Sahîh-i Buhârî · 5843
Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَبِثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَظَاهَرَتَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلْتُ أَهَابُهُ، فَنَزَلَ يَوْمًا مَنْزِلاً فَدَخَلَ الأَرَاكَ، فَلَمَّا خَرَجَ سَأَلْتُهُ فَقَالَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ ـ ثُمَّ قَالَ ـ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ لاَ نَعُدُّ النِّسَاءَ شَيْئًا، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ وَذَكَرَهُنَّ اللَّهُ، رَأَيْنَا لَهُنَّ بِذَلِكَ عَلَيْنَا حَقًّا، مِنْ غَيْرِ أَنْ نُدْخِلَهُنَّ فِي شَىْءٍ مِنْ أُمُورِنَا، وَكَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ امْرَأَتِي كَلاَمٌ فَأَغْلَظَتْ لِي فَقُلْتُ لَهَا وَإِنَّكِ لَهُنَاكِ. قَالَتْ تَقُولُ هَذَا لِي وَابْنَتُكَ تُؤْذِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُ حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا إِنِّي أُحَذِّرُكِ أَنْ تَعْصِي اللَّهَ وَرَسُولَهُ. وَتَقَدَّمْتُ إِلَيْهَا فِي أَذَاهُ، فَأَتَيْتُ أُمَّ سَلَمَةَ فَقُلْتُ لَهَا. فَقَالَتْ أَعْجَبُ مِنْكَ يَا عُمَرُ قَدْ دَخَلْتَ فِي أُمُورِنَا، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ، فَرَدَّدَتْ، وَكَانَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غَابَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدْتُهُ أَتَيْتُهُ بِمَا يَكُونُ، وَإِذَا غِبْتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدَ أَتَانِي بِمَا يَكُونُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ مَنْ حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدِ اسْتَقَامَ لَهُ، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَلِكُ غَسَّانَ بِالشَّأْمِ، كُنَّا نَخَافُ أَنْ يَأْتِيَنَا، فَمَا شَعَرْتُ إِلاَّ بِالأَنْصَارِيِّ وَهْوَ يَقُولُ إِنَّهُ قَدْ حَدَثَ أَمْرٌ. قُلْتُ لَهُ وَمَا هُوَ أَجَاءَ الْغَسَّانِيُّ قَالَ أَعْظَمُ مِنْ ذَاكَ، طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ. فَجِئْتُ فَإِذَا الْبُكَاءُ مِنْ حُجَرِهَا كُلِّهَا، وَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَدْ صَعِدَ فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ، وَعَلَى باب الْمَشْرُبَةِ وَصِيفٌ فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِي. فَدَخَلْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ، وَتَحْتَ رَأْسِهِ مِرْفَقَةٌ مِنْ أَدَمٍ، حَشْوُهَا لِيفٌ، وَإِذَا أُهُبٌ مُعَلَّقَةٌ وَقَرَظٌ، فَذَكَرْتُ الَّذِي قُلْتُ لِحَفْصَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ، وَالَّذِي رَدَّتْ عَلَىَّ أُمُّ سَلَمَةَ، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبِثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ نَزَلَ.
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Ben Ömer'e, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı birbirine yardım eden iki kadının kim olduğunu sormak isteği ile bir sene fırsat kollayıp durdum. Ama ondan çekindiğim için soramadım. Bir gün, bir konaklama yerinde indi ve (ihtiyacını karşılamak üzere) erak ağaçlarının arasına girdi. Ağaçların arasından çıkınca ona sordum. O: Aişe ve Hafsa'dırlar, dedi. Daha sonra şunları anlattı: -Bizler cahiliye döneminde kadınları önemsemezdik. Ama İslam gelip de Allah onları söz konusu edince, bu sebeple onların üzerimizde bir haklarının bulunduğunu gördük. Ama bununla birlikte yine onları herhangi bir işimize de karıştırmıyorduk. Benimle hanımım arasında bir söz alışverişi olmuştu. O bana ağır sözler söyledi. Ben de ona: Sen işi buraya kadar mı vardırdın, diye çıkıştım, bana: Bunu bana mı söylüyorsun? Oysa senin kızın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet ediyor, dedi. Bu sefer Hafsa'nın yanına gittim ve ona: Seni Allah'a ve Rasulüne karşı gelmekten sakındırıyorum, dedim. Nebie eziyet verip onu rahatsız etmemek konusunda söyleyeceklerimi ilk olarak ona söyledim. Daha sonra Ümmü Selemelnin yanına gittim ve ona da bunları söyledim. Bu sefer Üm mü Seleme: Sana şaşıyorum ey Ömer, sen bizim işlerimize de müdahale ettin. Kala kala Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile onun zevceleri arasına girmen mi kaldı, dedi. Ve bu sözlerini tekrarladı. Ensardan bir adam vardı. O Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunmayıp ben bulunacak olursam ona gider olanları anlatırdım. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunmayıp o bulunmuş ise o yanıma gelir ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptıklarını bana anlatırdı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafında bulunanlar (hükümdar ve idareciler) hep ona karşı doğrulmuşlardı (ona boyun eğmişlerdi). Geriye sadece Şam'daki Gassan kralı kalmıştı. Onun bize hücum edeceğinden korkardık. Bir gün ansızın ensardan olan o arkadaşının gelip: Bir iş oldu, dediğini duyuverdim. Ben ona: Olan ne, Gassanlı mı geldi yoksa, diye sordum. O: Bundan daha da büyük. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımlarını boşadı, dedi. Hemen onun evine gittim. Hepsinin hücrelerinden ağlama sesleri geliyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de birkaç basamakla çıkılan yüksekçe odasına çıkmıştı. Odanın kapısında da onun hizmetçisi vardı. Hizmetçisine gidip: Huzura girme m için bana izin iste, dedim. Bana izin verdi, ben de içeri girdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir hasır üzerinde ve hasırın böğründe iz bırakmış olduğunu gördüm. Başı altında içi lifte dolu deriden bir yastık vardı. İçeride tabaklanmamış birkaç hayvan postu ile tabaklamakta kullanılan bir miktar karaz (mazı ağacı yaprağı) vardı. Hafsa'ya ve Ümmü SelemeIye söylediklerimi ona naklettim. Üm mü Seleme'nin de bana ne şekilde cevap verdiğini anlattım. Rasulultah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine güldü ve yirmi dokuz gün kalıp sonra indL
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، - وَهُوَ ابْنُ الْحَارِثِ - عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ، بْنَ أَزْهَرَ وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ أَرْسَلُوهُ إِلَى عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا اقْرَأْ عَلَيْهَا السَّلاَمَ مِنَّا جَمِيعًا وَسَلْهَا عَنِ الرَّكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْعَصْرِ وَقُلْ إِنَّا أُخْبِرْنَا أَنَّكِ تُصَلِّينَهُمَا وَقَدْ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهُمَا . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَكُنْتُ أَصْرِفُ مَعَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ النَّاسَ عَنْهَا . قَالَ كُرَيْبٌ فَدَخَلْتُ عَلَيْهَا وَبَلَّغْتُهَا مَا أَرْسَلُونِي بِهِ . فَقَالَتْ سَلْ أُمَّ سَلَمَةَ . فَخَرَجْتُ إِلَيْهِمْ فَأَخْبَرْتُهُمْ بِقَوْلِهَا فَرَدُّونِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ بِمِثْلِ مَا أَرْسَلُونِي بِهِ إِلَى عَائِشَةَ . فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْهُمَا ثُمَّ رَأَيْتُهُ يُصَلِّيهِمَا أَمَّا حِينَ صَلاَّهُمَا فَإِنَّهُ صَلَّى الْعَصْرَ ثُمَّ دَخَلَ وَعِنْدِي نِسْوَةٌ مِنْ بَنِي حَرَامٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَصَلاَّهُمَا فَأَرْسَلْتُ إِلَيْهِ الْجَارِيَةَ فَقُلْتُ قُومِي بِجَنْبِهِ فَقُولِي لَهُ تَقُولُ أُمُّ سَلَمَةَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَسْمَعُكَ تَنْهَى عَنْ هَاتَيْنِ الرَّكْعَتَيْنِ وَأَرَاكَ تُصَلِّيهِمَا فَإِنْ أَشَارَ بِيَدِهِ فَاسْتَأْخِرِي عَنْهُ - قَالَ - فَفَعَلَتِ الْجَارِيَةُ فَأَشَارَ بِيَدِهِ فَاسْتَأْخَرَتْ عَنْهُ فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " يَا بِنْتَ أَبِي أُمَيَّةَ سَأَلْتِ عَنِ الرَّكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْعَصْرِ إِنَّهُ أَتَانِي نَاسٌ مِنْ عَبْدِ الْقَيْسِ بِالإِسْلاَمِ مِنْ قَوْمِهِمْ فَشَغَلُونِي عَنِ الرَّكْعَتَيْنِ اللَّتَيْنِ بَعْدَ الظُّهْرِ فَهُمَا هَاتَانِ " .
