İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5684

Medicine

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَخِي يَشْتَكِي بَطْنَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَتَى الثَّانِيَةَ فَقَالَ ‏"‏ اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَتَاهُ فَقَالَ فَعَلْتُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ صَدَقَ اللَّهُ، وَكَذَبَ بَطْنُ أَخِيكَ، اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏‏.‏ فَسَقَاهُ فَبَرَأَ‏.‏

Ebu Said'den rivayete göre "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Benim kardeşim karnından rahatsız, dedi. Allah Rasulü: Ona bal içir, dedi. Daha sonra adam ona ikinci defa gelince, yine: Ona bal içir, dedi. Sonra yanına üçüncü defa geldi. Yine ona: Ona biraz bal içir, dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: Yaptım, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: Allah doğru söylemiştir. Fakat kardeşinin karnı yalan söylemiştir. Sen ona bal içir dedi, ona bal içirdi ve iyileşti. " Bu Hadis 5716 numara ile de geçiyor. Diğer tahric eden: Tirmizî, Tıp Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bal ile tedavi ve yüce Allah'ın: 'Onda insanlar için bir şifa vardır.'''(Nahl, 69) buyruğu." Buhari ayet• i kerimeyi söz konusu ederek ayette geçen zamirin bala ait olduğuna işaret etmek istemiş gibidir. Aynı zamanda bu, cumhurun görüşüdür. Ama bazı tefsir bilginleri bu zamirin Kur'an'a ait olduğunu iddia etmiştir. "el-Asel: Bal" hem müzekker, hem müennes olarak kullanılır. Yüzden fazla ismi vardır. Balda el-Muvaffak el-Bağdadı'nin ve başkalarının özetlediği üzere pek çok faydalar vardır. Onlar şöyle derler: Damarlardaki ve bağırsaklardaki pislik ve lüzumsuz maddeleri yıkar. Gereksiz fazlalık/arı uzaklaştırır. Mide üzerindeki pürtüklü tabakayı yıkar ve onu itidalli bir şekilde ısıtır. Damarların ağzını açar, mideyi, karaciğeri, böbrek/eri, mesaneyi ve diğer çıkış yerlerini güçlendirir. Yemek, içmek ve gıdalardan nemli şeylerin çözülmesini sağlar. Yapılan macunların korunmasını sağladığı gibi, hoş olmayan ilaçların bu özelliklerini giderir. Karaciğeri ve göğsü arıtıp temizler. İdrarı ve ay halini söktürür. Balgamın oluşturduğu öksürüğe faydalı olduğu gibi, göğsünde balgam bulunanlara ve soğuk mizaçlara da faydalıdır. Bala sirke katıldığı takdirde safralılara fayda sağlar. Diğer taraftan bal gıdalardan bir gıdadır. Devalardan bir devadır. İçeceklerden bir içecektir, tatlılardan bir tatlıdır. Arındırıcılardan bir arındırıcı, ferahlatıcı şeylerden de bir ferahlatıcıdır. Balın faydaları arasında şunlar da vardır: Eğer bal gül yağı ile sıcak olarak içilirse hayvan ısırmasına karşı faydalı olur. Bal, tek başına su ile içildiği takdirde köpek ısırmasına ve kuduza karşı da faydalı olur. Balın içine taze et konulduğu ta'kdirde üç ay boyunca et tazeliğini korur. Aynı şekilde salatalık, kabak, patlıcan, limon ve benzeri meyve ve sebzeler de böylece korunur. Vücuda bal sürüldüğü takdirde pireleri ve pire sirkesini öldürür. Saçı uzatır, güzelleştirir ve yumuşatır. Bal sürme olarak çekilirse gözün kararmasını önler ve göze parlaklık verir. Dişler bal ile fırçalanacak olursa dişleri parlatır ve diş sağlığını korur. Ölü cesetleri korumakta hayret verici bir özelliğe sahiptir. Bu gibi cesetler çabucak çürümez. Bununla birlikte balın zararlarından yana güven altında olunur, zararları pek azdır. Eski tabipler, yaptıkları ilaç terkiplerinde en çok bala güvenmişlerdir. "Hastalığa uygun gelirse." Bu ifadede dağlamanın hastalığı giderecek biricik yolalarak ortaya çıkması halinde meşru olacağına ve bunun için ise tecrübeye gerek olmadığına emin olduktan sonra ancak kullanılacağına işaret vardır. "Uy_ gunluk" ile uygun miktarın kastedilme ihtimali de vardır

