İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5771

Medicine

Arapça metin

وَعَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، بَعْدُ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يُورِدَنَّ مُمْرِضٌ عَلَى مُصِحٍّ ‏"‏‏.‏ وَأَنْكَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ حَدِيثَ الأَوَّلِ قُلْنَا أَلَمْ تُحَدِّثْ أَنَّهُ لاَ عَدْوَى فَرَطَنَ بِالْحَبَشِيَّةِ‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ فَمَا رَأَيْتُهُ نَسِيَ حَدِيثًا غَيْرَهُ‏.‏

Ebu Seleme'den rivayete göre; o, daha sonra Ebu Hureyre'yi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hasta develeri olan bir kimse, sakın develerini sağlıklı develeriolan kimsenin yanına gctürmesin, buyurdu" derken dinlemiştir. Ebu Hureyre ilk hadisi kabul etmedi. Bizler: Sen bize hastalığın bulaşması yoktur diye hadisi nakletmedin mi, dedik. O Habeşçe, anlamadığımız bazı sözler söyledi. Ebu Seleme dedi ki: Ben onun, bundan başka bir hadisi unuttuğunu görmedim. Bu Hadis 5774 numara ile de var Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hame yoktur." ez-Zubeyr b. Bekar'ın, el-Muvaffakiyyat'ta zikrettiğine göre Araplar cahiliye döneminde şöyle derdi: Bir adam öldürülür ve onun intikam! alınmazsa başından -bir kurt çeşidi olan- bir hame çıkar ve onun kabri etrafında dolaşarak: Beni sulayınız, beni sulayınız, der. Eğer intikamı alınırsa o kurt gider. Aksi takdirde kalır. İşte onların bir şairi bu hususta şunları söylemiştir: "Ey Amr, sen bana sövüp saymaktan, beni küçük düşürmekten vazgeçmezsen, Vururum seni, ta ki hame: Bana su veriniz, deyinceye ... " el-Kazzaz dedi ki: Hame, gece kuşlarından bir kuştur. O, bu sözleri ile puhu kuşunu kastediyor gibidir. İbnu'l-Arabl dedi ki: Onlar bu kuşu uğursuz kabul ediyorlardı. Onlardan herhangi birisinin evine kondu mu: Benim yahut ev halkından birisinin öleceğini bana söyledi, derdi. Ebu Ubeyd dedi ki: Cahiliye Arapları ölünün kemiklerinin uçan bir hame kuşu olduğunu iddia ediyor ve bu uçan kuşa da es-sada adını veriyorlardı. Buna göre hadisteki anlam: Ölenin hamesinin hayat bulması diye bir şey söz konusu değildir, şeklinde olur. Birinci açıklamaya göre ise, puhukuşu ve benzerleri dolayısıyla uğursuzluğa kapılmak söz konusu olmaz. "Onlara da uyuz bulaştırır." Müslim'in rivayetinde: "Aralarına girer ve onları da uyuz eder" şeklindedir. Bu, onların inandıkları hastalığın bulaşması kanaatine göredir. O develerin de uyuz olmasına sebep olur, demektir. Bu da cahillerin yanılmalarındandır. Onlar, hasta birisi sağlıklıların arasına girdi mi onları da hasta ettiğine inanıyorlardı. Şeriat koyucu bunu red ve iptal etti. Bedevi arap bu husustaki şüpheyi dile getirince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Ya ilkine o hastalığı kim bulaştırdı" diye cevap verdi. Bu cevap ise son derece beliğ ve güzel bir cevaptır. Bunun hülasası da: Onların kanaatlerine göre bulaştırdığı kabul edilen o devenin uyuzu nereden gelmiştir? Eğer bir başka deveden, diye cevap verilecek olursa, teselsülü ya da bir başka sebebi kabul etmek gerekir. O takdirde de bu sebebi n açıklanması gerekir. Birincisine bu hastalığı veren, ikincisine de vermiştir, diye cevaplanırsa o takdirde iddia da ispatlanmış olur. Söz konusu bu iddia da bütün bunları yapan, yaratıcı ve gücü her şeye yeten, kadir alandır. O da şanı yüce Allah/tır. Daha önce "cüzam" başlığında bu iki hususun bir arada nasıl açıklanacağı geçmiş bulunmaktadır. Bunun da özeti şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Hastalığın bulaşması yoktur" sözü böyle bir inanca sahip olmayı yasaklamaktadır. "Sağlıklı develeri olanlar ... götürmesin" buyruğundaki yasağın sebebi ise, hastalığın bulaşması kanaatine düşme yahut vehimleri etkilemesinden korkulması sebebiyledir. Nitekim bunun bir benzeri de "cüzamlıdan kaç" hadisinde geçmiş bulunmaktadır. Çünkü cüzam ın bulaşmadığına inanan bir kimse, içinde bir nefret hissi duyar. Hatta nefsini cüzamlıya yaklaşmaya zorlayacak olursa, bundan dolayı rahatsızlanır. O halde aklı başında olana daha çok yakışan, böyle bir hale kendisini maruz bırakmamasıdır. Aksine acıların sebeplerinden uzak durur, vehmin yollarına yaklaşmaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5771

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ طِيَرَةَ، وَخَيْرُهَا الْفَأْلُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَمَا الْفَأْلُ قَالَ ‏"‏ الْكَلِمَةُ الصَّالِحَةُ يَسْمَعُهَا أَحَدُكُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den, dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: "Uğursuzluk yoktur. Bunun hayn°lısı tefe'üldür, diyebuyururken dinledim. Ashab: Tefe'ül nedir diye sorunca, Allah Rasulü: Sizden birinizin işiteceği güzel bir sözdür, buyurdu. " Bu Hadis 5755 numara ile de geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Uğursuz saymak." Tıyera: Uğursuz saymak demektir. Bunun aslı da şuradan gelmektedir: Araplar cahiliye döneminde (tıyeranın kökünü teşkil eden) tayr (kuşun uçuş şeklin)e dayanarak sonuçlara varırlal'dı. Onlardan herhangi