı serin olan şeylerden edinilen içecekler ise böyle olmamalıdır. Tedaviye gelince, bazıları da şöyle demiştir: Şarap haram kılınmadan önce şaraptaki faydalı hususlar daha önce zikrediJen hadisin de deıa.leti ile haram kılındıktan sonra kaldırılmıştır, Aynı şekilde içkinin haramlığı kat'idir, ama onun bir ilaç olacağı şüpheli bir ihtimaldir. Hatta hadisin mutlak ifadesi dolayısıyla tedavi edici bir ilaç değildir. Diğer taraftan görüş ayrılığı, bu içkilerin sarhoşluk vermeyenleri ile ilgilidir. Bunların sarhoşluk verenlerine gelince, tedavi esnasında kullanılmaları ancak bir durumda caiz, olabilir. O da kangren gibi -ki bundan Allah'a sığınırız-bir sebep dolayısıylabir organ ın kesilmesi için aklının izale edilmesine (uyuşturulmaya) mecbur kalan kimsenin halidir. er-Ram tedavi hususundaki görüş ayrılıklarına binaen yaptığı tahricini mutlak olarak zikretmiş, Nevevı ise burada cevazın söz konusu olmasının sahih olacağını belirtmiştir. Bununla birlikte eğer belirtilen husus, diğer organların sağlıklı kalmaları için izlenecek tek yol ise ve başka bir uyuşturucu bulunamayacak ise, hükmün böyle olması gerekir. Onunla tedavi olmayı caiz kabul edenler ikinci hususu açıkça ifade etmişlerdir. Hanefiler de bunu kayıtsız ve şartsız olarak caiz kabul ederler. Çünkü zaruret meyteyi bile mubah kılar. Kullanılması helalolacak bir hale dönüşmesine imkan yoktur ama sirkeye dönüşebilme ihtimali olan şarabınböyle bir durumda helal olması evveliyetle söz konusudur. Bazı Maliki alimlerine göre zannı galip gereği içmesi halinde hastalıktan kurtulacağıkanaati hakimse (zaruret icabı) kullanması caizdir. Nitekim lokması ağzında tıkanan kimsenin durumu da böyledir. Şafiilere göre ise ağzında lokması tıkanan kimse hakkında daha sahih olan görüş, onu içmesinin caiz olacağıdır. Bu ise sırf teqavi yönünden değildir. İleride Tıb bölümünün sonlarında içki ile tedavi yasağına delil teşkil edecek hususlar gelecektir ki, bu da bu husustaki sahih olan gi)rüşü desteklemektedir

Sahîh-i Buhârî, 5614
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ سَوْدَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَاتَتْ لَنَا شَاةٌ فَدَبَغْنَا مَسْكَهَا ثُمَّ مَا زِلْنَا نَنْبِذُ فِيهِ حَتَّى صَارَتْ شَنًّا‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Sevde şöyle demiştir: "Bizim bir davarımız vardı, öldü. Biz de onun derisini tabakladık. Sonra o tabaklanmış derinin içinde eskiyineeye kadar nEbiz şırası kurmakta devam ettik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tila", "seker", "NEbiz" kelimelerinin Açıklamaları Eşribe Bölümüride daha önce geçmişti. el-Mühelleb şöyle der: Çoğunluğun kanaatine göre muayyen bir nEbizi içmeye ce ği ne yemin eden bir kimse bir başka nEbizi içtiğinde yeminini bozmuş olmaz. Sarhoş olmak korkusuyla nEbiz içmeyeceğine yemin eden bir kimse sarhoşluk verici vasfı bulunan içeceklerden hangini içerse yeminini bozmuş olur. Çünkü ister pişirerek (tabıh) ister suyunu sıkarak (asır) elde edilsin hurma suyudur (Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 499). diğer içecek maddeleri vasıf itibariyle ona benzedikleri için nEbiz adını alırlar. Bu durumda yemin eden kimse hiçbir meşrubatı içmeyeceğine yemin edip bunlar arasında ayırım gözetmediğinde nasıl ki adına "meşrubat" denilen herhangi bir nesneyi içtiğinde yemini bozulursa aynen onun gibi olur. İbn Battal'ın görüşü şöyledir: İmam BuhSrl'nin yukarıdaki başlıkta "birileri" derken kastı, İmam Ebu Hanıfe ve onun mezhebine uyanlardır. Çünkü onlar "tıIS" ve "asır"in nEbiz olmadığını, zira nEbizin gerçekte suya bırakılan ve yatırılan şeyolduğunu söylemişlerdir. Bundan dolayı "menbuz"a menbuz denilmesi, atılmasından ve