Sahîh-i Buhârî · 6610
Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ فَجَعَلْنَا لاَ نَصْعَدُ شَرَفًا، وَلاَ نَعْلُو شَرَفًا، وَلاَ نَهْبِطُ فِي وَادٍ، إِلاَّ رَفَعْنَا أَصْوَاتَنَا بِالتَّكْبِيرِ ـ قَالَ ـ فَدَنَا مِنَّا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا إِنَّمَا تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا ". ثُمَّ قَالَ " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ، أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَةً هِيَ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ، لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ".
(Ebu Musa r.a.'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber bir gazvede bulunmuştuk. Her tepeye çıkıptırmanışımızda ve her vadiye inişimizde yüksek sesle tekbir getiriyordu k. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza yaklaştı ve: "Ey insanlar, yavaş olun. Siz sağır ya da kayıp birine dua etmiyorsunuz. Siz her şeyi işiten ve görene dua ediyorsunuz." buyurdu. Daha sonra Abdullah b. Kays'a dönerek şöyle dedi: "Sana cennetin hazinelerinden biri olan kelime öğretmeyeyim mi? Bu kelime "La havle ve la kuvvete illa billah" Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur, kelimesidir" Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur: Bu ifade, Dualar Kitabının sonlarında söz kelimesi tamlanarak ve ifadenin tamamının Kader kitabında yer alması bulunmasından ötürü özetle yer almıştır. Jy '1 sözü, Allah'ın korumuş olması haricinde kulun isyankarlıktan uzak durması imkansızdır, anlamındadır. o} '1) sözü ise, Allah'ın muvaffak kılması olmadan kulun itaate yönelmesi imkansızdır, anlamındadır. ....... sözünün değiştirme gücü olduğu da söylenmiştir. Nevevi, bu kelimenin teslimiyet ve tevekkül anlamına geldiğini söylemiştir. Kul kendi başına hiçbir şeye sahip değildir, Allah'ın iradesi olmadan hiçbir şerri giderme, hiçbir hayrı elde etme gücü yoktur. ...... Yavaş olun anlamındadır. İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmeti için bir öğretmen di. Onların iyi bir şey yaptığını görünce bunu daha fazla yapmalarını isterdi. Bu ihlas ve tekbir kelimelerini yüksek sesle söyleyenler kendilerinde bir şeyi değiştirme gücü ve elde etme kuvveti olmadığını belirtmek istemiş, böylece tevhit ile kadere imanı birleştirmişlerdi. Nitekim bir hadisi şerifte "Kul Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur dediği zaman Allah 'kulum teslim oldu' der" buyrulmuştur. Bu hadisi el•Hakim Ebu Hureyre'den naklen sağlam bir senetle tahriç etmiştir. Cennetin hazinelerinden biri olmak: Bu konuda daha önce değerlendirme yapılmıştı. Bu sözün cennet azıklarından biri olduğu kastedilmiştir. Nevevi'ye göre, bu sözün cennet hazinelerinden olması, bu sözü söylemenin kişiye cennette \?erilmek üzere mükemmel bir sevap kazandıracağı anlamındadır. Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi'nin naklettiği ve İbn Hibban'ın sahih kabul ettiği bir rivayete göre Ebu Eyyub'ten şöyle nakledilmiştir: Miraç gecesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbrahim' e aleyhisselilm uğramıştı. Hz. İbrahim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ey Muhammed, ümmetine emret cennet için çok sayıda fidan diksinler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem cennet için fidan dikmenin anlamını sorunca da İbrahim aleyhisselilm bunun "Allah'tan başka güç ve kuwet yoktur" sözü olduğunu belirtti
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نُصَلِّي خَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَقُولُ السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ وَلَكِنْ قُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ".
