İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5614

Drinks

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ الْحَلْوَاءُ وَالْعَسَلُ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tatlıyı ve balı severdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "ez-Zühri dedi ki: İnsanl~rın karşı karşıyakaldıkları bir zorluk ve sıkıntı dolayısıyla sidiklerini içmek helal değildir. Çünkü o bir pisliktir. Yüce Allah: "Size hoş ve temiz şeyler helal kılındı."(Maide, 5) diye buyurmuştur." İbnu't-TIn bunu şöyle açıklamıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sidiğe ricz (pislik, necaset) adını vermiş, Cenab-ı Allah da: "O Nebi onlara pis ve murdar şeyleri haram kılar. "(A'raf, 157) diye buyurmaktadır. Ricz ise pis ve murdar şeyler arasındadır. Zühri'nin böyle bir istidlaline karşı zorluk ve sıkıntı halinde yine bir ricz (pis) olan meyte (leş) yemenin caiz oluşu gösterilebilir. Bundan dolayı İbn Battal şöyle demiştir: Fukaha Zühri'nin bu sözleriyle dile getirdiği kanaate muhalif kanaattedir. Sidik hakkında söz konusu olacak en ağır durum, necaset arasında ve haram kılınması bakımından meyte, kan ve domuz eti gibi olmasıdır: Zaruret halinde bunların kullanılmasının caiz oluşu hususunda da fukaha arasında görüş ayrı lı ğı yoktur. "İbn Mesud da sarhoşluk verici şeyler (ile tedavi) hakkında: Allah sizin şifanızı size haram ettiği şeylerde kılmadı demiştir." İbnu't-TIn dedi ki: "Seker: Sarhoşluk verici şey" hakkında görüş ayrılığı vardır. Bunun şarap olduğu söylendiği gibi, sertleşmeden önce ıslatılmış hurma ve sirke gibi içilmesi caiz şeyler olduğu da söylenmiştir. Sertleşmesi halinde hurma şırası olduğu da söylenmiştir. Derim ki: Nahl suresinin tefsirinde ilim ehlinin çoğunluğundan yapılan nakle göre yüce Allah'ın: "Ağaçlarının meyvelerinden de içki çikarırsınız ve onlardan güzel bir rızık edinirsiniz."(Nahl, 67) buyruğundaki seker (içki) lafzının haram kılınan içki anlamına geldiği de geçmiş b~lunmaktadır. Güzel rızık ise A1lah'ınhelal kıldığı şeydir. Tedavi ve susuzluk gidermek amacıyla içki içmenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı vardır. Maıik Bu maksatla içki içemez. Çünkü o ancak susuzluğunu artırır, demiştir. Şafillerce daha sahih olan görüş de budur, ama gösterilen bu gerekçenin yasağın sadece üzüm ve kuru üzüm gibi yapısı itibariyle sıcak olan şeylerden yapılmış içeceklere münhasır olmasını gerektirmektedir. Arpa gibi yapısı serin olan şeylerden edinilen içecekler ise böyle olmamalıdır. Tedaviye gelince, bazıları da şöyle demiştir: Şarap haram kılınmadan önce şaraptaki faydalı hususlar daha önce zikrediJen hadisin de deıa.leti ile haram kılındıktan sonra kaldırılmıştır, Aynı şekilde içkinin haramlığı kat'idir, ama onun bir ilaç olacağı şüpheli bir ihtimaldir. Hatta hadisin mutlak ifadesi dolayısıyla tedavi edici bir ilaç değildir. Diğer taraftan görüş ayrılığı, bu içkilerin sarhoşluk vermeyenleri ile ilgilidir. Bunların sarhoşluk verenlerine gelince, tedavi esnasında kullanılmaları ancak bir durumda caiz, olabilir. O da kangren gibi -ki bundan Allah'a sığınırız-bir sebep dolayısıylabir organ ın kesilmesi için aklının izale edilmesine (uyuşturulmaya) mecbur kalan kimsenin halidir. er-Ram tedavi hususundaki görüş ayrılıklarına binaen yaptığı tahricini mutlak olarak zikretmiş, Nevevı ise burada cevazın söz konusu olmasının sahih olacağını belirtmiştir. Bununla birlikte eğer belirtilen husus, diğer organların sağlıklı kalmaları için izlenecek tek yol ise ve başka bir uyuşturucu bulunamayacak ise, hükmün böyle olması gerekir. Onunla tedavi olmayı caiz kabul edenler ikinci hususu açıkça ifade etmişlerdir. Hanefiler de bunu kayıtsız ve şartsız olarak caiz kabul ederler. Çünkü zaruret meyteyi bile mubah kılar. Kullanılması helalolacak bir hale dönüşmesine imkan yoktur ama sirkeye dönüşebilme ihtimali olan şarabınböyle bir durumda helal olması evveliyetle söz konusudur. Bazı Maliki alimlerine göre zannı galip gereği içmesi halinde hastalıktan kurtulacağıkanaati hakimse (zaruret icabı) kullanması caizdir. Nitekim lokması ağzında tıkanan kimsenin durumu da böyledir. Şafiilere göre ise ağzında lokması tıkanan kimse hakkında daha sahih olan görüş, onu içmesinin caiz olacağıdır. Bu ise sırf teqavi yönünden değildir. İleride Tıb bölümünün sonlarında içki ile tedavi yasağına delil teşkil edecek hususlar gelecektir ki, bu da bu husustaki sahih olan gi)rüşü desteklemektedir

