Sahîh-i Buhârî · 6683
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَلِمَةً وَقُلْتُ أُخْرَى " مَنْ مَاتَ يَجْعَلُ لِلَّهِ نِدًّا أُدْخِلَ النَّارَ ". وَقُلْتُ أُخْرَى مَنْ مَاتَ لاَ يَجْعَلُ لِلَّهِ نِدًّا أُدْخِلَ الْجَنَّةَ.
Abdullah b. Mesud şöyIe demiştir: ResuIuIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kelime söyIedi, ben de başka bir kelime söyIedim. O 'llah'a bir şeyi eş kılarak ölen kimse ateşe sokulacaktır" dedi. Ben de "Allah'a hiçbir şeyi eş klImayarak ölen kimse cennete girdirilir" dedim. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kimse 'Vaııahi bugün konuşmam' dediği ve akabinde namaz kıldığı zaman bunun kendi niyeti üzere olduğu." İmam Buhari'nin bu başlıkta söylemek istediği şudur: Bir kimse vallahi bugün konuşmayacağım diye yemin eder, "kıraat" ve "zikir"i konuşmasına katmaya niyet ederse okuduğunda veya zikirde bulunduğunda yeminini bozmuş olur. Bunları katma niyetinde bulunmazsa bozmuş olmaz. İmam Buhari kişinin herhangi bir niyete dayalı olmaksızın mutlak olarak kıraatte ve zikirde bulunması durumuna değinmemiştir. Çoğunluk, bu durumda da o kişinin yemininin bozulacağı kanaatini benimsemiştir. Hanemerden nakledilen bir görüşe göre ise bu takdirde yemini bozulmaz. Bazı Şafiı alimleri Kur'an'ı ayrı değerlendirmişler ve böyle bir yemini ettikten sonra Kur'an okuyanın yemininin bozulmayacağını ama zikirde bulunanın bozulacağını söylemişlerdir. Çoğunluğun delili örfe göre "kelam" dendi mi bundan insariların sözlerinin anlaşıldığıdır. Bundan dolayı kişi namaz kılarken "kıraat"ta bulunup, "zikir"yaptığında yemini bozulmaz. Namaz dışında da hükmün böyle olması gerekir. Bu konudaki deliııerden birisi Müslim'de yer alan şu hadistir: "Bizim şu namazımızda insan sözlerinden bir şey konuşmak uygun olmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumaktan ibarettir"(Müslim, Mesacid) Hadis-i şerifte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "zikir" ve "kıraat" için "insanların sözleri"nden başka bir hüküm vermektedir. Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Subhanallahi ve bihamdihi, subhannallahi'l-azfm, dile hafif, mizanda ağır; Rahman'a sevgili iki kelimedir" hadisinin geniş bir açıklaması bu bölümün sonunda gelecektir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ، فَجَلاَ اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ، فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ ".