Şekik b. Seleme'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında namaz kılardık da teşehhüdde "es-selamu alallahi=Allah'a selam olsun" derdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Selam, Allah'zn kendisidir. Fakat şöyle deyiniz: et-Tahiyyatu lillahi ve'ssalavatu ve't-tayyibdtu. es-Selam u aleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rahmetu'l-lahi ve berekatuh. es-Selamu aleyna ve ala ibadi'l-lahi's-salihin. Eşhedu en la ilahe illailah ve eşhedu enne Muhammeden abduM ve rasuluh=Tahiyyat Allah'a mahsustur. Salavat Allah içindir. Tayyibat da ona mahsustur. Ey Nebi, Allah'zn selamı, rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Biz ve Allah'ın salih kullarına selam olsun. Şehadet ederim ki Allah 'tan başka hak mabud yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve resuıüdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki başlık bütün eserlerde bu şekildedir. Ancak İbn Battal buna bir de "el-muheymin" ismini eklemiştir. Bilginler Allah açısından "es-selam" kelimesinin manasının "mu'minIerin ukCıbetinden . salim oldukları varlıktır" demişlerdir. Buna paralelolarak "elmu'min" kelimesinin tefsirinde ise "mu'minierin ukCıbetinden gü\knde oldukları varlık" ifadesini kullanmışlardır. "es-Selam", "selime min külli naksin = her türlü noksanlıktan salim oldu" ve "Berie min külli Metin ve aybin=Her türlü afet ve ayıptan uzak oldu" manasındadır. Bu, sıfat-ı selbiyyedir demişlerdir. Bazıları "esselam" kelimesinin "Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır"(Yasin 58) ayetinden dolayı kullarına selam veren manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu takdirde kelime, kelam sıfatı olmuş olur. Bazıları "es-selam" kelimesinin yaratıkların zulmünden salim olduğu varlık derken, bazıları kullarına selamet kaynağı varlık demişlerdir. Kelime bu durumda fiili sıfat olur. Bazı bilginlere göre "el-mu'min" nefsini ve dostlarını tasdik eden, doğrulayan demektir demişlerdir. Onun tasdiki, kendisinin doğru sözlü, kullarının doğru sözlü olduklarını bilmesidir. Bazılarına göre bunun manası kendi nefsini birleyen demektir. Bazı bilginler ise "güven yaratan" derken, başkaları "güven bahşeden" demişlerdir. Bazılarına göre ise kelimenin manası "kalplerde huzur yaratan" demektir. Beyhakl'nin nakline göre Halımı şöyle demiştir: el-Muheymin'in manası itaatkara sevabından hiçbir şeyi -çok bile olsa- eksiltmeyen, isyankara da cezayı hak ettiğinden daha fazla vermeyen demektir. Çünkü onun yalan söylemesi mümkün değildir. Sevaba ve ikaba ceza adı verilmiştir. O sevabı arttırıp, birçoklarının cezasını bağışlamak suretiyle lütufta bulunabilir. Beyhakl'nin görüşü şöyledir: Bunlar tefsir bilginlerinin "el-muheymin"in "el-emin" olduğu yolundaki açıklamalarıdır. Beyhaki bunun akabinde Teyml'den, İbn Abbas'ın "muheyminen aleyhi" ifadesi hakkındaki şu açıklamasına yer verir. "Muheyminen" güven veren demektir. Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas "el-muheymin"i emin şeklinde açıklarken, Mücahid'in nakline göre "eş-şahid" şeklinde tefsir etmiştir. Bazı bilginler "el-muheymin" her şeyi gözeten ve muhafaza eden anlamındadır demişlerdir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِلنَّبِيِّ أَنْ يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ ". قَالَ سُفْيَانُ تَفْسِيرُهُ يَسْتَغْنِي بِهِ.