İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6690

Oaths and Vows

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، وَكَانَ، قَائِدَ كَعْبٍ مِنْ بَنِيهِ حِينَ عَمِيَ ـ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، فِي حَدِيثِهِ ‏{‏َعَلَى الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا‏}‏ َقَالَ فِي آخِرِ حَدِيثِهِ إِنَّ مِنْ تَوْبَتِي أَنِّي أَنْخَلِعُ مِنْ مَالِي صَدَقَةً إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمْسِكْ عَلَيْكَ بَعْضَ مَالِكَ فَهْوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ka'b b. Malik şöyle anlatmıştır: -Bu Abdullah babası Ka'b b. Malik'in gözleri görmez olduğu zaman oğulları arasında onun elinden tutup götüreni idi.- Abdullah şöyle demiştir: Babam Ka'b b. Malik'ten işittim. Tebuk gazvesinden geri kalması hakkındaki uzun hadisinin bir yerinde "Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tövbelerini kabul etti). Yeryüzü genişliğine rağmen onlara 'dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı"(Tevbe 118) ayetinden sonra "(Ya Resulallah!) Allah ve Resulünün rızası uğrunda halis bir sadaka olmak üzere malımın hepsinden sıyrılıp vazgeçmem tövbemdir" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "(Hayır!) malının bir kısmını kendinde tutup alıkoy, bu senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Malını Nezir (adak) Veya Tövbe Şeklinde Hediye ve Sadaka Ettiği Zaman Bunun Geçerli Olup Olmadığı." Kirmanı şöyle demiştir: İmam Buharl'nin başlığında yer alan "ehda" malını tasadduk etti veya Müslümanlara hediye kıldı anlamınadır. Bu, adakla ilgili başlıkların ilkidir. Adak anlamına gelen "nezr" Arap dilinde herhangi bir iyiliği veya kötülüğü üstlenmek anlamına gelir. Dini bir terim olarak mükellefin yapmakla yükümlü olmadığı bir şeyi derhal veya herhangi bir şeyin gerçekleşmesine bağlayarak (muallak) yapmayı üstlenmesi demektir. Adak iki kısımdır: Nezr-i teberrur ve nezr-i lecac. Nezr-i teberrur de kendi içinde iki çeşittir, Bunlardan birincisi "Şu kadar oruç tutmak Allah için üzerime nezr olsun" ifadesinde olduğu gibi kişinin ilk baştan Allah'a yaklaşmak maksadıyla yaptığı nezirdir. Bir kişinin -mesela- " Hastama şifa ihsan ettiği için' verdiği nimete şükrane olarak şu kadar oruç tutmak Allah için üzerime nezr olsun" demesi de bu çeşit nezre girer. Bazıları nezr-i teberrurun sahih ve müstehab olduğu noktasında alimlerinittifakı olduğunu nakletmişlerdir. Nezr-i teberrurün ikinci çeşidi ise "Gurbetteki yakınım gelirse veya düşmanımın şerrinden kurtulursam Allah için şu kadar oruç tutmak nezrim olsun" ifadesinde olduğu gibi kişinin nezrini yararlanacağı bir şeye bağlayarak Allah'a yaklaşmaya çalışmasıdır, Muallak Nezir (adak) de bilginlerin ittifakıyla kişiyi bağlar. Tercih edilen görüşe göre anında yapılan Nezir (adak) de (müneccez) aynı şekilde bağlayıcıdır. Nezr-i lecac da iki çeşittir. Birincisi; kişinin haram olan bir şeyi yapmaya veya bir vacibi terk etmeye bağladığı nezirdir. Bilginler arasında tercih edilen görüşe göre böyle bir Nezir (adak) dinen yapılamaz. Ancak terk edilen şey farz-ı kifaye veya onu yapmak meşakkatli bir şeyolursa bu takdirde bağlayıcı olur. Kişinin hoşlanmadığı bir şeyi yapmaya bağlamış olduğu Nezir (adak) de bu kategoridedir, İkincisi ise kişinin evla olmayanı veya bir mubahı yapmaya ya da bir müstehabı terk etmeye bağladığı nezirdir. Bu nezir hakkında bilginler üç görüşe ayrılmışlardır. Yapılan nezre uymak veya yemin kefareti vermek ya da bu ikisi arasında muhayyer olmak. Şafiı mezhebinde bunların hangisinin tercih edileceği noktasında ihtilaf vardır, Aynı ihtilaf Hanbelı mezhebi için de