Sahîh-i Buhârî · 5729
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغَ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ الأَجْنَادِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ، فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِأَرْضِ الشَّأْمِ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ عُمَرُ ادْعُ لِي الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ. فَدَعَاهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّأْمِ فَاخْتَلَفُوا. فَقَالَ بَعْضُهُمْ قَدْ خَرَجْتَ لأَمْرٍ، وَلاَ نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ. فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُوا لِي الأَنْصَارَ. فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ، فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ، وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلاَفِهِمْ، فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ. فَدَعَوْتُهُمْ، فَلَمْ يَخْتَلِفْ مِنْهُمْ عَلَيْهِ رَجُلاَنِ، فَقَالُوا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ، وَلاَ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ، فَنَادَى عُمَرُ فِي النَّاسِ، إِنِّي مُصَبِّحٌ عَلَى ظَهْرٍ، فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ. قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللَّهِ فَقَالَ عُمَرُ لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ، نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ إِبِلٌ هَبَطَتْ وَادِيًا لَهُ عُدْوَتَانِ، إِحْدَاهُمَا خَصِبَةٌ، وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ، أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ، وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ قَالَ فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَكَانَ مُتَغَيِّبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي فِي هَذَا عِلْمًا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ ". قَالَ فَحَمِدَ اللَّهَ عُمَرُ ثُمَّ انْصَرَفَ.
Abdullah b. Abbas'tan rivayete göre; "Ömer b. el-Hattab r.a., Şam (Suriye)'a çıktı. Nihayet Serğ denilen yere varınca orduların kumandanıarı -Ebu Ubeyde b. el-Cerrah ve arkadaşları- onu karşıladılar ve ona Şam topraklarında vebanın ortaya çıkmış olduğunu haber verdiler. İbn Abbas dedi ki: Bunun üzerine Ömer: Bana ilk muhacirleri çağırınız, dedi. Onları çağırttı ve onlarla istişare etti. Onlara Şam'da vebanın baş gösterdiğini haber verdi. Onlar anlaşmazlığa düşerek kimisi: Biz bir iş için çıkmıştık, dolayısıyla onu görmeden geri dönmek görüşünde değiliz, dedi. Kimileri: Seninle beraber bulunanlar, insanların (iyilerinin) geriye kalanları ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabıdırlar. Bu sebeple onları alıp bu vebanın üzerine götürmeni uygun görmüyoruz, dediler. Ömer: Haydi yanımdan çıkın, dedi. Daha sonra: Bana ensarı çağırın, dedi. Ben de onları çağırdım. Ömer de onlarla istişare etti. Onlar da muhacirlerin gittikleri yoldan gittiler ve onların anlaşmazlıkları gibi anlaşmazlığa düştüler. Yine Ömer: Yanımdan gidiniz, dedi. Daha sonra: Sen bana burada fetih muhacirlerinden olup Kureyş'in yaşlılarından olanları çağır, dedi. Ben de onları çağırdım. Bu hususta ona karşı iki kişi dahi ihtilaf etmeyerek: Biz senin insanları alıp geri dönmen ve onları bu vebanın bulunduğu yere götürmemen görüşündeyiz, dediler. Bunun üzerine Ömer de' ahali arasında: Ben sabahleyin dönmek üzere bineğimin üzerinde olacağım, siz de sabahleyin bineğinizin üzerinde olunuz, diye nida ettirdi. Ebu Ubeyde b. el-Cerrah bunun üzerine: Allah'ın kaderinden kaçış mı bu, dedi. Ömer: Bu sözü keşke senden başkası söylemiş olsaydı ey Ebu Ubeyde. Evet, biz Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Şimdi bana görüşünü söyle. Senin develerin olsa ve birisi merası bol, diğeri kurak olmak üzere iki tarafı birbirinden farklı bir vadiye insen, develerini merası bolalan yerde de otlatsan Allahlın kaderiyle otlatacaksın. Kurak olan yerde de otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatacaksın değil mi, dedi. İbn Abbas dediki: Bir süre sonra bazı ihtiyaçlarını görmek üzere huzurda bulunmayan Abdurrahman b. Avf çıkageldi ve: Bu hususta benim bir bilgim vardır. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'j şöyle buyururken dinledim, dedi: Sizler onun bir yerde baş gösterdiğini işitirseniz bulunduğu yere gitmeyiniz. Sizin bulunduğunuz bir yerde baş gösterirse ondan kaçmak amacıyla bulunduğunuz yerden çıkmayınız. Abdullah b. Abbas dedi ki: Bunun üzerine Ömer Allah'a hamd etti, sonra da yoluna koyulup gitti." Bu Hadis 5730 ve 6973 numara ile de geçiyor