Sahîh-i Buhârî, 5614

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ‏.‏

Aişe r.anhiı'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem helvayı ve balı severdi" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Bazek", kaynatıhp pişirilen şarap demektir. Ebu Ubeyde -ki b. el-Cerrah'tır- Muaz -ki İbn Cebel 'dir- 'dan nakledilen sözlerini Ebu Müslim el-Keccl, Said b. Mansur ve İbn Ebi Şeybe, Katade yoluyla Enes'ten diye rivayet etmişlerdir: "Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Ebu Talha tıla denilen şırayı ve üçte ikisi gidip, üçte biri kalıncaya kadar pişirilen şarabı içerlerdL" Tıla, pekmez demektir. Develere sürülen (ve tıla adı verilen) katrana benzetilmiştir. Bu da develerin yağlandığı katran anlamındadır. Üzümün sıkılmış suyu katılaşıncaya kadar pişirildiği takdirde. develere sürülen katranın katılığına benzer. Bu durumda da çoğunlukla sarhoşluk vermez. Omer onunla birlikte adı geçenlere belirtilen hüküm konusunda Ebu Musa ve Ebu'd-Derda da muvafakat etmişlerdir. Ebu Musa ve Ebu'd-Derda'nın bu görüşlerini de Nesai onlardan nakletmiş bulunmaktadır. Ali, Ebu Umame, Halid b. el-Velid ve diğerlerinin de buna muvafık kanaatlerini İbn Ebi Şeybe ve başkalarırivayet etmiş bulunmaktadır. Tabi'inden İbnu'lMüseyyeb, el-Hasen ve İkrime, fukahadan ise es-Sevri, el-leys, Malik, Ahmed ve Cumhur da onlara bu görüşte muvafakat etmişlerdir. Bunlara göre onu içmenin mubah olmasının şartı, sarhoşluk vermemesidir. Ancak bir kesim de vera , yolunu seçerek bunu mekruh görmüşlerdir. "İçki kokusu aldım. Ben o içkinin durumunu soruş.turacağım. Eğer sarhoşluk veriyorsa ona celde vuracağım." Bu da ko ku sebebiyle had uygulamanın caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Kur'an'ın Faziletleri bahsinde İbn Mesud'dan buna göre uygulama yaptığına dair nakil gelmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir de Ömer b. Abdulaziz ve Malik'ten buna benzer bir kanaat naklettniştir. Malik dedi ki: Daha önce içki içip de tevbe edenlerden adaletli iki kişi, aldıkları kokunun şarap kokusu olduğuna dair şahitlik ederse had uygulamak icap eder. Ancak cumhur buna muhalefet ederek: Had ancak ya ikrar ile yahut içki içildiğine tanık olunduğuna dair beyyine ile icap eder. Çünkü bazen kokular birbirine benzeyebilir. Had ise bir şüphe ile birlikte uygulanmaz. Ömer'in başından geçen olayda koku sebebiyle celde cezası uyguladığına dair açık ifade yoktur. Aksine anlatılanların zahiri, onun bu hususta ikrara ya da beyyineye dayanmış olmasını gerektirmektedir. Çünkü sormadıkça oğluna celde vurmamıştır. "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazekin hükmünü daha önceden açıklamış bulunmaktadır. Sarhoşluk veren herşey haramdır." el-Mühelleb dediki: Yani onlar şaraba bazek adını vermeden önce de O Sallallahu Aleyhi ve Sellem şarabı haram kılmıştı. İbn Battal dedi ki: "Sarhoşluk veren herşey haramdır" sözü ile bunu yaptığını kastetmektedir. Bazek, baldan yapılan bir içkidir. Anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, şarabın haram oluşuna dair hükmü, onların bu şaraba bir başka isim vermelerinden öncedir. Onların ismini değiştirmeleri sarhoşluk verici olması halinde onu helal kılmaz. (İbn Batlal) dedi ki: Sanki İbn Abbas soru sorandan bazek denilen içkiyi helal gördüğü anlamını çıkarmış gibidir. Bundan dolayı işin kökünü kestirip atmış ve böyle bir ümidini suya düşürmüş, onun dayandığı noktadan onu uzaklaştırarak kendisine: Sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu ve verilen adlara itibar edilmeyeceğini haber vermiştir

