İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5740

Medicine

Arapça metin

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْعَيْنُ حَقٌّ ‏"‏‏.‏ وَنَهَى عَنِ الْوَشْمِ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Nazar değmesi bir haktır, diye buyurmuş ve dövme yaptırmayı da nehyetmiştir. " Bu Hadis 5944 numara ile de var Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Nazar değmesi bir haktır." Yani nazar değmesi sabit ve var olan bir şeydir. Yahut o, varlığı muhakkak olan şeylerdendir. el-Mazerı dedi ki: Cumhur, hadisin zahiri doğrultusundakanaat belirtmişlerdir. Veşm (dövme) ise iğne vb. bir şeyi bedenin herhangi bir tarafına kan akıncaya kadar batırdıktan sonra, o yere sürme ya da benzeri bir şey doldurması ve bunun neticesinde oradan yeşilimsi bir renk almasıdır. İleride yüce Allah'ınizniyle Ubas (giyim-kuşam) bölümünün sonlarında "kendisine döğine yaptıran kadın" başlığı a1tında açıklamalar gelecektir. Ben bu iki cümle arasında bir ilişki olduğunu görüyorum ki, daha önce bunu tespit edip dikkat çeken kimseyi bilmiyorum. O da şudur: Döğme yaptırmaya iten sebeplerden birisi de, döğme yaptıran kimsenin kendisine nazar değmesin diye niteliklerini değiştirmesi isteğidir. İşte burada nazar değmesinin hak olduğu belirtilmekle birlikte, döğme yaptırmak nehyedilmekte ve şeriat koyucunun öğretilerine dayanmayan, döğme yaptırmanın ve daha başka çarelere başvurmanın hiçbir faydasının olmayacağı belirtilmekte, yüce Allah'ın kaderinin mutlaka tahakkuk edeceğini göstermektedir. Müslim'in, İbn Abbas'ın rivayet ettiği ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ref' ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Nazar değmesi bir haktır. Eğer kaderi geçip geride bırakacak bir şeyolsaydı, hiç şüphesiz göz (nazar) onu geride bırakırdı. Sizlerden (nazarınızın değdiği düşün- . cesiyle) gusletmeniz istenecek olursa, siz de guslediniz." Nevevi dedi ki: Hadiste kaderi n sabit olduğu ve nazar değmesinin de, nazarın zararının da pek güçlü olduğu belirtilmektedir. Hadisteki ikinci fazlalık olan kendisine nazar değdiğini kabul eden kimse tarafından nazar edenin yıkanması emri ise şuna işaret etmektedir: Bu sebep dolayısıyla gusletmek, aralarında bilinen bir husustur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara kendilerinden böyle bir şey istendiği takdirde karşı koymamalarını emir buyurmaktadır. Bunun en basit faydası ise, bu hususta meydana gelen vehmi ortadan kaldırmaktır. Emrin zahiri de vücub ifade etmektedir. el-Mazerl bu hususta görüş ayrı lı ğı bulunduğunu nakletmekte ve bu emrin vücub ifade ettiği görüşünün sahih olduğunu söyleyerek şunları eklemektedir: (Nazar değmesinden ötürü) ölmekten korkacak olursa ve nazarı değen kimsenin gusletmesi sureti ile nazar değenin şifa bulduğu görülegelmiş ise o takdirde gusletmesi muayyen bir emir olur. Nazarı değen kimsenin zarar verdiği kimseye karşılıksız yiyecek vermesi için mecbur tutulacağı da kabul edilmiştir. Bu daha uygundur. Bunun dışında hadisten çıkartılacak daha başka sonuçlar da vardır: 1- Kimin nazarının değdiği bilinecek olursa, onun gusledeceğine dair hüküm verilir. 