Bana Harmeletü'bnü Yahya Et-Tücîbî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b, Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Amr —ki İbnü'l-Hâris'dir— Bükeyr'den, o da ibni Abbâs'in âzâdlısı Kureyb'den naklen haber verdiki, Abdullah îbnî Abbâs ile Abdurrahmân b. Ezher ve Misver b. Mahrame kendisini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe'ye göndererek şöyle demişler : — Âişe'ye bizim hepimizden selâm söyle; ve ikindiden sonraki iki rek'âtı ona sor; de ki: — Biz senin bu iki rek'âtı kıldığını haber aldık. Hâlbuki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bunu nehiy buyurduğunu duymuşduk. İbni Abbâs: «Ben, Ömerü'bnü'l-Hattâb ile birlikte bu namazdan dolayı insanları döverdim.» demiş. Kureyb demiş ki: «Bunun üzerine ben Âişe'nin yanına girerek, benimle gönderdikleri haberi kendisine tebliğ ettim. Âişe : — Ümmü Seleme'ye sor! dedi. Ben hemen beni gönderen zevatın yanlarına çıkarak Âişe'nin söylediklerini onlara haber verdim. Onlar, beni Ümmü Seleme'ye de, Âişe'ye gönderdikleri suâli sormaya gönderdiler. Ümmü Seleme : — Ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i o iki rek'âtı kılnıakdan nehyederken işittim ama sonra kendisim bunları kılarken gördüm. Onları kıldığında vakit, ikindi idi. Sonra benim yanıma girdi, yanımda Ensârdan Benî Haram kabilesinden bâzı kadınlar vardı, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu iki rek'âtı o zaman kıldı. Ben, kendisine kızı göndererek: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanıbaşına dur da, ona de ki: Ümmü Seleme, Yâ Resûlallah ben, senin bu iki rek'âtı kılmakdan nehiy buyururduğunu işidiyorum. Hâlbuki şimdi onları kendinin kıldığını görüyorum; diyor. Şayet eliyle işaret ederse geri çekil! Kız dediğimi yaptı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle işaret etti. O da geri çekildi. Namazdan çıkınca (bana hitaben) : «Ey Ebû Umeyye'nin kızı! ikindiden sonra kıldığım iki rek'âtı sormuşsun, [sebebi şudur ki) bana Abdüikays kabilesinden bir takım kimseler kavimlerinden ayrılarak müslüman olmak için geldiler de, öğle namazından sonra kılmakda olduğum iki rek'ât nafileden beni alıkoydular, işte bu iki rek'ât, o rek'âtlardır.» buyurdular
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنَ الأَنْصَارِ ـ أَنَّهُ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَنْكَرْتُ بَصَرِي وَأَنَا أُصَلِّي لِقَوْمِي، فَإِذَا كَانَتِ الأَمْطَارُ سَالَ الْوَادِي الَّذِي بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ، لَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ آتِيَ مَسْجِدَهُمْ فَأُصَلِّيَ لَهُمْ، فَوَدِدْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَّكَ تَأْتِي فَتُصَلِّي فِي بَيْتِي، فَأَتَّخِذُهُ مُصَلًّى. فَقَالَ " سَأَفْعَلُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". قَالَ عِتْبَانُ فَغَدَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ حِينَ ارْتَفَعَ النَّهَارُ، فَاسْتَأْذَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى دَخَلَ الْبَيْتَ، ثُمَّ قَالَ لِي " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ ". فَأَشَرْتُ إِلَى نَاحِيَةٍ مِنَ الْبَيْتِ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَكَبَّرَ، فَصَفَفْنَا، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ سَلَّمَ وَحَبَسْنَاهُ عَلَى خَزِيرٍ صَنَعْنَاهُ، فَثَابَ فِي الْبَيْتِ رِجَالٌ مِنْ أَهْلِ الدَّارِ ذَوُو عَدَدٍ فَاجْتَمَعُوا، فَقَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ أَيْنَ مَالِكُ بْنُ الدُّخْشُنِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ ذَلِكَ مُنَافِقٌ لاَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُلْ، أَلاَ تَرَاهُ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يُرِيدُ بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ قُلْنَا فَإِنَّا نَرَى وَجْهَهُ وَنَصِيحَتَهُ إِلَى الْمُنَافِقِينَ. فَقَالَ " فَإِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ ابْنُ شِهَابٍ ثُمَّ سَأَلْتُ الْحُصَيْنَ بْنَ مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ وَكَانَ مِنْ سَرَاتِهِمْ عَنْ حَدِيثِ مَحْمُودٍ فَصَدَّقَهُ.