sözkonusudur. Hanemer bunların üçünde de yemin kefareti verileceğini ifade etmişlerdir. Malikller ise böyle bir nezrin esasen yapılamayacağını söylemişlerdir. Selef bilginleri bütün malını tasadduk etmeye nezreden kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda on ayrı görüş sözkonusudur, İmam Malik yukarıdaki hadisten dolayı nezr yapan kişinin malının üçte birini vermesi gerektiğini söylemiştir, Ancak kendisine şu gerekçelerle itiraz edilmiştir: Ka'b b. Malik "nezir = adak" sözcüğünü açıkça telaffuz etmediği gibi bu manaya gelebilecek başka bir şeyi de söylememiştir. Tam aksine o anda nezirde bulunmuş olma ihtimali söz- , konusu olduğu gibi, nezir yapmak istemiş ve bu nedenle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iznine başvurmuş olması da muhtemeldir. "Malının tamamını bırakıp sıyrılması" nezirde bulunduğuna açıkça delalet etmemektedir. Bu ifadeden asıl anlaşılan onun Allahu Teala'ın kendine bahşettiği nimete şükür etmek için tüm malını tasadduk ederek tövbesini pekiştirmek istediğidir. Fakihani, Şerhu'l-Umde isimli eserde şöyle der: Ka'b için en uygun olanı danışmada bulunmak ve kendi görüşüne görehareket etmemekti. Fakat tövbesinin kabul edilmesine duyduğu ferahlıktan dolayı öyle bir duygusal atmosfere girmiştir ki bunun etkisi ile tüm malını tasadduk etmenin şükür açısından üzerine yapılması gereken bir hareket olduğu düşüncesine kapılmış ve istişare sözcüğü kesin bir kararlılık kipiyle ağzından çıkmıştır. Bizim düşüncemize gelince, Ka'b b. Malik'in soru sormuş olma ve cümlenin başından soru edatını atmış bulunma ihtimali vardır. Bundan dolayı birçok alim nezdinde tercihe şayan olan görüş bütün malını tasadduk etmeyi üstlenmiş olan kimsenin buna uymasının vacip olduğu şeklinde olmuştur. Ancak bunun Allah'a yaklaşma kabilinden olması müstesnadır. Bazıları şöyle demiştir: Nezirde bulunan kişi, hali vakti yerinde olduğu takdirde bunu yerine getirmekle yükümlüdÜr. Şayet fakirse yemin kefareti vermelidir. Leys'in görüşü bu doğrultudadır. İbn Vehb de ona katılmıştır. İbn Vehb şunu da eklemiştir: Kişi orta gelir seviyesinde ise malının zekatı kadar bir miktarı çıkarır. Bu konudaki son görüş, kişinin mali durumu konusunda herhangi bir ayrıntı sözkonusu olmaksızın İmam Ebu Hanife'den nakledilen görüştür. Rebia'nın görüşü de bu doğrultudadır. Sevri, Evzaı ve bir grup bilgine göre malının tamamını tasadduk etmeyi adayan kimse, mali durumuna bakılmaksızın yemin kefareti vermelidir. Bu açıklamalardan sonra Ka'b'ın hadisinin Buharl'nin attığı başlıkla olan ilişkisine gelecek olursak, başlığın manası şudur: Bir kimse herhangi bir günahtan tövbeettiğinde veya nezirde bulunduğunda bütün malını hediye etse veya tasaddukta bulunsa bunu o anda yapsa veya bir şeye bağlayarak ifade etse geçerli olur mu, olmaz mı? Ka'b'ın olayı birinci ihtimalle yani nezrin anında yapılanı ile (tenciz) uyumludur. Fakat daha önce açıklığa kavuşturduğumuz üzere KS'b'ın ağzından kesinlik ifade eden (tendz) bir şey çıkmamıştır. O sadece danışmada bulunmuş ve kendisine malının bir kısmını elinde tutması ifade edilmiştir. Netice olarak bütün malını kesin olarak tasadduk etmek isteyen veya bunu bir şeye bağlayan (ta' lik) kimseye en uygun olanı, malının bir kısmını elinde tutmaktır. Bundan nezrini kesin olarak yaptığı takdirde bunun yapılmamış olması sonucu çıkmaz. Zekat BölümÜnde malın tamamını tasadduk etmenin durumdan duruma farklılık gösterdiğine de işaret edilmişti. Her kim bunu yapabilecek bir güçte olur, nefsinin sabredeceğini bilirse bunu yapmasına engel olunmaz. Hz. Ebu Bekir'in uygulaması, Ensarın kendileri ihtiyaç içinde oldukları halde Muhacirıeri kendi nefislerine tercih etmeleri bu şekilde yorumlanır. Buna gücü yetmeyen kımse ise böyle değildir. "Sadaka, ancak (verenin) ihtiyacı olmadığında geçerlidir" hadisi kapsamında değerlendirilir. Bu hadis bir de "Sadakanın en efdal olanı, kişinin ihtiyacı olmadığında verdiği sadakadır" şeklinde de rivayet edilmiştir