Sahîh-i Buhârî, 5684

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أَخِي اسْتَطْلَقَ بَطْنُهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏‏.‏ فَسَقَاهُ‏.‏ فَقَالَ إِنِّي سَقَيْتُهُ فَلَمْ يَزِدْهُ إِلاَّ اسْتِطْلاَقًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ صَدَقَ اللَّهُ وَكَذَبَ بَطْنُ أَخِيكَ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ النَّضْرُ عَنْ شُعْبَةَ‏.‏

Ebu Said'den, dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Benim kardeşim ishal oldu, dedi. Allah Rasulü: Ona bal içir, buyurdu. O da ona bal içirdi. Daha sonra adam: Ben ona bal içirdim. Ama bu onun ishalini artırmaktan başka bir işe yaramadı, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: Allah doğru söylemiştir. Senin kardeşinin karnı ise yalan söylemiştir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Karın hastalığına yakalanmış kimsenin tedavisi." Karın hastalığına yakalanmış olan (el-mabtCın), aşırı ishalden dolayı karnından rahatsız olan kimse demektir. Bunun birçok sebebi vardır. "Ona bal içir, buyurdu." Kasıt, arı balıdır. Araplarca meşhur olan da budur. Emrin zahirinden anlaşıldığına göre balın katıksız olarak içilmesini istemiştir. Ancak karışım halinde (şerbet olarak) içirilmesini kastetmiş olma ihtimali de vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "kardeşinin karnı yalan söylemiştir" buyruğuile bu ilacın faydalı olduğuna, hastalığın devam etmesinin ise ilacın özü itibariyle kusurlu olmasından kaynaklanmadığına, ancak hastalığın sebebi olan o bozucu maddenin çok yoğun olduğuna bir işarettir. Bundan dolayı bu bozucu maddenin büsbütün boşaltılması için kardeşine tekrar bal içirmesini emir buyurmuştur. Nitekim böyle olmuş ve Allah'ın izniyle hasta iyileşmişti. "Kitabu'l-Mieti fı't-Tıb" adlı eserin müellifi der ki: Bal bazen damarlara hızlıca sirayet eder ve bal ile birlikte gıdaların büyük bir bölümü de kana nüfuz eder. İdrar söktürür ve kabz da yapabilir. Bazen de midede kalarak mideyi harekete geçirip yemeği iter ve ishal yapar. Dolayısı ile ishal olan birisine tedavi için tavsiye edilmesini mutlak olarak kabul etmemek, bunu kabul etmeyenin anlayışsızlığındandır. Başkaları da şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tıbbının iyileştirid olduğu kesindir. Çünkü o vahiyden sadır olmuştur. Başkasının tıbbının ise çoğunlukla kaynağı, tahmin ya da deneydir. Nebevı tıbbı kullanan bazı kimselerin iyileşmesi gecikebilir. Buna sebep ise o tıbbı kullanan kimsenin o yolla şifa bulacağına dair inancının zayıflığı ve onu kabul ile karşılamasındaki yetersizliğidir. Bunun en açık misali ise kalplerde bulunanlara şifa olan Kur'an-ı Kerim'dir. Bununla birlikte bazı insanların kalplerinde bulunanlara şifa olmayabilir. Buna sebep ise o kimsenin itikadındaki ve onu kabul ile karşılayışındaki eksikliktir. Hatta münafık olan kimsenin murdarlığına murdarlık, hastalığına hastalık katmaktan başka bir şey de yapmaz. O halde Nebevı tıp, ancak hoş ve temiz bedenlere uygundur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in şifası da .ancak iyi kalpler ile uyum arz eder. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5716