birisi bir iş yapmak istediğinde kuşun sağa doğru uçtuğunu görürse, onu uğurlu sayar ve devam ederdi. Kuşun sol tarafa uçtuğunu görürse bunu uğursuz kabul eder, geri dönel'di. Bazen onlardan birisi uçsun diye kuşları harekete geçirir ve buna göre davranıl'dı. Şeriat bunu nehyeden buyrukları getirdi. Onlar bu işlere sanih ve barih adını verirlerdi. Sanih, senin sol tarafından sağına doğru uçmak suretiyle sağ tarafı sana doğru gelendir. Barih ise bunun aksi olandır. Onlar sanih olanı uğurlu kabul eder, barih olanı uğı,ı.rsuz sayarlardı. Çünkü kuş kendisine doğru meyletmeksizin ona atış yapması mümkün değildir. Halbukikuşların sağa ya da sola doğru uçmasında onların bu inanışlarını gerektirecek hiçbir şey yoktur. Bu aslı, astarıolmayan şeylerle uğraşıp kendilerini zora koşmaktan başka bir şey değildir. Çünkü kuşların aklı, mantığı yoktur. Herhangi bir şeyi diğerinden ayırt edemezler ki, onların yaptıklarının bir mana ihtiva ettiğine delilgösterilebilsin. ilmin layık olmayan yerlerden öğrenilmeye çalışılması ise, bu işi yapanın cehaletidir. Cahiliye dönemindeki aklı başında bazı kimseler ise bu tür uğurlu, uğursuz saymayı kabul etmiyor ve böyle şeye iltifat etmediğinden ötürü kendisini övüyordu. Mesela onlardan bir şair şöyle demiştir: "Ben sabah yoluma koyuldum. Ama ta eskiden beri Ben bir şeyin koruduğuna ya da uçuşuna güvenerek gitmedim . . Çünkü sola uçuşlar da, sağa uçuşlar gibidir Sağa 'uçuşlar da, sola uçuşlar gibidir." Bir başkası şöyle demektedir: "Kuşları harekete geçirmek ve uğurlu uğursuz saymak ile kahinlerin hepsi Saptırıcı şeylerdir; gaybın ötesini kapatan, örten kilitler vardır." Bir diğeri şöyle der: "Kuşların erken uçuşları delikanlıyı yaklaştıramaz başarıya, Onların geç kalışıarının da bir kusura sebep olması sözkonusu değildir." Bir diğeri de şöyle demiştir: "Ömrün hakkı için, çakıl taşları ile fal açanlar da bilemezler, . Kuşları uçuranlar da bilemezler Allah'ın ne yapacağını." Cahiliye dönemi Araplarının çoğunluğu, kuşların uçuşlarından uğurlu uğursuz manası çıkartıyor, buna güveniyor ve şeytanın bunu süslemesi dolayısı ile' de çoğunlukla bu doğru çıkıyordu. Müslümanların bir çoğunda da bunun bazı kalıntıları devam etmektedir. Ebu Davud ve sahih olduğunu belirterekTirmizi ile İbn Hibban İbn Mesud'danNebie merfu' olarak şu hadisi zikretmektedirler: "Tıye ra (uğurlu uğursuz saymak) bir şirktir. Aramızdan bazı şeylerin uğursuz olacağından çekinmeyen kimse olamaz. Ama Allah bunu tevekkül ile giderir." Bu hadisteki "aramızda ... olamaz" sözleri İbn Mesud'un haber arasında dere ettiği sözlerindendir. Bunu da Buhari'nin hocası Süleyman b. Harb, Tirmizi'nin Buhari'den, onun da hocasından naklettiğine göre açıklamış bulunmaktadır. Bunu şirk olarak değerlendirmesinin sebebi de bu işin bir fayda sağlanacağına ya da bir zararı önleyeceğine inanışlarıdır. Sanki onlar böylelikle Allah ile birlikte başkasına ortak koşmuş gibi oluyorlar. İbn Mesud'un, "ama Allah bunu tevekkül ile giderir" sözÜşuna işaret etmektedir: Her kim böyle bir halile karşılaşır da Allah'a teslimiyet gösterir ve uğursuzluk duygusuna aldırmazsa, bu kabilden içine arız Olan hallerden dolayı sorumlu tutulmaz .. Beyhakl, Şuabu'l-İman adlı eserinde Abdullah b. Amr'dan şu mevkuf rivayeti nakletmektedir: "Her kime bu uğursuzluk düşüncesinden herhangi bir şey anz olursa Allah'ım, senin uğurundan başka uğur yoktur, senin hayrından başka hayır yoktur, senden başkada hiçbir ilah yoktur, desin

Sahîh-i Buhârî, 5754
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنِ النُّهْبَةِ وَالْمُثْلَةِ‏.‏

Abdullah b. Yezid'den, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem nühbeyi (açıktan ve zorla birisinin malını almayı) ve musleyi nehyetmiştir. Fethu'l-Bari Açıklamaksı: "Müsle", hayvanın canlı iken organlarını ya da bir kısmıni kesmek demektir. "Masbura ve mücesseme" ise atış yapmak için bağlanıp hedef edinilen hayvandır. Eğer bu sebeple ölürse onu yemek helal olmaz. Kuşlar ve benzerleri hakkında kullanılan "el-cusum", develel'in çökerek oturmalarına benzer. "Bir hayvanın yahut başkasının öldürülmek için hapsedilip bağlanmas!." Buna benzer bir rivayet de Ebu Eyyub'un naklettiği bir hadistir. Şöyle demiştir: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, bir tavuk dahi olsa ben onu canlı olarak hapsetmem. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i canlı olarak öldürmeyi nehyederken işitmişimdir." Hadisi Ebu Davud kavi bir sened ile rivayet etmiştir. Bütün bunları genel olarak Müslim'de yer alan Şeddad b. Evs'in merfu olarak (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nispet ederek) zikrettiği hadis, bir arada ifade etmektedir: "Öldürdüğünüz vakit güzelce öldürünüz, zebh ettiğiniz (kestiğiniz) vakit de güzelce kesiniz. Sizden herhangi biriniz (kesim yapacağında) bıçağını iyice bilesin de kestiği hayvanı rahatlatsın." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemra dedi ki: Bu hadiste yüce Allah'ın öldürülme halinde bile kullarına ne kadar merhametli olduğu dile getirilmektedir. O, öldürülmeyi (gerektiğinde) emrettiği gibi, nfk ile öldürmeyide emir buyurmuştur. 