İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6704

Oaths and Vows

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَائِمٍ فَسَأَلَ عَنْهُ فَقَالُوا أَبُو إِسْرَائِيلَ نَذَرَ أَنْ يَقُومَ وَلاَ يَقْعُدَ وَلاَ يَسْتَظِلَّ وَلاَ يَتَكَلَّمَ وَيَصُومَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيَتَكَلَّمْ وَلْيَسْتَظِلَّ وَلْيَقْعُدْ وَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ الْوَهَّابِ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe okurken güneşte dikilmiş bir adam gördü de onun ismini ve halini sordu. Sahabiler "O Ebu İsrail'dir, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşten gölgelenmemeye, konuşmamaya ve bu suretle oruç tutmaya nezretmiştir" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O zata "Ona söyle konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın!" diye emretti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Malik Olmadığı Şey İle Masiyet Konusundaki Nezrinin Hükmü." İbn Battal'ın şerhinde "Masiyet konusunda nezr {adak} yoktur" cümlesi yer almaktadır. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari bu konuda Aişe r.anha'nın rivayet ettiği; "Her kim Allah'a itaat etmeyi adarsa o kişi ona itaat etsin. Her kim de Allah'a karşı masiyet olacak bir iş nezrederse o da ona asi olmasın." hadisine, ardından iki oğlu arasında hac yolunda yürümekte olan bir ihtiyarın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapmasını yasakladığından söz eden Enes hadisine, Kabe'yi bir yular veya yulardan başka bir bağ ile tav af etmekte olan ve kendisine yasak getirilen İbn Abbas hadisine, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşte gölgelenmemeye nezreden ve o hareketine yasaklık getirilen kişi hakkındaki İbn Abbas hadisine yer vermiştir. İbn Battal bu hadislerin kişinin malik olmadığıkonularda nezirde bulunması konusu ile ilgisi olmadığını, bunların masiyet hakkında nezirle ilgili olduğunu söylemiştir. İbnü'l-Müneyyir ise isabetli olanın İmam Buharl'nin yaptığı olduğunu söylemiştir. Çünkü Buhari, kişinin malik olmadığı hususlarda yaptığı nezrin bağlayıcı olmadığını, masiyet konusunda yapılan nezrin bağlayıcı olmamasından çıkarmıştır. Zira kişinin başkasının malik olduğu bir mal konusunda nezirde bulunması, onun izni olmadan mülkünde tasarrufta bulunmak anlamına gelir ki bu da masiyettir. Sözkonusu hadisin lafzı "Adamın biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Büvane denilen yerde bir deveyi boğazlamayı nezretmişti" şeklindedir. (Ebu Davud Eyman ve'n-nuzur) Aynı hadisi Müslim, esir iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in devesine binip kaçan kadının olayının anlatıldığı İmran b. Husayn hadisi olarak nakletmiştir.(Müslim, Nezir) Bu kadını esir edenler kaçtığını fark edince peşine düştüler. Kadın da bunlardan kurtulduğu takdirde sözkonusu deveyi Allah için keseceğine nezretti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Masiyet konusunda nezir (adak) olmadığı gibi Adem oğlunun malik olmadığı husus/arda da nezir yoktur" buyurdu. Bilginler bu şekilde nezir (adak) yapan kimseye kefaret gerekip gerekmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, gerekmediği görüşünü benimsemiştir. Kendisinden nakledilen bir görüşünde Ahmed b. Hanbel, Sevri, İshak, bazı Şafii alimleri ve Hanefiler ise gerektiği kanaatine varmışlardır. Tirmizi sahabenin bu konuda iki ayrı görüşe ayrıldığını nakletmiştir. Bilginler masiyet konusunda adakta bulunmanın haram olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Onların ihtilafı sadece kefaretin gerekli olup olmadığı noktasındadır. İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadise göre bir kimsenin mubah olan sözleri söylemeyip, sükut etmesi Allah'a itaat sayılmaz. Hadise göre yalın ayak yürümek, güneşin altında oturmak gibi kitap veya sünnetten meşruluğuna delilolmayan hareketlerden şu anda değilse bile ilerde insanın eziyet duyacağı her türlü şeyin Allah'a itaat olmadığı anlaşılmaktadır. Netice olarak bu gibi şeyleri yapmaya nezretmek geçerli olmaz. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu İsrail' e adadığı şeylerden sadece orucunu tamamlamasını emretmiştir. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in orucu tamamlamanın ona meşakkat vermeyeceğini bildiği şeklinde yorumlanmıştır. Buna karşılık kendisine ayakta dikilmeyip oturmasını, konuşmasını ve güneşten kaçınıp gölgede durmasını emretmiştir. Kurtubi şöyle der: Ebu İsrailolayı bir masiyeti işlemeye veya itaat sayılmayan bir hareketi yapmaya nezreden kimseye kefaret gerekmediği görüşünü benimseyen çoğunluğu destekleyen delillerin en açığıdır. İmam Malik, kendi naklettiği hadisin açıklamasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona kefaret vermesini emrettiğini duymadım demiştir