Sahîh-i Buhârî, 5599
HadisSahîh-i Buhârî

وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَنْتَبِذُوا فِي الدُّبَّاءِ، وَلاَ فِي الْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يُلْحِقُ مَعَهَا الْحَنْتَمَ وَالنَّقِيرَ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "ed-Dubba' denilen (Kabak) ile, zift ile sıvanmış kaplarda nebız (şıra) yapmayınız diye buyurdu. Ebu Hureyre de el-Hantem (denilen testiyi) ve en-Nakır (denilen hurma kütüğü oyularak yapılan) kapları da bunlara katıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona el-bit'e dair soru soruldu." Bu hadisi Müslim, Ebu Musa'dan diye rivayetetmiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini Yemen'e göndermiş, o da ona Yemen'de yapılan bazı içeceklere dair soru sormuştu. Allah Rasulü: "Bunlar nelerdir diye sorunca, Ebu Musa: Bunlar el-bit' ve el-mezar denilen içeceklerdir, dedi. Bu sefer Allah Rasulü: Sarhoşluk veren her şey haramdır, buyurdu. Ben Ebu Burde'ye: el-Bit' nedir diye sordum. O: Bal nebızi (şırası)dır dedi." Hadisten anlaşıldığına göre ister üzüm suyundan, ister başkasından yapılmış olsun, sarhoşluk veren her şey haramdır. el-Mazerı dedi ki: Şiddetlenmeden önce üzüm suyunun helalolduğu üzerinde icma' ettikleri gibi, şiddetlenip kaynayıp köpük attığı takdirde de azının da, çoğunun da haram olduğu üzerinde fukaha icma' etmişlerdir. Bundan sonra eğer kendiliğinden sirkeye dönüşürse yine icma' ile helalolur. O halde nazar-ı itibara alınan bu hükümlerin, edinilen bu içeceklerin değişmesi halinde değişeceğidir. Bu durum ise bunların birbirleriyle oldukça irtibatlı olduklarını göstermekte ve haram kılınış illetinin sarhoşluk veridiik olduğuna delilolmaktadır. O halde bu da şunu gerektirir: Sarhoşluk verme özelliğini taşıyan her bir içkinin azını da, çoğunu da kullanmak haram olur. --- Mazeri'nin açıklamalarıburada sona ermektedir. --- el-Mazeri'nin bir istinbat olarak sözünü ettiği hükmün, haberin bazı rivayet yollarında açıkça ifade edildiği de sabit olmuştur. Ebu Davud ve Nesai sahih olduğunu belirterek İbn Hibban'ın, Cabir'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasulullah s;,ılallahu a1eyhi ve sellem şöyle buyurdu: çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." "Ebu Hureyre bunlara el-hantem ve en-nakir denilen kapları da katıyordu. Müslim, Zazan yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ben İbn Ömer'e kaplara dair soru sordum ve: Bize bu haber sizin şivenizle ulaştı, sen de bize bunu bizim şivemizle açıkla. O da şöyle dedi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem testi demek olan el-Hantemeyi, kabak demek olan ed-dubba'yı, hurma kütüğünün oyularak kap haline getirilmesi demek olan en-nakiri ve zift ile sıvanan kap olan el-mukayyar'ı yasaklad

