Sahîh-i Buhârî · 5685
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ مِسْكِينٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ نَاسًا، كَانَ بِهِمْ سَقَمٌ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ آوِنَا وَأَطْعِمْنَا فَلَمَّا صَحُّوا قَالُوا إِنَّ الْمَدِينَةَ وَخِمَةٌ. فَأَنْزَلَهُمُ الْحَرَّةَ فِي ذَوْدٍ لَهُ فَقَالَ " اشْرَبُوا أَلْبَانَهَا ". فَلَمَّا صَحُّوا قَتَلُوا رَاعِيَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا ذَوْدَهُ، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ، فَرَأَيْتُ الرَّجُلَ مِنْهُمْ يَكْدُمُ الأَرْضَ بِلِسَانِهِ حَتَّى يَمُوتَ. قَالَ سَلاَّمٌ فَبَلَغَنِي أَنَّ الْحَجَّاجَ قَالَ لأَنَسٍ حَدِّثْنِي بِأَشَدِّ عُقُوبَةٍ عَاقَبَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثَهُ بِهَذَا. فَبَلَغَ الْحَسَنَ فَقَالَ وَدِدْتُ أَنَّهُ لَمْ يُحَدِّثْهُ بِهَذَا
Enes'ten rivayete göre, "Bazı kimseler hastalanmışlardı. Ey Allah'ın Rasulü, bizi barındır, bize yiyecek ver, dediler. Bunlar sağlıklarına kavuşunca, Medine'nin havası ağırdır, dediler. Bu sefer onları zekat develerinin bulunduğu el-Harre denilen yerde yerleştirdi ve: Develerin sütlerinden içiniz, buyurdu. Sağlıklarına kavuşunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çobanını öldürdüler ve zekat develerini önlerine katıp götürdüler. Allah Rasulü arkalarından izlerini takip edecek kimseler gönderdi. Sonra ellerini ve ayaklarını (çaprazlama) kesti, gözlerine de mil çektirip oydurdu. Ben onlardan bir adamın, ölünceye kadar yeri ısırıp dili ile yaladığını gördüm." Ravilerden Sellam dedi ki: Bana ulaştığına göre el-Haccac, Enes'e: Bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uyguladığı en ağır cezayı tahdis et, dedi. Enes de ona bu hadisi anlattı. Bu olay el-Hasen'e ulaşınca o da: Enes'in bu hadisi Haccac'a tahdis etmemiş olmasını çokça arzu ederdim, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Deve süt1eri ile tedavi." Yani böyle bir tedavinin uygun geleceği hastalıklarda kullanılması. "Bazı insanlar." Behz, rivayetinde "Hicaz ehlinden" fazlalığını da zikretmiş bulunmaktadır. Hadis daha önce Taharet bölümünde kaydedilmiş ve bunların Ukl yahut Ureynelilerden -bu şekilde şek ile- oldukları belirtilmiş idi. Bunların sekiz kişi oldukları, dört tanesinin Ukl'den, üç tanesinin Ureynelilerden, dörd üncülerinin de onlara tabi olan bir başka kabileden birisi olduğu sabittir. "Ben onlardan bir adamın ölünceye kadar yeri ısırıp diliyle yaladığını gördüm." Behz, rivayetinde: "Çektiği ağrı ve gamdan ötürü" fazlalığını da zikretmiştir. EbQ Avane'nin Sahih'inde, burada: "Duyduğu sıcaklık ve şiddetten ötürü yerin soğuğunu almak üzere yeri ısırdığını gördüm" denilmektedir. "el-Hasen" (b. Ebi'l-Hasen el-Basri'dir)'e ulaşınca Enes'in bu hadisi Haccac'a nakletmemiş olmasını çokça arzu ederdim dedi." el-Kuşmiheni: "Bu" lafzını eklemiştir. Behz'in rivayetinde de şöyle denilmektedir: "Allah'a yemin ederim, Haccac minbere kalkıp: Bize Enes tahdis etti deyip, bu hadisi nakletmeden durmad!." Dedikten sonra şunları söyledi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'a isyan sebebiyle elleri, ayakları kesti, gözlere mil çektirdi. Biz Allah'a isyan sebebiyle bunu yapmayacak mıyız, dedi." el-İsmaill bir başka yolla Sabit'ten şunu nakletmektedir: Bana Enes tahdis ederek dedi ki: Ben Haccac'a naklettiğim bir hadis dolayısıyla duyduğum pişmanlığı hiçbir şeyden dolayı duymuş değilim." Daha sonra hadisi zikretmektedir. Enes'in buna pişman olmasının sebebi ise Haccac'ın ceza vermekte çok aşırı giden birisi olması idi ve en basit bir şüpheyi kabul ederek ağır cezalar verirdi. Uramler ile ilgili bu kıssada onun lehine delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü bu hadisin bazı rivayet yollarında irtidad ettikleri açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca bundan sonra gelecek olan başlıkta belirtileceği üzere hadler de henüz nazil olmamış ve Meğazi'de geçtiği üzere müsle (organların kesilmesi)nin nehyinden önce olmuştur