Sahîh-i Buhârî, 6690

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَأْتِي ابْنَ آدَمَ النَّذْرُ بِشَىْءٍ لَمْ يَكُنْ قُدِّرَ لَهُ، وَلَكِنْ يُلْقِيهِ النَّذْرُ إِلَى الْقَدَرِ قَدْ قُدِّرَ لَهُ، فَيَسْتَخْرِجُ اللَّهُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ، فَيُؤْتِي عَلَيْهِ مَا لَمْ يَكُنْ يُؤْتِي عَلَيْهِ مِنْ قَبْلُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Nezir Adem oğluna kendisi için takdir edilmemiş bir şey getirmez. Fakat nezir onu (kendisi için takdir edilmiş olan) kadere sürükler ve bu nezir sebebiyle Allah cimriden mal çıkarır. Artık o kimse nezrine sebep olan iş dolayısıyla daha önceden vermez olduğu malı getirip verir." Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA BİR BAB VE BİR HADİS DAHA VAR !!! "Yaptığı Nezre Uymak" yani bunun hükmü veya fazileti. "Allahu Teala'ın 'onlar adaklarını yerine getirirler' sözü." Bu ayetten kişinin adağını yerine getirmesinin Allah tarafından övgü ye ve yakınlığına sebep olduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu, itaat nezrine mahsustur. Kurtubl'nin Allahu Teala'ın "Onlar adaklarını yerine getirirler" ayeti hakkında yaptığı .rivayete göre Mücahid Allah'a itaat uğrunda nezretmişlerse şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Kurtubi şöyle der: Nezir (adak), uyulması emredilen ve failine övilen akitlerdendir. Nezrin en üstün çeşidi herhangi bir şeye bağlı olmaksızın yapılanıdır. Mesela bir kimse yakalandığı hastalıktan kurtulduktan sonra "Allah için şu kadar oruç tutmak veya ona şükretmek için şu kadar tasaddukta bulunmak üzerime nezr (adak) olsun" demesi buna örnektir. Fazilet bakımından bunu herhangi bir itaat fiilini işlemeye bağlanmış olan nezir takip eder. Sözgelimi bir kimse ''Allah bana şu hastalıktan kurtuluş nasip ederse şu kadar gün oruç tutayım veya şu kadar namaz kılayım" dese nezrin bu çeşidine örnek olur. Nezir (adak) çeşitlerinden bunların dışında bir de nezr-i lecac gibi olanı vardır. Mesela bir kimse kölesinin elini ağır bulsa ve ondan kurtulmak için kendisini aza d etmeye nezr etse ve bu hareketiyle Allah'a yakınlık niyeti taşımasa ya da kendi nefsine yüklenip, kendisine ağır gelen ve zarar göreceği şekilde çok namaz kılmaya veya oruç tutmaya nezr etse bütün bunlar mekruhtur ve bazıları haramlık derecesine kadar varır. "İbn Ömer'i 'Onların nezirde bulunması yasak edilmedi mi' sözü." Hakim el-Müstedrek (Hakim, el-Müstedrek, ıV, 338) isimli eserinde el-Muafi b. Süleyman ve İsmaili'den Ebu Amir el-Akadi ve Ebu Davud vasıtasıyla -bu rivayetin lafzı ona aittir- şu nakilde bulunur: Fuleyh'in nakline göre Said b. el-Haris şöyle anlatmıştır: Fars diyarında İbn Ömer'le birlikte bulunuyordum. Orada şiddetli bir veba hastalığı baş gösterdi. Ben de oğlum sağ salim dönecek olursa yürüyerek Beytullaha gitmeyi adadım. Oğlum bize hastalanmış olarak geldi, sonra öldü buna ne dersin? İbn Ömer şöyle cevap verdi: "Size adakta bulunmak yasak edilmedi mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Muhakkak ki Nezir (adak) hiçbir şeyi öne geçiremez, geriye de bırakamaz. Ancak Nezir (adak) sebebiyle cimriden (fakirler lehine) mal çıkarılır.)