2- Gusletmek, nazara karşı faydalı olan işlerdendir. 3- Nazar, bazı hallerde kıskançlık olmadan dahi beğenmek ve hoşlanmakla birlikte olur. Hatta bu, seven bir kimse tarafından da, salih kimse tarafından da görülebilir. 4- Bir şey beğenen bir kimsenin beğendiği o kimseye ya da o şeye hemen mübarek olması için dua etmekte elini çabuk tutması icap eder ve bu onun tarafından yapılan bir rukye olur. 5- Müstamel (abdest ve gusül gibi ibadet kastıyla kullanılmış) su, tahirdir. 6- Açık arazide (tesettüre riayet etmek şartıyla) gusletmek caizdir. 7 - Nazar değmesi bazen öldürücü olabilir. Bundan dolayı kısas yapılacağı hususunda görüş ayrılığı vardır. Bu sebeple Kurtubi şöyle demektedir: Nazarı değen bir kimse, herhangi bir şeyin telef olmasına sebep olursa onun tazminatını öder. Eğer nazarıyla öldürürse kısas ya da -bu işin onun bir adeti olacak şekilde tekrarlanması halinde- diyet ödemesi gerekir. Bu durumda nazarı değen kimsenin hali sihirbazın katir olduğu için değil (ölüme sebep olduğundan dolayı) öldürülmesini kabul eden kimselere göre aynı durumda olur. Şafiiler bu hususta lması söz konusu etmemişler, hatta böyle bir şeyin olmayacağını belirtmiş ve şöyle demişlerdir: Nazar çoğunlukla öldürücü değildir ve ölüm sebebi olarak sayılmamıştır. Nevevı de er-Ravda adlı eserinde şunları söylemektedir: Böyle bir halde diyet de, keffaret de söz konusu olmaz. Çünkü şer'! hüküm ancak genel ve belirli olarak tespit edilebilen şeyler hakkında söz konusu olur. Belli bir şekilde tespit edilemeyen ve bazı hallerde, bazı kimselere özelolan şeyler için hüküm koymak söz konusu değildir. Üstelik nazar değen bir kimse kesinlikle böyle bir fiil de işlemiş sayılamaz. Nazarın nihai durumu bir kıskançlıktır ve bir nimetin zeval bulmasını temenni etmektir. Aynı şekilde nazar değmesinden ötürü ortaya çıkan hal, nazar değen kimse için hoşlanılmayan bir şeyin ortaya çıkmasından ibarettir. Bu hoşlanılmayan hal de ölüm esnasında muayyen bir sebep olarak görülemez. Çünkü nazarın etkisi olmaksızın da hoşlanılmayan bir hal ile karşı karşıya kalınabilir. ---Nevevi'nin er-Ravda adlı eserinden nakil burada sona ermektedir--- İbn Battal'ın kimi ilim ehlinden haklettiklerine göre, bir kimsenin nazarının değmesiile tanınması halinde imam, o kimseyi insanların yanına girip çıkmaktan alıkoymalı ve onu evinde oturmaya mecbur etmelidir. Eğer fakir bir kimse ise ona hayatını idame ettirecek şekilde bir maaş bağlamalıdır. Çünkü böyle bir kimsenin zararı, Ömer rad'yallahu anhiin -ilgili başlıkta açıkça geçtiği gibi- insanlarla oturup kalkmasına engelolduğu cüzamlı bir kimsenin zararından daha ağırdır. Şeriat koyucunun cemaate katılmasını engellediği sarımsakyiyen kimsenin zararından da daha ağırdır. Nevevi dedi ki: Bu, başkasının, aksini açıkça ifade ettiği bilinmeyen sahih ve muayyen olarak kabul edilen bir görüştür