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ وُهَيْبٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ رَهْطٌ مِنْ عُكْلٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانُوا فِي الصُّفَّةِ، فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبْغِنَا رِسْلاً. فَقَالَ " مَا أَجِدُ لَكُمْ إِلاَّ أَنْ تَلْحَقُوا بِإِبِلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ". فَأَتَوْهَا فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا حَتَّى صَحُّوا وَسَمِنُوا، وَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم الصَّرِيخُ، فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ، فَمَا تَرَجَّلَ النَّهَارُ حَتَّى أُتِيَ بِهِمْ، فَأَمَرَ بِمَسَامِيرَ فَأُحْمِيَتْ فَكَحَلَهُمْ وَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَمَا حَسَمَهُمْ، ثُمَّ أُلْقُوا فِي الْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَمَا سُقُوا حَتَّى مَاتُوا. قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ سَرَقُوا وَقَتَلُوا وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ.
Enes şöyle demiştir: Ukl kabilesinden bir topluluk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi ve Suffa'da ikamet etmeye başladı. Ancak Medine'nin havası onlara iyi gelmedi ve burada kalmak istemediler. Bunun üzerine "Ya Resulallah! Bize süt arayıver!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ben sizin için süt bulamam. Ancak Allah'ın Resulünün deve sürülerinin yanına gitmeniz çaresini bulabilirim" dedi. Bundan sonra onlar deve sürülerinin bulunduğu yere gittiler. Orada develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler. Nihayet böylece sağlıklarına kavuştular, semizlenip, kuvvetlendiler. Sonra da çobanı öldürdüler ve develeri önlerinekatıp, sürüp götürdüler. Bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e imdat isteyen bir kişi gelip, haber verince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların izleri üzerine bir askeri birlik gönderdi. Gün yükselmeden onları yakalayıp getirdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz demir çubuk getirilmesini emretti. Demir çubuklar ateşte kızdırıldı. Bunlarla suçluların gözlerine mil çektirdi, ellerini ve ayaklarını kestirtti, kesilen yerlere kanı dindirici bir dağlama tedavisi uygulamadı. Sonra bu caniler Harre denilen kara taşlık bir yere atıldılar. Bunlar orada su istediler fakat kendilerine su verilmedi, nihayet ölüp gittiler. Ebu Kılabe bunlarla ilgili olarak şöyle der: Bu kişiler hırsızlık yaptılar, insan öldürdüler, Allah ve Resulüne karşı savaş açtılar. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v. onların gözlerine mil çektirdL" Bu haberde geçen "..." hakkında lyaz şu açıklamayı yapmıştır: "........" ifadesi gözünü kızgın kızgın demir çubuk ile dağladı demektir. Fiil bu durumda "......." fiili ile aynı olmuş olur. Zira bu fiil şu şekilde tefsir edilmiştir: Göze kızgın bir demir yaklaştırılır ve böylece görme gücü gider. Bu açıklama "r---" fiiline uygun düşmektedir. Çünkü "r---" sözkonusu demirin çivi olmasını ifade etmektedir. (Önemli Bir Bilgi:) Hirabe ayetindeki "Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır"(Maide 33) ifadesi ile Ubade'nin dünyada şer' ı ceza almış kimseye aldığı ceza kefaret olur mealindeki hadisi ile anlam problemi doğmaktadır. Çünkü hirabe ayetinin zahiri, iki hususu (dünyada rezalet, ahirette ceza) birden ifade etmektedir. Buna verilecek cevap şudur: Ubade hadisi Müslümanlara mahsustur. Zira hadiste şirk ona katılan masiyetle birlikte yer almaktadır. Katir şirki üzere öldürüldüğünde müşrik olarak ölürse bu katlin onun için kefaret olmayacağı yolunda icma vardır. Ehl-i sünnet günahkar kimselere had cezası uygulandığında bunun o günah için kefaret olacağı yolunda icma etmişlerdir. Bu hususu çözüme kavuşturan Allahu Teala'ın şu ifadesidir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar. "(Nisa)
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَدِمَ أُنَاسٌ مِنْ عُكْلٍ أَوْ عُرَيْنَةَ، فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِلِقَاحٍ، وَأَنْ يَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَانْطَلَقُوا، فَلَمَّا صَحُّوا قَتَلُوا رَاعِيَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا النَّعَمَ، فَجَاءَ الْخَبَرُ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ، فَلَمَّا ارْتَفَعَ النَّهَارُ جِيءَ بِهِمْ، فَأَمَرَ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَسُمِرَتْ أَعْيُنُهُمْ، وَأُلْقُوا فِي الْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَلاَ يُسْقَوْنَ. قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ فَهَؤُلاَءِ سَرَقُوا وَقَتَلُوا وَكَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ، وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ.