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala Nebi'in Kur'an'ı yüksek sesle güzel okuması konusunda izin verdiği gibi başka hiçbir konuda böyle teğanni ile okumaya müsaade etmemiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mil?" İmam Buharı bu ayeti burada zikretmekle, İbn Uyeyne'nin jyeteganna fiilini I/istağna şeklinde yaptığı tefsiri tercih ettiğini göstermiştir. Bu ayetle, önceki milletlerin kıssaları ile yetinmek kastedilmiştir. Yoksa fakirliğin zıddı olan ve zenginlik manasına gelen istiğna ........el-istiğna kastedilmemiştir. Nitekim İmam Buharl'nin de, bu başlıktan sonra bu ayeti zikretmesi bu görüşü benimsediğini gösterir. Kurtubi şöyle demiştir: "Asıl itibariyle ..... kelimesi, kişinin dinlediği kimseye kulak vermesi anlamına gelir. Bu mana Allah Teala hakkında düşünülemez. Bu kullanım, muhatapların örflerinde yaygın olan bir esasa dayanarak mecaz ifade eder. Bu kavram Allah Teala hakkında kullanılınca, O'nun, Kur'an okuyana lütufta bulunması ve ona bolca sevap vermesi anlamına gelir. Çünkü bunlar, kulak vermenin neticeleridir. Bu durumda hadis, Kur'an okumayı teşvik eder ve Kur'an'ı bırakıp başka bir kelama meyletmemeyi öğütler." Kurtubı, bu hadisi mana bakımından Buharı'nin tercih ettiği istiğnanın tahsisine göre te'vll etmektedir. Çünkü Kur'an varken başka kitapıara ihtiyaç kalmaz. .........Lem yeteganne ifadesi ile Kur'an'ın kendisine bir fayda sağlamadığı, bu kitabın imanına bir yararı dokunmadığı, Kur'an'da var olan va 'd ile vaıdi tasdik etmeye yardımcı olmadığı kimselerin kastedildiği de söylenmiştir. Bu başlık ile "Kur'an okuyup onu dinlemekle rahata kavuşmayan" manasının kast edildiği de ileri sürülmüştür. Ancak bu lafız ile Ebu Ubeyd'in tercih ettiği fakirliğin zıddı olan zenginlik kastedilmemiştir. Yine de Ebu Ubeyd'in görüşü yabana atılamaz. Bununla, fakirliğin zıddı olan ve gözle görülebilen zenginliğin değil de, kanaat olan ve nefis zenginliği anlamına gelen manevi temizlik kastediImiş olabilir. Çünkü malum olan zenginlik başka bir özellik olmazsa sırf Kur'an okumakla elde edilemez. Hadisin akışı da böyle bir özelliğin bulunmadığını gösterir. Bu hadiste Kur'an'ı güzelokumak için gayret sarfedilmesine teşvik söz konusudur. Ayrıca gayret sarfetmenin nedeni de açıklanmıştır. Buna göre sanki Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kur'an okurken teğanni ile okumayı arzu etmeyenler bizden değildir. İmam Taberl'nin naklettiğine göre İmam Şafii'ye İbn Uyeyne'nin teğanni kelimesini istiğna ile tefsir etmesi hakkında ne düşündüğü sorulunca, bu tevili kabul etmeyip şöyle demiştir: "Eğer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu lafız ile zengin olmayı kast etseydi, r-!/lem yesteğni lafzını kullanırdı. Şüphesiz Rasulullah güzel sesle Kur'an okumayı kastetmiştir." İbn Battal şöyle demiştir: "İbn Ebi Müleyke, Abdullah İbn Mübarek ve Nadr İbn Şümeyl de bunu bu şekilde tefsir etmiştir. Nitekim, Abdula'la'nın, Ma'mer kanalıyla İbn Şihab'dan bu konuda zikredilen hadise ilişkin naklettiği şu sözler de bunu destekler: "Allah Teala Kur'an'ı makamlı biçimde okumaya müsaade ettği gibi başka bir şeyi teğanni ile söylemeye müsaade etmemiştir." Bu rivayeti Taberi tahriç etmiştir. Yine Taberi, Abdurrezzak kanalıyla Ma'mer'den şu rivayeti nakletmektedir: "Allah Teala güzel sesli başka bir Nebie böyle bir şey için izin vermemiştir." Bu lafız, İmam Müslim tarafından Muhammed İbn İbrahim et-Teymi kanalıyla Ebu Seleme'den, İbn Ebi Davı1d ve Tahavi tarafından Amr İbn Dinar ve Ebu Seleme kanalıyla Ebu Hureyre'den "Allah Teala Kur'an'ı güzel terennüm etmekten dolayı başka bir Nebie böyle bir teğanni izni vermemiştir, " şeklinde nakledilmiştir. Bu konuda Taberi şöyle demiştir: "Terennüm, ancak okuyucunun sesini güzelleştirip kulağa hoş hale getirmesiyle mümkün olur. Eğer teğanninin anlamı istiğna olsaydı, burada sesin zikredilmesine gerek kalmazdı. Aynı şekilde yüksek sesle okumaya da temas edilmezdi." Sonuç olarak bu konuya ilişkin yukarıda zikredilen bütün görüşleri şu şekilde uzlaştırmak mümkündür: Okuyucu, Kur'an okurken sesini yükselterek, içli içli okuyarak, onunla yetinip diğer sözlere