Sahîh-i Buhârî, 6704

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي شَرِيكٌ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ أَوْ بَعْضُهُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَرَأَ ‏{‏إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لأُولِي الأَلْبَابِ‏}‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Bir gece (teyzem) Meymune'nin evinde kaldım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun yanında idi. Gecenin son üçte biri girince -ya da bir kısmında- oturup semaya bakmaya koyuldu ve: "Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişip durmasında elbette akıl sahipleri için deliller vardır."(Al-i İmran, 190) buyruğunu okudu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Semaya bakmak ve yüce Allah'ın: "Artık onlar bakmazlar mı devenin nasıl yaratıldığına?"(Ğaşiye, 17) buyruğu." Ebu Zerr rivayetinde böyle der: el-Asili ve başkaları ayrıca: "Ve semanın nasıl yükseltildiğine?"(Ğaşiye, 18) buyruğunu da eklemişlerdir. İşte başlıkta kastedilen, bu kısımdır. Musannıf (Buhari) bununla bu işin nehyedildiğine dair gelmiş buyruklara işaret etmek istemiş gibidir. İbnu't-Tin der ki: Buhari'nin maksadı, gözünü semaya kaldırıp bakmayı mekruh gören kimselerin kanaatlerini reddetmektir. Nitekim Taberi, İbrahim etTeymi ile Ata es-Sülemi'den huşu kabul ederek kırk yıl süre ile semaya bakmamış olduğunu rivayet etmektedir. Evet, daha önce Namaz bölümünde geçtiği üzere namaz esnasında gözü kaldırıp semaya bakmanın nehyedildiği sahih olarak sabittir. Nitekim orada Enes'ten şu merfu hadis de zikredilmişti: "Bazı kimselere ne oluyor ki namazıarında iken gözlerini yukarı kaldırıp semaya bakıyorlar?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu hususta söyledikleri o kadar ağır ve şiddetli bir hal aldı ki sonunda: "Ya bu işi yapmaktan vazgeçerler yahut onların gözleri alınacak, buyurdu." Müslim de Cabir İbn Semura'dan buna yakın bir rivayet zikretmiş bulunmaktadır. "Eyyub" es-Sahtiyani "İbn Ebi Muleyke'den, o Aişe'den, dedi ki: Nebi s.a.v. başını semaya kaldırdı." Daha önce musannıf, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı başlığında Hammad İbn Zeyd yoluyla Eyyub'dan diye gelmiş olan bu hadisi bütünü ile kaydetmiş idi. Ama orada: "Başını semaya kaldırdı" ifadesi de geçmektedir. Bu hadisin yeteri kadar şerhi orada geçmiş bulunmaktadır. Buhari daha sonra bu başlıkta Cabir radıyalhıhu anh'ın vahyin kesilme dönemi (fetretu'l-vahiy) ile ilgili hadisini zikretmektedir. Bu hadisin zikredilmesinden maksat da hadiste geçen: "Gözümü kaldırıp semaya baktım." sözüdür. Buna dair açıklamalar da kitabın baş tarafında geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6215
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ نَذَرَ أَنْ يُطِيعَ اللَّهَ فَلْيُطِعْهُ، وَمَنْ نَذَرَ أَنْ يَعْصِيَهُ فَلاَ يَعْصِهِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim Allah'a itaat etmeyi adarsa ona itaat etsin. Her kim de Allah'a karşı masiyet işlemeyi nezrederse sakın Allah'a asi olmasın!" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İtaat Konusunda Nezir {adak)." Yani adağın bu çeşidinin hükmü. Yukarıdaki başlığın "babun" şeklinde tenvinli olma ihtimali de vardır. İmam Buhari "en-nezr fi't-taa" ifadesiyle mübtedayı (özneyi) habere (yüklem) hasıretmektedir ki netice olarak buradan masiyete yapılan nezirin şer'an nezir olmadığı ifade edilmiş olmaktadır. "Her kim Allah'a itaat etmeyi adarsa ona itaat etsin." "İtaat" vacib veya müstehab olmaktan daha geneldir. Vacib olan bir fiilde onu zamana bağlamak suretiyle nezirde bulunmak tasavvur edilebilir. Mesela bir kimse vakti girer girmez namaz kılmaya nezirde bulunsa belirlediği o vakitte bunu yapması gerekir. Mali ve bedeni tüm ibadetlerden müstehab olanlara gelince bunlar nezir (adak) sebebiyle vacib hale gelirler ve nezreden kimsenin kayıtladığı şey ile kayıtlanırlar. Bu haber itaat yolunda yapıldığı takdirde onu yerine getirmenin emredildiği, masiyet yolunda yapıldığı takdirde onu yerine getirmenin yasaklı ğı konusunda açık ve nettir. Acaba bir masiyetin işlenmesi adandığında yemin kefareti gerekir mi yoksa gerekmez mi? Bu konuda alimlerin iki görüşü sözkonusudur. Bunun açıklaması bundan iki başlık sonra gelecektir