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Kureyş beni yalanlayınca ben de Hicr'de ayakta durdum. Allah bana Beytu'l-Makdis'i ayan beyan gösterdi. Ben de ona bakarak onun alametlerini onlara bildirmeye başladım." Bu Hadis 4710 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsra hadisi ve yüce Allah'ın: "Kulunu geceleyin yürüten ... in şam münezzehtir" buyruğu ileride "esra" lafzı ile ilgili açıklamalar Subhan (İsra) suresinin tefsirinde yüce Allah'ın izniyle gelecektir. (4790 nolu hadis) İbn Dihye der ki: Buhari İsra gecesinin Mi'rac gecesinden farklı olduğu kanaatine meyyaldir. Çünkü o bunların her birisini ayrı bir başlıkta ele almıştır. Derim ki: Bunda ona göre bunların farklı olduğunu gösterecek bir delil yoktur. Aksine onun Namaz bölümünün baş tarafındaki sözleri her iki gecenin bir olduğu hususunda çok açıktır. Çünkü o: "İsra gecesinde namaz nasıl farz kılındı" diyebir başlık açmıştır. Namaz ise Mi'rac gecesinde farz kılınmıştır. O halde bu durum Buhari'ye göre bu iki gecenin bir olduğunun açık delilidir. Bunların her birisini ayrı bir başlıkta alış sebebine gelince, bu gecelerin her birinin -birlikte gerçekleşmiş olsalar dahi- bağımsız bir kıssa ihtiva etmesidir. Bu hususta varid olmuş haberlere göre de selef farklı kanaatlere sahiptir. Onlardan kimilerine göre İsra ile Mi'rac aynı gecede Nebi uyanıkken ve Nebilikten sonra ruh ve ceset ile birlikte gerçekleşmiştir. Muhaddislerin, fukahanın ve kelamcıların cumhuru bu görüşü benimsemiştir. Sahih haberlerin zahirieri de hep bu kanaat etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bunu kabul edip, başka bir kanaate yönelmeye de gerek yoktur. Çünkü aklın bunu imkansız göreceği bir tarafı yoktur ki, ayrıca tevile ihtiyacı bulunsun. "Subhan"ın asıl anlamı tenzih içindir. Hayret ve şaşkınlık konumunda da kullanılır. Birincisine göre anlamı, yüce Allah' Resulünün yalancı olmasından münezzehtir. İkincisine göre de yüce Allah Resulüne ihsan ettiği nimetlerinden ötürü kulları hayrete düşmüştür. Emir anlamına gelme ihtimali de vardır. Kulunu yürüteni tesbih ediniz, demek olur. "Esra" ge'celeyin yürümek demek olan "es-sery"den gelmektedir. Beni yalanladıklarında" Ahmed ve Bezzar tarafından hasen bir senedie rivayet edilmiş, İbn Abbas yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah salla;lahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Geceleyin İsra'ya götürüldüğüm ve sabahı Mekke'de ettiğim sırada yanımdan Allah'ın düşmanı Ebu Cehil geçti ve bir şeyoldu mu, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu gece ben Beytu'l-Makdis'e götürüldüm. Ebu Cehil: Sonra da sabahı aramızda ettin öyle mi? Allah Resulü: Evet diye buyurdu. Ebu Cehil sordu: Peki kavmini çağıracak olursam onlara bunları anlatır mısın? Allah Resulü: Evet deyince, Ebu Cehil: Ey Kab b. Lueyl oğulları dedi. Bütün meclisler dağılarak onların yanına geldiler. Ebu Cehil: Hadi bana anlattıklarını kavmine de anlat, dedi. O da onlara anlattı. Kimi alkışlıyor, kimi hayret ederek elini başının üstüne koyuyordu. Peki, bize mescidi anlatabilir misin, dediler ve hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. Bu rivayetin dışındaki diğer rivayetlerde İsra gecesi gördüğü şeylere dair açıklamalar da yer almaktadır. Bunlardan birisi de Nesai'de yer alanYezid b. Ebi Malik'in Enes'ten şöyle dediğine dair rivayetidir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bana eşekten yüksek, katırdan alçak bir binek getirildi." Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Beraberimde Cibril olduğu halde (o hayvana) bindim ve yola koyuldum. İn ve namaz kıl dedi, ben de indim. Nerede namaz kıldığını biliyor musun, diye sordu. Sen Taybe denilen yerde namaz kıldın ve hicret edilecek yer burasıdır dedi." Yine bu rivayette dönüşü esnçısında yolda Kureyş'e ait bir kervana rastladığı, onlara selam verdiği, birilerinin: Bu Muhammed'in sesidir dediği de zikredilmektedir: Bu hadiste ayrıca onun Kureyşe bunu haber verdiği ve kervanlarının filan gün geleceğini bildirdiği de zikredilmektedir: Kervan öğle vakti ve önlerinde niteliklerini belirttiği deve bulunduğu halde geldi. Yezid b. Ebi Malik'in rivayetinde şu fazlal.ı!51a.r da yer almaktadır: "Sonra Beytu'l-Makdis'e girdim. Benim için bütün nebiler biraraya geldi. Cibril beni öne geçirdi ve onlara imamlık yaptım." Abdurrahman b. Haşim b. Utbe'nin, Enes'ten naklettiği ve Beyhaki'nin Delailu'n-Nubuwe'de zikrettiği rivayette belirtildiğine göre; o yolun dışına çıkmış ve kendisini davet eden bir şeyin yanından geçmiş, Cibril ona yürü demiştir. Yine buradaki rivayete göre oldukça yaşlı bir kadının yanından geçmiş,\bu nedir diy sormuş, Cibril yürü demiştir. Bir topluluğun yanından geçmiş, onlar ona selam vermişler. Cibril ona: Onların selamını al, demiştir. Hadisin sonunda da ona şunları söylemektedir: Seni çağıran kişi İblis'tir. O yaşlı kadın dünyadır, selam veren kimseler İbrahim, Musa ve İsa'dır .. Taberani ve el-Bezzar tarafından rivayet edilen Ebu Hureyre'nin zikrettiği hadiste de şöyle denilmektedir: "Ekin eken ve biçen bir topluluğun yanından geçti. Ekinlerini biçtikçe eski haline dönüyordu. Cibril, bunlar mücahitlerdir dedi. Başları kayalarla yarılan bir topluluğun yanından da geçti. Başları yaralandıkça eski haline dönüveriyordu. Bunlar da başları ağırlaşarak namaza kalkmayanlardır, dedi. Avret yerleri üzerinde yamalar bulunan ve davarlar gibi etrafta yayılan bir topluluğun yanından geçti. Bunlar ise zekatı eda etmeyen kimselerdir, dedi. Çiğ ve kokuşmuş et yiyip buna karşılık pişmiş ve pek hoş eti bırakan bir topluluğun yanından geçti. Bunlar zinakarlardır, dedi. Bir demet ot topladığı halde onu taşıyamayıp, sonra onlara başkalarını da ekleyen bir adamın yanından geçti. Bu da yanındaki emaneti eksiksiz olarak geri vermediği hald başka emanet isteyen kimsedir, dedi. Dilleri ve dudakları (makaslarla) kesilen bir topluluğun yanından geçti. Bunlar kesildikçe eski hallerine geri dönüyordu. Bunlar fitne hatipleridir, dedi. Küçük bir delikten çıkan büyükçe bİr öküzün yanından geçti. Geri dönmek istiyor fakat buna gücü yetmiyordu. Bu bir söz söyleyip sonra söylediğine pişman olan, söylediği sözü geri almak istediği halde buna gücü yetmeyen kimsedir, dedL" "Yüce Allah bana Beytu'l-Makdis'i ayan beyan gösterdi." Denildiğine göre bunun anlamı şudur: Benimle onun arasındaki perdeleri açtı ve nihayet ben de onu gördüm. Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Hamza der ki: Göklere yükselmekten (Mi'racdan) önce Beytu'l-Makdis'e İsra'daki hikmet, hakkı söndürmek isteyen kimselere karşı hakkı açıkça ortaya koymak isteğidir. Çünkü Mekke'den semaya yükselip, mi'raca çıkmış olsaydı düşmanlara karşı gerekli beyan ve açıklamaya imkanı olmazdı. O kendisinin geceleyin Beytu'l-Makdis'e götürüldüğünü söyleyince ondan Beytu'l-Makdis ile ilgili daha önce _kendilerinin görmüş oldukları bir takım tanım ve cüz'i bazı hususlara dair sorular sordular. Ayrıca onun bundan önce bu sordukları şeyleri görmemiş olduğunu da biliyorlardı. Kendisi onlara sorduklarını haber verince böylelikle bir gece içerisinde, geceleyin Beytu'l-Makdis'e gittiğine dair söylediklerinde doğruluğunun muhakkak olduğu ortaya çıkmış oldu. Bu hususta onun verdiği haber doğru olduğuna göre, sözünü ettiği diğer hususlarda da onu tasdik etmek gerekir. Böylelikle bu, mu'minin imanını daha da arttırdı, inkarcı ve inatçının bedbahtlığının daha da artmasına sebep oldu. (Özetle)
وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ".
Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلاَّ أُعْطِيَ مِنَ الآيَاتِ مَا مِثْلُهُ أُومِنَ ـ أَوْ آمَنَ ـ عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ، فَأَرْجُو أَنِّي أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Nebi yoktur ki ona insanlığın gördüğünde emin olmasına -veya iman etmesine- sebep olacak bir mucize verilmiş olmasın. Bana verilen ise Yüce Allah'ın bana vahyettiği vahiydir. Ben kıyamet günü o Nebilerin içinde mensubu en kalabalık olanı olacağımı umarım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ben cevamiu'l-kelim ile gönderildim sözü." İmam Buhari bu konuda Ebu Hureyre'den iki hadise yer vermektedir. Bunlardan birisi yukarıdaki başlıkta yer alan ifade ile naklediimiştir. Buhari bu cümleye hadisin devamını şu şekilde eklemiştir: "Bana (bir aylık mesafedeki düşmanın gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım edildi. Bir de ben uyuduğum sırada bana yeryüzünün hazinelerinin anahtarları getirildi de benim elime konuldu" Cevamiu'l-kelimin açıklaması Tabir Bölümünde "Rüyada Elde Anahtarlar Görme" başlığı altında geçmişti. Orada bu ifadenin Zührl'den nakledilen tefsiri yer almaktaydı. Kısaca söylemek gerekirse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözcükleri az, ancak ifade ettiği mana çok olan bir ifadeyle konuşurdu. Zührı'den başkası "cevamiu'l-kelim" tabirinden maksadın, '\::.=gönderildim" cümlesinin karinesi ile Kur'an olduğunu ifade etmiştir. Kur'an kısa söz ve geniş mana açısından bir zirvedir. "Düşmanların kalbine korku salmakla yardım olundum" ifadesinin açıklaması Teyemmüm Bölümünde geçmişti. "Şimdi siz bu hazineleri iştahla yiyorsunuz." Bu ifade önceki zikredilen isnada bitişiktir. Burada yer alan "Jj=geçti gitti" yani öldü anlamındadır. "Ebu Hureyre burada 'telğasuneha' veya 'terğasuneha' ya da buna benzer bir fiil kullandı." En uygun olanı bu kelimenin "er-regas" kökünden türemiş olduğudur. Bu refah içinde yaşamanın kinayeli anlatımıdır. Aslı "regase'l-cedyu ümmehu" ifadesinden türemedir ki bunun manası, oğlak anasını emdi demektir veya kelime "ergasethu" fiilinden türemedir ki manası annesi oğlağı emzirdi demektir. İbn Battal şöyle demiştir: "el-legas" köküne gelince, bunu karıştırdığım sözlüklerde bulamadım. Ben onun kitabındaki bir haşiyede bu iki kelimenin sahih birer sözcük olduklarını ve manalarının "bir şeyi iştahla yemek" olduğunu gördüm. Nevevı şöyle der: Yeryüzünün hazineleriyle kastedilen Müslümanların önüne açılacak olan dünyalıklardır. Bu, ganimet ve hazineleri kapsamaktadır. "İnsanlığın gördüğünde emin olmasına -veya iman etmesine- sebep olacak bir mucize verilmiş olmasın." Bu hadisin geniş bir açıklaması -hamdolsun Allah'a- Fedailu'l-Kur'an bölümünün baş taraflarında geçmişti. "Bana verilen ise" ifadesindeki "hasr" şurdan kaynaklanmaktadır. Kur'an, mucizelerin en büyüğü, en faydalısı ve en devamlı alanıdır. Zira bu kitap, zamanın sonuna kadar içinde daveti, hücceti ve devamlı yararı bulundurmaktadır. Ona faziletçe eşit olmak şöyle dursun yakın olan bir şey bile bulunmadığına göre onun dışındaki şeyler yok hükmündedir. Bilginlerin cevamiu'l-kelime örnek olarak verdikleri ayetler arasında şu iki ayet de vardır: "Eyakıl sahipleri kısasta sizin içi,n hayat vardır. "(Bakara 179) "Her kim Allah 'a ve Resulüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve ondan sakmırsa işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir."(Nur 52) Bunun dışında başka ayetleri sıralamak da mümkündür. Hadisten cevamiu'l-kelim örnekleri arasında Aişe r.anha'nın rivayet ettiği "Bizim prensibimiz üzere olmayan her iş (sahibine) reddedilir"(Buhari, İ'tisam; Müslim, Akdiyye) hadisi ile "Allah'm kitabında bulunmayan her şart batıldır"(Buhari, Şurut; Müslim, itk) hadisi ve Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Size bir şeyi emrettiğimde onu gücünüz yettiği kadar yapınız" hadisidir. Bu hadisin açıklaması yakında gelecektir. Bir diğer hadis ise Mikdam'ın naklettiği "Ademoğlu karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır" hadisidir.(İbn Mace, et'ime; Tirmizi, Zühd) Bu hadisi Sünen imamları rivayet etmişlerdir. İbn Hibban, Hakim ve hadisleri çokça araştıran daha başka bilginler sahih olduğunu ifade etmişlerdir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ".
Alkame b. Vakkas el-Leysi'nin Hz. Ömer'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ameller ancak niyete göredir. Herkesin niyet ettiği neyse eline geçecek olan ancak odur. Kimin hicreti Allah'a ve Resulüne yönelik ise hicreti Allah'a ve Resulünedir. Kimin hicreti de nail olacağı dünyaya (dünya malına) veya evleneceği kadına ise onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yeminlerde Niyetin Esas Olmas!." Amellerin niyetlere göre olduğu hadisinin açıklaması Bed'ü'l-Vahy'in baş taraflarında geçmişti. Bu hadisin yukarıdaki başlıkla olan ilişkisi, yeminin amellerden birisi olmasından dolayıdır. Bu hadisten lafızların -Iafızda bunu gerektiren bir şeyolmasa bile- zaman ve mekan açısından niyetle tahsis edilebileceği sonucu çıkarılmıştır. Söz gelimi bir kimse Zeyd'in evine girmeyeceğine yemin etse ve bunun için mesela bir ay veya bir yıl gibi bir süreyi kastetse ya da bir kimse mesela Zeyd'le konuşmayacağına yemin etse ve bunun sadece evi içip geçerli olmasına başka yerler için sözkonusu olmamasına niyet etse birinci durumda eve bir ay veya bir yıl sonra girse yemini bozulmuş olmaz. İkinci durumda da onunla başkasının evinde konuşsa yine bozulmuş olmaz. İmam Şafii ve onun mezhebine uyanlar şu olay için bu hadisi delil olarak almışlardır. Bir kimse karısına "Şöyle yaparsan boş ol" dese ve içinden boşamanın sayısına niyet etse bunu açıkça telaffuz etmemiş bile olsa içinden geçen sayı geçerlidir. Aynı şekilde bir kimse karısına "Şöyle yaparsan bain talakla boş ol" dese ve bununla üç talakı kastetse kadın bain talakla boş düşer. Buna karşılık daha az bir sayıyı içinden geçirse boşama niyetine uygun olarak ric'i talakla gerçekleşir. Hanefiler her iki surette de muhalif olmuşlardır. Bu hadisten yeminin yemin eden kimsenin niyetine göre değerlendirileceği sonucu çıkarılmıştır. Fakat bu, insan hakları ile ilgili olmayan hususlarda geçerlidir. Zira insan hakları sözkonusu olduğunda yemin, yemini verenin niyetine göredir. Bir kimse, ettiği yeminle bir başkasının hakkına tecavüz ediyorsa bu konuda tevriyeden yararlanamaz
حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَحْلِفُ بِاللَّهِ أَنَّ ابْنَ الصَّائِدِ الدَّجَّالُ، قُلْتُ تَحْلِفُ بِاللَّهِ. قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ عُمَرَ يَحْلِفُ عَلَى ذَلِكَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنْكِرْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Muhammed b. el-Münkedir şöyle demiştir: Ben Cabir b. Abdullah r.a.'ı, İbnü's-Sayyad'ın Deccal olduğuna Allah adına yemin ederken gördüm. Ona "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıkta yer alan "en-nekir", "azim" ölçüsünde olup, tepkide ileri gitmek anlamındadır. Bilginler, Nebi s.a.v.'in huzurunda yapılan bir hareketi veya kendisine söylenip de haberdar olduğu bir şeyi tepki göstermeksizin takrir etmesinin onun caizliğine delilolduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Çünkü onun ismet sıfatı, tepki göstermek gereken bir fiil hakkında bir başkasının yapması muhtemel tepkisizliği geçersiz kılmaktadır. Netice olarak o, bir batılı kabul etmez. Buradan hareketle İmam Buhari "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den başkası değil" demiştir. Çünkü bir başkasının sükCıtu, o şeyin caiz olduğunu göstermez. "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi." Cabir, Ömer'in Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ettiğini duyup, Nebi s.a.v.'in ona tepki göstermediğini görünce bundan yapılan fiilin uygunluğunu anlamış oldu. Fakat geriye takride amel etmenin şartının, onun aksine açık bir beyannın bulunmaması olduğu kalıyor. Her kim Nebi s.a.v.'in huzurunda bir şey söyler veya yaparsa, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bunu ikrar ederse bu davranışı o fiilin caizliğini gösterir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunun aksini yap" derse -o emrin o kişiye mahsus olduğuna delil bulunmadığı takdirde" bu, sözkonusu takririn neshedildiğine delildir. Beyhaki şöyle demiştir: Cabir hadisinde Nebi s.a.v.'in Ömer'in yeminine sükCıt etmesinden daha fazla bir şey yoktur. Dolayısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbnü's-Sayyad hakkında fikir yürütmeyip durmuş olması ve sonra Temim ed-Dari olayının gerektirdiği üzere Yüce Allah'tan kendisine Deccal'in İbnü's-Sayyad'dan başkası olduğuna dair bir hüccet gelmiş bulunması ihtimal dahilindedir. Deccal'in İbn Sayyad'dan başkası olduğunu ifade eden bilginler, buna dayanmışlardır. Bu rivayetin nakil yolu daha sahihtir. İbnü's-Sayyad'ın vasfı, Deccal'deki niteliklere uygun düşmüş olmaktadır. Biz de şunu eklemekte fayda görmekteyiz: Temim olayını Müslim, Fatıma bnt. Kays'tan şu şekilde nakletmiştir: Nebi s.a.v. bir konuşma yaptı ve Temim ed-Dari'nin kavminden otuz kişiyle birlikte deniz yolculuğuna çıktığından söz etti. Yolculuk esnasında Temim ve arkadaşları dalgalara kapılıp, bir ay kıyıya yanaşamazlar. Sonra bir adaya inerler. Orada karşılarına gövdesi çok kıllı bir hayvan çıkar ve onlara ben Cessaseyim der. Sonra manastırda bulunan bir adamdan söz eder. Temim ed-Dari olayın devamını şöyle anlatır: Hızla yolasıktık ve o manastıra girdik. Bir de ne görelim, şimdiye kadar gördüğümüz en iri cüsseli, elleri boynuna demirle sımsıkı bağlanmış bir insanla karşı karşıyayız! Ona "Vay sana, sen nesin" diye sorduk. Bu uzunca hadisin devamında o iri cüsseli zatın onlara ümmilerin Nebiinin gönderilip, gönderilmediğini sorduğu, ona itaat ettikleri takdirde bunun kendileri için daha hayırlı olacağını söylediği, Taberiyye gölünü, Aynzugar'' ve Nahlbisan'' sorduğu yer almaktadır. Aynı rivayete göre onlara "Benim kim olduğumu size bildireyim. Ben Mesih'im. Buradan çıkmama izin verileceği günler yakındır. Buradan çıkıp yeryüzünde gezeceğim ve kırk gece zarfında ayak basmadık hiçbir köy bırakmayacağım. Ancak Mekke ve Medine bundan müstesnadır" dediği ifade edilmektedir.