Sahîh-i Buhârî, 5587
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ سَوْدَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَاتَتْ لَنَا شَاةٌ فَدَبَغْنَا مَسْكَهَا ثُمَّ مَا زِلْنَا نَنْبِذُ فِيهِ حَتَّى صَارَتْ شَنًّا‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Sevde şöyle demiştir: "Bizim bir davarımız vardı, öldü. Biz de onun derisini tabakladık. Sonra o tabaklanmış derinin içinde eskiyineeye kadar nEbiz şırası kurmakta devam ettik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tila", "seker", "NEbiz" kelimelerinin Açıklamaları Eşribe Bölümüride daha önce geçmişti. el-Mühelleb şöyle der: Çoğunluğun kanaatine göre muayyen bir nEbizi içmeye ce ği ne yemin eden bir kimse bir başka nEbizi içtiğinde yeminini bozmuş olmaz. Sarhoş olmak korkusuyla nEbiz içmeyeceğine yemin eden bir kimse sarhoşluk verici vasfı bulunan içeceklerden hangini içerse yeminini bozmuş olur. Çünkü ister pişirerek (tabıh) ister suyunu sıkarak (asır) elde edilsin hurma suyudur (Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 499). diğer içecek maddeleri vasıf itibariyle ona benzedikleri için nEbiz adını alırlar. Bu durumda yemin eden kimse hiçbir meşrubatı içmeyeceğine yemin edip bunlar arasında ayırım gözetmediğinde nasıl ki adına "meşrubat" denilen herhangi bir nesneyi içtiğinde yemini bozulursa aynen onun gibi olur. İbn Battal'ın görüşü şöyledir: İmam BuhSrl'nin yukarıdaki başlıkta "birileri" derken kastı, İmam Ebu Hanıfe ve onun mezhebine uyanlardır. Çünkü onlar "tıIS" ve "asır"in nEbiz olmadığını, zira nEbizin gerçekte suya bırakılan ve yatırılan şeyolduğunu söylemişlerdir. Bundan dolayı "menbuz"a menbuz denilmesi, atılmasından ve bırakılmasından kaynaklanmıştır. İmam Buhari ise bunlara cevap vermek istemiştir. Onun yukarıda yer verdiği iki hadisten Sehl'in rivayet ettiği hadis, içmesi helal bile olsa kısa bir süre önce suya bırakıldığı bilinen şeylere nEbiz adını vermeyi gerektirmektedir. Eşribe Bölümünde Aişe r.anha'nın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize geceden nebiz yapıldığı ve onu sabahleyin içtiği, sabahleyin nebiz yapıldığı ve onu da akşam üstü içtiği rivayet i geçmişti. Sevde'nin yukarıdaki hadisi bunu teyit etmektedir. Çünkü o ölmüş kOyıınun derisine nebiz şırası kurmçıkta olduklarından söz etmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ailesi ancak içmesi helalolan şeyin şırasını çıkarıyarlardı. Bununla birlikte ona nebiz adını veriyorlardı. Hadiste geçen "mesk" cilt, deri demektir