Sahîh-i Buhârî, 5740

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَهْبِ بْنِ عَطِيَّةَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ الزُّبَيْدِيُّ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى فِي بَيْتِهَا جَارِيَةً فِي وَجْهِهَا سَفْعَةٌ فَقَالَ ‏ "‏ اسْتَرْقُوا لَهَا، فَإِنَّ بِهَا النَّظْرَةَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عُقَيْلٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَالِمٍ عَنِ الزُّبَيْدِيِّ‏.‏

Ümmü Seleme r.anha'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi evinde, yüzünde bir sarılık bulunan (ya da yüzünün rengi değişmiş) bir kız çocuğu gördü. Bunun üzerine: Buna rukye yapılmasını söyleyiniz. Çünkü buna bir nazar değmiş bulunuyor, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Nazar değmesinden dolayı rukye." Nazar değmiş kimseye rukye yapılması anlamındadır. Nazar (göz değmesi), tabiatı kötü bir kimsenin, hasedle karışık güzel bulan ve bundan dolayı kendisine nazar edilenin zarar gördüğü bir bakış çeşididir. Bazı kimseler bunu açıklamakta zorlanarak şöyle demişlerdir: Nazar değen kimsenin zarar görmesini sağlayacak şekilde göz, uzaktan nasıl etki yapabilir? Buna şöyle cevap verilir: İnsanların tabiatları farklı farklıdır. Bu, bazen nazar eden kimsenin gözündeki zehirin, havada nazar değen kimsenin bedenine ulaşması yolu ile olabilir. Nazarı değen ve bununla meşhur olan bir kimseden şöyle dediği nakledilmiştir: Ben hoşuma giden ve beğendiğim bir şey gördüğüm takdirde gözümden bir hararetin çıktığını hissediyorum. el-Hattabı der ki: Hadisten anlaşıldığına göre, gözün nefisler üzerinde bir etkisi vardır. İbnu'l-Arabı bunu reddetmekte aşırıya giderek şöyle demiştir: Filozofların görüşüne göre nazar değmesi, ruhun gücü ile nazar değen kimseyi etkilemesinden sadır olan bir şeydir. Bu durumda göz, öncelikle kendi nefsinde etkili olur, sonra da kendisinden başkasını etkiler. Bir açıklamaya göre nazar değmesi, nazar edenin gözünde bulunan ve gözlerin iri bir şekilde açılması esnasında ile isabet eden bir zehirdir. Tıpkı yılanın zehrinin insana geçmesi ile etkili olması gibi. Ancak birinci görüş şöyle reddedilmektedir: Eğer durum böyle olsaydı, hiçbir halde nazar değmesinden kurtulmanın söz konusu olmaması gerekirdi. Oysa vakıada görülen bu değildir. İkincisine karşılık da şöyle denilmiştir: Yılanın zehri ondan bir parçadır ve tamamı öldürücüdür. Nazar eden kimsenin ise -bunu kabul edenlerin görüşüne göre- nazarı dışında öldürücü bir tarafı yoktur. Bu ise yılan zehrine benzemeyen bir cihettir. (el-Mazer1) dedi ki: Gerçek şudur: Şanı yüce Allah, nazarı değe n kimsenin kişiye bakıp ondan hoşlanıp onu beğenmesi esnasında, dilediği takdirde dilediği bir rahatsızlığı ya da ölümü halk edebilir. Bazen de bunu gerçekleşmeden önce de önleyebilir. Bu ya istiaze ile veya başka yolla olabilir. Gerçekleşmesinden sonra ise bunu rukye, gusletmek ya da başka yolla da bertaraf edebilir. ---Mazeri'nin sözü burada bitti--- Fakat bu açıklamalarda da itiraz edilecek bazı cihetler vardır. Nazar değmesine yılanı örnek gösteren kimse, bu sözleri ile zehrinden ona bir şeyler ulaşıncaya kadar sokulan kimse ile temas etmesini kastetmemiştir. O bununla, insanı görmesi ile insanın ölümüne sebep olan ve bununla meşhur olmuş bir yılan türünü kastetmiştir. İşte nazar eden kimsenin durumu da böyledir. Buna Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de daha önce Bed'u'l-halk bölümünde el-Ebter (kuyruğu kesik) ve Zo. et-tufyeteyn söz konusu edilince geçmiş bulunan Ebu Lubabe yoluyla gelen hadisi ile işaret etmiş bulunmaktadır. Bu iki yılan türü, gözü kör eder ve hamilenin cenininin düşmesine sebep olurlar. el-Hattabl'nin nazarın etkisi ile kastettiği ise felsefecilerin benimsedikleri görüş değildir. Aksine yüce Allah'ın nazarıarın sebep olduğu zararlar açısından adeten görülüp icra ettiği şeylerdir. el-Bezzar hasen bir senedIe Cabir'den şu merfu' hadisi rivayet etmiştir: "Allah'ın kaza ve kaderinden sonra insanların çoğunluğu nefesle ölürler." Hadisi rivayet eden, kastettiği nazar değmesidir, demektedir. Şanı yüce Allah'ın adeti de cisimlerde ve ruhlarda pek çok güç ve özelliklerin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim bir kimse kendisinden utanıp sıkılan birisine baktığı vakit, bakılan kişinin yüzünde utancından dolayı ileri derecede ve daha önce olmayan bir kırmızılık görülür. Aynı şekilde korktuğu kimseyi görünce sararması da böyledir. Hadis-i şerif'te nazar değmesinden dolayı rukye yapmanın meşru olduğu anlaşılmaktadır. ''Yüzünde bir sarılık bulunan." İbrahim el-Hazzı der ki: "Sef'a" yüzde bir çeşit karartıdır. el-Esmaı'den de bunun siyah karışımı bir kırmızılık olduğunu söylediği nakledilmiştir. Sarılık diye de açıklanmıştır. Başka bir renkle karışık siyahlık da denilmiştir. İbn Kuteybe der ki: Bu, yüzün gerçek renginden farklı bir renktir. Bütün bu açıklamalar birbirine yakındır. Bunların sonucu, kızın yüzünde asıl renginden farklı bir renk olduğunun görüldüğü anlaşılmaktadır. "Buna nazar değmiştir." Buradaki nazarıdan kastın ne olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Cinlerin nazarından bir göz değmesi söylendiği gibi, insanların nazarından olduğu da söylenmiştir. Ebu Ubeyd el-Herevı bunu kabul etmiştir. Ancak daha uygun olan bundan daha genelolduğudur ve bu kızın nazara gelmiş olduğudur. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona rukye yapılmasına izin vermiştir. Bu da -başlığa uygun olarak- nazar değmesinden dolayı rukye yapmanın meşru olduğuna bir delildir