2- Bu hadisten Allah'ın bütün kullarını hükmüne tabi tuttuğu da anlaşılmaktadır. Çünkü o, hiçbir kimseye keyfiyet sınırlarını belirlemeksizin istediği gibi tasarruf ta bulunma imkanını vermemiştir. 3- Bu hadislerde insanın hayvana ve başkalarına işkence yapması haram kılınmaktadır. 4- Birinci hadisten Enes'in -sözü geçen emırin oldukça sert olduğunu bilmekle birlikte- iyiliği emredip münkerden alıkoymak hususunda, büyük bir güce ve metanete sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ama halife Abdulmelik b. Mervan, Haccac'ın Enes'e karşı sert ve kaba davranışından sonra ona ilişmesini yasaklamıştı. Çünkü Enes, Haccac'ı, Abdulmelik'e şikayet etmiş, Abdulmelik de Haccacıa ağır sözler söyleyerek ona gereken ikramda bulunmasını emretmişti. -------- Hadiste sözü geçen el-Hakem b. Eyyub, Basra'da vali naibi olup şerhte sözü geçen sert emir, zalim Haccac b. Yusufun amcasının oğludur

Sahîh-i Buhârî, 5516
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ شَرِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا مِنْ زَمْزَمَ‏.‏

İbn Abbas'tan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta olduğu halde Zemzem'den içti, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis ayakta olanın su içmesinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Ancak bu işi açıkça nehyeden birtakım hadisler de bununla tearuz halindedir. Bunlardan birisi Müslim'in, Enes'ten naklettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta su içmeyi kabul etmemiştir" şeklindeki hadisidir. Yine bunun benzeri bir hadis Müslim'de Ebu Said'den "nehyetmiştir" lafzıyla gelmiştir. Buna benzer bir rivayet de Tirmizi'nin hasen olduğunu belirterek naklettiği el-Carad yoluyla gelen hadistir. Müslim'in Ebu Gatafan'dan, onun Ebu Hureyre'den diye ge17n yolla "sizden hiçbir kimse ayakta su içmesin, unutarak içen olursa kussun" lafzı ile zikrediImiştir. Müslim'de, Katade yoluyla Enes'ten gelen rivayet: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adamın ayakta su içmesini nehyetti. Katade: Biz Enes'e: Ya yemek yemek, diye sorduk. O: O iş daha şerıidir, diy~ cevap verdi" şeklindedir. el-Mazerı dedi ki: İnsanlar bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Cumhurun kanaati ise bunun caiz olduğudur. Bazıları ise bunu mekruh görmüşlerdir. Hocalarımızdan birisi şöyle demiştir: Muhtemelen bu yasak, arkadaşlarına su getirip de onlardan önce bu işi tekeline alırcasına ve bir topluluğa su içiren bir kimse aralarında en son içer kuralının da dışına çıkarak, onlardan önce ayakta su içen kimse hakkındadır. Hocamız dedi ki: Aynı şekilde Ebu Hureyre hadisinde sözü geçen kusma emri de böyledir. İlim ehli arasında, bir kimsenin kusmakla yükümlü olmadığı hususunda görüş ayı•ılığı yoktur. Bazı ilim adamları da şöyle demiştir: Bu rivayetin kuvvetli görülen şekli, bunun Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğudur. (Nebie ait bir söz olmadığıdır.) Enes'in hadisi de aynı şekilde ayakta yemek yemeyi, ihtiva etmektedir. Ayakta yemek yemenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Gördüğüm kadarıyla ayakta su içmeye dair hadisler, caiz oluşa delildir. Yasak oluşunu ihtiva eden hadisler ise müstehaplığa (oturarak içmenin müstehap oluşuna) ve daha uygun ve kamil olana teşvik diye yorumlanmalıdır, yahut ayakta içmenin zararlı olması dolayısıyla bunu kabul etmediği, kendisinin ise bu hususta güven altında olması dolayısıyla yaptığı şeklinde de açıklanabilir. Nevevi de özetle şunları söylemektedir: Bu hadislerin manası, bazı ilim adamları için içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Hatta bu hususta batıl sözler söylemeye kadar gitmişler ve bazılarının zayıf olduğunu ileri sürebilecek kadar cüretkarlık göstermişlerdir. Düşülen hataları yaygınlaştırmanın da açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun yerine doğru olan zikredilir, hatadan sakındırmak için de onlara işarette bulunulur. Hadislerde içinden çıkılamayacak bir durum olmadığı gibi, aralarında zayıf olanı da yoktur. Aksine doğrusu şudur: Bu hadislerdeki yasak, tenzih hakkında (kaçınmak için) yorumlanır. Ayakta içmek de caiz oluşu devam ettirmek içindir. Nesh ya da başka bir iddiada bulunan kimseler ise hata etmişlerdir. Çünkü nasların telifi mümkün olduğu takdirde tarih (hangisinin önceliği) sabit olsa dahi neshe gidilmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiili uygulaması ise cevazı açıklamak içindir. Böyle bir iş onun hakkında asla mekruh olamaz. O herhangi bir şeyi beyan etmek için bir ya da birkaç defa yapardı, ama daha faziletli olanı daha çok ve ısrarla yapardJ. Kusma emri ise müstehaplığa yorumlanır. Dolayısı ile ayakta su içen kimsenin bu açık ve sahih hadis dolayısıyla kusması müstehaptır. Çünkü emrin vücuba yorumlanmasına imkan yoksa müstehaplığa yorumlanır. Iyad'ın: Ayakta su içen kimsenin kusma yükümlülüğünün bulunmadığı üzerinde ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur, sözlerine