İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6020

Good Manners and Form (Al-Adab)

Arapça metin

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو عِمْرَانَ، قَالَ سَمِعْتُ طَلْحَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي جَارَيْنِ فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِي قَالَ ‏ "‏ إِلَى أَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا ‏"‏‏.‏

Aişe'den, dedi ki: "Ben: Ey Allah'ın Rasulü, benim iki komşum var. Hangisine hediye vereyim, diye sordum. O: Kapısı sana daha yakın olanlarına, buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Komşuluk hakkı kapı yakınlığına göredir." Denildiğine göre bundaki hikmet, daha yakın olan kimsenin, komşusunun evine giren hediye ve benzeri şeyleri görerek daha uzakta olanın aksine gözünün de bunlara meyletmesi dolayısı iledir. Diğer taraftan daha yakın olan kimsenin, komşusunun başına gelen sıkıntılı ve zorlu hallere yetişmesi -özellikle de haberdar olmanın zor olduğu zamanlardadaha hızlı ve çabuk olur. İbn Ebi Cemra dedi ki: Daha yakın olana hediye vermek mendubdur. Çünkü hediye aslında farz bir şey değildir. Dolayısıyla bunda sıralama da farz olmaz. Hadisten, daha üstün olana göre am el etmenin daha uygun olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca ilmin amelden önce geldiği de anlaşılmaktadır. Komşuluğun sınırları hakkında görüş ayrılığı vardır. Ali r.a. "ezan sesini işiten kimse, komşudur" demiştir. "Seninle birlikte mescidde sabah namazını kılan kimse, komşudur" diye de tanımlanmıştır. Aişe'den rivayete göre de "komşuluğun sının her cihetten kırkar evdir." el-Evzai'den de buna benzer bir görüş rivayet edilmiştir. Buhari de el-Edebu'l-Müfred'de bunun benzerini el-Hasen'den rivayet etmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6020

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رَجُلٍ مِنْ بَنِي تَيْمِ بْنِ مُرَّةَ ـ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ لِي جَارَيْنِ فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِي قَالَ ‏ "‏ إِلَى أَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Benim iki komşum var. Hangisine hediye vereyim buyurursun" diye sordum. "Hangisinin kapısı sana daha yakınsa ona" buyurdu

Sahîh-i Buhârî, 2595
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Cibril bana komşuyu o kadar tavsiye edip durdu ki, sonunda onu mirasçı kılacağını zannettim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cibril bana komşuyu o kadar çok tavsiye edip durdu ki, sonunda onu mirasçı kılacağını zannettim." Yani Cibril'in, Allah'tan aldığı emir üzere komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Burada mirasçı kılmaktan maksadın ne olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Akrabalar ile birlikte ona da verilecek bir pay tayin edilmek suretiyle malda onun ortak edileceği anlamında olduğu söylenmiştir. Bu husustaki haber, böyle bir mirasçı kılmanın gerçekleşmediğini de ortaya koymaktadır. İbn Ebi Cemra dedi ki: Komşu (el-car) lafzı Müslümanı da, kafiri de, abidi de, fasıkı da, arkadaşı da, düşmanı da, yabancıyı da, hemşeriyi de, faydalıyı da, zararlıyı da, yakını da, uzağı da, evi daha yakın olanı da, daha uzak olanı da kapsar. Komşunun, biri diğerinden daha üstün pek çok mertebesi vardır. Bunun en yüksek mertebede olanı, kendisinde ilk olarak sayılan bütün niteliklerin bulunduğu şahıstır. Sonra da daha çok bulunan daha önde gelir ve yalnızca bu niteliklerden sadece birisini taşıyana kadar iner. Abdullah İbn Amr -hadisi rivayet edenlerden birisidir- bunu genel anlamı ile yorumlamıştır. Bu sebeple kendisi için bir koyun kesildiğinde o koyundan Yahudi komşusuna hediye verilmesini emretmiştir. Bu rivayet i Buhari, el-Edebu'lMüfred'de ve hasen olduğunu belirterek Tirmizi rivayet etmiştir. Sözünü ettiğim bu hususlara Taberani'nin rivayet ettiği merfu bir hadiste işaret edilmiş bulunmaktadır: "Cabir r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: Komşular üç türlüdür. Bir komşu vardır ki tek bir hakkı vardır, bu da müşrik olandır. Bunun yalnızca komşuluk hakkı vardır. Bir komşu da vardır ki iki hakkı bulunmaktadır. Bu da komşuluk hakkı ile İslam hakkı bulunan kimsedir. Bir komşu da vardır ki üç hakkı vardır. Bu da akrabalık bağı bulunan Müslüman (komşu) kişidir. Bunun komşuluk, Müslüman olmak ve akrabalık hakları vardır." Şeyh Ebu Muhammed İbn Ebi Cemra dedi ki: Komşu haklarının korunması, imanın kemalindendir. Cahiliye dönemi insanları da bu hakka dikkat eder ve korurlardı. Komşu hakkına riayet etmeye dair emre uymak hediye, selam, onunla karşılaşıldığı vakit güler yüz göstermek, halini kollamak, ihtiyaç duyduğu hallerde ona yardımcı olmak ve buna benzer güç çerçevesinde ona çeşitli yollarla iyiliklerde bulunmakla gerçekleşir. Aynı şekild maddi ya da manevi türlü eziyetıerin ona ulaşmasına neden olacak sebepleri önlemek de böyledir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -bir sonraki hadiste geleceği üzere- kötülüklerinden yana komşusu emin olmayan kimsenin imanının olmayacağını söylemiştir. Bu ise komşunun hakkının büyüklüğünü ortaya koyan, mübalağa yollu bir ifade olup ona zarar vermenin büyük günahlardan olduğunu göstermektedir