(Müslim, fiten) Hadisin Beyhaki' de yer alan rivayet yollarından birisine göre o kişinin yaşlı biri olduğu ifade edilmektedir. Bu haberin isnadı sahihtir. Beyhaki şöyle demiştir: Bu habere göre zamanın ahrında ortaya çıkacak olan en büyük decca! İbn Sayyad' dan başka biridir. İbn Sayyad çıkacakları haber verilen yalancı deccallerden birisidir. Sözkonusu deccallerin çoğu çıkmıştır. Decca!'in, İbn Sayyad olduğunu kesin bir dille ifade edenler, Temim olayını duymamışlardır. Temim hadisindeki ifade ile İbn Sayyad'ın deccal olduğu görüşü en uygun şu şekilde cem ve telif edilir: Temimin bağa vurulmuş olarak görmüş olduğu, deccalin bizzat kendisidir ve İbn Sayyad bir şeytan olup, o andan lsfehan'a yönelinceye kadar deccal kılığında ortaya çıkmıştır. Sonra Yüce Allah'ın çıkacağını takdir ettiği süreye kadar akranıyla birlikte kendisini gizlemiştir
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَحْلِفُ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ، يَقْتَطِعُ مَالاً وَهْوَ فِيهَا فَاجِرٌ، إِلاَّ لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ} الآيَةَ. فَجَاءَ الأَشْعَثُ وَعَبْدُ اللَّهِ يُحَدِّثُهُمْ فَقَالَ فِيَّ نَزَلَتْ وَفِي رَجُلٍ خَاصَمْتُهُ فِي بِئْرٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلَكَ بَيِّنَةٌ ". قُلْتُ لاَ. قَالَ " فَلْيَحْلِفْ ". قُلْتُ إِذًا يَحْلِفُ. فَنَزَلَتْ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ} الآيَةَ.
Ebu Vail'in Abdullah b. Mesud'dan nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyIe buyurmuştur: "Bir kimse bir mal koparmak için yalan yere kasten yemin ederse Allah'a kendisine gazap/ı olduğu halde kavuşacaktır." Bunun üzerine Yüce AlIah "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. "(Al-i imran 3) ayetini indirdi. [-7184-] Abdullah oradakilere bu hadisi naklederken meclise el-Eş'as b. Kays geldi ve dinleyenlere şöyle dedi: Bu ayet benim ve bir kuyu konusunda kendisi ile dava gördüğüm bir kimse hakkında indi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Beyyinen var mı?" diye sordu. Ben "hayır" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öy/e ise o yemin etsin!" buyurdu. "Bu takdirde o kişi (yalan yere) yemin eder!" dedim. Bunun üzerine "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere ge/ince" ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kuyu ve benzeri şeyler hakkında verilecek hüküm." İmam Buhari bu konuda Abdullah b. Mesud'un hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Eyman ve'n-NüzCır/ Yeminler ve Adaklar Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu hadis hakimin zahiren verdiği hükmün haramı helal kılmayacağına ve yasaklı olan şeyi mubah hale getirmeyeceğine delildir. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetini yalan yere kasten yemin ederek din kardeşinden bir şey koparmanın kötü akıbeti konusunda uyarmıştır. Yukarıda yer alan ayet, Kur'an'da bu konuda gelmiş en ağır tehdidi ihtiva etmektedir. Netice olarak burada yer verilen ayet ve hadislerden din kardeşine hile yaparak onun hakkından herhangi bir şeyi batıl bir yolla eline geçiren kimseye -günahı çok ağır olduğu için- bunun helal olmadığı sonucu çıkmaktadır