ve ayrıca bununla hadisin zayıf oluşuna işaret etmesine gelince, onun bu işaretine hiçbir şekilde iltifat edilmez. İlim ehlinin kusmayı vacip görmemeleri, kusmanın müstehap oluşuna mani değildir. İcma ile böyle bir müstehabın bulunmadığını iddia eden kimse ise, anlamsız bir iddiada bulunmaktadır. Birtakım vehim, iddia ve saçmalar ile sahih sünnet terk edilemez. --- Nevevl'nin sözü burada bitti. --- Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İlim adamı, insanların bir işten kaçındıklarını görüp onun caiz olduğunu biliyor ise, meselenin uzun süre devam edip haram olduğunun zannedilmesini önlemek için doğru olan şekli açıklamalıdır. İlim adamı böyle bir şeyden korktuğu takdirde kendisine soru sorulmadan dahi olsa hükmü açıklamakta elini çabuk tutmalıdır. Eğer soru sorulursa o zaman durumu açıklaması gereği daha da pekişir. 2- Herhangi bir kimseden hoşlanılmayan bir hal görürse, o kişiyi belli bir maksadı yoksa adıyla ayrıca teşhir etmez, aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benzeri hallerde yaptığı gibi kinayeli olarak onu söz konusu eder

Sahîh-i Buhârî, 5617
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ شَهِدْنَا خَيْبَرَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ مِمَّنْ مَعَهُ يَدَّعِي الإِسْلاَمَ ‏"‏ هَذَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا حَضَرَ الْقِتَالُ قَاتَلَ الرَّجُلُ أَشَدَّ الْقِتَالِ، حَتَّى كَثُرَتْ بِهِ الْجِرَاحَةُ، فَكَادَ بَعْضُ النَّاسِ يَرْتَابُ، فَوَجَدَ الرَّجُلُ أَلَمَ الْجِرَاحَةِ، فَأَهْوَى بِيَدِهِ إِلَى كِنَانَتِهِ، فَاسْتَخْرَجَ مِنْهَا أَسْهُمًا، فَنَحَرَ بِهَا نَفْسَهُ، فَاشْتَدَّ رِجَالٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، صَدَّقَ اللَّهُ حَدِيثَكَ، انْتَحَرَ فُلاَنٌ فَقَتَلَ نَفْسَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ قُمْ يَا فُلاَنُ فَأَذِّنْ أَنَّهُ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، إِنَّ اللَّهَ يُؤَيِّدُ الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Hayber'de bulunduk. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beraberinde bulunup da Müslüman olduğu iddiasında bulunan bir adam için: Bu cehennem ehlindendir, dedi. Savaş başlayınca o adam oldukça ileri derecede çarpıştı ve hatta pek çok yara da aldı. Bazı kimseler şüpheye düşecekti neredeyse! Adam yaraların acısını duyunca ok torbasına elini uzatıp, oradan bir kaç ok çıkardı ve onlarla intihar etti. Müslümanlardan birkaç kişi hızlıca gidip: Ey Allah'ın Resulü, Allah senin . söylediğini tasdik etti, filan kişi intihar etti, dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: Ey filan kalk ve şöyle seslen dedi:. Cennete mu'minden başkası girmeyecektir ve şüphesiz Allah bu dini facir bir adamla da destekler. " [-4204-] Ebu Hureyre dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birljkte Hayber'de bulunduk. .. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Elinden kimse kurtulmuyordu." Yani karşısına kim çıkarsa mutlaka öldürüyordu. Küçük büyük herkesi öldürürdü, anlamına geldiği de söylenmiştir. Karşısına çıkanı da, tek başına olanı da öldürüyordu, diye de açıklanmıştır. "Halbuki o cennet ehlindendir." Eksem yoluyla gelen hadiste şu fazlalık vardır: "Canının çıkması esnasında bedbahtlık ya da mutluluk gelir ona yetişir ve bununla amelleri son bulur." Bu son sözlere dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Kader bölümünde (6607. hadiste) gelecektir. Hadisten anlaşıldığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gaybı olan bir takım hususları da haber vermiştir. Bu da onun apaçık mucizelerindendir. Salih olan bir adama kendisinde bulunan bir fazileti bildirip, bunu açıklamanın caiz olduğu da anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 4203
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي عَلَى الْحَوْضِ حَتَّى أَنْظُرُ مَنْ يَرِدُ عَلَىَّ مِنْكُمْ، وَسَيُؤْخَذُ نَاسٌ دُونِي فَأَقُولُ يَا رَبِّ مِنِّي وَمِنْ أُمَّتِي‏.‏ فَيُقَالُ هَلْ شَعَرْتَ مَا عَمِلُوا بَعْدَكَ وَاللَّهِ مَا بَرِحُوا يَرْجِعُونَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ ‏"‏‏.‏ فَكَانَ ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ أَنْ نَرْجِعَ عَلَى أَعْقَابِنَا أَوْ نُفْتَنَ عَنْ دِينِنَا‏.‏ ‏{‏أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ‏}‏ تَرْجِعُونَ عَلَى الْعَقِبِ‏.‏

İbn Ebi Müleyke'nin Esma bnt. Ebi Bekir'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Ben hauuz başında olacağım hatta sizden bana gelmekte olanları gözetlerken benim önümde birtakım insanlar yakalanacak. Bunun üzerine ben 'Ya Rab' (Onlar) benden ve benim ümmetimdendir' derim. Bana 'Sen onların senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? VAllahi onlar senden sonra ayak topukları üzerine dönmekten hiç mi hiç ayrılmadılar' denilir." Abdullah b. Ebi Müleyke şöyle derdi: "Ya Rabbi! Biz topuklarımız üzerine dönmemizden yahut dinimizden fitnelere uğratılmamızdan sana sığınırızı" "Ala a'kabikum tenkisune" topuklarınızın üzerine geri dönüyorsunuz demektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ahirette Nebi s.a.v.'e Ait Olacak Olan Havuz." Yani Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in havuzu. "el-Havd" kelimesi "hıyad" ve "ahvad" şeklindedir. Havuz, suyun biriktiği alan demektir. Buhari'nin şefaat hadislerinden ve sıratın kurulacağını ifade eden hadislerden sonra havuz hadislerine yer vermesi, havuza gitmenin sıratın kurulmasından ve üzerinden geçilmesinden sonra olacağına işaret etmek içindir. "Allahu Teala'ın (Resulüm!) 