Sahîh-i Buhârî, 6015
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، أَنَّ أَبَا رَافِعٍ، سَاوَمَ سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ بَيْتًا بِأَرْبَعِمِائَةِ مِثْقَالٍ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ‏"‏‏.‏ مَا أَعْطَيْتُكَ‏.‏

Amr b. Şer!d şöyle anlatmıştır: Ebu Rafi', Sa'd b. Malik ile (onun evinin bitişiğindeki) bir evi dörtyüz miskal bedel ile satın almak için pazarlık etti. Sa'd b. Malik Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den "Komşu komşuya en öncelikli şefidir" buyururken işitmiş olmasaydım bu evi sana vermezdim dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zekat memurunun kendisine hediye verilmesi için hile yapması." İmam Buhari bu konuda Ebu Humeyd es-Saidl'nin İbnü'l-Utbiyye olayı hakkındaki hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklamasının bir kısmı Hibe bölümünde geçmişti. Hadisin tam açıklaması inşallah Ahkam bölümünde gelecektir. Bu hadisin atılan başlığa uygunluğu şu açıdandır: Zekat memurunun kendisine hediye edilen şeyi mülkyetine geçirmesi, memur olmasından dolayıdır. O kişi kendisine hediye edilen şey üzerinde uğruna çalıŞtığı hak sahiplerinin değil, sadece kendisinin söz sahibi olduğuna inanıyordu. İşte bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendisine bu hediyenin verilmesinin sebebinin uğruna çalıştığı haklar olduğunu beyan etti ve ona evinde kalsaydı, kimsenin kendisine hediye vermeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla sözkonusu malların hediye yoluyla eline sırf geçmiş olmasıyla onu helal sayması uygun bir hareket değildir. Zira bu ancak sadece kendi hakkının sözkonusu olduğu yerlerde düşünülebilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, zekat memuruna verilen hediyenin yaptığı iyiliğe teşekkür veya onun gönlünü kazanma ya da hak karşısındaki kendi konumuna tamah etmekten kaynaklandığını göstermektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine verilen hediye açısından Müslümanlardan herhangi bir fert gibi olduğuna ve onlardan daha üstün olmadığına, o malı sırf kendisine ayırmasının caiz olmadığına işaret etmektedir. "İmam Ebu Hanife Müslümanlar arasında bu aldatmayı caiz kıldı." Yani Ebu Hanife, ortak olan kişi söz konusu malı şuf'a yoluyla satın almaya kalktığında fahiş bir fiyat verme veya fiyatta fahiş bir artış nedeniyle aldanma korkusuyla almadığı takdirde hakkını ortadan kaldırma konusunda hileye cevaz verdi. Buhari yukarıda geçen hak etme meselesine yer vererek o kişinin şuf' a hakkını ortadan kaldırmak için hileye niyet etmesine bunu delil getirdi ve ardından ayıp dolayısıyla malı geri iade etme meselesinden bahsetti. Böylece bunun bir tahakküm olduğunu açıklamak istedi. Bunun gereği o kişinin fazlasını değil, sadece teslim aldığını geri vermekle yükümlü olmasıdır. İbn Battal şöyle demiştir: Bu haberden anlaşılan, yukarıda zikredilen sarf akdi veya başka bir yolla Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın caiz olmadığıdır. Biz de şunu ekleyelim: Bu sonuç şu şekilde ortaya çıkmaktadır: Hadisin lafzı her ne kadar haber kipinde ise de manası yasaklık ifade etmektedir. Bu hadisin genelliğinden Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın helal olmadığı hükmü anlaşılmaktadır. Buna bir dinarı değerinden daha fazlası ile değiştirmek suretiyle sarf akdi ve başka yollar dahildir