bırakılmasından kaynaklanmıştır. İmam Buhari ise bunlara cevap vermek istemiştir. Onun yukarıda yer verdiği iki hadisten Sehl'in rivayet ettiği hadis, içmesi helal bile olsa kısa bir süre önce suya bırakıldığı bilinen şeylere nEbiz adını vermeyi gerektirmektedir. Eşribe Bölümünde Aişe r.anha'nın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize geceden nebiz yapıldığı ve onu sabahleyin içtiği, sabahleyin nebiz yapıldığı ve onu da akşam üstü içtiği rivayet i geçmişti. Sevde'nin yukarıdaki hadisi bunu teyit etmektedir. Çünkü o ölmüş kOyıınun derisine nebiz şırası kurmçıkta olduklarından söz etmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ailesi ancak içmesi helalolan şeyin şırasını çıkarıyarlardı. Bununla birlikte ona nebiz adını veriyorlardı. Hadiste geçen "mesk" cilt, deri demektir

Sahîh-i Buhârî, 6686
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ شَرِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا مِنْ زَمْزَمَ‏.‏

İbn Abbas'tan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta olduğu halde Zemzem'den içti, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis ayakta olanın su içmesinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Ancak bu işi açıkça nehyeden birtakım hadisler de bununla tearuz halindedir. Bunlardan birisi Müslim'in, Enes'ten naklettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta su içmeyi kabul etmemiştir" şeklindeki hadisidir. Yine bunun benzeri bir hadis Müslim'de Ebu Said'den "nehyetmiştir" lafzıyla gelmiştir. Buna benzer bir rivayet de Tirmizi'nin hasen olduğunu belirterek naklettiği el-Carad yoluyla gelen hadistir. Müslim'in Ebu Gatafan'dan, onun Ebu Hureyre'den diye ge17n yolla "sizden hiçbir kimse ayakta su içmesin, unutarak içen olursa kussun" lafzı ile zikrediImiştir. Müslim'de, Katade yoluyla Enes'ten gelen rivayet: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adamın ayakta su içmesini nehyetti. Katade: Biz Enes'e: Ya yemek yemek, diye sorduk. O: O iş daha şerıidir, diy~ cevap verdi" şeklindedir. el-Mazerı dedi ki: İnsanlar bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Cumhurun kanaati ise bunun caiz olduğudur. Bazıları ise bunu mekruh görmüşlerdir. Hocalarımızdan birisi şöyle demiştir: Muhtemelen bu yasak, arkadaşlarına su getirip de onlardan önce bu işi tekeline alırcasına ve bir topluluğa su içiren bir kimse aralarında en son içer kuralının da dışına çıkarak, onlardan önce ayakta su içen kimse hakkındadır. Hocamız dedi ki: Aynı şekilde Ebu Hureyre hadisinde sözü geçen kusma emri de böyledir. İlim ehli arasında, bir kimsenin kusmakla yükümlü olmadığı hususunda görüş ayı•ılığı yoktur. Bazı ilim adamları da şöyle demiştir: Bu rivayetin kuvvetli görülen şekli, bunun Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğudur. (Nebie ait bir söz olmadığıdır.) Enes'in hadisi de aynı şekilde ayakta yemek yemeyi, ihtiva etmektedir. Ayakta yemek yemenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Gördüğüm kadarıyla ayakta su içmeye dair hadisler, caiz oluşa delildir. Yasak oluşunu ihtiva eden hadisler ise müstehaplığa (oturarak içmenin müstehap oluşuna) ve daha uygun ve kamil olana teşvik diye yorumlanmalıdır, yahut ayakta içmenin zararlı olması dolayısıyla bunu kabul etmediği, kendisinin ise bu hususta güven altında olması dolayısıyla yaptığı şeklinde de açıklanabilir. Nevevi de özetle şunları söylemektedir: Bu hadislerin manası, bazı ilim adamları için içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Hatta bu hususta batıl sözler söylemeye kadar gitmişler ve bazılarının zayıf olduğunu ileri sürebilecek kadar cüretkarlık göstermişlerdir. Düşülen hataları yaygınlaştırmanın da açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun yerine doğru olan zikredilir, hatadan sakındırmak için de onlara işarette bulunulur. Hadislerde içinden çıkılamayacak bir durum olmadığı gibi, aralarında zayıf olanı da yoktur. Aksine doğrusu şudur: Bu hadislerdeki yasak, tenzih hakkında (kaçınmak için) yorumlanır. Ayakta içmek de caiz oluşu devam ettirmek içindir. Nesh ya da başka bir iddiada bulunan kimseler ise hata etmişlerdir. Çünkü nasların telifi mümkün olduğu takdirde tarih (hangisinin önceliği) sabit olsa dahi neshe gidilmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiili uygulaması ise cevazı açıklamak içindir. Böyle bir iş onun hakkında asla mekruh olamaz. O herhangi bir şeyi beyan etmek için bir ya da birkaç defa yapardı, ama daha faziletli olanı daha çok ve ısrarla yapardJ. Kusma emri ise müstehaplığa yorumlanır. Dolayısı ile ayakta su içen kimsenin bu açık ve sahih hadis dolayısıyla kusması müstehaptır. Çünkü emrin vücuba yorumlanmasına imkan yoksa müstehaplığa yorumlanır. Iyad'ın: Ayakta su içen kimsenin kusma yükümlülüğünün bulunmadığı üzerinde ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur, sözlerine ve ayrıca bununla hadisin zayıf oluşuna işaret etmesine gelince, onun bu işaretine hiçbir şekilde iltifat edilmez. İlim ehlinin kusmayı vacip görmemeleri, kusmanın müstehap oluşuna mani değildir. İcma ile böyle bir müstehabın bulunmadığını iddia eden kimse ise, anlamsız bir iddiada bulunmaktadır. Birtakım vehim, iddia ve saçmalar ile sahih sünnet terk edilemez. --- Nevevl'nin sözü burada bitti. --- Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İlim adamı, insanların bir işten kaçındıklarını görüp onun caiz olduğunu biliyor ise, meselenin uzun süre devam edip haram olduğunun zannedilmesini önlemek için doğru olan şekli açıklamalıdır. İlim adamı böyle bir şeyden korktuğu takdirde kendisine soru sorulmadan dahi olsa hükmü açıklamakta elini çabuk tutmalıdır. Eğer soru sorulursa o zaman durumu açıklaması gereği daha da pekişir. 2- Herhangi bir kimseden hoşlanılmayan bir hal görürse, o kişiyi belli bir maksadı yoksa adıyla ayrıca teşhir etmez, aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benzeri hallerde yaptığı gibi kinayeli olarak onu söz konusu eder

Sahîh-i Buhârî, 5617
HadisSahîh-i Buhârî

وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَنْتَبِذُوا فِي الدُّبَّاءِ، وَلاَ فِي الْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يُلْحِقُ مَعَهَا الْحَنْتَمَ وَالنَّقِيرَ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "ed-Dubba' denilen (Kabak) ile, zift ile sıvanmış kaplarda nebız (şıra) yapmayınız diye buyurdu. Ebu Hureyre de el-Hantem (denilen testiyi) ve en-Nakır (denilen hurma kütüğü oyularak yapılan) kapları da bunlara katıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona el-bit'e dair soru soruldu." Bu hadisi Müslim, Ebu Musa'dan diye rivayetetmiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini Yemen'e göndermiş, o da ona Yemen'de yapılan bazı içeceklere dair soru sormuştu. Allah Rasulü: "Bunlar nelerdir diye sorunca, Ebu Musa: Bunlar el-bit' ve el-mezar denilen içeceklerdir, dedi. Bu sefer Allah Rasulü: Sarhoşluk veren her şey haramdır, buyurdu. Ben Ebu Burde'ye: el-Bit' nedir diye sordum. O: Bal nebızi (şırası)dır dedi." Hadisten anlaşıldığına göre ister üzüm suyundan, ister başkasından yapılmış olsun, sarhoşluk veren her şey haramdır. el-Mazerı dedi ki: Şiddetlenmeden önce üzüm suyunun helalolduğu üzerinde icma' ettikleri gibi, şiddetlenip kaynayıp köpük attığı takdirde de azının da, çoğunun da haram olduğu üzerinde fukaha icma' etmişlerdir. Bundan sonra eğer kendiliğinden sirkeye