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا مُوسَى ـ هُوَ ابْنُ عُقْبَةَ ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، فِي غَزْوَةِ بَنِي الْمُصْطَلِقِ أَنَّهُمْ أَصَابُوا سَبَايَا فَأَرَادُوا أَنْ يَسْتَمْتِعُوا بِهِنَّ وَلاَ يَحْمِلْنَ فَسَأَلُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْعَزْلِ فَقَالَ ‏"‏ مَا عَلَيْكُمْ أَنْ لاَ تَفْعَلُوا، فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ كَتَبَ مَنْ هُوَ خَالِقٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ مُجَاهِدٌ عَنْ قَزَعَةَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَتْ نَفْسٌ مَخْلُوقَةٌ إِلاَّ اللَّهُ خَالِقُهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudrı, Mustalik oğulları gazvesinde kafirlerden pek çok esir cariye elde ettiklerini ve bu kadınlardan cima suretiyle fakat gebe kalmaksızın faydalanmak istediklerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e azlin hükmünü sorduklarını haber vermiştir. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunu yapmanızda herhangi bir sakınca yoktur. Fakat Allah kıyamet gününe kadar yaratacak olduğu kimseleri muhakkak yazmıştır" dedi. Ebu Said şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yaratılması takdir edilmiş olan hiçbir nefis hariç olmamak üzere muhakkak Allah onların hepsini yaratacaktır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Tıbı şöyle demiştir: Bazıları yukarıdaki başlıkta geçen üç kelime (el-halik, el-barı', el-musawir) birbiriyle eş anlamlıdır demiştir. Ancak bu bir yanılgıdır. Çünkü "el-halik", "el-halk=yaratmak" kökünden türemedir. Kelimenin asıl manası, doğru ve dürüst bir takdir demektir. "İbda"ya halk denilir. İbda, herhangi bir şeyi daha önce örneği olmaksızın yoktan var etmek demektir. Bu Yüce Allah'ın "halaka's-semavati ve'l-arda = Gökleri ve yeri yaratan ... "(En'am 1) ayeti gibidir. "et-Tekvin" kelimesine "el-halk" dendiği olmuştur. "Halaka'l-insane min nutfe=O insanı bir damla sudan yarattı"(Nahl 4) ayeti, buna örnektir. "el-Bar!", "elben" kökünden türemiştir. Kelimenin aslı, bir şeyin bir başkasından ayrılması demektir. Bu ya bir şeyin bir başka şeyden uzaklaşması yoluyladır ki "beree fülanun min maradihı=fiIanca hastalığından iyileşti" ve "beree'l-medyunu min deynihı=borçlu borcundan beri oldu, temize Çıktı" cümlelerindeki kullanım bu anlamdadır. 'İstebre'tu'l-cariyete=Cariyeyi istibra ettim. " Yada "el-ben" inşa yollu olur. "Bereallahu'n-nesemete=Allah varlıkları yarattı" kullanımı buna örnektir. Bazılarına göre "el-bari"', düzeni ihlal eden farklılık ve çelişkiden uzak olan yaratıcı demektir. "el-Musavvir" yaratılmışlara şekil veren ve onları hikmetin gereğine göre tertip eden, yoktan var eden demektir. Allah her şeyin halikıdır. Yani onları bir asıldan veya asla dayanmaksızın yoktan var edendir. Allah her şeyin bariidir. Yani herhangi bir sakatlık veya farklılık sözkonusu olmaksızın hikmetin gereğine göre yaratıcısıdır, her şeye şekil veren musawiridir ki o şeyin tüm özellikleri o şekle dayanır ve onunla kemale erer. Bu üç kelime, Allah'ın fiil sıfaatlarındandır. Ancak "el-hiHik" kelimesi ile "el-mukaddir=takdir eden" anlamı kastedilirse, bu takdirde "el-halik" zatı sıfatlarından olur. Çünkü takdir iradeye rücu eder. Buna göre önce takdir yapılır, sonra takdir edilen şekle uygun olarak yoktan var etme gerçekleşir. Ardından da üçüncü aşamada tesviye ile birlikte tasvir yapılır. Hallmı şöyle demiştir: "el-halik" kelimesinin manası yoktan var edilenleri sınıf sınıf hale getiren ve her bir sınıfa bir miktar bahşeden demektir. "el-Bar!" ise kendi ilminde var olana uygun olarak yoktan var eden demektir. "Biz onu yaratmadan önce"(Hadid 22) ayetinde geçen bu ifade ona işaret etmektedir. Halımı şöyle devam eder: Bundan maksat zatıarı kalıba döken demektir. Zira Allah, suyu, toprağı, ateşi ve havayı herhangi bir asla bağlı olmaksızın yoktan var etmiş, sonra bunlardan değişik cisimler yaratmıştır. "el-Musawir", eşyayı irade ettiği benzerlik ve farklılığa göre hazırlayan demektir. "Ebu Said' e sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki ... " İbn Battal şöyle der: Burada geçen "el-halik" kelimesinden maksat, yaratıkların zatlarını