Sahîh-i Buhârî, 6686
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ هَلَكْتُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَلِمَ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَقَعْتُ عَلَى أَهْلِي فِي رَمَضَانَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَعْتِقْ رَقَبَةً ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَ عِنْدِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أَسْتَطِيعُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أَجِدُ‏.‏ فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَرَقٍ فِيهِ تَمْرٌ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ السَّائِلُ ‏"‏‏.‏ قَالَ هَا أَنَا ذَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ تَصَدَّقْ بِهَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ عَلَى أَحْوَجَ مِنَّا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا أَهْلُ بَيْتٍ أَحْوَجُ مِنَّا فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ أَنْيَابُهُ قَالَ ‏"‏ فَأَنْتُمْ إِذًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan, dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Helak oldum, dedi. Allah Rasulü: Neden, diye sordu. Adam: Ramazan ayında (oruçlu iken) ailem (eşim) ile cima ettim, dedi. Allah Rasulü: O halde bir köle azad et, diye buyurdu. Adam: Bulamıyorum, dedi. Allah Rasulü: O halde kesintisiz iki ay oruç tut, diye buyurdu. Adam: Gücüm yetmez, dedi. Allah Rasulü: Öyleyse altmış yoksula yemek yedir, diye buyurdu. Adam: Bulamıyorum dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde hurma bulunan bir zembil getirildi. Allah Rasulü: Soru soran o kişi nerede, diye sordu. Adam: İşte buradayım, deyince, Allah Rasulü: Bunu sadaka olarak dağıt, diye buyurdu. Adam: Ey Allah'ın Rasulü, bizden daha muhtaç kimselere mi? Seni hak ile gönderene yemin ederim ki bunun (Medine'nin) iki kara taşlı ğı arasında bizden daha muhtaç hiç kimse yoktur, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dişleri görününceye kadar güldü ve: O halde (sizin buna ihtiyacınız daha fazla olduğuna göre bunu) kendinize ayır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eli dar kimsenin aile halkına nafakası." Bu hadise dair yeterli açıklamalar daha önce Oruç bölümünden geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Başlığın bu hadisten alınması şöyle açıklanır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu zata O hurmayı aile halkına yedirmesini mubah kılmıştır. Ona: Bu senin keffaretinin yerine geçer de dememiştir. Çünkühurmanın varlığı ile artık onun aile halkının nafakasını karşılaması farzı onun için farz-ı ayn haline gelmiş oldu. Bu da onun için keffareti yerine getirmesinden daha önceliklidir. Evet, İbn Battal böyle demiştir. Bu açıklaması da bir çeşit iddiadır. O halde delile ihtiyacı vardır. Göründüğü kadarıyla bu başlık, erkeğin aile halkının nafakasına gösterdiği ihtimam cihetiyledir. Çünkü ona: Bu malı .sadaka olarak dağıt, denilince, o: "Bizden daha fakirine mi" diye karşılık vermiştir. Şayet ailesinin nafakasını karşılamaya ihtimam göstermemiş olsaydı, hemen o hurmayı sadaka olarak dağıtırdı