! buyurmuştur. İbn Ömer bu hadisi zikrettikten sonra "Nezrini (adağını) yerine getir" şeklinde bir ilave de bulundu. Ebu Amir "Ey Ebu Abdurrahman! Ben oğlumun yürümsini nezretmiştim" deyince, İbn Ömer "Adağını yerine getir" demiştir. İbn Ömer'in bu rivayetteki "Onların nezirde bulunmaları yasak edilmedi mi?" cümlesi bizce tartışılır. Çünkü onun zikrettiği merfu hadiste yasaklık açık olarak geçmemektedir. Fakat İbn Ömer bunu açıkça ifade etmektedir. Ondan sonraki Abdullah b. Murre el-Hemdani vasıtasıyla yapılan rivayette İbn Ömer şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem nezirde bulunmayı yasakladı." Bu isnadla Müslim' de yer alan rivayet ise "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize nezirde bulunmamızı yasaklamaya başladı" şeklindedir. (Müs!im, Nezir) Yine Müslim'de yer alan el-Ala b. Abdurrahman'ın babası vasıtasıyla Ebu Hureyre'den yaptığı nakilde yasaklık açık bir şekilde "Nezirde bulunmayınız" şeklinde yer almaktadır. (Müs!im, Nezir) Bilginler bu yasaklığın mahiyeti konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunu zahiri üzere anlarken, bazıları tevil etmişlerdir. İbnü'l-Esır, en-Nihaye'de şöyle der: Hadiste nezirde bulunmak yasaklığı tekerrür etmektedir. Bu, yasaklığı pekiştirmekte ve adakta bulunduktan sonra onu hafife almaktan kaçındırmaktadır. Yasaklık bundan kaçındırma manasında olsaydı ve adakta bulunmamak gerektiği anlamını taşısaydı bu adağın hükmünü iptal ve gereğini yerine getirmenin zorunluluğunu ıskat ederdi. Çünkü bu yasaklıkla adakta bulunmak masiyet haline gelir ve dolayısıyla kişiyi bağlamazdı. Oysa hadiste söylenmek istenen, yapılan adağın acil olarak herhangi bir faydayı getirmeyeceği ve zararı gidermeyeceği, kaderde olan bir şeyi değiştirmeyeceğidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demek istemiştir: Allah'ın sizin için takdir etmediği bir şeyi elde edeceğiniz veya hakkınızda takdir ettiği bir şeyi çevireceğiniz zannıyla adakta bulunmayınız. Nezirde bulunduğunuzda onu yerine getiriniz. Çünkü yaptığınız adak sizi bağlar. Hattabİ, el-A'lam'da şöyle der: İlmin bu kısmı garibtir. Çünkü bir şeyin yapılması yasak ediliyor, fakat kişi onu yaptığında gereğini yerine getirmesi vacip oluyor. Şafillerin çoğunluğu nezrin sözkonusu yasaklıktan dolayı mekruh olduğundan söz etmişlerdir. Malikllerden de bu doğrultuda bir görüş nakledilmiştir. İbn Dakık el-Iyd onların bu görüşte olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir. İbnü'lArabı ise bu mezhepte ihtilaf olduğuna işaret etmiştir. Şafillerden nakledilen kesin görüş, bunun mekruh olduğu yolundadır. Hattabı şöyle devam eder: Şafiller, delilolarak adağın sırf itaat nitelikli olmamasına dayanmışlardır. Zira nezirle saf ve halis bir yakınlık (kurbe) kastedilmez. Kişinin yaptığı bu adakla hedefi kendisine menfaat sağlamak ve bir zararı gidermektir. HanbeIller de kesin bir dille nezrin mekruh olduğunu ifade etmişlerdir. Tirmizi, adağın mekruh olduğu başlığını attıktan ve Ebu Hureyre hadisine yer verdikten sonra şöyle der: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden ve başkalarından olmak üzere ilim ehli bazı kimseler nezdinde uygulama, onların adakta bulunmayı mekruh gördükleri yolundadır. İbnü'l-Mübarek şöyle demiştir: Mekruhluk, itaatte ve masiyette nezir (adak) konusunda geçerlidir. Bir kimse itaatte bulunacağına adakta bulunsa ve bunu yerine getirse ecir alır ancak nezirde bulunması mekruhtur. "(Tirmizi, Nezir) Kurtubi, el-Müfhim'de hadislerde söz konusu olan yasaklığın bir şey karşılığında yapılan nezirle ilgili olduğu şeklinde yorumlandığını kesin bir dille ifade etmiş ve bu yasaklık "Allah hastamı şifaya kavuşturursa şu kadar sadaka vermek üzerime nezr olsun" gibi durumlarda sözkonusudur demiştir. Mekruhluk şuradan