benzersiz şekilde yoktan var eden demektir. Bu öyle bir özelliktir ki bu konuda hiç kimse Allah'a ortak değildir. İbn Battal şöyle devam eder: Yüce Allah kendi nefsini yaratmanın ezeli olması imkansız olduğunda ileride yaratacağı anlamında kendisine hala "halık" ismini vermektedir. Kirmanı, Nebi s.a.v.'in hadisteki ifadesinin anlamı şudur demiştir: Yaratılması takdir edilmiş hiçbir nefis hariç olmamak üzere muhakkak Allah onların hepsini yaratmayı takdir etmiştir veya Allah katında yaratılacakları malumdur. Şu halde bunlar varlık alemine mutlaka çıkacaklardır. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 7409
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أَلْزَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لِشِبَعِ بَطْنِي حِينَ لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَرِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَأُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ، وَأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ وَهْىَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَخَيْرُ النَّاسِ لِلْمَسَاكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشْتَقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Mayalı ekmek bulamadığım, ipek giyinmediğim, filan erkeğin ve filan cariyenin bana hizmet etmediği zamanlarda karın tokluğu için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmazdım. (Açlıktan) karnımı yere yapl!itırırdım, beni evine alıp götürür ve bana yemek yedirir ümidi ile bildiğim bir ayeti bir başka adamdan bana okumasını (öğretmesini) isterdim. Yoksullara kar!il da insanların en hayııolısı Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta bize içinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir kırbayı çıkartır, biz de onu yarar ve içindeki artıkları yalardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Helvayı ve balı severdi." İbn Battal dedi ki: Helva ve bal yüce Allah 'ın: "Tayyibattan yiyiniz" buyruğunda sözü edilen tayyibat (hoş ve güzel !ieyler) arasındadır. Hadis, (tayyibat ile) kendisinden zevk alınan !ieyleri kastetmektedir, diyenıerin görü!ilerini de pekiştirmektedir. Bu hadisin kapsamına daha önceden Et'ıme (yiyecekIer) bölümünün ba!i taraflarında açıkiandığı gibi, çe!iitli lezzetli yiyecek türleri arasında helvaya ve balabenzeyen diğer bütün yiyecekIer de girmektedir. el-Hattabı ve daha sonra arkasından İbnu't-TIn de şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunları sevmesi, bunları çokça arzulaması ve nefsinin bunlara ileri derecede meyletmesi sureti ile değildi. O sadece bunlar huzuruna getirildiğinde onlardan uygun olan miktarı alırdı. BöylelikIe onun bunları beğendiği de anla!iılml!i olmaktadır. Yine bu hadisten çeşitli türlerden yemek yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır; ama bazı vera' ehli kimseler bunu hO!i görmez ve hurma ve bal gibi tabiatı itibariyle tatlı olan şeyler dışında tatlı şeyleri yemeye ruhsat vermezdi. Ama bu hadis onların bu kanaatini reddetmektedir. Selef arasında bunlardan vera' yoluyla kaçınanlar, sadece tayyibatı elde etmeyi ahirete erteleyen kimseler olmu!itur. Bununla birlikte bu tayyibatı dünya hayatında da elde edebiliyorlardı, ama cimrilikIerinden dolayı değil de tevazuları sebebiyle bunları yemiyarlardı. "İnsanlar arasında yoksullara en hayırlı olan ki!ii Cafer ... idi." Buna dair açıkIamalar Menakıb bölümünde (3708.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin ba!ilığa uygunluğu !iöyle açıkianır: Helva, tatlı olan her şey hakkında kullanılır. Küçük tulumda çoğunlukIa bal bulunduğu için -ki bazı rivayet yollarında bundan açıkça söz edilmiştir- böyle bir ba!ilık da uygundur

