İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6786

Limits and Punishments set by Allah (Hudood)

Arapça metin

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا خُيِّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلاَّ اخْتَارَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَأْثَمْ، فَإِذَا كَانَ الإِثْمُ كَانَ أَبْعَدَهُمَا مِنْهُ، وَاللَّهِ مَا انْتَقَمَ لِنَفْسِهِ فِي شَىْءٍ يُؤْتَى إِلَيْهِ قَطُّ، حَتَّى تُنْتَهَكَ حُرُمَاتُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمُ لِلَّهِ‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dünya işlerinde iki iş arasında muhayyer kılındığında, -o iş günah olmadığı sürece- muhakkak durumların en kolay olanını tercih ederdi. Eğer söz konusu şey, günah türünden olursa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ikisinden de insanların en uzak bulunanı olurdu. Allah'a yemin ederim ki o, kendisine getirilen hiçbir şeyde kendi nefsi için intikam almazdı. O ancak Allah'ın haramlarının çiğnenmesi durumunda Allah için (öfkelenir), intikam alırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, attığı bu başlık altında Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadis Menakıb bölümünde Nebi s.a.v.'in niteliği başlığı altında geniş bir biçimde açıklanmıştı. İbn Battal şöyle demiştir: Buradaki muhayyer kılma, Allahu Teala tarafından yapılmış değildir. Çünkü Allahu Teala Nebi s.a.v.'ini birisi günah olan iki şey karşısında muhayyer kılmaz. Ancak dinde iki seçenek olur ve bunlardan biri -haddi aşma örneğinde olduğu gibi- kişiyi günaha sürükleyici nitelikte bulunursa, bu müstesnadır. Çünkü haddi aşmak kınanmıştır. Mesela bir kimse kendisini çok ağır bir ibadet i yapmakla yükümlü tutsa ve sonra da onu yapmaktan aciz kalsa bu, haddi aşmaya örnek olur. Buradan hareketle Nebi s.a.v. sahabilerine dünyadan el etek çekmelerini yasaklamıştır. İbnü't-TIn şöyle demiştir: Hadiste muhayyer bırakmaktan maksat, dünya ile ilgili meselelerde sözkonusudur. Ahiretle ilgili işlere gelince, bunlar ne kadar zor olursa o kadar sevabı fazla olur. Ancak İbn Battal'ın söylediği daha iyidir. Bu iki görüşten daha uygun olanı, bunun dünya işleri konusunda olduğudur. Çünkü dünyanın bazı işleri insanı çoğunlukla günaha sürükleyebilir. Akla en yakın ihtimal muhayyer bırakanın insanoğlu olduğudur. Bunu anlamak gayet açıktır. Örnekleri çoktur. Özellikle muhayyer bırakma bir kafir tarafından yapıldığında sonucu ve uygulaması gayet açıktır