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، خَرَجَ إِلَى الشَّامِ حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغَ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ الأَجْنَادِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَأَ قَدْ وَقَعَ بِأَرْضِ الشَّامِ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ادْعُ لِي الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ . فَدَعَاهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَأَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ فَاخْتَلَفُوا فَقَالَ بَعْضُهُمْ قَدْ خَرَجْتَ لأَمْرٍ وَلاَ نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَإِ . فَقَالَ عُمَرُ ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي الأَنْصَارَ فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلاَفِهِمْ فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ . فَدَعَوْتُهُمْ فَلَمْ يَخْتَلِفْ عَلَيْهِ مِنْهُمُ اثْنَانِ فَقَالُوا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ وَلاَ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَإِ فَنَادَى عُمَرُ فِي النَّاسِ إِنِّي مُصْبِحٌ عَلَى ظَهْرٍ فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ . فَقَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللَّهِ فَقَالَ عُمَرُ لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ إِبِلٌ فَهَبَطَتْ وَادِيًا لَهُ عُدْوَتَانِ إِحْدَاهُمَا مُخْصِبَةٌ وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصِبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ - وَكَانَ غَائِبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ - فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي مِنْ هَذَا عِلْمًا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ " . قَالَ فَحَمِدَ اللَّهَ عُمَرُ ثُمَّ انْصَرَفَ .
Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan: Ömer b. Hattab (r.a.) Şam'a gitti. Serg'e varınca kendisini ordu komutanları Ebu Ubeyde b. el-Cerrah ve arkadaşları karşıladılar ve Şam diyarında veba salgınının baş gösterdiğini haber verdiler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.): «-— Bana ilk muhacirleri çağır» dedi. Ben de çağırdım. Hz. Ömer (r.a.) onlara veba hastalığının meydana geldiğini haber vererek, istişarede bulundu. Aralarında ihtilaf çıktı. Bunlardan bir kısmı: «— Sen bir görev için çıktın. Bundan geri dönmeni uygun görmüyoruz» dediler. Bir kısmı da: «— İnsanların geri kalanı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı seninle beraberdirler, onları vebaya atmanı doğru görmüyoruz» deyince, Hz. Ömer (r.a.): «— Yanımdan uzaklasın,» deyip, sonra «bana Ensarı çağırın» buyurdu. Ben de onları çağırdım. Hz. Ömer (r.a.) onlarla da istişarede bulundu. Onlar da muhacirlerin dediklerini söyleyip ihtilaf ettiler. Hz. Ömer (r.a.) onlara da: «— Benden uzaklasın» dedi, sonra: «— Bana burada bulunan Mekke fethi muhacirlerini, Kureyş büyüklerini çağır» dedi. Ben de onları çağırdım. Onlardan hiç biri ihtilaf etmedi ve: «— Adamlarla beraber geri dönmen ve onları veba tehlikesine atmaman kanaatindeyiz» dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), insanlara şöyle seslendi: «Ben sabahleyin hayvanıma binerek Medine'ye geri döneceğim. Siz de buna göre hazırlanın», deyince, Ebu Ubeyde (r.a.): «— Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?» dedi. Hz. Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: «— Ey Ebu Ubeyde, keşke bunu senden başkası söyleseydi! Evet Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Bana söyle bakalım: Senin develerin olsa, iki yamaçlı bir vadiye inseler. Bu yamaçlardan biri otlu diğeri çorak, otsuz olsa, sen develeri bol otlu yerde otlatsan, Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın? Çorak yerde de otlatsan yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın?» Bu sırada, daha Önce bir işi için aralarından ayrılmış olan Abdurrahman b. Avf (r.a.) gelip: «— Bu hususta benim bilgim var. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: «Bir yerde veba hastalığını işitirseniz oraya gitmeyiniz. Bir yerde de veba hastalığı çıkar da siz orada bulunursanız vebadan kaçarak oradan çıkmayınız» Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), Allah'a hamdedip Medine'ye döndü