Sahîh-i Buhârî, 6981
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - قَالَ ابْنُ نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، - عَنْ عَمْرٍو، أَنَّهُ سَمِعَ نَافِعَ بْنَ جُبَيْرٍ، يُخْبِرُ عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْخُزَاعِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ikisi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler, İbn-i Numeyr dediki: Bize Süfyân, Amr'dan rivayet etti ki, Amr Nâfi' b. Cübeyr'i, Ebu Şüreyh el-Huzâi'den naklen şöyle haber verirken dinlemiş: Nebi (Sallalhhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse komşusuna ihsan etsin (iyilik yapsın), Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun. " Diğer tahric: Buhari, 6019, 6135, 6136, 6476; Müslim, 4488 -muhtasar olarak-, 4489, 4490 -buna yakın olarak- Ayrıca: "Bir müslümanın kardeşinin yanında onu günaha sokuncaya kadar kalmaya devam etmesi de helal olmaz" ibaresini de ziyade ederek rivayet etmiştir; Ebu Davud, 3748; Tirmizi, 1967, 1968. Misafirlik kıssası ile birlikte; İbn Mace, 3672, 3685; Tuhfetu'l-Eşraf, 12056 NEVEVİ ŞERHİ: ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun ... Misafirine ikram etsin." Diğer rivayette ise "Komşusuna eziyet etmesin" buyurmuştur. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Hadisin anlamı şudur: İslam'ın şer'i hükümlerine riayet eden bir kimsenin komşusuna ve misafirine ikramda ve onlara iyilikte bulunması gerekir. Bütün bu buyruklarla komşunun hakkı bildirilmekte, bu hakkın korunması teşvik edilmektedir. Yüce Allah aziz kitabında da komşuya iyilikte bulunmayı tavsiye buyurmuş, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "Cebrail (aleyhisselam) komşuyu bana o kadar tavsiye etti ki sonunda onu neredeyse mirasçı yapacak sandım" buyurmuştur. Misafiri ağırlamak da İslam'ın adabından, nebilerin ve salihlerin ahlakındandır. Leys (b. Sa'd), bir geceliğine misafiri ağırlamayı farz kabul etmiş ve: "Misafirin ilk gecesi, her Müslüman üzerine vacip bir haktır" hadisi ile Ukbe'nin rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Bir kavmin bulunduğu yere konaklayacak olursanız, onlar da size misafirin hakkının verilmesini emredecek olurlarsa siz de kabul ediniz. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa onlann yerine getirmeleri gereken misafir hakkını onlardan alınız." Ama genel olarak fakihler misafir ağırlamanın üstün ahlaki bir değer olduğunu kabul etmişlerdir. Delilleri de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Onun caizesi bir gün ve bir gecedir" buyruğudur. Caize ise atiyye, bağış ve gözetmektir. Bu ise ancak tercih halinde sözkonusu olur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "ikramda bulunsun, iyilik yapsın" buyrukları da aynı zamanda buna delildir çünkü bunun gibi buyruklar farz hakkında kullanılmaz. Ayrıca bu, komşuya ikram ve ona yapılan iyilikle birlikte sözkonusu edilmiştir. Komşuya bu şekilde iyilik ve ikram ise vacip değildir. Hadisleri de İslam'ın ilk dönemi hakkındadır diye tevil etmişlerdir. Çünkü o sırada iyilikle gözetmek bir farz idi. ilim adamlan misafir ağırlama yükümlülüğünün hem şehirde, hem kırsalda yaşayanlar için mi yoksa sadece kırsalda yaşayanlar için mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. (2/18) Şafii (r.a.) ile Muhammed b. Hakem her ikisine de düştüğünü kabul ederken, Malik ve Suhnun bu sorumluluk yalnızca kırsal kesimde yaşayanlaradır çünkü misafir şehirde, hanlarda (otellerde) ve diğer konaklama yerlerinde kalacak yer bulabilir, çarşı pazardan yiyeceklerini satın alabilir. Hadiste de "Misafir ağırlamak kırsalda yaşayanlar üzerine bir yükümlülüktür, şehirde yaşayanlar üzerine değildir" denilmiş olmakla birlikte bu hadis, hadis bilginlerine göre uydurmadır. Misafir ağırlamak muhtaç bir kimsenin yanından geçen ve ona zarar geleceğinden korkulan kimse üzerine muayyen (bir farz) haline gelebilir. Zimmet ehli için de eğer kendilerine şart koşulmuş ise muayyen bir yükümlülük olur. -Kadı Iyaz' ın sözleri burada bitmektedir.- Nebi (sallallahu aleyhi ve seııem)'in: "Ya hayır söylesin yahut sussun" buyruğunun anlamı şudur: Eğer konuşmak isterse söyleyecekleri kesinlikle karşılığında sevap alacağı hayır vacip ya da mendub bir söz ise konuşsun. Eğer konuştuğundan ötürü sevap alacağı bir hayır olduğunu görmeyecek olursa konuşmayıp, sussun. Bu konuştuğunun haram olduğunu, mekruh ya da her iki tarafı eşit bir mubah olduğunu görmesi arasında da bir fark yoktur. Buna göre mubah söz terk edilmesi emredilmiş, harama ya da mekruha çekme korkusu dolayısıyla söylenmemesi teşvik edilmiştir. Böyle bir hal ise adeten çok ya da çoğunlukla görülen bir husustur. Yüce Allah da: "O bir söz söylemeye dursun mutlaka onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır. " (Kaf, 