'Kuşkusuz biz sana keuseri verdik' sözü" İmam Buhari'nin buna yer vermekle "Kevser" kelimesinden maksadın havza dökülen nehir olduğuna işaret etmektedir. Bu, burada yer verdiğimiz yedinci hadiste açıkça görüldüğü üzere havzın ana unsurudur. Kevser suresinin tefsirinde bu konuda daha fazla açıklamayla birlikte Aişe hadisi geçmişti. Yine İbn Abbas hadisi açıklanırken kevserin "çok hayır" anlamına olduğu ifade edilmiştir. el-Muhtar b. Fülfül'ün Kevser hakkında Enes'ten yaptığı nakle göre hadiste havuza Kevser denilmiştir: "o, ümmetimin üzerine geleceği hauuzdur." (Müslim, Salat)Havuzun bizim Nebiimize ait olduğu meşhurdur. Kurtubi el-Müfhim'de Kadi iyad'a tabi olarak şöyle demiştir: Her mükellefin amel etmesi ve tasdik etmesi gereken şeylerden birisi, Allahu Teala'ın Nebii Muhammed'e havzı vermiş olduğudur. Sözkonusu havzın ismi, sıfatı, içecek maddesi toplamı kesin bilgi oluşturan meşhur ve sahih hadislerde yer almaktadır. Zira bu hadisleri Hz. Nebi'den otuz civarında sahabi rivayet etmiştir. Bu ravilerin yirmi kadarı Buhari ve Müslim'in, kalanı diğer hadis kitaplarının ravileridir. Bu da hadisin naklinin sahih, ravilerinin meşhur olduğunu gösterir. Sonra bu hadisi sözü geçen sahabilerden tabiun ve onların benzerİ, onların ardından da onların kat kat fazlası ravi nakletmiştir Bunun sabit olduğuna selef ve haleften ehl-i sünnet ittifak etmişlerdir "Ve le yurfeanne = Sizlerden birtakım adamlar kaldırılacaklar" yani Allah kendilerini göreyim diye onları bana açık edecektir. "Sümme le yuhtelecunne =benim önümden sürüklenecekler" yani önümden çekilecekler veya benden çekilip alınacaklar. "Kokusu miskten daha hoştur." Müslim'in Ebu Zerr ve Sevban'dan yaptığı nakilde "baldan daha tatlıdır"(Müs!im, Fadail) cümlesi de yer almaktadır. Aynı cümle Ahmed'in, Ubeyy b. Kab'dan yaptığı rivayette de yer almaktadır. Tirmizl'de İbn Ömer'in naklettiği hadiste ise "Suyu kardan daha soğuktur" ifadesi geçmektedir. "Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur." Bundan sonraki Enes hadisinde "Muhakkak ki o havuzda semanın yıldızları sayısınca ibrikler vardır"• cümlesi yer almaktadır. Bölümün sonlarına doğru gelen el-Müstevrid hadisinde ise "Orada yıldızlar gibi kablar görülür" denilmektedir. "Her kim ondan" bardaklardan "içerse" Küşmıhenı'nin rivayetinde "her kim ondan" havuzdan "içerse" denilmektedir. "Ben suhkan, suhkan derim." Suhkan "bu' den = uzak olsunlar" anlamınadır. Kelimenin "suhkan" şeklinde mansub olması, başında "elzemehu'l-lahu zalike = Allah bunu onların başına getirsin" şeklinde bir gizli WL olmasından dolayıdır. "Bir zümre görürüm. Nihayet onları tanıdığım zaman benimle onlar arasından bir adam ortaya çıktı ve onlara 'geliniz!' dedi." Bu ifadede yer alan "adam" kelimesinden maksat, buna "görevli melek" demektir. "Senden sonra bunlar kıçları üzerine dönüp dinlerine arkalarına çevirerek gerisin geri dinden çıkmışlardır." Yani arkalarına geri dönmüşlerdir. 'Ancak çobansız yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar misali bunlardan da" yani havuza yaklaşan ve neredeyse oraya varmak üzere olanlardan da (tek tük) "cehennemden kurtulanlar olabilir!" Ancak onlar havuzdan geri çevrilirler. Hadis metninde geçen "el-hemel" çobansız deve sürüsü demektir. Bu, onların içinden havuza çok az kimsenin geleceği anlamına gelir. Zira deve sürüsü içinde çobansız olanı diğerlerine nispeten azdır

Sahîh-i Buhârî, 6593
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَجَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ تَقَعُ فِي النَّارِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ كَانَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا، فَقَالَتْ صَاحِبَتُهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ‏.‏ فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ، فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا عَلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ‏.‏ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا‏.‏ فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ، هُوَ ابْنُهَا‏.