Sahîh-i Buhârî, 5432
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتِ الأَمَةُ مِنْ إِمَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ لَتَأْخُذُ بِيَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَنْطَلِقُ بِهِ حَيْثُ شَاءَتْ‏.‏

Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Medine halkı cariyelerinden herhangi bir cariye, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden tutar ve onu istediği yere götürebilirdi. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kibir". Rağıb dedi ki: Kibir, tekebbür ve istikbar birbirine yakın anlamdadır. Kibir, insanın kendisini beğenmekten dolayı özel bir halinin adıdır. O da kendisini başkalarından büyük görmesidir. Bunun en ileri hali ise kişinin Rabbine karşı büyüklenerek hakkı kabul etmeyip onu tevhid etmeyi, ona itaat i reddedip boyun eğmemesidir. Tekebbür iki şekilde ortaya çıkar: 1- Güzel fiillerinin, başkalarının güzelliklerinden daha fazla olması halidir. Bundan dolayı şanı yüce Allah "el-mütekebbir" diye nitelendirilmiştir. 2- Kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu göstererek, bu işi zorla sahiplenmeye kalkışması. Bu da genelolarak mütekebbir insanların vasfıdır. Yüce Allah'ın: "Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."(Mu'min, 35) buyruğunda olduğu gibi ... Müstekbir de buna benzer. "Onu alıp istediği yere götürebiliyordu." Burada "elinden tutmakıltan maksat, bunun ifade ettiği anlamdır. O da gösterdiği yumuşaklık ve ona uymaktır. Hadis, tevazuu konusunda çeşitli mübalağa ifadelerini de ihtiva etmektedir. Çünkü erkeği değil kadını, hür kadın değil cariyeyi sözkonusu etmiştir. Cariyeler lafzını da genelolarak zikretmiş, herhangi bir cariye için bile bunun sözkonusu olduğunu ifade etmiştir. "İstediği yere" ifadesiyle de onu alıp dilediği yere götürebilmesinin mümkün olduğunu anlatmıştır. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ileri derecede alçak gönüllü olduğunu, kibrin her çeşidinden bütünüyle uzak olduğunu göstermektedir. Kibrin yerilmesi ve alçak gönüllü lüğü n övülmesi ile ilgili pek çok hadis varid olmuştur. Bunların en sahihlerinden birisi, Müslim'in Abdullah İbn Mesud'dan rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğudur: "Kalbinde kibir namına zerre ağırlığı kadar bir şey bulunan kimse, cennete girmeyecektir. Ona: Ya adam elbisesinin güzel, ayakkabısının güzelolmasını arzu eder(se), diye soruldu. Allah Rasulü: Kibir, hakka karşı başkaıdırmak ve insanları küçük görmektir, buyurdu." Yine Müslim, lyad İbn Himar'dan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz Allah bana, kimse kimseye karşı haksızlık etmeyecek şekilde alçak gönüllü olunuz, diye vahyetmiştir." Alçak gönüllülüğün emredilmesi, kibrin yasaklanması demektir. Çünkü kibir, alçak gönüllülüğün zıttıdır. Kibir küfürden ve benzeri hususlardan daha geneldir. Müslüman hakkında tevili hususunda da görüş ayrılığı vardır. Cennete ilk girecekler arasında, kibirli Müslüman cennete giremeyecektir denildiği gibi, cezasını çekmeden giremeyecektir, diye de açıklanmıştır. Onun cezası cennete girmemektir, ama af da edilebilir, demiştir. Bu ifade ( ... cennete girmeyecektir ifadesi), kibirden vazgeçirmek ve vebalinin ağırlığını anlatmak için zikrediimiştir. Zahirinden anlaşılan kastediimiş değildir, diye de açıklanmıştır