Sahîh-i Buhârî, 5368
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَكْرَانَ، فَأَمَرَ بِضَرْبِهِ، فَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِيَدِهِ، وَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِنَعْلِهِ، وَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِثَوْبِهِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ رَجُلٌ مَالَهُ أَخْزَاهُ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَكُونُوا عَوْنَ الشَّيْطَانِ عَلَى أَخِيكُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sarhoş bir adam getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz onun dövülmesini emretti. Artık bizden kimimiz ona eliyle vuruyor, kimimiz ayakkabısıyla, kimimiz de elbisesiyle vuruyordu. Dövme işi bitince içimizden bir adam "Buna ne oluyor! Allah bunu rezil ve rüsvay etsin!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kardeşinizin aleyhinde şeytanın yardımcıları olmayınız" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: imam Buhari, içki içene lanet etmeyi yasaklayan hadisle, en başta "İçki içen içki içtiği sırada mu'min olarak içemez" hükmünün birbiriyle nasıl cem ve telif edileceğine işaret etmektedir. Onun anlayışına göre maksat, içki içen kişinin tam olarak imandan çıktığı değil, kamil bir imana sahip olmadığıdır. imam Buhari burada "mekruhluk"la laneti hak etmiş kimse hakkındaki lanet yasaklığının tenzihi olduğuna işaret etmektedir. Ancak bunun için lanet okuyan kimsenin onun gerçek manası olan Allah'ın rahmetinden uzak kılınması değil, sadece ona ağır bir söz kullanma manası kastedilmelidir. Buna karşılık bir kimse lanet okuduğu şahsın Allah'ın rahmetinden uzak olmasını kastederse bu haram olur. Özellikle laneti hak etmeyen kimse hakkında söylenmişse hüküm böyledir. Allah'ı ve Resulünü seven ve özellikle de had cezası kendisine uygulanan kimseye lanet okumak böyledir. Bu gibi kimseye tövbe etmesi ve Allah' ın affına ermesi için dua etmek mendubtur. Bu ayrıntılı sebepten dolayı imam Buhari başlıkta "içki içene lanet okumanın mekruhluğu" yerine "içki içene lanet okumanın mekruh olanı" demiştir. Buhari bununla sözkonusu ayrıntıya işaret etmiştir. Bu açıklamaya göre muayyen bir fasığa mutlak olarak lanet okunmayacağına bir delil yoktur. Bazıları şöyle demişlerdir: Yasaklık, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda vaki olana mahsustur. Çünkü lanet okumaya tepki gösterilmediği takdirde içki içen kimse kendisinin buna layık olduğu vehmine kapılabilir. Belki de şeytan onun kalbine kendisini fitneye düşürebileceği bir kanaat verebilir. Ebu Hureyre hadisinde yer alan "Kardeşinizin aleyhinde şeytanın yardımcıları olmayınız" şeklindeki ifade ile bu noktaya işaret edilmektedir. Bazı bilginlere göre içki içme cezası uygulanmış olan kimselere mutlak olarak lanet okunamaz. Çünkü ceza onun sözkonusu günahına kefaret olmuştur. Bazıları ise hata eden kimse hakkında mutlak olarak lanet okunamaz demişlerdir. Mutlak caizlik, suçu açıktan açığa işleyenler hakkındadır. ibnü'l-Müneyyir, mutlak lanet okuma yasaklığının muayyen kimse hakkında, caizliğin muayyen olmayan kimse hakkında olduğunu doğrulamış ve şöyle demiştir: Çünkü muayyen olmayan kimse hakkında okunacak lanet, bu fiilin yapılmasını engeller. Muayyen kişi hakkındaki lanet ise ona eziyet verir ve kendisine kötü söz söyleme anlamı taşır. Oysa Müslümana eziyet vermek yasaklanmıştır. Muayyen bir kimseye lanet okumaya cevaz veren bilginler delilolarak şöyle demişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem laneti hak edene lanet okumuştur. Dolayısıyla bu konuda muayyen olanla olmayan arasında herhangi bir fark yoktur. Bu görüş söz konusu kimse lanete gayr-i muayyenlik vasfıyla layık olmuştur denilerek tenkide uğramıştır. Şayet had cezası uygulanmadan önce o kişiye lanet okumak caiz olsaydı, ceza uygulandıktan sonra bu devam ederdi. Tıpkı sopa cezası yanında sürgüne göndermenin sakıt olmadığı gibi. Öte yandan muayyen olmayan kimsenin bu lanetten alacağı pay, son derece küçük ve hafiftir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Nevevi, el-Ezkar isimli eserinde şöyle demiştir: Herhangi bir günahı işlemekle nitelenmiş muayyen bir insana beddua etmeye gelince, hadisin zahiri bunun haram olmadığını göstermektedir. Nevevi'nin de ifade ettiği üzere hadisler bunun caiz olduğunu göstermektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisine "Sağ elinle ye" buyurmuş, o kişi "bunu yapamıyorum" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yapamayasın!" demiştir. Bu hadis, şer't hükme muhalif olan kimseye beddua etmenin caiz olduğunu göstermektedir.(Müslim, Eşribe) "Bu kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ı ara sıra güldürürdü" Yani söz konusu şahıs, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bir şeyler söyler ya da onu güldürecek birtakım hareketlerde bulunurdu. Ebu Ya']a'nın Hişam b. Sa'd vasıtasıyla Zeyd b. Eslem'den yukarıdaki isnadla nakline göre adamın biri "himar= eşek" lakabı ile lakaplandırılmıştı. Bu kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e bir tulum yağ ve bal hediye etti. Arkadaşı gelip, kendisinden alacağını isteyince onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e getirdi ve "Buna malını ver" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülümsemekten başka bir şey yapmadı ve isteği üzerine tulum, sahibine geri verildi. "(Ebu Ya'la, Müsned, I, 161) Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. insanlara lakap takmak caizdir. 2. Hadis büyük günah işleyen kimsenin kafir olacağını iddia edenlere cevap teşkil etmektedir. Zira hadiste büyük günah işleyen kimselere lanet okumanın yasaklı ğı ve onlara dua edilmesi emri yer almaktadır. Hadisten anlaşıldığına göre yasak bir fiili işleme ile Allah ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevgisinin o kimsenin kalbinde bulunması arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişinin sözkonusu yasaklığı işlemiş olmasına rağmen Allah'ı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' ı sevdiğini haber vermektedir. 3. Resulullah s.a.v. bir de günahı tekrar tekrar işleyen kimsenin kalbinden Allah ve Resulullah s.a.v. sevgisinin çekilip alınmayacağını bildirmektedir. 4. İçki içen kimsenin o anda imana sahip olmayacağı yolundaki haberden maksat, imanın tamamıyla kalbinden gittiği değil, tam aksine -daha önce işaret edildiği üzere- imanının kamil bir iman olmadığıdır. Allah' a isyan eden bir kalpte Allah ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevgisinin var olmaya devam etmesi, sözkonusu kişinin işlediği günahtan pişman olması, kendisine ceza uygulanıp, bunun o günaha kefaret olması ile kayıtlı bulunması ihtimali vardır. İşlediği günaha pişman olmayıp, ceza da görmeyen kimse böyle değildir. Çünkü onun tekrar günah işlemek suretiyle kalbine bir şey gelmesinden ve imanını çekip almasından korkulur. Allahu Teala'tan bağış ve afiyet dileriz