Sahîh-i Buhârî, 6696
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا خُيِّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلاَّ اخْتَارَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَأْثَمْ، فَإِذَا كَانَ الإِثْمُ كَانَ أَبْعَدَهُمَا مِنْهُ، وَاللَّهِ مَا انْتَقَمَ لِنَفْسِهِ فِي شَىْءٍ يُؤْتَى إِلَيْهِ قَطُّ، حَتَّى تُنْتَهَكَ حُرُمَاتُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمُ لِلَّهِ‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dünya işlerinde iki iş arasında muhayyer kılındığında, -o iş günah olmadığı sürece- muhakkak durumların en kolay olanını tercih ederdi. Eğer söz konusu şey, günah türünden olursa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ikisinden de insanların en uzak bulunanı olurdu. Allah'a yemin ederim ki o, kendisine getirilen hiçbir şeyde kendi nefsi için intikam almazdı. O ancak Allah'ın haramlarının çiğnenmesi durumunda Allah için (öfkelenir), intikam alırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, attığı bu başlık altında Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadis Menakıb bölümünde Nebi s.a.v.'in niteliği başlığı altında geniş bir biçimde açıklanmıştı. İbn Battal şöyle demiştir: Buradaki muhayyer kılma, Allahu Teala tarafından yapılmış değildir. Çünkü Allahu Teala Nebi s.a.v.'ini birisi günah olan iki şey karşısında muhayyer kılmaz. Ancak dinde iki seçenek olur ve bunlardan biri -haddi aşma örneğinde olduğu gibi- kişiyi günaha sürükleyici nitelikte bulunursa, bu müstesnadır. Çünkü haddi aşmak kınanmıştır. Mesela bir kimse kendisini çok ağır bir ibadet i yapmakla yükümlü tutsa ve sonra da onu yapmaktan aciz kalsa bu, haddi aşmaya örnek olur. Buradan hareketle Nebi s.a.v. sahabilerine dünyadan el etek çekmelerini yasaklamıştır. İbnü't-TIn şöyle demiştir: Hadiste muhayyer bırakmaktan maksat, dünya ile ilgili meselelerde sözkonusudur. Ahiretle ilgili işlere gelince, bunlar ne kadar zor olursa o kadar sevabı fazla olur. Ancak İbn Battal'ın söylediği daha iyidir. Bu iki görüşten daha uygun olanı, bunun dünya işleri konusunda olduğudur. Çünkü dünyanın bazı işleri insanı çoğunlukla günaha sürükleyebilir. Akla en yakın ihtimal muhayyer bırakanın insanoğlu olduğudur. Bunu anlamak gayet açıktır. Örnekleri çoktur. Özellikle muhayyer bırakma bir kafir tarafından yapıldığında sonucu ve uygulaması gayet açıktır

Sahîh-i Buhârî, 6786
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي عُتْبَةَ مَوْلَى أَنَسٍ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا، فَإِذَا رَأَى شَيْئًا يَكْرَهُهُ عَرَفْنَاهُ فِي وَجْهِهِ‏.‏