yönelmeyerek, onunla gönül zenginliğini ve maddi bolluğu yakalamayı umarak Kur'an'la sesini güzelleştirmiş olur. Bu mesele ile ilgili düşüncelerimi şu beyitlere döktüm: Kur'an'ı oku nameli güzel sesle İçli içli, terennüm ederek yükses sesle Diğer kitapları terk eyle umarak Günül zenginliğini, hakiki zenginlği Hiç kuşkusuz, nefisler makamlı okuyuşlara makamsız okuyuşlardan daha fazla meyleder. Çünkü name, kalbin hislenmesinde ve gözyaşının akmasında son derece etkilidir. Selef alimleri, Kur'an'ın makamla okunup okunmayacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ancak güzel sesle Kur'an okumak ile güzel sesli birinin Kur'an okumasını başkalarına önceleme hususunda aralarında hiç ihtilaf yoktur. İmam Nevevi "et-TibyCin" adlı eserinde şöyle demiştir: "Alimler Kur'an okurken sesin güzelleştirilmesi hakkında icma' etmişlerdir. Ancak sesi güzelleştirmek için aşırı derecede uzata uzata okumaya meyletmemek gerektiğini vurgulamışlardır. Eğer okunurken bir harf ilave edilmesi veya bir harfin gizlenmesi haramdır. Makam yaparak okuma hakkında ise .İmam Şafii bir yerde bunun mekruh olduğunu, başka bir yerde ise bunda bir sakınca bulunmadığını söylemiştir. Onun bu durumunu öğrencileri ve ona tabi olan ilim adamları şu şekilde izah etmiştir: İmam Şafii iki zıt görüş beyan etmemiştir. Çünkü o, farklı hallere göre farklı konuşmuştur. Eğer Kur'an okuyan doğru dürüst okur ve makam yaparsa, bu caizdir. Aksi takdirde haramdır. Bu konudaki delillerden şu sonuç ortaya çıkmıştır: Kur'an'ı güzel sesle okumak güzel bir davranıştır. Eğer kişinin sesi güzel değilse, gücü ye ttiği kadar güzel okumaya gayret etsin. Nitekim İbn Ebi Müleyke hadis ravilerinden birine böyle demiştir. Bu rivayeti, Ebu Davııd sahih bir senede nakletmiştir. Kur'an okuyanın sesini güzelleştirmesinin bir yolu da, makamların kurallarına dikkat etmektir. Çünkü güzel ses, makam ile daha da güzelleşir. Kişinin makamdan uzak durması sesinin güzelliğini etkiler. Sesi güzelolmayan kimse belki de kıraat ehli nezdinde muteber olan kuralların dışına çıkmamak kaydıyla bu makamlara rivayet etmek zorunda kalır. Buna riayet etmezse, kuralına uygun okumadığı için sesini güzelleştiremez. Belki de bu görüş, makamla Kur'an okumayı mekruh görenlere aittir. Çünkü genellikle makamlara riayet edenler Kur'an'ı düzgün okumaya özen göstermezler. Eğer bir kimse, hem Kur'an okuma kurallarına hem de makama riayet ederse, onun kıraatı başkasınınkine tercih edilir. Çünkü o, hem dinin arzuladığı gibi sesini güzelleştirmiş, hem de haram olan okuma hatalarından korunmuştur." Doğrusunu en iyi Allah bilir
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلاَّ أُعْطِيَ مِنَ الآيَاتِ مَا مِثْلُهُ أُومِنَ ـ أَوْ آمَنَ ـ عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ، فَأَرْجُو أَنِّي أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Nebi yoktur ki ona insanlığın gördüğünde emin olmasına -veya iman etmesine- sebep olacak bir mucize verilmiş olmasın. Bana verilen ise Yüce Allah'ın bana vahyettiği vahiydir. Ben kıyamet günü o Nebilerin içinde mensubu en kalabalık olanı olacağımı umarım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ben cevamiu'l-kelim ile gönderildim sözü." İmam Buhari bu konuda Ebu Hureyre'den iki hadise yer vermektedir. Bunlardan birisi yukarıdaki başlıkta yer alan ifade ile naklediimiştir. Buhari bu cümleye hadisin devamını şu şekilde eklemiştir: "Bana (bir aylık mesafedeki düşmanın gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım edildi. Bir de ben uyuduğum sırada bana yeryüzünün hazinelerinin anahtarları getirildi de benim elime konuldu" Cevamiu'l-kelimin açıklaması Tabir Bölümünde "Rüyada Elde Anahtarlar Görme" başlığı altında geçmişti. Orada bu ifadenin Zührl'den nakledilen tefsiri yer almaktaydı. Kısaca söylemek gerekirse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözcükleri az, ancak ifade ettiği mana çok olan bir ifadeyle konuşurdu. Zührı'den başkası "cevamiu'l-kelim" tabirinden maksadın, '\::.