kaynaklanmaktadır. Söz konusu Allah'a yakınlaşma fiili, zikri geçen amacın gerçekleşmesine dayandırılınca buradan kulda Allah'a yaklaşmanın halisane olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü o burada karşılıklı bedel alış verişi yolunu tutmaktadır. Nitekim durumun böyle olduğunu hastası sağlığına kavuşmadığı takdirde onun şifasına bağladığı şeyi vermeyeceği ortaya koymaktadır. Bu bir cimrinin ruh halidir. Zira cimri, genellikle verdiğinden daha fazlasını peşin olarak almadıkça malından hiçbir şeyi elden çıkarmaz. Hadiste işaret edilen sebep budur. Zira Rasulullah nezir cimriden (normalde) elden çıkarmayacağı şeyleri çıkarır demiştir. Bu sakıncaya cahilin nezrin amacını gerçekleştireceği ya da Allahu Teala'ın hedeflediği şeyi kendisine bu nezir sebebiyle vereceği zannına kapılmasını eklemek mümkündür. Birinci durum küfre yakınken, ikincisi apaçık bir hatadır. Bizce bu ikincisi de küfre yakındır. Kurtubi alimlerin bu haberde yer alan yasaklığı mekruhluk şeklinde yorumladıklarını nakleder ve şöyle der: Benim anladığım bunun sözkonusu bozuk inanca kapılacağından korkulan kimseler açısından haramlık olduğudur. Dolayısıyla böyle bir kimsenin adakta bulunmaya kalkışması haram olur. Mekruhluk bu şekilde bir inanca kapılmayan kimseler için sözkonusudur. Kurtubi'nin bu ayrıntılı açıklaması güzeldir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadisten bir mükellefin iyilik olarak yapmaya başladığı bütün amellerin adakla üstüne aldığından daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. Bu görüş Maverdl'ye aittir. 2- Hadiste hayır işlerinde ihlas teşvik edilmekte ve cimrilik kınanmaktadır. 3- Hadise göre emredilen şeylere uyup, yasak edilenlerden kaçınan cimri sayılmaz

Sahîh-i Buhârî, 6694
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ ‏{‏لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا‏}‏ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ فَبَكَى‏.‏

Enes b. Malik r.a.: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubeyy'e dedi ki: Şüphesiz Allah bana: لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ "Kafir Kitap ehlinden ve müşriklerden... ayrılmayacaklardı. "[Beyyine, 1] suresini sana okumamı emretti. Ubey adımı da söyledi mi, dedi. Allah Resulü: Evet deyince, ağladı." Bu Hadis 4959, 4960, 4961 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Menakîb; Müslim, Fedail Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ubeyy b. Ka'b" b. Kays b. Ubeyd b. Zeyd b. Muaviye b. Amr b. Malik b. en-Neccar "ın menkıbeleri." Ensardan olup, Hazredi ve Neccar oğullarındandır. Künyesi Ebu'I-Munzir ve Ebu't-Tufayl'dır. Ensar arasından erken Müslüman olanlardan idi. Akabe'de, Bedir'de ve onlardan sonraki belli başlı olaylarda bulunmuş birisidir. 30 h. yılında vefat ettiği söylendiği gibi başka tarihler de söylenmiştir. (Buhari) bu başlık altında az önce Abdullah b. Mes'ud'un menkıbeleri arasında zikredilmiş bulunan Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiği hadisi zikretmektedir: "Ubeyy: Benim adımı da verdi mi, dedi." Yani ismimi açıkça zikretti mi yoksa ashabımdan herhangi birisine bunu oku, diye buyurdu da beni sen mi seçtin? Allah Resulü ona "evet" deyince, ya bundan dolayı sevincinden ötürü ağladı ya da yüce Allah'ın bu nimetine karşı şükretmekte zayıf olabilir korkusu ile ve huşu' ile ağladı. Bu hadisten, insanın ilmi ehli olanlardan öğrenmek hususunda -bu kişiler mertebe itibariyle daha aşağıda olsalar dahi- mütevazı davranmanın fazileti anlaşılmaktadır. Kurtubi der ki: Özellikle bu surenin sözkonusu edilmesi -oldukça veciz (özlü) olmakla birlikte- tevhidi, risaleti, ihlası, diğer nebilere indirilmiş bulunan sahifeleri, kitapları kapsaması, namazdan, zekattan, ölümden sonra dirilişten sözetmesi, cennetIiklerle cehennemlikleri açıklaması dolayısıyladır