Ebu Said el-Hudri'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, evinde kendisine ayrılmış olan yerde duran bakire kızdan daha ileri derecede haya sahibi idi. Hoşuna gitmeyen bir şey gördü mü biz onu yüzünden anlardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlara yüzlerine karşı" onlardan haya ettiği için "sitem etmeyen kimse." "Allah'a yemin ederim, onlar arasında hem Allah'ı en iyi bilenleriyim, hem ona haşyeti en ileri derecede olanlarıyım." Hem ilmin, hem de amelin gücünü bir arada dile getirmiş bulunmaktadır. Yani onlar, benim yaptığım bir işten yüz çevirmelerinin, kendilerini Allah'a daha çok yakınlaştıracağını vehmettiler. Oysa durum böyle değildir. Çünkü onlar arasında Allah'a yakınlığı en iyi bilen ve onun gereği olan ameli herkesten önce yapması gereken kişi odur. Bu hadisin ihtiva ettiği anlam, İman bölümünde (20 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetine karşı çok şefkatli idi. Bundan dolayı onlara çok hafif bir sitemde bulunmuştur. Çünkü onlar kendileri için yapmaları caiz olan ağır işi yapmışlardı. Eğer onların bu yaptıkları iş haram olsaydı, onlara kendisinin yaptığı işe dönmelerini emredecekti. Derim ki: Ama yaptıkları dolayısıyla, hiç şüphesiz bir şekilde onlara sitem etmiş oldu. Bizzat kendisinin yaptığı işi açıkça belirtmeyişi ise, onun bu işi örtüp saklamak istemesinden dolayıdır. Böylelikle o, onlara karşı yumuşak ve şefkatli davranmakla birlikte, yapması gereken sitemi de asla terk etmemiş oldu. İbn Battal'ın bunu, onların yaptıklarının haram olmadığına dair delil göstermesi ise, Nebi efendimizin, kendisinin yaptığı işi, onları da yapmaya zorlamamış olması açısından açıkça anlaşılan bir durumdur. Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uymak teşvik edilmekte, ince eleyip sık dokumak ve mubahtan uzak durmak yerilmekte, öğüt verilirken güzel bir şekilde geçinme yolu ile birlikte bu hususta hem yapılanın reddedilip, hem de yumuşak bir üslup kullanılacağı gösterilmektedir

Sahîh-i Buhârî, 6102
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6080
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ،، قَالَ ضَمَّنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى صَدْرِهِ وَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ عَلِّمْهُ الْحِكْمَةَ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni bağrına basarak: Allah'ım ona hikmeti öğret, diye buyurdu." Bize Ebu Ma'mer anlattı, bize Abdu'l-Varis anlattı: "Ve Allah'ım, ona kitabı öğret, diye buyurdu." Bize Musa anlattı, bize Vuheyb, Halid'den anlattı, deyip onun (Ebu Ma'mer) gibi hadisi zikretti. "Hikmet" ise nübuvvetin dışındaki hususlarda isabet etmek demektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Menakîb; Müslim, Fedail Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas" yani Abdullah b. el-Abbas b. Abdulmuttalib b. Haşim olup, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in amcasının oğludur. Künyesi, Ebu'I-Abbas'dır. Hicretten üç yıl önce doğmuş, 68 yılında Taif'te vefat etmiştir. Ashab-ı kiram'ın alimlerinden idi. Öyle ki, Ömer genç olduğu halde onu yaşlılar ile birlikte öne geçirirdi. Buhari onun hakkında kendisinin rivayet ettiği şu hadisi zikretmektedir: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem beni bağrına bastı ve: Allah'ım, ona hikmeti öğret, diye buyurdu." Bir başka lafızda "ona kitabı öğret" şeklindedir. Burada "hikmet" ile neyin kastedildiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Söylenen sözde isabetli olmak diye açıklandığı gibi, Allah'tan geleni iyice kavramak, aklın, doğruluğuna tanıklık ettiği husus, ilham ile vesvesenin kendisi vasıtası ile ayırt edilebileceği bir nur, doğru bir şekilde çabucak cevap vermek ve daha başka şekillerde açıklanmıştır. İbn Abbas ashab-ı kiram arasında Kur'an tefsirini en iyi bilen kişilerden idi. Yakup b. Süfyan da Tarih'inde sahih bir senedIe İbn Mes'ud'un şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Eğer İbn Abbas bizim yaşımıza gelmiş olsaydı, bizden hiçbir kimse onunla boy ölçüşemezdi." Yine İbn Mes'ud şöyle derdi: "İbn Abbas Kur'an'ın ne güzel bir tercümanıdır." Bu fazlalığı İbn Sa'd da bir başka yoldan Abdullah b. Mes'ud'dan diye rivayet etmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 3756

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.