=gönderildim" cümlesinin karinesi ile Kur'an olduğunu ifade etmiştir. Kur'an kısa söz ve geniş mana açısından bir zirvedir. "Düşmanların kalbine korku salmakla yardım olundum" ifadesinin açıklaması Teyemmüm Bölümünde geçmişti. "Şimdi siz bu hazineleri iştahla yiyorsunuz." Bu ifade önceki zikredilen isnada bitişiktir. Burada yer alan "Jj=geçti gitti" yani öldü anlamındadır. "Ebu Hureyre burada 'telğasuneha' veya 'terğasuneha' ya da buna benzer bir fiil kullandı." En uygun olanı bu kelimenin "er-regas" kökünden türemiş olduğudur. Bu refah içinde yaşamanın kinayeli anlatımıdır. Aslı "regase'l-cedyu ümmehu" ifadesinden türemedir ki bunun manası, oğlak anasını emdi demektir veya kelime "ergasethu" fiilinden türemedir ki manası annesi oğlağı emzirdi demektir. İbn Battal şöyle demiştir: "el-legas" köküne gelince, bunu karıştırdığım sözlüklerde bulamadım. Ben onun kitabındaki bir haşiyede bu iki kelimenin sahih birer sözcük olduklarını ve manalarının "bir şeyi iştahla yemek" olduğunu gördüm. Nevevı şöyle der: Yeryüzünün hazineleriyle kastedilen Müslümanların önüne açılacak olan dünyalıklardır. Bu, ganimet ve hazineleri kapsamaktadır. "İnsanlığın gördüğünde emin olmasına -veya iman etmesine- sebep olacak bir mucize verilmiş olmasın." Bu hadisin geniş bir açıklaması -hamdolsun Allah'a- Fedailu'l-Kur'an bölümünün baş taraflarında geçmişti. "Bana verilen ise" ifadesindeki "hasr" şurdan kaynaklanmaktadır. Kur'an, mucizelerin en büyüğü, en faydalısı ve en devamlı alanıdır. Zira bu kitap, zamanın sonuna kadar içinde daveti, hücceti ve devamlı yararı bulundurmaktadır. Ona faziletçe eşit olmak şöyle dursun yakın olan bir şey bile bulunmadığına göre onun dışındaki şeyler yok hükmündedir. Bilginlerin cevamiu'l-kelime örnek olarak verdikleri ayetler arasında şu iki ayet de vardır: "Eyakıl sahipleri kısasta sizin içi,n hayat vardır. "(Bakara 179) "Her kim Allah 'a ve Resulüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve ondan sakmırsa işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir."(Nur 52) Bunun dışında başka ayetleri sıralamak da mümkündür. Hadisten cevamiu'l-kelim örnekleri arasında Aişe r.anha'nın rivayet ettiği "Bizim prensibimiz üzere olmayan her iş (sahibine) reddedilir"(Buhari, İ'tisam; Müslim, Akdiyye) hadisi ile "Allah'm kitabında bulunmayan her şart batıldır"(Buhari, Şurut; Müslim, itk) hadisi ve Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Size bir şeyi emrettiğimde onu gücünüz yettiği kadar yapınız" hadisidir. Bu hadisin açıklaması yakında gelecektir. Bir diğer hadis ise Mikdam'ın naklettiği "Ademoğlu karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır" hadisidir.(İbn Mace, et'ime; Tirmizi, Zühd) Bu hadisi Sünen imamları rivayet etmişlerdir. İbn Hibban, Hakim ve hadisleri çokça araştıran daha başka bilginler sahih olduğunu ifade etmişlerdir
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّهُمْ كَانُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُمْ يَصْعَدُونَ فِي ثَنِيَّةٍ - قَالَ - فَجَعَلَ رَجُلٌ كُلَّمَا عَلاَ ثَنِيَّةً نَادَى لاَ إِلَهَ إِلاَ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ - قَالَ - فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكُمْ لاَ تُنَادُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا " . قَالَ فَقَالَ " يَا أَبَا مُوسَى - أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ - أَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى كَلِمَةٍ مِنْ كَنْزِ الْجَنَّةِ " . قُلْتُ مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ " .
Bize Ebû Kâmil Fudayl b. Huseyn rivayet etti. (Dedikî): Bize Yezid (yâni; İbni Zürey') rivayet etti. (Dedikî): Bize Teymi', Ebû Osman'dan, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti ki: Ebû Musa ve arkadaşları Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte imişler. Bir dağ yoluna çıkıyorlarmış. Ebû Musa (Demişki): Bir adam bir tepeye çıktıkça: Allah'dan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür, diye nida etmeye başladı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Siz sağır veya gaibe seslenmiyorsunuz.» buyurdu. Ve ilâve etti: «Yâ Ebâ Musa! Yahut yâ Abdellah b. Kays! Sana cennet definelerinden bir kelime göstereyim mi?» Ben : — Nedir o yâ Resûlallah! dedim. [La havle ve la kuvvete illa billah] = «Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur.» buyurdu
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ " مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ". فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu. Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir. Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir. Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu. O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur
حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَكْثَرُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَحْلِفُ " لاَ وَمُقَلِّبِ الْقُلُوبِ ".
Abdullah b. Ömer r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çoğu defa "Kalpleri çevirip döndüren Allah'a yemin olsun ki yapmam!" diye yemin ederdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rağıb şöyle demiştir: Arapçada "Taklibu şey" bir şeyi bir durumdan diğer duruma çevirmek anlamına gelir. "Taklib", "tasarruf yani çevirme" anlamınadır. Allah'ın kalpleri ve gözleri "taklibi" onları bir görüşten diğer görüşe çevirmesidir. Yukarda zikri geçen İbn Ömer hadisi ile ayetin açıklaması Eyman ve'n-Nüzur Bölümünde geçmişti. Bu ayetle hadisten kalplerin iradi ve irade dışı olarak çevrilmesinin Yüce Allah'ın yaratması ile olduğu anlaşılmaktadır. Bu hadis -mütevatir olmamakla birlikte- Yüce Allah'a "mukallibu'l-kulub" demenin caiz olduğunu savunan görüşe delildir. Hadis Allah'a kendi fiilinden türemiş bir kelimeyi isim olarak vermenin caiz olduğunu göstermektedir. Bu konudaki gerekli açıklama Daavat bölümünde Esmuu'l-Hüsna'dan söz edilirken geçmişti. "Ve nukallibu ef'idetehum" cümlesinin manası daha önce açıklandığı üzere onların kalplerini dilediğimiz şekilde çeviririz demektir. Beydavi şöyle der: Kalplerin çevrilmesinin Allah'a nispet edilmesi, onun kullarının kalplerini üstüne aldığına ve yaratıklarından hiç kimseye bırakmadığına işaret etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in duasında geçen "Ya mukallibe'l-kulub! Sebbit kalbl ald dfnike=Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl" cümlesi bu hükmün Nebilerine varıncaya kadar bütün kulları için geçerli olduğuna, Nebilerin bundan istisna edildiğini zannedenlerin bu düşüncelerinin geçersizliğine işaret etmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in burada özelolarak kendisini zikretmesi, pak ve temiz olan nefsi Allah'a sığınmaya ihtiyaç duyduğuna göre başkalarının bu ihtiyacı evleviyetle duyacaklarını bildirmek içindir