Sahîh-i Buhârî, 5739
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَتْنِي هِنْدُ بِنْتُ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ وَهْوَ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتْنَةِ، مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ، كَمْ مِنْ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ هِنْدٌ لَهَا أَزْرَارٌ فِي كُمَّيْهَا بَيْنَ أَصَابِعِهَا‏.‏

Zühri'den, dedi ki: Bana Haris kızı Hind, Ümmü Seleme r.a.a'dan şöyle dediğini haber vermiştir: "Nebi geceleyin: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah bu gece fitnelerden neler neler, hazinelerden neler neler indirdi! Bu hücrelerindeki kadınları kim uyandıracak? Dünyada nice giyimli kadın vardır ki kıyamet gününde çıplak kalacaktır, diyerek uyandı." Zühri dedi ki: "Hind'in elbisesinin iki yeninde, parmaklan arasında düğmeleri vardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, elbise ve yaygılarda darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi." Başlıkta yer alan "darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi" (anlamı verilen) "yetecevvezu" lafzı, muayyen bir türe münhasır kalarak daraltmayıp geniş tutardı ya da nefis ve değerli olanı isteyerek darlığa sebep olmazdı. Aksine mümkün olan ve bulunabileni kullanır, onunla yetinil'di, demektir. Bu hadise dair açıklamalar yeteri kadarıyla Talak bölümünde (4913.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, onun hasır üzerinde ve baş! altında da içi lif dolu bir yastığın bulunduğunu anlatan ibarelerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "eziyet hususunda önce ona söyledim." Yani Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i rahatsız etmemesi açısından onu uyardım, onu rahatsız etmek sebebiyle gelebilecek ceza konusunda onu korkuttum, demektir. "Dünyada giyimli nice kadın var ki, kıyamet gününde çıplaktır." İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hazinelerin inişi ile birlikte fitneyi söz konusu ederek fitnenin hazineler sebebiyle ortaya çıktığına işaret etmektedir. Aynı şekilde bir işte orta yolu izleyip mutedil olmak, fazla şey istemekten daha hayırlıdır ve fitneden daha çok koruyucudur. Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bu hadisin başlığa uygunluğu ise, kadınların ahirette çıplak kalmamaları için vücutlarını, niteliklerini gösteren ince elbiseleri giyinmekten sakındırması ciheti iledir. ez-Zühri'nin, Hind'den naklettiği husus da bunu desteklemektedir. Ayrıca bunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in altını gösterecek şekilde ince elbiseler giymediğine de işaret vardır. Çünkü o avretin ortaya çıkması dolayısıyla bu tür elbiseleri giyinmekten sakındırdığına göre, kemal niteliğine sahip olmak diğerlerine göre daha uygundur. "ez-Zühri dedi ki: Hind'in parmakları arasında elbisesinin yeninde düğmeleri vard!." Yani Hind elbisesinin yenıerinin geniş olması sebebiyle, vücudundan herhangi bir şeyin görünüp "giyimli, fakat çıplak" buyruğunun kapsamına girmemek için yenıerini düğmelerle ilikliyordu