‏ فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ إِنْ سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ، وَمَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Benim misalim ile diğer insanların misali ateş yakan bir adama benzer. Ateş böcekleri ile şu canlı varlıklar ateşe düşmeye koyulurlar. " [-3427-] "Ayrıca dedi ki: İki kadının beraberlerinde çocukları da vardı. Kurt gelip, onlardan birisinin çocuğunu alıp gitti. Diğeri: Senin oğlunu alıp gitti, dedi. Öbürü de: Hayır, asıl senin oğlunu alıp gitti, deyince, Davud aleyhi5selam'ın hükmüne başvurdular. O da onun (geriye kalan çocuğun) büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Davud oğlu SÜleyman'ın huzuruna çıktılar ve ona durumu anlattılar. Süleyman: Bana bir bıçak getirin de çocuğu her birisine (yarısını vermek üzere) ortadan böleyim deyince, küçük olanları: Allah'ın rahmeti üzerine olsun yapma, çocuk onundur, dedi. Bunun üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hüküm verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Allah'a yemin ederim o güne kadar ben (bıçak demek olan) es-sikkin lafzını duymamıştım. Biz daha önce ona sadece "el-mudye" derdik, Bu hadis: 6769 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "O ne iyi kuldur. O evvabdır." Dönen, inabe eden, demektir. Bu da "elewab" lafzının açıklamasıdır. İbn Cureye, Mücahid yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ewab, günahlardan çokça dönen demektir. Katade yoluyla da, o itaatkar kimse demektir, dediğini rivayet etmiştir. Ebu Ubeyde dedi ki: "el-Cevabf', cabiye'nin çoğulu olup içine suyun doldurulduğu havuz demektir. "Dabbetu'l-ard"dan kasıt, ağaç kurdudur. "Boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamaya başladı, yani atların yelelerini ve ayaklarını sıvazlad!." Bu İbn Abbas'ın görüşü olup, bunu İbn Cerir rivayet etmiştir. el-Hasen yoluyla da şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ayaklarını kesti ve boyunlarını vurdu, "Onlarla uğraştığımdan ötürü bir daha Rabbime ibadetten beni alıkoyamayacaklar, dedi. "el-Asfad" zincirler demektir. İbn Cerir, es-Süddi yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Asfada vurulmuşlar" ifadesi, zincirlerle elleri boyunlarına bağlanmış olacaktır, demektir. "Dün" yani bundan önceki gece. "Kardeşim Süleyman'ın duasını hatırladım." Yani onun: "Rabbim, benden sonra hiçbir kimseye bağışlamayacağın bir mülk ver"[Sad, 35] dediğini hatırladım. Bununla o ifriti mescidin direğine bağlamaktan vazgeçmesinin, Süleyman aleyhisselam'ın hatırını gözetmekten ötürü olduğuna işaret edilmektedir. Muhtemelen Süleyman'ın hususiyeti de sadece bu kadarıyla değil, istediği her hususta cinleri kullanabilmesi şeklinde idi. Hattabi bu hadisi Süleyman'ın arkadaşlarının, cinleri bu işleri yaparken gerçek şekil ve kılıklarında görebildiklerine delil göstermiş ve üce Allah'ın: "O ve onun kabilesi sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizleri görürler. "[A'raf,27]] buyruğundan maksadın da Ademoğullarının çoğunlukla görülen hallerinin böyle olduğu şeklindedir, diye, açıklamıştır. Ancak ona şöyle cevap verilmiştir: İnsanların cinleri asli heyetleriyle göremeyecekleri ayetten kesin olarak anlaşılmamaktadır. Hatta ayetin zahirinden bunun mümkün olduğu dahi anlaşılabilir. Bizim onları göremeyişimiz onların bizi görmeleri hali ile kayıtlıdır. Bu ise bu halin dışındaki durumlarda kendilerini görmemizin imkan dahilinde olduğunu reddetmemektedir. Bununla birlikte , uyruğun umumi bir anlam ifade etme ihtimali de vardır. çoğu ilim adamlarının anladığı budur. Hatta Şafii şöyle demiştir: Kim cinleri gördüğünü iddia ederse biz de onun şahitliğini kabul etmeyiz. Bu görüşüne de bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Süleyman b. Davud: Bu gece dolaşacağım ... dedi" ifadesi cimadan kinayedir. "Her kadın Allah yolunda cihad edecek bir süvariye hamile kalacak." O, bu sözlerini hayır temennisinde bulunmak üzere söylemişti. Bunu kat'i bir ifade olarak kullanması ise böyle bir ümidin gerçekleşeceği kanaatinin onda ağır basmış olması idi. Çünkü bu temenniden maksadı hayırdı ve dünyevi bir maksat için değil, uhrevi bir amaçla bunu istemişti. Seleften birisi şöyle demiştir: Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem bu hadis ile temennide bulunurken işi Allah'a havale etmekten yüz çevirmenin afet olduğuna dikkat çekmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilahi kaderin gerçekleşmesi için o istisnada bulunmayı (inşallah demeyi) unutmuş oldu. "Arkadaşı ona inşallah de, dedi." ileride gelecek olan Ma'mer'in, Tavus'tan naklettiği rivayetinde: "Melek ona ... dedi" şeklindedir. Kurtubi hadisteki: "Arkadaşı yada melek ona dedi" buyruğu hakkında şunları söylemektedir: Şayet bu kişi onun arkadaşı ise bununla kastedilen, insan ve cinlerden veziridir. Eğer bu arkadaşı melek ise ona vahiy getiren melektir. "O demedi." Kadı Iyad dedi ki: Bir başka rivayet yolunda: "Unuttu" diye gelen lafız bunu açıklamaktadır. "Ancak yarısı bulunmayan tek bir düşük." Şuayb'in rivayetinde şu şekildedir: "O kadınlardan sadece bir tek kadın hamile kaldı. O da yarım bir çocuk doğurdu." "Eğer onu demiş olsaydı, Allah yolunda cihad edeceklerdi." Maksat, onun istediğinin gerçekleşmiş olacağını anlatmaktır. Fakat Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in bu kıssada Süleyman aleyhisselam hakkında bu durumu bize haber vermiş olması, (inşallah diyerek) istisnada bulunan herkesin her dilediğinin gerçekleşmesi gerekmez. Aksine istisna yapılırsa bu temenninin gerçekleşmesi ümit edilebilir. İstisnanın terk edilmesi halinde ise, temenni edilenin gerçekleşmeyeceğinden korkulur. Böylelikle Musa'nın Hızır'a söylediği: "İnşailah beni sabredici bulacaksın" sözlerine karşılık Hızır'ın ona sonunda: "İşte bu, senin tahammül edemediğin şeylerin açıklamasıdır" diye söylediği sözleri ile ilgili olarak yapılabilecek itirazlara da cevap verilebilmektedir." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1. Hayır işlernek ve onun sebeplerine sarılmak bir fazilettir. Mübah ve zevk veren pek çok şey, niyet ve kasıt neticesinde mustehab olabilir. 2. Bu işi yapacağım, diyen kimsenin (inşallah diyerek) istisnada bulunması mustehabtır. 3. Yeminden sonra inşallah demek, yeminin hükmünü kaldırır. İstisna ile yeminin arka arkaya yapılması şartıyla bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Yeminler ve nezirler bahsinde bazı açıklamalar ile birlikte gelecektir. (6718 ve 6720 numaralı hadisler de.) 4. İstisna ancak telaffuz edilmekle olur. Niyet istisna için yeterli değildir. Bu hususta kimi Maliki alimlerden nakledilen görüşler dışında ittifak vardır. 5. Bu hadisten anlaşıldığına göre nebilerin cima' hususunda üstün bir güçleri vardır. Bu ise niyetlerinin sahih olduğuna, erkeklik güçlerinin üstün olduğuna, erkekliklerinin mükemmelolduğuna delildir. Bununla birlikte, onlar ibadet ve ilirnlerle de meşguloluyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de bu husustaki mucizesi en ileri derecededir. Çünkü o Rabbine ibadet ile, bunun ilimieri ile ve insanların işleri ile uğraşmakla birlikte, bedenin çokça cima' etme gücünü zayıflatması sonucunu veren bir iş olarak oldukça az yer ve içerdi. Bununla birlikte bir gecede bütün hanımlarını dolaş ır ve bir defa guslederdi. Hanımlarının sayısı da onbir tane idi. Bu husus daha önce Gusül bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Denildiğine göre Allah'a karşı daha takvalı olan kimsenin şehveti de daha güçlü olur. Çünkü takvalı olmayan kimse, bakmak ve benzeri haller ile etrafını gözetler durur. Kurtubi der ki: Süleyman aleyhisselam'ın bu sözleri ile Rabbine karşı kat'i bir talepte bulunduğunu zannedenler, ancak enbiyanın hallerini ve Allah'a karşı edeplerini bilmeyen kimseler olabilir. İbnu'l-Cevzı der ki: Süleyman bir gecede suyundan bu sayıda kişinin yaratılacağını nereden biliyordu? Böyle bir şeyi bilmesinin vahiy yoluyla olmasına imkan yoktur, çünkü olmadı. Bu hususta işin onun elinde olması da mümkün • değildir. Çünkü bu Allah'ın iradesine bağlı bir şeydir, diye sorulacak olursa buna verilecek cevap şudur: Bu, yüce Allah'tan bir temenni kabilindendir. Ondan böyle bir şey isternek ve dilernek demektir. Bu hususa dair yemin etmesi de Enes b. en-Nadr'ın: "Allah'a yemin ederim, onun dişi kırılmayacaktır" demesine benzer. Şu ihtimal de sözkonusudur. Yüce Allah onun: Kendisinden sonra hiçbir kimseye verilmeyecek bir mülkü kendisine bağışlaması için yaptığı duayı yüce Allah kabul edince, ona göre bu da bu duanın kapsamı içerisinde olduğundan kesin bir ifade ile böyle bir dilekte bulunmuş oldu. Bu husustaki en kuwetli ihtimal ilk olarak zikrettiğim ihtimaldir. Başarı Allah'tandır. Derim ki: Yüce Allah'ın bu hususta ona istisnada bulunma şartı ile kayıtlı olmak üzere vahyetmiş olma ihtimali de vardır. Ancak o, istisnada bulunmayı unutunca şart gerçekleşmediğinden ötürü isteği gerçeleşmedi. 6. Hadisten anlaşıldığına göre Nebiler de yanılabilirler, bu onların üstün makamlarına bir gölge düşürmez. "İlk olarak hangi mescid bina edildi." İbrahim aleyhisseliım'ın kıssası anlatılırken buna dikkat çekilmiş idi. 7. "Namaz vaktine nerede erişirsen" ifadesinde namazı ilk vaktinde kılmaya dikkat etme gereğine işaret edilmektedir. 8.Ayrıca bu, vakitleri bilmeye de bir teşvik ihtiva eder. 9. Bunda ibadetin yapılacağı en faziletli mekanda bulunulamayacak olursa, böyle bir imkan yok diye emrolunanın terk edilmeyeceğine de işaret vardır. Aksine emrolunan işi fazileti daha az olan yerde de yapar. Çünkü Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem Ebu Zerr'in özellikle ilk bina edilen mescide dair soru sormasından namazını da özellikle o mescidde kılmak istediğini anlamış gibidir. Bundan dolayı namaz vakti girdiğinde namazı kılmanın en faziletli mekanda bulunmaya bağlı olmadığına dikkat çekmiş olmaktadır. 10. Muhammed ümmetinin fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Çunkü onlardan önceki ümmetler ancak özel bir yerde namaz kılabiliyorlardl. Buna teyemmüm bölümünde de dikkat çekilmiş bUlL1f1maktadır.(335 nolu hadis ) 11. Hadisten anlaşılan bir d,iğer hüküm de şudur: Cevap sorudan daha geniş ve kapsamlı olabilir. Özellikle geniş ve kapsamlı cevap ile soru soranın daha çok fayda sağlaması ihtimali varsa bu böyledir. 