İbn Şihab'dan, dedi ki: Bana Mahmud b. er-Rebi el-Ensari'nin haber verdiğine göre ''Itban b. Malik -ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabından olup, ensardan Bedir'de hazır bulunanlardan idi- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vararak: Ey Allah'ın Rasulü dedi. Artık ben gözlerimi tanıyamaz oldum (gözlerim pek iyi görmüyor), üstelik ben kavmime namaz kıldınyorum. Yağmur yağdı mı benimle onlar arasındaki vadi selolup taşıyor ve onların mescidlerine gidip, onlara namaz kıldıramıyorum. Bu sebeple ey Allah'ın Rasulü, senin,şeref verip evimde namaz kılmanı ve orayı da namaz kılacağım yer edinmey{ arzu ediyorum, dedim. Allah Rasulü de: İnşallah dediğini yapacağım, diye buyurdu. Itban dedi ki: Ertesi sabah gün yükseldiğinde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem izin istedi, ben de ona izin verdim. Oturmayıp, içeri girdi. Sonra bana: Evinin neresinde namaz kılmamı arzu edersin, diye sordu. Ben de evin bir tarafını gösterdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta durup, tekbir getirdi. Biz de saf tuttuk. İki rekat kıldı, sonra selam verdi. Onu hazırladığımız bir hazıre çorbası için alıkoyduk. O yurdun ahalisinden çok sayıda adamlar da evde toplanıp bir araya geldiler. Onlardan birisi: Malik b. ed-Ouhşun nerede, diye sordu. Birisi: O bir münafıktır, Allah'ı ve Rasulünü sevmez, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Böyle deme, sen onun Allah rızasını isteyerek la ilahe illallah dediğini görmüyor musun dedi. Adam: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi." Itban dedi ki: "Bizler onun yüzünün ve nasihatinin münafıklara yönelik olduğunu görüyoruz, dedik. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Şüphe yok ki Allah, Allah'ın vechini isteyerek la ilahe illallah diyen kimseye ateşi haram kılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Hazare" Undan bulamaç şeklinde yapılan bir çorbadır. Ancak bulamaçtan daha ince olui'. Bu açıklamayı Taberi yapmıştır. Ibn Faris de şöyle demiştir: Una iç yağı karıştırılarak yapılır. el-Kutebi ve arkasından el-Cevherı de şöyle demektedir: el-Hazire, etin küçük parçalara ayrıldıktan sonra üzerine çokça su dökülerek yapılır. Et piştikten sonra üzerine un serpilir. Eğer içinde et yoksa ona asıde (bulamaç) denilir. Elenmiş un ıslatıldıktan sonra suyunun süzülüp pişirilmesi şeklinde yapıldığı da söylenmiştir. Yağ ve undan yapılan bir çorba olduğu da söylenmiştir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ كَانَ ابْنَ عَشْرِ سِنِينَ مَقْدَمَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، فَكَانَ أُمَّهَاتِي يُوَاظِبْنَنِي عَلَى خِدْمَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَخَدَمْتُهُ عَشْرَ سِنِينَ، وَتُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا ابْنُ عِشْرِينَ سَنَةً، فَكُنْتُ أَعْلَمَ النَّاسِ بِشَأْنِ الْحِجَابِ حِينَ أُنْزِلَ، وَكَانَ أَوَّلَ مَا أُنْزِلَ فِي مُبْتَنَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِزَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ، أَصْبَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِهَا عَرُوسًا، فَدَعَا الْقَوْمَ فَأَصَابُوا مِنَ الطَّعَامِ، ثُمَّ خَرَجُوا وَبَقِيَ رَهْطٌ مِنْهُمْ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَطَالُوا الْمُكْثَ، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ وَخَرَجْتُ مَعَهُ لِكَىْ يَخْرُجُوا، فَمَشَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَشَيْتُ، حَتَّى جَاءَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، ثُمَّ ظَنَّ أَنَّهُمْ خَرَجُوا فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا دَخَلَ عَلَى زَيْنَبَ فَإِذَا هُمْ جُلُوسٌ لَمْ يَقُومُوا، فَرَجَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا بَلَغَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، وَظَنَّ أَنَّهُمْ خَرَجُوا، فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ فَإِذَا هُمْ قَدْ خَرَجُوا فَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنِي وَبَيْنَهُ بِالسِّتْرِ، وَأُنْزِلَ الْحِجَابُ.