Sahîh-i Buhârî, 3809
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَنْذِرُوا فَإِنَّ النَّذْرَ لاَ يُغْنِي مِنَ الْقَدَرِ شَيْئًا وَإِنَّمَا يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ كَرِهُوا النَّذْرَ ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ مَعْنَى الْكَرَاهِيَةِ فِي النَّذْرِ فِي الطَّاعَةِ وَالْمَعْصِيَةِ وَإِنْ نَذَرَ الرَّجُلُ بِالطَّاعَةِ فَوَفَّى بِهِ فَلَهُ فِيهِ أَجْرٌ وَيُكْرَهُ لَهُ النَّذْرُ ‏.‏

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Nezir (adak) denilen şeyi yapmayın çünkü; kaderden bir şeyi değiştirmez; Cimri olanın elinden mal çıkarılmış olur.” Diğer tahric: Müslim, Nüzür; İbn Mâce, Keffare Tirmizî: Bu konuda İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Ebû Hureyre hadisi hasen sahih olup Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Nezr’i hoş karşılamazlar. Abdullah b. Mübarek; gerek Allah’a kulluk gerekse Allah’a isyan etmekte nezretmenin hoş olmayışı hakkında şöyle diyor: Bir kimse Allah’a kulluk konusunda nezir yapar ve nezrini de yerine getirirse bu hususta kendisi sevap kazanır nezretmesi hoş olmasada…

Sünen-i Tirmizî, 1538
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَائِمٍ فَسَأَلَ عَنْهُ فَقَالُوا أَبُو إِسْرَائِيلَ نَذَرَ أَنْ يَقُومَ وَلاَ يَقْعُدَ وَلاَ يَسْتَظِلَّ وَلاَ يَتَكَلَّمَ وَيَصُومَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيَتَكَلَّمْ وَلْيَسْتَظِلَّ وَلْيَقْعُدْ وَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ الْوَهَّابِ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe okurken güneşte dikilmiş bir adam gördü de onun ismini ve halini sordu. Sahabiler "O Ebu İsrail'dir, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşten gölgelenmemeye, konuşmamaya ve bu suretle oruç tutmaya nezretmiştir" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O zata "Ona söyle konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın!" diye emretti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Malik Olmadığı Şey İle Masiyet Konusundaki Nezrinin Hükmü." İbn Battal'ın şerhinde "Masiyet konusunda nezr {adak} yoktur" cümlesi yer almaktadır. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari bu konuda Aişe r.anha'nın rivayet ettiği; "Her kim Allah'a itaat etmeyi adarsa o kişi ona itaat etsin. Her kim de Allah'a karşı masiyet olacak bir iş nezrederse o da ona asi olmasın." hadisine, ardından iki oğlu arasında hac yolunda yürümekte olan bir ihtiyarın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapmasını yasakladığından söz eden Enes hadisine, Kabe'yi bir yular veya yulardan başka bir bağ ile tav af etmekte olan ve kendisine yasak getirilen İbn Abbas hadisine, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşte gölgelenmemeye nezreden ve o hareketine yasaklık getirilen kişi hakkındaki İbn Abbas hadisine yer vermiştir. İbn Battal bu hadislerin kişinin malik olmadığıkonularda nezirde bulunması konusu ile ilgisi olmadığını, bunların masiyet hakkında nezirle ilgili olduğunu söylemiştir. İbnü'l-Müneyyir ise isabetli olanın İmam Buharl'nin yaptığı olduğunu söylemiştir. Çünkü Buhari, kişinin malik olmadığı hususlarda yaptığı nezrin bağlayıcı olmadığını, masiyet konusunda yapılan nezrin bağlayıcı olmamasından çıkarmıştır. Zira kişinin başkasının malik olduğu bir mal konusunda nezirde bulunması, onun izni olmadan mülkünde tasarrufta bulunmak anlamına gelir ki bu da masiyettir. Sözkonusu hadisin lafzı "Adamın biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Büvane denilen yerde bir deveyi boğazlamayı nezretmişti" şeklindedir. (Ebu Davud Eyman ve'n-nuzur) Aynı hadisi Müslim, esir iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in devesine binip kaçan kadının olayının anlatıldığı İmran b. Husayn hadisi olarak nakletmiştir.