12. "Benim misalim" benim insanları kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak İslama davet edişim ile nefislerinin kendilerine süsleyip güzel gösterdiği batııda kalmaya devam etmelerinin misali. .. demektir. Nevevı der ki: Hadisin anlatmak istediği şudur: Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem kendisine muhalefet edenleri ateş böceklerine ve onların ahirette cehennem ateşine düşmelerini de ateş böceklerinin dünyadaki ateşe düşmelerine benzetmektedir. Aynı zamanda onlar buna düşmek için çok ısra1ı oldukları halde o da onları engellemeye çalışmaktadır. Bu benzetmenin unsurları arasında ortak özellik, hevanın peşinden gitmek, ayırt etme gücünün zayıflığı ve her iki grubun da kendilerini helak etmek hususunda ısrarlı davranışlarıdır. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabi der ki: Bu, anlatmak istediği manaları pek çok bir örnektir. Maksat yaratılmışların kendilerini ateşe doğru çeken şeyleri hel ak olmak amacıyla yapmadıklarını anlatmaktır. Onların bunları yapmaları, bir takım menfaatler elde etmek maksadına bağlıdır ve şehvetin, arzunun peşinden gitmenin bir sonucudur. Nitekim ateş böcekleri orada helak olmak adına ateşe atılmazlar. Aksine onlar ateşteki aydınlığın cazibesine kapılırlar. Onların hiçbir şekilde görmedikleri söylenmiş ise de bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle de söylenmiştir: Bu böcekler karanlıkta olur, aydınlığı görünce o aydınlığın ışık saçan bir pencere olduğunu zanneder. Bunun için oraya doğru gider, fakat farkına varmadan ateşte yanar. Gazzali der ki: Buradaki temsil ile insanın arzu ve isteklerine eğilmesinin şekli, bu böceklerin ateşe gelişigüzel atılmalarına benzetilmektedir, fakat insanoğlunun bilgisizliği bu böceklerin bilgisizliğinden daha ileri derecededir. Çünkü böceklerin ışığın dış görünüşüne aldanışları, o ışıkta yanarak gördükleri azap ile derhal sona eriverir. İnsanoğlu ise ya çok uzun bir süre yahut da ebediyen cehennem ateşinde kalır. Yardım Allah'tandır. "çocuğun büyük kadına ait olduğuna hüküm verdi." Denildiğine göre onların soru sormaları, mahkemedeki hakimin hükmünü öğrenmek kastı ile değil, fetva sormak amacıyla olmuştu. Bundan dolayı Süleyman'ın o hükmü nakzetmesi sözkonusu olmuştur. Ancak Kurtubi buna şu şekilde itiraz etmiştir: Hadisin lafzında, hükmüne başvurmaları üzerine hüküm verdiği belirtilmektedir. Bir diğer itiraz konusu da Nebiin fetvasının da, hükmünün de gereğini yerine getirmenin vücObu açısından aynı olduğudur. ed-Davudi der ki: Kadınların bu soruyu sormaları istişare kabilinden idi. Davud, Süleyman'ın görüşünün doğruluğunu açıkça anlayınca hemen onu yürürlüğe koydu. İbnu'l-Cevzi der ki: Söylenmesi gereken şudur: Davud aleyhisselam, kendisince büyük kadının söylediklerini tercih etmesini gerektiren bir sebep dolayısıyla çocuğun ona ait olduğuna hüküm vermiştir. Çünkü her iki kadının da bir delilleri bulunmamakta idi. Bunun hadiste -ihtisar olmak üzere- tayin edilmemiş olması böyle bir şeyin vukua gelmemiş olmasını gerektirmez. Şöyle denilebilir: Kalan çocuk büyük kadının elinde bulunuyordu. Diğeri ise çocuğun kendisine ait olduğuna dair delilortaya koyamamıştı. (İbnu'l-Cevzi devamla) dedi ki: Bu şer'i kaidelere uygun, güzel bir yorumdur. Ayrıca hadisin anlatımı içerisinde bunun uygun olmadığını ortaya koyan yada engelleyen bir husus da bulunmamaktadır. Şayet: Süleyman'ın onun hükmünü nakzetmesi nasıl uygun düşmüştür, diye sorulacak olursa şöyle cevap verilir: Onun kastı hükmü nakzetmek değildir. O hakikatin ne olduğunu ortaya çıkartan oldukça incelikli bir yola başvurmuştu. Çünkü her iki kadın Süleyman'a olayı anlatınca, çocuğu iki kadının arasında bölüştürmek için bir bıçak getirilmesini istedi. Oysa içten içe böyle bir şeyi kesinlikle kararlaştırmış değildi. O bu yolla durumu açığa çıkarmak istemişti. İleri derecedeki şefkatini gösteren küçük kadının buna tahammül gösteremernesi dolayısıyla gözettiği amaç da gerçekleşmiş oldu. Arkasından da küçük kadının, çocuğun büyük kadına ait olduğu şeklindeki ikrarına da iltifat etmedi. Çünkü küçük kadının, çocuğun hayatta kalmasını tercih ettiğini öğrenmiş oldu. Bu kıssa, zekanın ve kavrayışın yaşın büyüklüğüyle, küçüklüğüyle ilgisi bulunmayan Allah'tan bir bağış olduğunu göstermektedir. Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Hak tek bir taraftadır. Nebilerin de ictihatlarına göre hüküm vermeleri -vahiy yoluyla buna dair nassa sahip olmaları mümkün olmakla birlikte- uygun olan bir şeydir. Fakat bu şekilde hareket etmeleri onların ecirlerinin attmasına sebep olur. Diğer taraftan bu hususta hatadan korunmuş olmaları da 'sözkonusudur. Çünkü onlar masumiyetleri dolayısı ile batılda terk edilmezler. Nevevı der ki: Süleyman bu işi hakkı ortaya çıkarmak ve gerekli bir çareye başvurmak için yapmıştır. Sönunda ortaya çıkan bu durum da lehine hüküm verilen bir kims,enin hükümdeh sO,ma hakkın, hasmına ait olduğunu itiraf etmesi haline benzemiştir. Hadisten anlaşıldığına göre hakların gerçek sahiplerinin ortaya çıkartılabilmesi için hüküm vermek için bir takım çarelere {hilelere} başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunu yapabilmek için' ileri derecede bir zekaya ve bu gibi hallerlE! iyice fli dış lı olup, tecrübe sahibi olmaya bağlıdır

Sahîh-i Buhârî, 3426

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.