İbn Şihab'dan, dedi ki: "Enes İbn Malik r.a.'ın bana haber verdiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye geldiği esnada o, on yaşında idi. (O dedi ki): Annelerim beni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hizmetinde bulunmaya çokça teşvik ederlerdi. On yıl süreyle ona hizmette bulundum. Ben yirmi yaşında iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Bundan dolayı hicabın indirilişi hususunu insanlar arasında en iyi bilen kişi ben idim. Hicabın ilk nazil oluşu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cahş kızı Zeyneb ile zifafa girişi sırasında olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla zifafa girip, sabahleyin damat olarak Müslümanları ziyafete davet etti, onlar da yemekten yiyeceklerini yediler. Daha sonra da çıkıp gittiler. Geriye onlardan birkaç kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kaldı. Kalışıarını uzattıkça uzattılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalkıp dışarı çıktı. Ben de onlar da çıkıp gitsinler diye onunla beraber dışarı çıktım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yürüdü, ben yürüdüm. Nihayet Aişe'nin odasının eşiğine kadar geldi. Daha sonra onların çıkıp gittiklerini zannettiğinden geri döndü. Ben de onunla beraber geri döndüm. Nihayet Zeyneb'in yanına girdiğinde hala oturmakta olduklarını, kalkmadıklarını gördük. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine geri döndü, ben de onunla beraber geri döndüm. Nihayet Aişe'nin odasının eşiğine varıp, çıkıp gittiklerini anlayınca geri döndü. Ben de onunla birlikte geri döndüm. Çıkmış olduklarını gördük. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benimle kendisi arasına perdeyi indirdi ve hicab (emri) nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Velime (düğün ziyafeti) bir haktır." Bu başlık Taberanı'nin zikrettiği bir hadisin lafzıdır. Sözkonusu bu hadisi Vahşi İbn Harb rivayet edip Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöylece ref' etmiş bulunmaktadır: "Velime bir haktır. İkincisi bir maruftur, üçüncüsü ise bir övünmedir." Müslim'de ez-Zühri yoluyla el-A'rec'den, o Said İbn el-Müseyyeb'den, o Ebu Hureyre'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "En kötü yemek, zenginin davet olunduğu, yoksulun çağınlmadığı velime yemeğidir. O, bir haktır." Ebu'ş-Şeyh ve el-Evsat'ta Taberfmi, Mücahid'den, o Ebu Hureyre'den Nebie merfu olarak şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Velime bir haktır ve sünnettir. Kim ona davet olunup da icabet etmezse, asi olur." İbn Battal dedi ki: "Veli me bir haktır" sözü, bir batıl değildir, demektir. Aksine velime vermek mendubdur, o bir sünnettir, bir fazilettir. Bir hak oluşundan kasıt, vacib olduğu anlamına gelmez. Daha sonra şunları söylemektedir: Onun vacib olduğunu söyleyen kimse olduğunu bilmiyorum. O böyle demiş ama kendi mezhebinde Kurtubi'nin naklettiği vacib oluşuna dair bir rivayetin bulunduğunu da hatırlamamıştır. Ayrıca Kurtubi: Mezhebin meşhur olan görüşü velimenin mendub olduğu şeklindedir demektetir. İbnu't-Tin de, Ahmed'den böylece nakletmiş olmakla birlikte el-Muğni'deki ifadeye göre velime sünnettir. Hatta bu hususta ilim ehli arasında görüş ayrılığının bulunmadığını ifade ederek İbn Battal'a uygun kanaat belirtmiş ve şunları eklemiştir: Bazı Şafil alimleri bunun vacib olduğunu söylemiştir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdurrahman İbn Avf'a velime vermesini emir buyurmuştur. Ayrıca velime davetini kabul edip icabet etmek de vacibdir. Dolayısıyla velime vermek de vacibtir. Selef velimenin vakti hususunda ihtilaf etmişlerdir. Velimenin vakti akdin yapıldığı zaman mıdır, akdin hemen akabinde midir, zifafa girildiği sırada mıdır, zifaftan sonra mıdır yoksa akdin yapılışından itibaren başlayıp zifafın sona ermesine kadar devam eder mi? Değişik görüşleri vardır. Nevevi der ki: Bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Iyad'ın naklettiği rivayet edoğrultusunda Malikilere göre en sahih olan zifafa girişten sonra müstehab oluşudur. Bir topluluktan da velimenin akid esnasında verilmesinin müstehap olduğunu nakletmiştir. İbnu's-Sübki'nin zikrettiğine göre babası da şöyle demiştir: Ben bizim mez. hep alimlerimizin sözleri arasında vakit tayinine dair bir görüş görmedim. Ayrıca o el-Beğavi'nin: Nikahta, akit