(Müslim, Nezir) Bu kadını esir edenler kaçtığını fark edince peşine düştüler. Kadın da bunlardan kurtulduğu takdirde sözkonusu deveyi Allah için keseceğine nezretti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Masiyet konusunda nezir (adak) olmadığı gibi Adem oğlunun malik olmadığı husus/arda da nezir yoktur" buyurdu. Bilginler bu şekilde nezir (adak) yapan kimseye kefaret gerekip gerekmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, gerekmediği görüşünü benimsemiştir. Kendisinden nakledilen bir görüşünde Ahmed b. Hanbel, Sevri, İshak, bazı Şafii alimleri ve Hanefiler ise gerektiği kanaatine varmışlardır. Tirmizi sahabenin bu konuda iki ayrı görüşe ayrıldığını nakletmiştir. Bilginler masiyet konusunda adakta bulunmanın haram olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Onların ihtilafı sadece kefaretin gerekli olup olmadığı noktasındadır. İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadise göre bir kimsenin mubah olan sözleri söylemeyip, sükut etmesi Allah'a itaat sayılmaz. Hadise göre yalın ayak yürümek, güneşin altında oturmak gibi kitap veya sünnetten meşruluğuna delilolmayan hareketlerden şu anda değilse bile ilerde insanın eziyet duyacağı her türlü şeyin Allah'a itaat olmadığı anlaşılmaktadır. Netice olarak bu gibi şeyleri yapmaya nezretmek geçerli olmaz. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu İsrail' e adadığı şeylerden sadece orucunu tamamlamasını emretmiştir. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in orucu tamamlamanın ona meşakkat vermeyeceğini bildiği şeklinde yorumlanmıştır. Buna karşılık kendisine ayakta dikilmeyip oturmasını, konuşmasını ve güneşten kaçınıp gölgede durmasını emretmiştir. Kurtubi şöyle der: Ebu İsrailolayı bir masiyeti işlemeye veya itaat sayılmayan bir hareketi yapmaya nezreden kimseye kefaret gerekmediği görüşünü benimseyen çoğunluğu destekleyen delillerin en açığıdır. İmam Malik, kendi naklettiği hadisin açıklamasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona kefaret vermesini emrettiğini duymadım demiştir

Sahîh-i Buhârî, 6704
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ إِنَّ أُخْتِي نَذَرَتْ أَنْ تَحُجَّ وَإِنَّهَا مَاتَتْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كَانَ عَلَيْهَا دَيْنٌ أَكُنْتَ قَاضِيَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاقْضِ اللَّهَ، فَهْوَ أَحَقُّ بِالْقَضَاءِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir adam geldi ve "Kız kardeşim hac yapmayı adamıştı, adağını yerine getiremeden vefat etti" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şayet kardeşinin üzerinde bir borç olsaydı sen o borcu öder miydin?" diye sordu. O zat "Evet, öderdim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse Allah'a olan borcu da öde, Allah hakkı ödenmeye daha layıktır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Üzerinde Bir Adak (nezir) Olduğu Halde Ölen Kimsenin Durumu." Yani bu Nezir (adak) onun adına kaza edilir mi yoksa edilmez mi? İmam Buharl'nin burada zikrettiği hadise göre bu onun adına kaza edilmelidir. Fakat bu kaza vacib olduğu için mi yoksa mendub olduğu için mi yapılmalıdır? Bu konuda açıklaması ileride gelecek ihtilaf sözkonusudur. Sa'd b. Ubade'nin naklettiği olayın son kısmında yer alan "fekanet sünneten ba'du" ifadesi, varisin