dönüşürse yine icma' ile helalolur. O halde nazar-ı itibara alınan bu hükümlerin, edinilen bu içeceklerin değişmesi halinde değişeceğidir. Bu durum ise bunların birbirleriyle oldukça irtibatlı olduklarını göstermekte ve haram kılınış illetinin sarhoşluk veridiik olduğuna delilolmaktadır. O halde bu da şunu gerektirir: Sarhoşluk verme özelliğini taşıyan her bir içkinin azını da, çoğunu da kullanmak haram olur. --- Mazeri'nin açıklamalarıburada sona ermektedir. --- el-Mazeri'nin bir istinbat olarak sözünü ettiği hükmün, haberin bazı rivayet yollarında açıkça ifade edildiği de sabit olmuştur. Ebu Davud ve Nesai sahih olduğunu belirterek İbn Hibban'ın, Cabir'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasulullah s;,ılallahu a1eyhi ve sellem şöyle buyurdu: çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." "Ebu Hureyre bunlara el-hantem ve en-nakir denilen kapları da katıyordu. Müslim, Zazan yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ben İbn Ömer'e kaplara dair soru sordum ve: Bize bu haber sizin şivenizle ulaştı, sen de bize bunu bizim şivemizle açıkla. O da şöyle dedi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem testi demek olan el-Hantemeyi, kabak demek olan ed-dubba'yı, hurma kütüğünün oyularak kap haline getirilmesi demek olan en-nakiri ve zift ile sıvanan kap olan el-mukayyar'ı yasaklad

Sahîh-i Buhârî, 5587
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ صَعِدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ الصَّفَا فَقَالَ ‏"‏ يَا صَبَاحَاهْ ‏"‏ ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي أُسَامَةَ وَلَمْ يَذْكُرْ نُزُولَ الآيَةِ ‏{‏ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Kureyb de tahdis edip dediler ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten bu isnad ile tahdis etti. (İbn Abbas) dedi ki: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safa tepesine çıktı ve: "Sabah baskınına uğradık" dedi ve: Bir önceki Ebu Üsame'nin hadisine yakın olarak hadisi rivayet etti ama o bu rivayetinde: "Aşiretini, en yakın akrabam uyar." (Şura, 214) ayetinin inişini sözkonusu etmedi. Tahric bilgisi 507 ile aynı NEVEVİ ŞERHİ: "İbn Abbas (radıyal1ahu anh) dedi ki: Şu ... ayeti nazil olunca" İbn Abbas'ın ifadelerinden "onlar arasından en seçkin olanlarını" anlamındaki lafızlar Kur'an'ın indirilmiş lafızları iken, sonradan tilavetinin nesh edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Buhari'nin rivayetlerinde bu fazlalık yer almamıştır. "Sefhu'l-cebel" dağın alt tarafı, eteği demektir. Yan tarafı anlamında olduğu da söylenmiştir. "Bunun üzerine şu ... suresi nazil oldu. A'meş bu şekilde surenin sonuna kadar okudu." Yani A'meş meşhur kıraatten farklı olarak "kad" lafzını (tercümede:-kesinlikle- kelimesiyle buna işaret etmek istedik)eklemiştir. "Surenin som.:na kadar" sözü de surenin geri kalan kısmını ise herkesin okuduğu gibi oku)'up bitirdi, demektir. "Sure" kelimesinin-İbn Kuteybe'nin naklettiğine göre- biri hemzeli (su're şeklinde), diğeri hemzesiz (sure) şeklinde olmak üzere iki söyleyişi vardır. Ancak meşhur olan hemzesiz okuyuştur. Şehrin etrafındaki sur gibi yüksekliği nden ötürü bu ismi almıştır. Hemzeli söyleyenlere göre de "su' re" yiyecek ve içecekten artana benzetilerek Kur'an-ı Kerim'in bir bölümünün adı olur. Ebu Leheb'in bir diğer söyleyiş şekli de he harfi sakin olarak "Ebu Lehb"dir. Asıl adı Abduluzza'dır. Kadı İyaz dedi ki: Bu sure kafire künye vermenin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Halbuki ilim adamları bu hususta farklı kanaatlere sahiptir. Kafire künye vermek hususunda caiz ve mekruh olduğu şeklinde İmam Malik'ten farklı rivayet gelmiştir. Bazıları da şöyle