Sahîh-i Buhârî, 5844
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ يَقُولُونَ إِنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ يُكْثِرُ الْحَدِيثَ‏.‏ وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، وَيَقُولُونَ مَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ لاَ يُحَدِّثُونَ مِثْلَ أَحَادِيثِهِ وَإِنَّ إِخْوَتِي مِنَ الْمُهَاجِرِينَ كَانَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَإِنَّ إِخْوَتِي مِنَ الأَنْصَارِ كَانَ يَشْغَلُهُمْ عَمَلُ أَمْوَالِهِمْ، وَكُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، فَأَحْضُرُ حِينَ يَغِيبُونَ وَأَعِي حِينَ يَنْسَوْنَ، وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا ‏"‏ لَنْ يَبْسُطَ أَحَدٌ مِنْكُمْ ثَوْبَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي هَذِهِ، ثُمَّ يَجْمَعَهُ إِلَى صَدْرِهِ، فَيَنْسَى مِنْ مَقَالَتِي شَيْئًا أَبَدًا ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ نَمِرَةً لَيْسَ عَلَىَّ ثَوْبٌ غَيْرَهَا، حَتَّى قَضَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَقَالَتَهُ، ثُمَّ جَمَعْتُهَا إِلَى صَدْرِي، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ مِنْ مَقَالَتِهِ تِلْكَ إِلَى يَوْمِي هَذَا، وَاللَّهِ لَوْلاَ آيَتَانِ فِي كِتَابِ اللَّهِ مَا حَدَّثْتُكُمْ شَيْئًا أَبَدًا ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏الرَّحِيمُ‏}‏

Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Derler ki Ebu Hureyre çok hadis rivayet ediyor. Eğer ben bu konuda bile bile yanlış hadisler aktarıyorsam Allah, benden ve benim hakkımda kötü zan besleyen kimselerden hesap soracaktır. Yine derler ki, "onun rivayet ettiği kadar ne muhacirler ne de ensar hadis rivayet etmektedir". Muhacir kardeşlerim çarşı pazarda alım satımla meşguloluyordu. Ensar kardeşlerim ise (ziraat) vb. işleri ile uğraşıyordu. Ben ise miskin bir kimse olarak karın tokluğuna Resulullah'a bağlanmıştım, ondan hiç ayrılmazdım. Onlar yok iken dahi ben Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunurdum. Onlar unuttukları zaman, Efendimiz'in söylediklerini ben ezberlerdim. Bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), "Sözlerimi bitirinceye kadar elbisesini yere serip, sözümü tamamladıktan sonra onu göğsünde toplayan kimse asla sözlerimi unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben, yün elbisemin (bir kısmını) yere serdim. Üzerimde başka bir elbise bulunmuyordu. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözünü bitirince elbiseyi alıp göğsümde topladım. Resulullah'ı Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakk üzere gönderen Allah'a yemin olsun ki, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in O sözlerinden sonra bir daha hiçbir sözünü unutmadım. Vallahi, eğer şu ayetler olmasaydı size hiçbir hadis rivayet etmezdim: "İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta, insanlara açıkça gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim. " [Bakara]

Sahîh-i Buhârî, 2350
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6113
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ رَأَيْتُ أَبِي فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ ثَمَنِ الدَّمِ، وَثَمَنِ الْكَلْبِ، وَآكِلِ الرِّبَا وَمُوكِلِهِ، وَالْوَاشِمَةِ وَالْمُسْتَوْشِمَةِ‏.‏