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ، الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، خَرَجَ إِلَى الشَّامِ حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغَ لَقِيَهُ أَهْلُ الأَجْنَادِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ عُمَرُ ادْعُ لِيَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ . فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ فَاخْتَلَفُوا فَقَالَ بَعْضُهُمْ قَدْ خَرَجْتَ لأَمْرٍ وَلاَ نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ . فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِيَ الأَنْصَارَ فَدَعَوْتُهُمْ لَهُ فَاسْتَشَارَهُمْ فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلاَفِهِمْ . فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي . ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ . فَدَعَوْتُهُمْ فَلَمْ يَخْتَلِفْ عَلَيْهِ رَجُلاَنِ فَقَالُوا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ وَلاَ تُقْدِمْهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ . فَنَادَى عُمَرُ فِي النَّاسِ إِنِّي مُصْبِحٌ عَلَى ظَهْرٍ فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ . فَقَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللَّهِ فَقَالَ عُمَرُ لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ - وَكَانَ عُمَرُ يَكْرَهُ خِلاَفَهُ - نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَتْ لَكَ إِبِلٌ فَهَبَطْتَ وَادِيًا لَهُ عِدْوَتَانِ إِحْدَاهُمَا خَصْبَةٌ وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ قَالَ فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ وَكَانَ مُتَغَيِّبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي مِنْ هَذَا عِلْمًا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ " . قَالَ فَحَمِدَ اللَّهَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ثُمَّ انْصَرَفَ .
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e, İbni Şihâb'daıı dinlediğim, onun da Abdü'l-Hamîd b. Abdirrahman b. Zeyd b. Hattab'dan, onun da Abdullah b. Abdillah b. Haris b. Nevfel'den, onun da Abdullah b. Abbas'dan naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum. Ömer b. Hattâb Şam'a gitmek üzere yol'a çıkmış. Serğ denilen yere vardığında onu ecnadlılar (yâni) Ebû Ubeyde b. Cerrah ve arkadaşları karşılayarak Şam'da veba zuhur ettiğini kendisine haber vermişler. İbni Abbas demiş ki: Bunun üzerine Ömer: Bana iîk muhacirleri çağır! dedi. Ben de onları çağırdım, kendileriyle istişarede bulundu. Ve Şam'da veba zuhur ettiğini onlara haber verdi. Derken ihtilâfa düştüler. Bâzıları: Sen bir iş için yola çıktın, biz ondan dönmeni nıünâsib görmüyoruz, dediler. Bâzıları da: Senin beraberinde olanlar insanların bakıyyesi ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabıdır. Onları bu veba'nın üzerine götürmeni münasib görmüyoruz, dediler. Ömer (onlara): Yanımdan kalkın! dedi. — Bana ensârı çağır! dedi. Onları da çağırdım ve kendileriyle istişare etti. Fakat onlar da muhacirlerin yolunu tuttular ve onlar gibi ihtilâf ettiler. Ömer (onlara da): Yanımdan kalkın! dedi. Sonra : — Bana Fetih muhacirlerinden buruda bulunan Kureyş ihtiyarlarını çağır! dedi. Onları da çağırdım Ama onun yanında iki kişi bile ihtilafa düşmedi. Ve : — Biz insanları geri döndürmeni, onları bu vebanın üzerine götürmemeni münasib görüyoruz, dediler. Bunun üzerine Ömer cemaata seslendi : — Ben sabahleyin hayvanın sırtındaydım. Siz de binin! Ebû Ubeyde b. Cerrah : — Allah'ın kaderinden kaçmak için mi? dedi. Ömer : — Bunu senden başkası söylemeliydi yâ Ebâ Ubeyde! dedi. (Ömer ona karşı gelmekten çekinirdi.) Evet, Allah'ın kaderinden, Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne buyurursun. Senin develerin olsa da iki taraflı bir vadiye inseler, tarafların biri verimli, diğeri çorak olsa. verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış, çorak yerde otlatsan da Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın? dedi. Az sonra Abdurrahman b. Avf geldi. Bir hacetine gitmişti. Ve : — Bu hususta bende bilgi var. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Bir yerde taun olduğunu işitirseniz, o yere gitmeyin! Bir yerde zuhur eder, sîz de orada buiunursamz, ondan kaçmak için o yerden çıkmayınız!» buyururken işittim, dedi. İbni Abbâs: «Bunun üzerine Ömer b. Hattâb Allah'a hanıd etti. Sonra oradan gitti.» demiş