demektedir: Kalbini ısındırmak maksadıyla ona künye vermek caizdir, değilse caiz olmaz; çünkü künye vermekte tazim ve büyütmek vardır. Yüce Allah'ın Ebu Leheb'den künyesi ile söz etmesi ise bu türden değildir. Onun adı Abduluzza ise bu isim batıl bir isimlendirme olduğundan ötürü isminin yerine künyesi sözkonusu edildiğinden bunun delil gösterilecek bir tarafı yoktur. (3/83) Şöyle de açıklanmıştır: O bu künye ile tanınan birisi idi. Bununla birlikte "Ebu Leheb"in künye değil, lakap olduğu da söylenmiştir. Künyesi ise Ebu Utbe idi. "Ebu Leheb"in sözdeki mücanese (cinas) için kullanıldığı da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Ebu Bekr İsmaili: yukarıdaki Ebu Hureyre rivayetiyle buradaki îbni Abbas rivayeti hakkında söz etmiş ve: «Ebu Hureyre'nin bu rivayeti ile İbni Abbas'ın rivayeti mürseldirler. Çünkü bu ayet Mekke'de nazil olmuştur; İbni Abbas o zaman küçüktü Ebu Hureyre ise Medine'de müslüman olmuştur.» demişse de kendisine cevap verilmiş ve: «Onlar bu hadisi ya Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den yahut bir sahabîden işitmiş olabilirler.» denilmiştir. Nevevî diyor ki: İbni Abbas hadisinin, zahirine bakılırsa «Ve onlardan en seçkin kabileni» ibaresi ayet olarak nazil olmuş sonra tilaveti neshedilmiştir. Buharî'nin rivayetinde bu ziyade yoktur. A'meş «Mesed» suresini sonuna kadar okumuş yalnız meşhur olan kıraetin hilafına tahkik edatı olan «Kad» kelimesini ziyade etmiştir. «Sure» kelimesi hemze ile «Su're» şeklinde okunabilir. Fakat meşhur kıraeti hemzesiz olanıdır. Sure okunduğuna göre kelime yükseklik manasına gelen sur'dan alınmıştır. Su're ise su'rdan alınmış olup bakiyye manasına gelir. Ebu Leheb, kelimesi Ebu Lehb şeklinde de okunur. Ebu Lehb'in ismi Abdul Uzza b. Abdulmuttalib'tir. Yani bu adam Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Nesebce amcası dır. Bazıları kendisine Ebu Leheb künyesinin verilmesi Leheb adında bir oğlu olduğu içindir demişler bir takımları yanaklarının pek kırmızı olduğu için daha başkaları yüzü pek güzel olup alev gibi parladığı için kendisine Ebu Leheb' (Yani Alemin babası) denildiğini söylemişlerdir. Ona bu künyenin verilmesi akibetinede muvafık düşmüştür. Çünkü ebedî olarak cehennemin alevli ateşinde azab görecektir. Ebu Leheb Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in en büyük düşmanlarından biridir. Bu düşmanlığı ölünceye kadar devam. etmiştir. Hatta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e «Yazıklar olsun sana bizi bunun için mi topladin?» demesi de bu eziyetler cümlesindendir. Ayet-i kerimede Ebu Leheb hakkında: «Elleri kurudu» buyurulmuştur. Bundan murad helak oldu demektir. Mezkur ayet surede iki defa tekrar edilmiştir. Bunlardan birincisi Ebu Leheb'in helaki için beddua ikincisi hakikaten helak olduğunu ihbardır. Kaadi îyaz diyor ki: «Bu sure île kafire künye verilmesinin caiz olduğuna istidlal edilmiştir. Bu hususta ulemanın ihtilafı vardır. İmam-ı Malik'ten bir rivayete göre caiz bir rivayete göre de mekruhtur. Bazıları kafirin kalbini yatıştırmak: için ona künye verilebilir. Aksi takdirde verilemez. Çünkü künyede ta'zim ve hürmet vardır. Allah Teala'nm Ebu Lehebe künye vermesi bu kabilden değildir. Demişlerdir. İsminin Abdul Uzza olması hususunda hiç bir delil yoktur. Bu tesmiye batıldır. Onun için de künyesi ile anılmıştır. Bazıları Ebu Leheb onun künyesi değil lakabıdır. Künyesi Ebu Utbedir, derler. Ona Ebu Leheb denilmesi ayet sonlarındaki kelimelerin mücaneseti içindir diyenler de vardır

Sahîh-i Müslim, 509
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الْمُقْرِئُ، كِلاَهُمَا عَنْ حَيْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ الْمُبَارَكِ غَيْرَ أَنَّ حَدِيثَ ابْنِ وَهْبٍ، لَمْ يَذْكُرْ فِيهِ صَيْدَ الْقَوْسِ ‏.‏