Enes r.a. şöyle demiştir: Ukl (veya Ureyne) kabilelerinden bazı kimseler Medine'ye geldiler. Medine'nin (havası onlara iyi gelmediğinden) karınları ağrıdı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara, yeni yavrulamış develerin süt ve İdrarlarından İçmelerini tavsiye etti. Onlar da (zekat) develerinin bulunduğu yere giderek Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in emrini aynen yaptılar, zamanla iyileştiler. İyileştikten sonra, Hz. Peygamber'in bu hayvanlara bakan görevli çobanını öldürerek ümmetin beytü'I-malına ait zekat develerini alıp kaçtılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu haber gündüzün hemen ilk saatlerinde kendisine ulaşınca onları takip etmek üzere adam gönderdi. Bu kişiler güneş yükselince, adamları yakalayıp getirdiler. Hz. Peygamber el ve ayaklarının kesilmesini emretti. Bunların gözlerine mil çekildi. "Harre" denilen sıcak yere atıldılar, su istemelerine rağmen kendilerine su verilmedi. Ebu Kılabe şöyle demiştir: Bunlar hırsızlık yaptılar, adam öldürdüler, iman ettikten sonra inkar ettiler, Allah ve Resulü'ne karşı harp ilan ettiler. Tekrar: 1501, 3018, 4192, 4193, 4610, 5685, 5686, 6727, 6802, 6803, 6805, 6899. Diğer tahric: İbn Mâce: Hudûd; Nesâî: Tahara
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُمْ أَنَّ نَاسًا أَوْ رِجَالاً مِنْ عُكْلٍ وَعُرَيْنَةَ قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَكَلَّمُوا بِالإِسْلاَمِ وَقَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا أَهْلَ ضَرْعٍ، وَلَمْ نَكُنْ أَهْلَ رِيفٍ، وَاسْتَوْخَمُوا الْمَدِينَةَ فَأَمَرَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَوْدٍ وَبِرَاعٍ وَأَمَرَهُمْ، أَنْ يَخْرُجُوا فِيهِ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، فَانْطَلَقُوا حَتَّى كَانُوا نَاحِيَةَ الْحَرَّةِ، كَفَرُوا بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ، وَقَتَلُوا رَاعِيَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ، وَأَمَرَ بِهِمْ فَسَمَرُوا أَعْيُنَهُمْ وَقَطَعُوا أَيْدِيَهُمْ وَتُرِكُوا فِي نَاحِيَةِ الْحَرَّةِ حَتَّى مَاتُوا عَلَى حَالِهِمْ.
Enes b. Malik'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Ukl ve Ureyna'dan bazı insanlar -ya da bazı adamlar- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına (Medine'ye) geldiler ve Müslüman olduklarını söyleyerek: Ey Allah'ın Nebi'i, bizler sağmal davarları olan kimseler idik. Bizler ziraatle uğraşan kimseler değildik, dediler. Medine'nin havasını ağır buldular. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar için zekat develerinin bir kısmı ile yararlanmalarını ve (develerle) çobanlarının bulunduğu yere gitmelerini emretti. Kendilerine de bu develerle beraber Çıkıp onların sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini emir buyurdu. Onlar da develerle gittiler. Nihayet Medine el-Harre'sinin (kara taşlığının) bir tarafında iken Müslüman olduktan sonra katil' oldular ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çobanını öldürüp zekat develerini de önlerine katıp gittiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu yaptıkları ulaştı. O da onların arkasından onları takip edip yakalayacak kimseleri gönderdi. (Yakalanıp getirilmelerinden) sonra emir vererek onların gözlerini çıkardılar, ellerini kestiler ve Harre'nin bir tarafında ölünceye kadar kendi hallerine terk edildiler
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قِلاَبَةَ الْجَرْمِيُّ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنْ عُكْلٍ، فَأَسْلَمُوا فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَأْتُوا إِبِلَ الصَّدَقَةِ، فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَفَعَلُوا فَصَحُّوا، فَارْتَدُّوا وَقَتَلُوا رُعَاتَهَا وَاسْتَاقُوا، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ فَأُتِيَ بِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَلَ أَعْيُنَهُمْ، ثُمَّ لَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا.