Sahîh-i Buhârî, 6072
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُمَا أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ فِي الْحَبَّةِ السَّوْدَاءِ شِفَاءٌ مِنْ كُلِّ دَاءٍ إِلاَّ السَّامَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَالسَّامُ الْمَوْتُ، وَالْحَبَّةُ السَّوْدَاءُ الشُّونِيزُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Siyah tanede (çörek otunda) es-samm müstesna her hastalıktan şifa vardır." İbn Şihab dedi ki:es-Samm da ölümdür. el-Habbetu's-sevde (çörek otu) ise şuniz diye bilinendir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ölüm dışında." el-HattaÖı dedi ki: Hadisteki "her hastalıktan" buyruğu hususun kastedildiği umumi ifadeler kabilindendir. Çünkü herhangi bir bitkinin tabiatında bütün hastalıkları denk düşecek şeylerle tedavi edecek şekilde, tabiatıara karşılık olacak bütün hususları kendisinde toplayan hiçbir bitki yoktur. Maksat, bu çörek otunun rutubetten (nemden) meydana gelen her türlü hastalığa şifa olduğudur. Ebu Bekr İbnu'l-fuabı der ki: Doktorlara göre bal, siyah çörek otuna göre her türlü hastalığa şifa olma ihtimali daha yüksek bir şeydir. Bununla birlikte bazı hastalıklar vardır ki, hasta bal içecek olursa ondan rahatsız olur. Eğer yüce Allah'ın bal hakkındaki: "Onda insanlar için bir şifa vardır" buyruğundan kasıt, çoğunlukla görülen hal ise, siyah tanenin buna göre yorumlanması daha uygundur. başkası da şöyle demektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastanın müşahede ettiği durumuna göre ilaç tavsiye ediyordu. Onun siyah tane ile ilgili bu sözü, mizacı soğuk olan kimsenin hastalığına uygun düşmüş olduğundan dolayı çöreoutunu tavsiye etmiş olabilir. Bu durumda "her hastalıktan bir şifadır" sözü, bu sözlerin söylendiği bu kabilden hastalık türleri hakkında demektir. Bu gibi durumlara göre genel ifadelerin tahsis edilmesi ise çoktur ve yaygındır. Doğrusunu en iyi bilen Allah 'tır. Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Cemra der ki: İnsanlar bu hadis hakkında açıklamalarda buıunmuş ve onun genelolarak varid oluşunu, doktorların ve bu hususta deneyim sahibi olanların sözleri ile tahsis etmişlerdir. Ancak bu sözleri söyleyenlerin yanlışlığı da açıkça anlaşılan bir haldir. Çünkü bizler çoğunlukla bilgileri galip zanna bina edilen, deneye dayalı bulunan doktorların söylediklerini doğru kabul edecek olursak, şunu belirtelim ki, hevadan konuşmayan kimsenin sözlerini tasdik etmek, doğru kabul etmek, onların sözlerini kabul etmekten daha uygundur

Sahîh-i Buhârî, 5688
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6080

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.