vaktinde, zifafta, öncesinde ve sonrasında def çalmak şeklindeki sözlerinden hareketle, velimenin akdin yapıldığı zamandan itibaren vaktinin geniş olduğu neticesini çıkarmış ve şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiill uygulaması ile ilgili olarak nakledilen, velimenin zifafa girişten sonra verildiğidir. O bu sözleriyle Cahş kızı Zeyneb ile ilgili olaya işaret eder gibidir. Beyhaki de bu hadisin bulunduğu bölümde "velimenin vakti" diye başlık açmıştır. İbnu's-Sübkl'nin Şafil mezhebi alimleri arasında bu konuda bir şey söylemediğine dair açıklamasına el-Maverdi'nin, velimenin zifafa giriş esnasında verileceğine dair açık ifadelerinin bulunduğu belirtilerek itiraz edilmiştir
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ وَافَقْتُ اللَّهَ فِي ثَلاَثٍ ـ أَوْ وَافَقَنِي رَبِّي فِي ثَلاَثٍ ـ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اتَّخَذْتَ مَقَامَ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَدْخُلُ عَلَيْكَ الْبَرُّ وَالْفَاجِرُ، فَلَوْ أَمَرْتَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ بِالْحِجَابِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ الْحِجَابِ قَالَ وَبَلَغَنِي مُعَاتَبَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْضَ نِسَائِهِ، فَدَخَلْتُ عَلَيْهِنَّ قُلْتُ إِنِ انْتَهَيْتُنَّ أَوْ لَيُبَدِّلَنَّ اللَّهُ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم خَيْرًا مِنْكُنَّ. حَتَّى أَتَيْتُ إِحْدَى نِسَائِهِ، قَالَتْ يَا عُمَرُ، أَمَا فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا يَعِظُ نِسَاءَهُ حَتَّى تَعِظَهُنَّ أَنْتَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبَدِّلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ} الآيَةَ. وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ سَمِعْتُ أَنَسًا عَنْ عُمَرَ
Enes İbn Malik, Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şu üç hususta Rabbime muvafakat ettim (veya şu üç hususta Rabbim bana muvafakat etti): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; 'Ey Allah'ın Elçisi! Keşke Makam-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!' dedim. Yine 'Ey Allah'ın Elçisi! Senin yanına iyi kimse de geliyor, kötü kimse de. mu'minlerin annelerine örtünmelerini emretsen de örtünseler!' dedim. Bunun üzerine hicab (örtü) ayeti294 nazil oldu. Bir defasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından bazılarına darıldığını duydum. Onların yanına gidip, 'Ya bu yaptığınıza son verirsiniz veya elbette Allah Teala, sizin yerinize Nebiine sizden daha hayırlı eşler verir,' dedim. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birinin yanına gittim. Bana 'Ey Ömer! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine öğüt vermekten aciz mi ki, sen kalkmış onlara öğüt veriyorsun!' diyerek çıkıştı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, [inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire] eşler verebilir"[Tahrim 5] Fethu'l-Bari Açıklaması: Makam-ı lbrahim'de bir namaz yeri edinin!" ayetini çoğunluk ........ve't-tehizu fiilini.hı (d harfinin kesresiyle okumuştur. Buna göre bu kelime emir fiildir. Nafi' ve ıbn Amir ise bu fiili hı (tl harfinin fethası ile okumuştur. Buna göre bu kelime haber kipinde olup geçmiş zaman anlamı ifade eder ve İbrahim'e uyan insanların bir durumunu yansıtır. Bu durumda ......ve't-tehizu fiili, ayetteki .......cealna fiiline atfedilmiştir. Buna göre ayetin tamamı bir cümleden ibarettir. Çoğunluğun kıraatine göre ise bu fiil, .....mesabe kelimesinin zımnında bulunan subu (dönünüz!)" manasına atfedilmiştir. Ya da mahzOf bir fiilin ma'mOıüdür. Bu durumda takdir şu şekilde olur: ......ve Kulne't -tehızu (" ... edinin" dedik.). Bir de vav harfi, istinaflbaşlangıç vavı olabilir. .......Mesabe kelimesi hakkında Ebu Ubeyde şöyle demiştir: 4.......Mesabe kelimesi, dönmek manasına gelen .....sabe fiilinin mastarı olup insanların kendisine döndükleri mekan anlamına gelir. Ferra da şöyle demiştir: .......mesabeten ve .....mesabe kelimeleri, .......mukam ve .....mukame örneğinde olduğu gibi bir manaya gelir. Makam-ı İbrahim'de namaz kılma konusu, "Kitabu's-salat'ın" başlarında geçmişti. Hicab meselesi ise, Ahzab suresinin tefsirinde işlenecektir. Nebi s.a.v.'in eşlerinin boşanma ve güzel bir biçimde evliliği sürdürmek arasında serbest bırakılmaları da, Tahrım suresinin tefsirinde ele alınacaktır. Hadisin "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birinin yanına gittim ... " bölümü ise "Kitabu'n-nikah" bÖlümünde "Kadınların Kıskançlığı" başlığı altında açıklanacaktır. ÖNEMLİ AÇIKLAMA İbnu'l-Cevzı şöyle demiştir: "Tevrat'a müracaat etmenin yasaklanmasına rağmen, Ömer İbrahim Nebie uymak istemiştir. Çünkü o, Allah Teala'nın onun hakkında "Kuşkusuz ben, seni insanlara önder yapacağım,"[Bakara 124] ayeti ile "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy!" ayetinden haberdar olmuştu. Bu vesileyle, İbrahim Nebie uymanın Muhammed'in tebliğ ettiği dinin de bir parçası olduğunu anlamıştı. Ayrıca Ka'be ona nispet edilmişti. Onun ayak izleri, Makam-ı İbrahim'de mevcuttu. Bu izler, ölümünden sonra yad edilsin diye, binalara asılan ve onları kimin yaptığını gösteren tabelalara benzer. Bu yüzden Ömer, makam-ı İbrahim'de namaz kılmayı, beytullahı tavaf edenlerin burayı inşa edenin ismini okuması olarak düşündü." Bu yorum, Makam-ı İbrahim'de namaz kılmayı gayet güzel bir şekilde izah etmiştir. İbnu'l-Cevzı sözlerine şöyle devam etmiştir: " İbrahim'in ayak izleri hala Makam-ı İbrahim denilen yerde mevcuttur. Mekke halkı bunu bilir. Nitekim Ebu Talib meşhur kasidesinde şöyle demiştir: Durur İbrahim'in ayak izleri capcanlı Bellidir ayakkabısız, yalın ayakların izL" Beyhaki Aişe'den sağlam bir senet ile onun şu sözünü rivayet etmiştir: "Makam-t İbrahim Ebu Bekir zamanında Ka'be'ye bitişiktL Daha sonra Ömer tarafından geriye alındı
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ، وَيُحِبُّ الْعَسَلَ، وَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ أَجَازَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ، فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتِ امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةَ عَسَلٍ، فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً. فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ. فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ قُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لاَ. فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ تُوجَدُ مِنْهُ الرِّيحُ، فَإِنَّهُ سَيَقُولُ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ. فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ، قُلْتُ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِرَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي، وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ". قُلْتُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ. وَدَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ. فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ ". قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ. قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي.
Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tatlıyı ve balı severdi. İkindi namazını kıldırdığı zaman kadınlarından birinin yanına geçer ve onu öpmek için yaklaşırdı. Bir keresinde Ömer'in kızı Hafsa'nın yanına girmişti. Onun yanında kalmakta olduğU süreden daha fazla kaldı. Ben bunun sebebini sorduğumda bana şöyle denildi: Hafsa'nın akrabalarından bir kadın kendisine küçük bir tulum bal hediye etmiş, Hafsa da o baldan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bal şerbeti içirmiş. Ben de kendi kendime vallahi bunun için bir hlle yapalım dedim ve bu fikrimi Sevde'ye açtım ve ona dedim ki: Biraz sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem senin yanına girip de sana yaklaştığında ona hitaben "Ya Resulallah! Meğafir mi yedin" dersin. O da sana "hayırı" diyecektir. Bunun üzerine sen de ona "Peki senden bana gelen bu koku nedir?" diye sorarsın. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendisinden çirkin koku hiddesilmesi çok ağır gelirdi- o da sana "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti!" diyecektir. Sen de ona "Öyleyse o balın arısı, onu Urfut ağacından toplamıştır!" dersin. Bana geldiğinde ben de böyle söyleyeceğim ve ey Safiye! Sen de böyle söyle! dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sevde'nin yanına girince ... (olayın devamını Sevde şöyle anlattı): Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kapının önünde dururken (Ey Aişe!) senden korktuğumdan dolayı az kalsın hemen söyleyecektim. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yaklaşınca "Ya Resulallah! Sen meğafir mi yedin?