Enes şöyle anlatmıştır: "Ukl kabilesinden bir topluluk Medine'ye gelip Müslüman oldular. Medine'nin havasına alışamadılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zekat develerinin otlatıldığı yere gidip, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini tavsiye etti. Bunu yapıp sağlıklarına kavuştular. Sonra İslamdan döndüler. Develerin çobanlarını katledip, sürüyü önlerine kattılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arkasından bir askeri birlik gönderdi ve yakalanıp Medine'ye getirildiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ellerini ve ayaklarını kestirip, gözlerine mil çekilmesini emretti. Ancak kesilen yerlerin ateşle dağlamasını emretmedi. sonunda onlar öldüler." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari hirabe ayetinin kafirler ve mürtedler hakkında indiği kanaatine varmıştır. Bu yüzden o Ureynelilerden söz eden olay yer vermiştir. Bu hadiste hirabe cezasının sadece kafir ve mürtediere uygulanacağına dair bir açıklık yoktur. Fakat Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade'den Ureyneliler hadisini nakletmiştir. Bu hadisin son kısmında şöyle denilmektedir: "Bize ulaşan habere göre 'Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası. .. ' ayeti Ureyne'liler hakkında inmiştir. Bu şekilde görüş bildiren bilginler arasında Hasan-ı Basri, Ata, Dahhak ve Zühri bulunmaktadır. Katade şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğu, bu ayetin Müslümanlardan yola çıkıp, yeryüzünde fesad peşinde koşan ve yol kesen kimseler hakkında indiği kanaatine varmışlardır. İmam Malik, Şafii ve KOfeli bilginIerin görüşü bu doğrultudadır. Katade şöyle devam etmiştir: Bu, birinci görüşe çelişik değildir. Çünkü ayet bizzat Ureyneliler hakkında inmiş bile olsa lafzı geneldir ve onların yaptığı gibi devlete savaş açıp fesad çıkaran herkes bu ayetin kapsamına dahildir. Bizim kanaatimize göre bu iki görüş birbirine zıttır. Bu konuda esas alınması gereken hirabeden neyin kastedildiğidir. Bunu kafirlik şeklinde yorumlayanlar ayet i kafirlerle tahsis etmişlerdir. Ayeti masiyet ve günah şeklinde yorumlayanlar ise genel kılmışlardır. Daha sonra İbn Battal, İsmail el-Kadl'den şöyle bir görüş nakletmiştir: Kur'an'ın zahiri ve Müslümanların geçmiş uygulamaları bize ayette sözü edilen cezanın Müslümanlar hakkında indiğini göstermektedir. Kafirlere gelince, onların hakkında "İnkar edenlerle karşılaştığımz zaman boyunlanm vurun"(Muhammed 4) cümlesiyle başlayan ayet-i kerime inmiştir. Dolayısıyla kafirlerin hükmü bunun dışındadır. YüceAllah, hirabe ayetinde "Ancak siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna"(Maide 34) buyurmaktadır. Bu ayet savaşçıların içinden tövbe edenlerden işlediği cinayete karşılık belirtilen isteğin düştüğünü göstermektedir. Bu ayet kafirler hakkında olsaydı, hirabe ona fayda verirdi ve kafir, kafir olmasına rağmen hirabe suçunu işlediğinde ayette zikredilen uygulamayla yetinirdik ve o kafir kendini katledilmekten kurtarır ve hirabe kendisinden katledilme cezasını kaldırarak hafifletirdi. Bu probleme şöyle cevap verilmiştir: Mesela mürted olan bir savaşçıya bu cezaların uygulanması yeniden islama dönmesi talebini veya katledilmesini düşürmez. imam Buhari bundan sonra Ureyneliler hakkındaki Enes hadisine yer vermektedir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde "Develerin idrarı" başlığı altında yapılmıştı