18) Selef ve alimler kulun ağzından çıkanların hepsi sevabı ve cezayı gerektirmeyen mubah sözler olsa dahi -ayetin genelolması dolayısıyla- yazılır mı yoksa ancak sevap ya da ceza türünden karşılığı olanlann mı sadece yazıldığı hususunda görüş ayrılığı içerisindedirier. İbn Abbas (r.a.) ve onun dışındaki diğer ilim adamları ikinci kanaattedir. Buna göre ayet-i kerim e tahsis edilmiş olur. Yani kişi karşılık görmeyi gerektiren her ne söz söylerse ... demek olur. Kişinin haramlara yahut mekruhlara çekilmemesi için şeriat pek çok mubahlardan uzak durmayı teşvik etmiştir. imam Şafii (r.a.) bu hadisin anlamından hareketle şöyle demiştir: Konuşmak isterse önce düşünsün. Konuşmasından dolayı aleyhine bir zarar olmadığını görürse konuşsun. Şayet onda bir zarar olduğunu görür yahut şüphe ederse konuşmaktan vazgeçer. Oldukça değerli imam Ebu Muhammed Abdullah b. Ebu Zeyd -döneminde Mağribte Malikilerin imamı idi- şöyle demiştir: Bütün hayırlı adabı bir arada toplayan dört tane hadis vardır ve hayır adabının tamamı bunlardan dallanır, budaklanır: 1- Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun. " 2- "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen hususları terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir" hadisi. 3- Çok kısa bir tavsiyede bulunduğu kimseye söylediği "Kızma" buyruğu ile, 4- "Kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmedikçe sizden herhangi bir kimse iman etmiş olmaz" hadisidir. Allah en iyi bilendir. Üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri (rahimehullah)'dan şöyle dediğini rivayet ettik: Esenlikle susmak asılolandır. Zamanında susmak erkeklerin niteliğidir. Tıpkı yerinde konuşmanın en şerefli hasletlerinden oluşu gibi. (2/19) (Kuşeyri) dedi ki: Ebu Ali ed-Dekkak'ı şöyle derken dinledim: Hakkı söylemeyip sus an dilsiz bir şeytandır. (Kuşeyri devamla) dedi ki: Mücahede ile (nefislerini terbiye eden) kimselerin susmayı tercih etmelerine gelince, onlar konuşmanın sebep olduğu afetleri bildiklerinden dolayı bunu tercih ederler. Diğer taraftan konşumakta nefsin payı ve övülecek sıfatların ortaya çıkarılması, benzerleri arasında güzel konuşması ile ayırt edilme eğilimi ve buna benzer afetleri olduğundan dolayıdır. İşte riyazet erbabının niteliği budur. Susmak, aynı zamanda onların haklarından fedakarlık etmek ve ahlakı güzelleştirmek hükmünde temel esaslarından birisidir. Ayrıca Fudayl b. Iyaz (rahimehullah)'dan şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Konuşmasının amelinden olduğunu kabul eden kimsenin kendisini ilgilendirmeyen faydasız hususlarda konuşması da azalır. Zünnun (rahimehuııah)' dan da şöyle dediğini rivayet ettik: İnsanlar arasında kendisini en iyi koruyan kişi dilini en çok tutabilendir. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Komşusuna eziyet etmesin" ibaresinde: "(l.Ş~ y. '.)\.9): Eziyet etmesin" lafzı, asıl nüshalarda bu şekilde, sonunda ye harfi ile gelmiştir. Ama biz bunu Müslim'in dışındaki kitapların rivayetinde ye harfi olmaksızın rivayet etmiş bulunmaktayız. Her ikisi de sahihtir. Ye' nin olmaması halinde fiilnehy ifade eder. Ye bulunması halinde ise nehy maksadıyla haber (eziyet etmez) demek olur ve bu da beliğ bir ifadedir. Yüce Allah'ın "(....): Ne bir anneye çocuğundan dolayı zarar veri/sin" (Bakara, 233)' anlarrundaki buyruğu (zarar vermek anlamındaki fiili) ref ile okuyanların okuyuşuna göre de buradan gelmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden herhangi bir kimse kardeşinizin satışı üzerine satış yapmaz (yapmasın anlamında)" buyruğu da bu türdendir, benzeri pek çoktur. Allah en iyi bilendir. Bu Baptaki Hadislerin Senetleri Müslim (rahimehullah) dedi ki: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. .. Ebu Hureyre' den ... " Ebu Hureyre dışında bu isnattaki ravilerin hepsi KOfi ve Mekki' dir, o Medeni' dir. Hepsinin isimleri ile ilgili açıklama daha önce çeşitli yerlerde geçti. "Hasın" isminde ha harfi fethalıdır. Diğer isnatta "Ebu Şureyh el-Huzaı" denilmektedir ki bizler kitabın mukaddimesi şerhinin sonlarında ismi hakkındaki ihtilafları kaydetmiş, adının Huveylid b. Amr olduğu, Abdurrahman Amr b. Huveylid, Hani b. Amr olduğu, Ka'b olduğu söylendiği gibi, nispetinin el-Huzai, el-Adevi, el-Ka'bi, olduğu da ifade edilmiştir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 176
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ، قَالَ سَمِعْتُ طَلْحَةَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ لِي جَارَيْنِ، فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِي قَالَ ‏ "‏ إِلَى أَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, "Ey Allah'ın Resulü! İki komşum var. Hangisine hediye vereyim?" diye sordum. Bana, "Kapısı sana en yakın olan'a" buyurdu. Tekrar:

Sahîh-i Buhârî, 2259
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَحَاسُدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ، فَهْوَ يَتْلُوهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ يَقُولُ لَوْ أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ هَذَا لَفَعَلْتُ كَمَا يَفْعَلُ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً يُنْفِقُهُ فِي حَقِّهِ فَيَقُولُ لَوْ أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ لَفَعَلْتُ كَمَا يَفْعَلُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، بِهَذَا‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İki şeyden başkasında karşılıklı olarak hased yoktur. Biri o kimsedir ki Allah ona Kur'an (ilmi) vermiş, o da gece ve gündüz saatlerinde Kur'an okur durur. Onu işiten kimse de 'Buna verilen bana verilse idi elbette ben de onun yaptığı gibisini yapardım' der. İkincisi de o kimsedir ki Allah ona mal vermiştir, o da malını hak yolunda sarf etmektedir. Onu gören kimse de 'Şuna verilen bana verilse idi elbette ben de onun yaptığı gibisini yapardım' der." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kur'an okumayı ve ilim öğrenmeyi temennı etmek." İmam Buhari bu bölümde "İki şeyden başkasında karşılıklı olarak hased yoktur" şeklindeki Ebu Hureyre haç:!isine yer vermiştir. Bu ifade Kur'an öğrenmeyi temennı etmek konusunda açık ve nettir. İmam Buhari başlıkta ilim öğrenmeyi Kur'an okumaya hüküm itibariyle bunu ona ilhak etme yoluyla eklemiştir. İlim Bölümünde bir başka yoldan el-A'meş'den bu hadis nakledilmişti. Hadisin geniş bir açıklaması İlim Bölümünde geçmişti. "Bana verilse idi." Hadiste bunu kimin söylediği gösterilmemektedir. Zahirine göre bunu kendisine Kur'an ilmi verilen kimse söylemektedir. Ancak gerçek böyle değildir. Tam tersine bunu Kur'an okumayı duyan kimse söylemektedir. Bunu onun söylediği Fadailu'l-Kur'an bölümünde geçen rivayette açıkça yer almaktadır. O rivayet şöyledir: "Bunu komşusu duyar ve 'Keşke ona verilen bana da verilseydi' der." Bu rivayetin ifadesi temennı konusu ile daha çok alakalıdır, fakat İmam Buhari adeti üzere işaretle yetinmiştir

Sahîh-i Buhârî, 7232

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.