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır!" dedi. Ben "Sendeki bu koku nedir?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hafsa bana bal şerbeti içirmişti" dedi. Ben "Öyleyse o balın arısı, onu Urfut ağacından toplamıştır!" dedim. Aişe (olayın kendisi ile ilgili kısmını şöyle) anlattı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim yanıma geldiğinde, ben de kendisine bunun aynısını söyledim. Safiye'nin yanına girdiğinde de, Safiye de ona böyle söyledi. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hafsa'nın yanına girince, o da kendisine "Ya Resulallah! Sana bal şerbetinden içireyim mi?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Benim ona hiç ihtiyacım yoktur" buyurdu. Aişe dedi ki: Sevde bana "Sübhanallah! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bal şerbetini haram ettik!" dedi. Ben de ona "sus!" dedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kocasına ve kumalarına hile yapması." İbnü't-Tın'nin bu konudaki açıklaması şoyledir: Atılan başlığın anlamı gayet açıktır. Ancak Buhari, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu konuda hangi ayetin indiğini belirtmemiştir. Bu ayet "Ey Nebi s.a.v.! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah 'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun" ayet-i kerimesidir.(Tahrim 1) Tefsir bölümünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine haram kıldığı şeyin ne olduğu konusundaki ihtilaftan ve sahih olan görüşe göre bunun balolduğundan söz etmiştik. Sözkonusu haramlık, Zeynep bnt. Cahş alayında meydana gelmişti. Bazıları bu ayetin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mariye'yi kendisine haram kılmasıyla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Ancak sahih olan, ayetin her iki olay hakkında indiğidir
وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ أَخْبَرَتْنِي عَمْرَةُ، أَنَّهَا سَمِعَتْ عَائِشَةَ، تَقُولُ لَمَّا جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَتْلُ ابْنِ حَارِثَةَ وَجَعْفَرِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ جَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْرَفُ فِيهِ الْحُزْنُ قَالَتْ وَأَنَا أَنْظُرُ مِنْ صَائِرِ الْبَابِ - شَقِّ الْبَابِ - فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ نِسَاءَ جَعْفَرٍ وَذَكَرَ بُكَاءَهُنَّ فَأَمَرَهُ أَنْ يَذْهَبَ فَيَنْهَاهُنَّ فَذَهَبَ فَأَتَاهُ فَذَكَرَ أَنَّهُنَّ لَمْ يُطِعْنَهُ فَأَمَرَهُ الثَّانِيَةَ أَنْ يَذْهَبَ فَيَنْهَاهُنَّ فَذَهَبَ ثُمَّ أَتَاهُ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ غَلَبْنَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَتْ فَزَعَمَتْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اذْهَبْ فَاحْثُ فِي أَفْوَاهِهِنَّ مِنَ التُّرَابِ " . قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ أَرْغَمَ اللَّهُ أَنْفَكَ وَاللَّهِ مَا تَفْعَلُ مَا أَمَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا تَرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْعَنَاءِ .
Bize Îbnü'l-Müsennâ ile ibni Ebî Ömer rivayet ettiler. İbnü'l-Müsennâ dediki: Bize Abdülvahhâb rivayet etti. (dediki): Yahya b. Saîd'i şöyle derken işittim: Bana Amra haber verdi, o da Alşe'yi şunları söylerken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e, İbni Harise ile Ca'fer b. Ebî Tâlib ve Abdullah b. Ravâha'nın katli haberi gelince oturdu; mahzun olduğu belliydi. Ben, kapının aralığından bakıyordum. Derken ona bir adam gelerek: — «Yâ Resûlallah! Ca'fer'in kadınları...» diyerek onların ağladıklarım söyledi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona gidip kadınları nehyetmesini emir buyurdu. O zât da gitti. Müteakiben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kadınların kendisine itaat etmediklerini söyledi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona ikinci defa giderek kadınları nehyetmesini emir buyurdu; o da gitti. Sonra tekrar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: — «Vallahi bu kadınlar bize galebe çaldılar, yâ Resûlallah!» dedi. (Râvî dediki): Âişe, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in o adam'a: «Hadi git!.. Onların ağızlarına toprak saç!-» buyurduğunu söyledi. Aişe şöyle demiş: «Bunun üzerine ben o adama: Allah senin cezanı kaldırsın! Vallahi ne Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sana emrettiğini yaptın; ne de onu kederiyle başbaşa bıraktın! dedim.»