حَدَّثَنِي عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ أَنَّ نَاسًا مِنْ عُكْلٍ وَعُرَيْنَةَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَتَكَلَّمُوا بِالإِسْلاَمِ فَقَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا أَهْلَ ضَرْعٍ، وَلَمْ نَكُنْ أَهْلَ رِيفٍ. وَاسْتَوْخَمُوا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَوْدٍ وَرَاعٍ، وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَخْرُجُوا فِيهِ، فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، فَانْطَلَقُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا نَاحِيَةَ الْحَرَّةِ كَفَرُوا بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ، وَقَتَلُوا رَاعِيَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ فَأَمَرَ بِهِمْ فَسَمَرُوا أَعْيُنَهُمْ، وَقَطَعُوا أَيْدِيَهُمْ، وَتُرِكُوا فِي نَاحِيَةِ الْحَرَّةِ حَتَّى مَاتُوا عَلَى حَالِهِمْ. قَالَ قَتَادَةُ بَلَغَنَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ كَانَ يَحُثُّ عَلَى الصَّدَقَةِ، وَيَنْهَى عَنِ الْمُثْلَةِ. وَقَالَ شُعْبَةُ وَأَبَانُ وَحَمَّادٌ عَنْ قَتَادَةَ مِنْ عُرَيْنَةَ. وَقَالَ يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ وَأَيُّوبُ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ عَنْ أَنَسٍ قَدِمَ نَفَرٌ مِنْ عُكْلٍ.
Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendilerine şunu anlatmıştır: "Ukl ve Ureyne'den bir takım kimseler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldiler ve Müslüman olduklarını ifade ederek: Ey Allah'ın Nebisi! Bizler hayvancılıkla uğraşan kimselerdik. Ancak ziraat yapan kimseler değildik dediler. Medine'nin havasını da ağır bulduklarından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bir kaç deve ve bir çobanın tahsis edilmesini emretti. Onlara da bunlarla birlikte (Medine'nin dışına) çıkmalarını ve develerin sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini emretti. Onlar da çıkıp gittiler. Nihayet el-Harre denilen yerin bir tarafına geldiklerinde İslama girdikten sonra kafir oldular, Nebiin çobanını öldürdüler, develeri de önlerine katıp götürdüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber ulaşınca o da peşlerinden onları takip edecek kimseler gönderdi. Onlar hakkında verdiği emir üzere kızdırılmış çivilerle gözlerini dağladılar, ellerini kestiler. Kendi halleriyle ölünceye kadar elHarre'nin bir kenarına terk edildiler." Katade dedi ki: "Bize ulaştığına göre bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Sadaka vermeyi teşvik ettiği ve müsle yapmayı yasakladığı haberi ulaşmıştır
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَاسًا، اجْتَوَوْا فِي الْمَدِينَةِ فَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْحَقُوا بِرَاعِيهِ ـ يَعْنِي الإِبِلَ ـ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، فَلَحِقُوا بِرَاعِيهِ فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، حَتَّى صَلَحَتْ أَبْدَانُهُمْ فَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَسَاقُوا الإِبِلَ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ فِي طَلَبِهِمْ، فَجِيءَ بِهِمْ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ. قَالَ قَتَادَةُ فَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ أَنَّ ذَلِكَ كَانَ قَبْلَ أَنْ تَنْزِلَ الْحُدُودُ.
Enes r.a.'dan rivayete göre "Bazı kimseler Medine'de karınıarından hastalandılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara develerinin çobanına gitmelerini, yanında kalarak develerin sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini emretti. Onlar da çobanın yanına gittiler. Develerin sütlerinden, sidiklerinden içtiler. Nihayet bedenleri sağlıklarına kavuştu. Çobanı öldürdüler, develeri de önlerine katıp sürdüler. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca onları yakalamak üzere takipçiler gönderdi. Yakalayıp getirildiler. O da ellerini, ayaklarını (çaprazlama) kesti, gözlerine mil çektirdi." Katade dedi ki: "Bana Muhammed b. Slrln'in tahdis ettiğine göre bu, hadlerin inişinden önce idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Develerin sidikleri ile tedavi olmak." Bu Başlık altında Uranıler ile ilgili hadisi zikretti. Develerin sidikleri ile tedavi hususunda İbnu'l-Münzir'in, İbn Abbas'tan diye Nebie ref ederek naklettiği şu hadis de gelmiş bulunmaktadır: "Deve sidikleri ile tedavi olmaya bakınız. Çünkü onların sidikleri, mideleri fesada uğramış kimselere faydalıdır