{…} Bana Ebû't-Tâhir de rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü Vehb haber verdi. H. Bana Züheyr b. Harb dahi rivayet etti. (Dediki): Bize El-Mukrl rivayet etti. Her iki ravi Hayve'den bu isnadla ibnü Mübarek'in hadisi gibi rivayette bulunmuşlardır. Şu kadar varki İbnû Vehb hadîsinde yay avını zikretmemiştir. izah: Bu hadisi Buhârî «Zebaih» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî ve ibnû Mâce «Kitâbu's-Sayd»'da; Tirmizî «Siyer» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Hz. Ebû Sa'lebe «Bize ehli kitap bir kavmin toprağındayrz» sözüyle Şam'ı kastetmiştir. Arab kabilelerinden bazıları Şam'a yerleşmiş ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi, Gassân ve Huzâa kabileleri bunlardandır. Ebû Sa'lebe (Radiyallahû anh) iki mes'ele sormuştur. Bunlardan birincisi ehli kitabın kaplarından yeyip içmenin helâl olup olmadığıdır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna: «Başkasını bulursanız onların kaplarından yemeyin! bulamazsanız onları yikayın da öyle yiyin» diye cevab vermiştir. Bu tafsilât başka kab buldukları zaman ehli kitabın kaplarını kullanmanın mekruh olmasını iktiza eder. Halbuki fukaha ehli kitabın kaplarından başkası bulunsun bulunmasın yıkamak şartıyle bu kaplardan yeyip içmenin kerahetsiz caiz olduğunu söylemişlerdir. Bu mes'elenin cevabı şudur: Yasaklanmadan murad içerisinde domuz eti pişirilen kaplarla şarap kaplarıdır. Bunlar yıkandığı halde kullanılmasının yasak edilmesi iğrençliğinden ve pislik konmak için hazırlanmış olduklarmdandır. Fukahanın muradı ise, küffârın ekseriyetle necasette kullanmadıkları kaplarıdır. Bu meseleyi Allâme Aynî şöyle tahkik etmiştir: «Ebû Sa'lebe hadîsinde zahir asla tercih edilmiştir. Çünkü esas ehli kitap ile mecûsilerin kaplarının temiz olmasıdır. Bununla beraber başkası bulunmazsa bu kapları yıkayarak kullanmak emir buyurulmuştur. Doğrusu şudur ki; pis olduğu tahakkuk edinceye kadar hüküm asla göre verilir. Hadise cevap vermeye ondan sonra ihtiyaç messeder. Hadîse iki cevap verilmiştir: 1-Yıkama emri ihtiyat içindir. Yani yıkamak müstehabdır. 2- Hadisden murad kapların pis olduğu muhakkak, bulunduğuna göredir. Ebû Dâvud'un rivayetinde: «Biz ehli kitab ile komşu yaşıyoruz. Onlar tencerelerinde domuz pişiriyor, kaplarından şarap içiyorlar.» buyurulmasıda buna delalet eder. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Başkasını bulursanız onların kaplarından yiyip içmeyin bulamazsanız su ile yıkayın ondan sonra yiyip için» buyurmuştur. ikinci mesele: Yayla ve Öğretilmiş yahut Öğretilmemiş köpekle avlanmadır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu suale verdiği cevapdan şu hükümler çıkarılmıştır. 1- Üzerine besmele çekmek şartıyîe yayla avlanmak caizdir. 2- Besmele şarttır. 3- Köpeğin öğretilmiş olması lâzımdır. Bu köpeğin getirdiği avın yenmesi için köpeği salarken üzerine besmele çekmek şarttır. Öğretilmemiş köpeğin getirdiği av diri olarak ele geçerde kesilirse yenir. Aksi taktirde yenmez. 4- Hadisi Şerifde köpek mutlak zikredilmiştir. Binaenaleyh beyaz siyah vs. her renkdeki köpeğe şâmildir. imam Ahmed kara köpekle öğretilmiş bile olsa avlanmak caiz değildir demiştir. Hadisi şerif onun aleyhine delildir. 5- Köpekle avcılıkta iki şart dermeyan edilmiştir. Biri köpeğin öğretilmiş oiması diğeri besmele. Binaenaleyh bir kimse öğretilmemiş köpeği ava salsa yahut öğretilmiş köpeği besmelesiz gönderse yahut kendinin salmadığı bir köpek ona av getirse bu avlar ancak kesilmek suretiyle helal olur

Sahîh-i Müslim, 4984

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.