Avn İbn Ebi Cuhayfe'den, dedi ki: "Ben babamı gördüm de şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kan aldırma bedelini, köpeğin parasını yemeyi, faiz yiyeni, faiz yedireni, döğme yapanı ve döğme yaptıranı (bu işleri yapmalarını) nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Döğme yapan kadın." Buna dair açıklama az önce (5931.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Babamı gördüm. Dedi ki: Nebi s.a.v. yasaklad!." Buhari bu hadisi böylece muhtasar olarak kaydetmiş bulunmaktadır. Buyu' (alışverişler) bölümünde (2086.hadis) tamamıyla kaydetmiştir. Lafzı şöyledir: "Babamın hacamat yapan (bir köle) satın aldığını ve onun hacamat aletlerini kırdığını gördüm. Ona bunun sebebini sordum ... " deyip hadisin geri kalan bölümlerini zikretmektedir

Sahîh-i Buhârî, 5945
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا، وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ ‏"‏‏.‏

(Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira derinliğinde yere geçecek ve onlann ağızlanna yükselip, gemliyecek hatta kulaklanna ulaşacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas "fe tekattaat bihimü'l-esb6bu = Nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır." ayetindeki "el-esbab" kelimesini dünyada birbirlerine olan bağlar, münasebetler şeklinde açıklamıştır." Ebu Ubeyde şöyle demiştir: "elesbab" onların dünyada birbirlerine iletişim kurdukları bağlar demektir. Kelimenin tekili "vasla" şeklindedir. ) "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadisin zahiri herkesin bu durumda olacağını göstermektedir. Fakat başka hadisler, söz konusu sıkıntının oradaki bazı kimselere mahsus olduğunu göstermektedir ki bunlar çoğunluktadır. Bu kimselerden Nebiler, şehitler ve Allahu Teala'ın dilediği kimseler/istisna edilmiştir. En fazla terleyecek olanlar sırasıyla kafirler, büyük günah işleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir. Bunların içinde Müslümanların oranı cehenneme gönderileceklerin konu edildiği hadiste açıklandığı üzere kafirlere oranla azdır. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: Doğru olanı hadisteki "zira=arşın" kelimesinden maksadın bilinen ve kullanılan "zira = arşın" olduğudur. Bazıları bunun "zira-ı meleki" olduğunu söylemişlerdir. Hadiste zikredilen durum üzerinde düşünen bir kimse o andaki korkunçluğun büyüklüğünü anlayabilir. Şöylesine ki; ateş mahşer yerinin etrafını çevreleyecek ve güneş ise başlara bir mil kadar yaklaşacaktır. Bu durumda yeryüzünün harareti kaça çıkar ve yeryüzü ne kadar bir terle ıslanır ki bu ter yetmiş arşına çıkar. Halbu ki mahşer yerinde bulunan her bir fert, ancak kendi ayağını bastığı yer kadar bir alan bulabilecektir. İnsanlarınfarklı olmalarıyla birlikte.,ter içindeki durumları nasılolacaktır? Bu durum akılları baştan gideren ve Allah'ın kudretinin büyüklüğünü gösteren, ahirete dair şeylere iman etmeyi gerektiren şeylerdendir. Bu gibi meselelerde aklın yorum yapacak her hangi bir alanı yoktur ve buna akıl, kıyas veya adetle itiraz etmek de mümkün değildir. Bu haberler kabul edilir ve gayba iman prensibinin altına girer. Kim bunlara inanmaz ve duraklarsa bu, onun hüsranadüştüğünü ve m::ıhrum olduğunu gösterir. Bu şekilde haber verilmesinin faydası dinleyenin uyanması ve kendisini bu korkunç durumlardan kurtaracak olan sebeplere yapışması, yaptığı şeylerin sorumiuluğundan tövbeye koşması, selamet vesilelerine karşı yardım etmesi için kerim ve bağışlayıcı olan Rabbine sığınması, daru'l-hevandan (dünyadan) selamette olması, kendisini lütfuyla ve keremiyle keramet yurduna dahil etmesi için Rabbine yakarması gerekir

Sahîh-i Buhârî, 6532

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.