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، وَأَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالَ أَبُو الرَّبِيعِ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ وُضِعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَلَى سَرِيرِهِ فَتَكَنَّفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُثْنُونَ وَيُصَلُّونَ عَلَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ وَأَنَا فِيهِمْ - قَالَ - فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ بِرَجُلٍ قَدْ أَخَذَ بِمَنْكِبِي مِنْ وَرَائِي فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ فَإِذَا هُوَ عَلِيُّ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ وَقَالَ مَا خَلَّفْتَ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ وَايْمُ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ وَذَاكَ أَنِّي كُنْتُ أُكَثِّرُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " جِئْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ " . فَإِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَوْ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَهُمَا .
Bize Said b. Amr El-Eş'asi ile Ebû'r-Rabi' El-Ateki ve Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. Ebû'r-Rabi': Haddesenâ, ötekiler: Ahberana tâbirlerini kullandılar. (Dedilerki): Bize İbni Mübarek, Ömer b. Said b. Ebi Hüseyn'den, o da İbni Ebi Müleyke'den naklen haber verdi. (Demişki): Ben İbni Abbâs'ı şunu söylerken işittim: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine kondu. Ve kaldırılmadan önce halk ona dua ve sena ederek üzerine salâvat getirerek etrafını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan omuzumdan tutan bir adamdan başka beni belinleten olmadı. Ona baktım, bir de ne göreyim Ali imiş. Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: «Geriye hiç bir kimse bırakmadın ki, benim için onun ameli gibi amelle Allah'a kavuşmak seninkinden daha makbul olsun. Allah'a yemin olsun! Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını biliyordum. Çünkü ben çok defalar Resûlullah '(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ; «Ben Ebû Bekr ve Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber girdim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber çıktım.» buyururken işitiyordum. Ve seni Allah'ın onlarla beraber edeceğini umuyor, yahut biliyordum.»
حَدَّثَنِي عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَوَّلُ يَوْمٍ شَهِدْتُهُ يَوْمُ الْخَنْدَقِ.
İbn Ömer r.a. dedi ki: "Benim hazır bulunduğum ilk gün (savaş) Hendek günüdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn İshak el-Meğazı'sinde onların (Ahzabın) nerelerde karargah kurduklarını açıklayarak şunları söylemektedir: Kureyşliler onlara katılan Ehabiş ve onlara tabi olan Kinane oğulları ile Tihamelilerden oluşan onbin kişilik orduları ile sellerin toplandığı yerde konakladı. Uyeyne, Gatafanlılar ve onlarla birlikte bulunan diğer Necidliler ile birlikte Uhud'un yakınındaki Bab Numan'da karargah kurdu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Müslümanlar üç bin kişi olarak çıktılar ve sırtlarını Sevr dağına verdiler. Hendek de onunla Ahzab arasında idi. Kadınları ve çocukları ise Medine surlarına yerleştirdi. (İbn İshak) dedi ki: Huyey b. Ahtab, Kurayza oğullarının yanına gitti. Onlarla -bir sonraki başlıkta açıklanacağı üzere- konuşup durdu ve nihayet ahitlerini bozdular. Müslümanlar onların ahitlerini bozdukları haberini alınca sıkıntıları daha da artmış oldu. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Uyeyne b. Hısn ile beraberinde bulunanlara dönmeleri karşılığında Medine mahsullerinin üçte birini vermek istedi ise de Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubade'böyle yapmasına engeloldular ve şöyle dediler: Bizler de onlar da şirk üzere olduğumuz zamanlarda bile bizden böyle bir şey ümit edememişlerdi. Aziz ve celil olan Allah bize İslamı lutfettikten ve . seninle bizleri aziz kıldıktan sonra böyle bir işi nasıl yapabilir, onlara mallarımızı nasıl verebiliriz? Bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yoktur, onlara kılıçtan başka bir şey de veremeyiz. Müslümanlar üzerindeki muhasara daha da arttı. Nihayet Muattib b. Kuşeyr ile Evs b. Kayzı ve diğer münafıklar münafıklıklarını ortaya koyan sözleri söylediler. Şanı yüce Allah da: "O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve ResQlü bize bir aldatıştan başka bir şey vaat etmemiştir' diyorlardı. "[Ahzab, 12] ve devamındaki ayetleri indirdi. (İbn İshak) dedi ki: Onlara üst taraflarından gelenler Kurayza oğulları, alt taraflarından gelenler ise Kureyşliler ile Gatafanlılar idi. İbn İshak rivayetinde diyor ki: Aralarında karşılıklı ok atışı dışında savaş meydana gelmedi.. Fakat Amr b. Abdi Vüd el-Amiri beraberindeki birkaç kişi ile birlikte hendeğin dar bir yerinden atları ile geçmek istediler ve nihayet çorak bir yere geldiklerinde Ali, Amr ile mübareze yaptı (teke tek çarpıştı) ve onu öldürdü. Ayrıca Mahzum oğullarından Nevfel b. Abdullah b. el-Muğire de mübarezeye çıktı, Zubeyr onunla mübareze etti ve onu öldürdü. Onu Ali'nin öldürdüğü de söylenir. Geri kalan atlılar ise gerisin geri dönüp kaçtılar. "Bana saba rüzgarı ile yardım edildi." Saha rüzgarı doğudan esen bir rüzgardır. ed-debur ise batıdan esen bir rüzgardır. Ahmed, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Hendek günü: Ey Allah'ın Resulü, söyleyeceğin bir söz var mı? Kalpler gırtlaklara kadar gelip dayanmış bulunuyor, dedik. Allah Resulü şöyle buyurdu: Evet, Allah'ım sen avretlerimizi (düşmana karşı gediklerimizi) setret (onlara gösterme). Korktuğumuz şeylere karşı bize güvenlik ver. (Ebu Said) dedi ki: "Bunun üzerine yüce Allah düşmanlarımızın suratlarına rüzgarı çarptı ve yüce Allah rüzgar ile onları bozguna uğrattı
حَدَّثَنِي أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ كَهْمَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، - وَهَذَا حَدِيثُهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا كَهْمَسٌ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، قَالَ كَانَ أَوَّلَ مَنْ قَالَ فِي الْقَدَرِ بِالْبَصْرَةِ مَعْبَدٌ الْجُهَنِيُّ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَحُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِمْيَرِيُّ حَاجَّيْنِ أَوْ مُعْتَمِرَيْنِ فَقُلْنَا لَوْ لَقِينَا أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَمَّا يَقُولُ هَؤُلاَءِ فِي الْقَدَرِ فَوُفِّقَ لَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ دَاخِلاً الْمَسْجِدَ فَاكْتَنَفْتُهُ أَنَا وَصَاحِبِي أَحَدُنَا عَنْ يَمِينِهِ وَالآخَرُ عَنْ شِمَالِهِ فَظَنَنْتُ أَنَّ صَاحِبِي سَيَكِلُ الْكَلاَمَ إِلَىَّ فَقُلْتُ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّهُ قَدْ ظَهَرَ قِبَلَنَا نَاسٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَيَتَقَفَّرُونَ الْعِلْمَ - وَذَكَرَ مِنْ شَأْنِهِمْ - وَأَنَّهُمْ يَزْعُمُونَ أَنْ لاَ قَدَرَ وَأَنَّ الأَمْرَ أُنُفٌ . قَالَ فَإِذَا لَقِيتَ أُولَئِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُمْ وَأَنَّهُمْ بُرَآءُ مِنِّي وَالَّذِي يَحْلِفُ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَوْ أَنَّ لأَحَدِهِمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا فَأَنْفَقَهُ مَا قَبِلَ اللَّهُ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ ثُمَّ قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الإِسْلاَمِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الإِسْلاَمُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِيمَانِ . قَالَ " أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ " . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِحْسَانِ . قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ . قَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَتِهَا . قَالَ " أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ " . قَالَ ثُمَّ انْطَلَقَ فَلَبِثْتُ مَلِيًّا ثُمَّ قَالَ لِي " يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ " . قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ " .
Bana Ebu Hayseme Zuheyr b. Harb tahdis etti, bize Veki', Kehmes'den tahdis etti. O Abdullah b. Bureyde'den, o Yahya b. Ya'mer'den (H) Bize Ubeydullah b. Muaz el-Anberi de tahdis etti -ki bu onun (naklettiği) hadisidir-, bize babam tahdis etti, bize Kehmes, İbn Bureyde'den tahdis etti. O Yahya b. Ya'mer'den şöyle dediğini nakletti: - Kader hakkında ilk konuşan kişi Basra'da Ma'bed el-Cuheni oldu. Ben ve Humeyd b. Abdurrahman el-Himyeri hac -ya da umre- yapmak üzere gitmiştik. Kendi kendimize: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından birisi ile karşılaşsak da bunların kader hakkında söylediklerine dair ona (kanaatini) sorsak, dedik. Abdullah b. Ömer b. el-Hattab'a mescide girerken rastgeldik. Ben ve arkadaşım birimiz sağından, diğerimiz solundan olmak üzere etrafında durduk. Arkadaşımın sözü bana bırakacağını düşünerek: - Ey Ebu Abdurrahman, dedim. Bizim oralarda birtakım insanlar çıktı. Bunlar Kur'an'ı okuyorlar, ilmi araştırıyorlar -ve böyle diyerek onların durumlarını zikretti.- Bununla birlikte onlar kader diye bir şey olmadığını, olayların (Allah'ın ezeli ilmi söz konusu olmaksızın) kendiliğinden meydana geldiğini iddia ediyorlar. (İbn Ömer) dedi ki: Bunlarla karşılaşacak olursan benim onlardan uzak olduğumu, onların da benden uzak olduklarını onlara haber ver. Abdullah b. Ömer'in adına yemin ettiği zat hakkı için eğer onlardan (1/37a) birinin Uhud dağı gibi altını bulunsa ve onu (Allah yolunda) infak etse kadere iman etmedikçe Allah ondan (infakını) kabul etmez. Sonra şunları ekledi: -Babam Ömer b. el-Hattab bana tahdis edip dedi ki: Bir gün Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda idik. Birden yanımıza elbiseleri oldukça beyaz, saçı oldukça siyah, üzerinde yolculuk izleri görülmeyen ve aramızdan kimsenin de tanımadığı bir adam çıkageldi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına oturuverdi, dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini uylukları üzerine koydu ve: - Ey Muhammed, bana İslam'dan haber ver, dedi. RasuluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İslam Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan ayı orucunu tutman, oraya gitmek için yol bulabildiğin takdirde beyti haccetmendir" buyurdu. Adam: Doğru söyledin, dedi. (Ömer): Biz onun bu yaptığına hayret ettik. Hem ona soru soruyor, hem ona doğru söylüyorsun diyordu, dedi. Sonra adam: Bana imandan haber ver, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Allah'a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine, ahiret gününe iman etmen, bir de hayrıyla, şerriyle kadere iman etmendir" buyurdu. (Adam): Doğru söyledin, dedi. Sonra: Bana ihsandan haber ver, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Allah'a onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da şüphesiz o seni görür" buyurdu. Adam: Bana kıyamet'ten haber ver dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu hususta kendisine soru sorulan sorandan daha bilgili değildir" buyurdu. Adam: O halde bana onun alamet(ler)ini haber ver, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Cariyenin kendi hanımefendisini doğurması, yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanı kimselerin uzun (yüksek) bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir" buyurdu. (Ömer) dedi ki: Sonra adam gitti. Uzunca bir süre bekledim sonra (Allah Rasulü) bana: "Ey Ömer, o soru soran kimdi biliyor musun" buyurdu. Ben: Allah ve Rasulü en iyi bilendir, dedim. O: "O (gelen) Cibril'di. Size dininizi öğretmek üzere gelmişti" buyurdu. Diğer tahric: Ebu Davud, 4695; Tırmizi, 2610; Nesai, 5005; İbn Mace, 63; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ حَدِيثِهِ، فَانْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ مَالِكٌ انْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ، إِذْ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ قَالَ نَعَمْ. فَأَذِنَ لَهُمْ ـ قَالَ ـ فَدَخَلُوا وَسَلَّمُوا فَجَلَسُوا، ثُمَّ لَبِثَ يَرْفَا قَلِيلاً فَقَالَ لِعُمَرَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ قَالَ نَعَمْ. فَأَذِنَ لَهُمَا، فَلَمَّا دَخَلاَ سَلَّمَا وَجَلَسَا، فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا. فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا، وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ. فَقَالَ عُمَرُ اتَّئِدُوا أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ". يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ. قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ. فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ذَلِكَ قَالاَ قَدْ قَالَ ذَلِكَ. قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ، قَالَ اللَّهُ {مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ} إِلَى قَوْلِهِ {قَدِيرٌ}. فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ، لَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَبَثَّهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ، فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ بِذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ، هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ. قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ يَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْتُمَا حِينَئِذٍ ـ وَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ ـ تَزْعُمَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَذَا وَكَذَا، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّهُ فِيهَا صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ، فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، جِئْتَنِي تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَأَتَى هَذَا يَسْأَلُنِي نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا، فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَا عَمِلَ بِهِ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَبِمَا عَمِلْتُ بِهِ فِيهَا، مُنْذُ وُلِّيتُهَا، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي فِيهَا فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا بِذَلِكَ. فَدَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ فَقَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ. قَالَ فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. قَالَ أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، فَوَالَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهَا.
(İbn Şihab'dan, o) Malik b. Evs b. el-Hadesan'dan -ki Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im bana onun hadisinin bir kısmını da zikretmişti- şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben gittim ve sonunda Malik b. Evs'in yanına girerek ona sordum. Malik dedi ki: Ben yola koyuldum ve Ömer'in yanına girdim. O sırada onun hacibi (teşrifatçısı) Yerfe' gelerek: Osman, Abdurrahman, ez-Zübeyr ve Sa'd huzuruna girmek için izin istiyorlar, ne dersin, dedi. Ömer: Evet deyip onlara izin verdi. Onlar da içeri girip selam verip oturdular. Daha sonra Yerfe' bir süre kaldı. Arkasından gelip Ömer'e: Ali ile Abbas girmek için izin istiyorlar, ne dersin, dedi. Ömer: Evet deyip girmelerine izin verdi. Onlar da içeri girince selam verip oturdular. Abbas: Ey mu'minlerin emiri, benimle bu adam arasında hüküm ver, dedi. Oradakiler -Osman ve arkadaşları-: Ey mu'minlerin emiri, aralarında hüküm ver ve onların her birini diğerinden kurtar (rahata kavuşturı, dediler. Bu sefer Ömer: Acele etmeyiniz. Gökleri ve yeri ayakta tutan Allah adına size and veriyorum. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Bize mirasçı olunmaz. Bizim geriye bıraktığımız bir sadakadır" sözleriyle bizzat kendisini kastettiğini biliyor musunuz, diye sordu. Orada bulunanlar (Osman ve arkadaşları): Evet, o, böyle buyurmuştu dedil. ler. Bu sefer Ömer, Ali ve Abbas'a dönerek: Size de Allah adına and veriyorum\ Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözleri söylediğini biliyor musunuz, diye sordu. Onlar: Evet, böyle buyurmuştu, dediler. Ömer: Ben size bu işe dair olan biteni anlatayım, dedi. Şüphesiz Allah Resulü s.a.v.'e bu malda kendisinden başka hiçbir kimseye vermediği bir özellik vermiştir. Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın onlardan Rasulüne verdiği fey'e gelince, siz onun için ne bir at oynattınız, ne de bir deveye bindiniz ... Allah her şeye gücü yetendir" (Haşr, 6) buyruğuna kadar okudu. Bu sebeple bu sadece Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ait olmuştu. Allah'a yemin ederim ki o (hayatta iken) sizi dışarıda tutarak yalnız kendisine tahsis etmediği gibi; o mal ile de size başkalarını tercih etmedi. And olsun oranın mallarını size verdi ve onu sizin aranızda dağıttı. Nihayet ondan şu mal geriye kaldı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu maldan aile halkına yıllık nafakalarını harcardı. Daha sonra arta kalanı alıp onu Allah'ın malını harcadığı yerlere harcardı. Rasulullah hayatı boyunca böyle amel etti. Allah adına size and veriyorum, siz bunun (böyle olduğunu) biliyor musunuz? Onlar, evet dediler. Ali ve Abbas'a: Allah adına size and veriyorum bunu biliyor musunuz, diye sordu. Onlar yine: Evet, dediler. (Ömer devamla) dedi ki: Daha sonra Allah nebisinin Sallallahu Aleyhi ve Sellem ruhunu kabzetti. Bunun üzerine Ebu Bekir: Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in velisiyim deyip Ebu Bekir onu eline aldı ve onda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı uygulamayı yaptı. Ali ve Abbas'a dönerek: Siz de o vakit (buna şahit idiniz). Şimdi kalkmış Ebu Bekir'in şöyle şöyle yaptığını iddia ediyorsunuz. Allah bilir ki Ebu Bekir ona yaptığı uygulamada doğru idi, iyi davranmıştı, doğru yolda idi ve hakka uymuştu. Daha sonra Allah, Ebu Bekir'in de ruhunu kabzetti. Bu sefer ben: Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in da, Ebu Bekir'in de velisiyim, dedim. O malı iki yıl boyunca elime alarak Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve Ebu Bekir'in onda yaptığı uygulamanın aynısını yaptım. Sonra' ikiniz söz birliği ve ittifak etmiş olarak yanıma geldiniz. Sen geldin ve benden kardeşinin oğlundan sana düşen payını istedin. Bu da gelip benden hanımının• babasından kendisine düşen payını istemişti. Bunun üzerine ben de size şunları söyledim: İsterseniz o malı size teslim ederim. Ancak size Allah/ın ahdi ve misakı hakkı için bu malda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı uygulamanın ve Ebu Bekir'in onda yaptığı uygulamanın ayrıca benim de halifeliğe getirildiğimden bu yana yaptığım uygulamanın aynısını yapacağınıza dair söz vermenizi istedim. Aksi takdirde bu hususta benimle konuşmayınız dedim. İkiniz de: Bu şartla o malı bize teslim et dediniz. Ben de size bu şart ile malı teslim ettim. Allah adına sizlere (hepinize) and veriyorum. Ben o malı bu ikisine bu şartla teslim ettim mi? Hazır bulunanlar: Evet dediler. \ Ravi dedi ki: Bunun üzerine Ömer, Ali ve Abbas'a dön0\"ek şunları söyledi: Allah adına size and veriyorum. Ben bu şartla o malı size teslim ettim mi? Onlar: Evet dediler. Bu sefer: Peki, siz benden bunun dışında bir hüküm vereceğimi mi bekliyorsunuz? Göklerin ve yerin, izniyle ayakta durduğu Allah hakkı için kıyamet kopana kadar bunun dışında bir hüküm vermeyeceğim. Eğer onu (o araziyi) idare etmekten acze düştüyseniz onu bana geri teslim ediniz, bu hususta ben sizi külfetten kurtaracağım, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadir oğulları hurmalıklarının gelirlerini satar ve aile halkı için bir yıllık ihtiyaçlarını alıkoyardJ." Bu hadise dair yeterli açıklamalar Humsun tespiti (Hadis no 3094) bahsinde geçmiş bulunmaktadır. İbn Dakiki'l-'Id dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre aile halkı için bir yıllık ihtiyaçlarını saklamak caizdir