Sahîh-i Buhârî, 6781
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَامِلَ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَى عَاتِقِهِ وَلُعَابُهُ يَسِيلُ عَلَيْهِ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Hüseyin bin Ali (r.a.)'in mübarek omuzunda taşıyordu. Hüseyin'in tükrüğü de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine akıyordu." Not: Zevaid'de isnadının sahih olup, ricalinin sahih hadis ricali olduğu bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Hadisin zahirine göre Hüseyin (r.a.)'in ağzından akan tükrük, Nebi (s.a.v.)'in elbisesi üzerine akmıştır. Eğer necis olsaydı Nebi (s.a.v.) böyle yaptırmazdı. Bu durum, tükrüğün temizliğine delalet eder. İnsanın ağızından akan tükrük, aslında İslam alimlerinin ittifakıyla temizdir. Ağızın içi, başka bir nedenle pislenirse dolayısıyla tükrük de pislenmiş olur ki bu başka bir konudur. El-Fıkıh Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa (Dört mezhebin fıkıh...) adlı kitabın 1. cildinin baş kısmında 'Temiz Maddeler, bahsinde şöyle deniliyar: 'Diri olan her şeyin göz yaşı, teri, tükrüğü ve sümkürüğü, mezheblerin beyanı vechiyle temiz sayılır. (Yani namaza mani değildir.) Şafiiler'e göre sayılan maddeler, eti yenen, yenmeyen ve şer'an temiz sayılan hayvanlara ait ise temizdir. Malikiler'e göre uyanıklık veya uyku halinde ağızdan akan tükrük, ittifakla caizdir. Fakat mideden ağıza gelen su necistir. Mide suyu renk veya kokusunun değişikliği ile tanınır. Mesela, akan su sarı olup pis kokuyarsa mideden gelmedir. Eğer kişi buna mübtela ise (kronik olarak geçmeyen rahatsızlığı var ise) kendisine af vardır. Aksi takdirde af yoktur. Hanbeli alimlerine göre, göz yaşı, ter, tükrük ve sümkürük, eti yenen hayvanlara ait ise temizdir. Eti yenmeyip kedi veya ondan küçük ise ve bir necasetten doğma değilse ona ait sayılan maddeler de temizdir. Hanefi alimlerine göre, dirinin ter ve tükrüğü temizlik ve necaset bakımından onun artığı gibidir. Yani artığı temiz olan canlının ter ve tükürüğü temizdir. Artığı necis olanınki ise necistir.' Şafii fıkhına ait Nihayetü'l-Muhtaç adlı kitabın ''Necaset'' babında ağızdan gelen su ile ilgili olarak özetle şöyle deniliyar: 'Uyuyan kişinin ağzından akan su, mideden gelme ise necistir. Bunun bir alameti, suyun sarımtırak ve pis kokulu oluşudur. Şayet mideden gelmiyorsa veya mideden gelme olup olmadığında şüphe edilirse onun temizliğine hükmedilir. Eğer bir şahıs mideden gelme su akmasıyla mübtela ise ondan af vardır

Sünen-i İbn Mâce, 658

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.