miras bırakan üzerindeki adağı kaza etmesi vaciblik veya mendubluktan daha genel, dini bir yol haline geldi demektir. Bu hadis vacib olan hakların ölü adına kaza edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Çoğunluk üzerinde mali bir adak olduğu halde ölen kimse bunu vasiyet etmese bile kendi sermayesinden kaza edilmesinin gerekli olduğu görüşünü benimsemiştir. Ancak sözkonusu nezir (adak), kişinin ölümüyle sonuçlanaMastalığında yapılmışsa sözkonusu mali kaza, bıraktığı malın üçte biriyle sınırlıdır. Maliki ve Hanefiler ölen kişinin bunu mutlak olarak vasiyet etmesinin şart olduğu kanaatini benimsemişlerdir. Çoğunluk ise yukarda yer verilen Ümmü Sa'd hadisi ile Zühri'nin "Bu dinde meşru bir kanun haline geldi" şeklindeki sözünü esas almışlardır. Fakat Sa'd'ın bunu annesinin bıraktığı maldan kaza etme ihtimali olduğu gibi kendi yanından teberru şeklinde vermiş olması da muhtemeldir. Hadisten bir konuyu iyi bilen kimseden fetva istemenin meşru olduğu, vefatıarından sonra anne ve babaya iyilik etmenin faziletli bir hareket olduğu, onların zimmetlerindeki borçtan kurtulmalarının çaresini bulmak gerektiği anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6699
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ، مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي بِشِدْقَيْهِ ـ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏وَلاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ‏.‏

Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah'ın kendisine verdiği malın zekatını vermeyen kimseler için malları, iki gözü üzerinde iki nokta bulunan bir yılan şeklinde gösterilir. Kıyamet günü bu yılan onların boynuna dolanır. Avurtlarından yakalayıp "Ben, senin malınım! Ben, senin biriktirdiğin servetinim! der." Sonra Nebi şu ayet i okudu: "Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini {infakta} cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. "[AI-i İmran 180] Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar ... "[AI-i İmram 180] ayetinin tefsiri. Vahidı şöyle demiştir: "Tefsır alimleri bu ayetin zekat vermeyenler hakkında indiğikonusunda görüş birliğine varmışlardır." Ancak bu iddia tartışmaya açıktır. Çünkü bu ayetin nebi'in özelliklerini gizleyen Yahudiler hakkında indiğini ileri sürenler de olmuştur. Mesela İbn Cüreye bu görüştedir. Zeccac da bu görüşü tercih etmiştir. Bu ayetin cihad konu.sunda harcama yaparken cimri davrananlar hakkında indiği de iddia edilmiştir. Bir başka görüşe göre ise bu ayet, aile için para harcarken ve yardıma muhtaç akrabalara yardım yaparken cimri davrananlar hakkında inmiştir. Ancak bu görüşler içinde tercihe şayan olan ilkidir. NitekiM İmam Buharı de buna işaret etmiştir . سيطوقون seyuttawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi, .....tavvektuhu bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer. Ebu Ubeyde "Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır," ayeti hakkında şöyle demiştir: "Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey onlara yapışacaktır. Bu durum, 8;11 tawektühü bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer." Abdurrezzak İbn Hemmam ve Saıd İbn Mansur İbrahim en-Nehaı'den iyi bir senetle 0) سيطوقون seyutawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi hakkında onun şu yorumunu nakletmişlerdir: "Onların boyunlarına ateşten bir halka geçirilecektir." İmam Buhar! kelime açıklamasından sonra bu başlık altında Ebu Hureyre'den gelen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Zekat Bölümü"nde geçmişti

Sahîh-i Buhârî, 4565

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.