Sahîh-i Buhârî, 6786

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا اشْتَرَتْ نُمْرُقَةً فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَلَمَّا رَآهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ عَلَى الْبَابِ فَلَمْ يَدْخُلْ، فَعَرَفْتُ فِي وَجْهِهِ الْكَرَاهِيَةَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ، مَاذَا أَذْنَبْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا بَالُ هَذِهِ النِّمْرِقَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ اشْتَرَيْتُهَا لَكَ لِتَقْعُدَ عَلَيْهَا وَتَوَسَّدَهَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ أَصْحَابَ هَذِهِ الصُّوَرِ يُعَذَّبُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَيُقَالُ لَهُمْ أَحْيُوا مَا خَلَقْتُمْ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ الصُّوَرُ لاَ تَدْخُلُهُ الْمَلاَئِكَةُ ‏"‏‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'nın kendisine (el-Kasım İbn Muhammed'e) haber verdiğine göre, üzerinde suretler bulunan bir şilte satın almıştı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu görünce kapıda, ayakta durdu ve içeri girmedi. Ben de yüzünden, hoşlanmadığını anladım. Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a tevbe ediyorum, Rasulüne de tevbe ettiğini bildiriyorum. Ben nasıl bir kusur işledim, dedim. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu şiltenin işi ne, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Ben de ona: Üzerine oturasın, ona yaslanasın diye senin için onu satın aldım, dedim. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz bu suretlerin sahipleri (onları yapanlar) kıyamet gününde azaba uğratılırlar, onlara: Yarattıklarınıza can verin, denilir. Ayrıca şöyle buyurdu: İçinde suretlerin bulunduğu eve melekler girmez." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre, Allah ve Rasulünün yasaklamış olduğu bir münkerin bulunduğu bir davete katılmak caiz değildir. Çünkü böyle bir katılma ile o münkere razı olunduğu açığa vurulmuş olur. Daha sonra da bu hususta geçmiş zatıarın mezheplerini izledikleri yola dair uygulamalarını) nakleder. Bu nakillerin özü şudur: Eğer davette bir haram varsa ve kendisinin o harama son vermeye gücü yetip ortadan kaldırırsa bunda bir sakınca yoktur. Buna gücü yetmezse geri dönmelidir. Şayet davette tenzihen mekruh kabilinden bir şey varsa, bu hususta bundan çekindiğini (vera' gösterdiğini) saklamamalıdır. Bunu destekleyen hususlardan birisi de İbn Ömer'in başından geçen olaydaki ashab-ı kiramın duvarlarını perde ile örttüğü eve girmek hususundaki ihtilaflarıdır. Eğer bu haram olsaydı oturanlar oturmaz, İbn Ömer de bunu yapmazdı. ° halde Ebu Eyyub'un yaptığı, ashabdan nakledilen bu iki ayrı fiilin bir arada telif edilebilmesi için tenzihen mekruh olarak değerlendirilmesi gerekir. Evleri ve duvarları perde ile örtmenin hükmüne gelince, bunun caiz olup olmadığı hususunda eskiden beri görüş ayrılığı vardır. Şafi1lerin cumhuru, mekruh olduğunu ifade etmişlerdir. Onlardan olan Şeyh Ebu Nasr el-Makdisı ise bunun haram olduğunu açıkça ifade etmiş ve bu hususta Aişe R.A.a'nın rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah bizlere taşları ve sıvaları elbise ile örtmemizi emir buyurmamıştır deyip, perdeyi çekti ve onu parçaladı." Bu hadisi ayrıca Müslim de rivayet etmiştir. Duvarların perde ile örtülmesi yasağı açık ifadelerle gelmiş bulunmaktadır. Said İhn Mansur'un kaydettiğine göre Selman'a mevkuf bir hadiste şöyle demiştir: "O, evin (duvarlarının) perde ile örtülmesini kabul etmeyerek şöyle demiştir: Sizin eviniz sıtmaya mı tutulmuş, yoksa Ka'be evinize mi gelmiş? Bu perdeler parçalanmadıkça ben bu evin içine girınem, demiştir." Az önce de Ebu Eyyub ile İbn Ömer'in bu husustaki haberleri geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 5181
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنُؤَاخَذُ بِمَا عَمِلْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَحْسَنَ فِي الإِسْلاَمِ لَمْ يُؤَاخَذْ بِمَا عَمِلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَمَنْ أَسَاءَ فِي الإِسْلاَمِ أُخِذَ بِالأَوَّلِ وَالآخِرِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Cahiliye döneminde işlediğimiz günahlardan dolayı ceza görecek miyiz?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanlıkta güzel hareket ederse cahiliye hayatında işlediği günah ile hesaba çekilmez. Fakat kim de İslami dönemde kötülük işlerse hem önceki (cahiliye dönemindeki) ameliyle, hem de sonra (Müslümanlıktaki yaptıklan) ile hesaba çekilir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'a ortak koşanın günahı, dünya ve ahiretteki cezası." "Allahu Teala "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdüK'(Lokman 13) "Allah'a ortak koşarsan işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun"(Zümer 65) buyurmuştur. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ayetlerden birincisi şirktEm daha büyük bir günah olmadığını göstermektedir. "Zulüm", esasen bir şeyi uygun olmayan yere koymak demektir. Müşrik, bir şeyi olmaması gereken yere koyan kimsenin asıl örneğidir. Çünkü o, kendisini yoktan var eden varlığı, başkasıyla eşit tutmuş ve nimeti onu vermeyen kimseye nispet etmiştir. İkinci ayet ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hitap ediliyor gibi görülüyorsa da maksat ondan başkasıdır. Ayette zikredilen "ihbat= amellerin boşa gitmesi", şirk üzere ölme ile kayıtlıdır. Çünkü Allahu Teala bir başka ayette "Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da, ahirette de boşa gider"(Bakara 217) buyurmaktadır. İmam Buhari bu konuda dört hadise yer vermektedir. Birinci hadis, İbn Mesud'un rivayet i olup "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya!"(En'am 82) ayetinin tefsiri esnasında geçmişti. Bu hadisin açıklaması, İman bölümünün baş taraflarında daha önce yapılmıştı. "Fakat her kim Müslümanlıkta kötülük işlerse hem önceki (cahiliye dönemindeki} ameliyle, hem de sonra (Müslümanlıktaki yaptıkları) ile hesaba çekilir." Hattabı şöyle demiştir: Bu ifadenin zahiri, İslam'ın kendisinden önceki durumu sileceği yolunda ümmetin iemaına muhalif düşmektedir. Allahu Teala "İnkar edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle"(EnfaI 38) buyurmaktadır. Hattabı şöyle der: Bu hadise göre bir kafir Müslüman olduğunda geçmiş günahlarından dolayı hesaba çekilmez. Müslüman olduktan sonra Müslümanlığına devam ederken en büyük kötülükleri ve en ağır günahları işlediği takdirde Müslümanlık dönemindeki günahları ile hesaba çekilir ve kafir iken işlediği günahlar ileri sürülerek şöylece susturulur: "Sen kafir iken şu fiilleri işlememiş miydin? Müslümanlığın bu fiilerin aynısını yeniden yapmana engel olmadı mı?" Kısacası kafir iken işlediği şeyler susturulmak için gündeme getirilirken, Müslüman iken işlediği günahlar cezalandırılmak için zikredilir. En uygun olanı bir başka alimin şu açıklamasıdır: Hadiste yer alan "isaet" kelimesinden maksat küfürdür. Çünkü kafirlik, kötülüğün zirvesi ve günahların en beteridir. Bir kimse dinden dönüp, kafir olarak öldüğü takdirde hiç Müslüman olmamış gibi olur ve işlediği bütün günahların tamamının cezasını çeker. Buhari "Büyük günahların en büyüğü şirktir" hadisinden sonra bu hadise yer vermekle bu gerçeğe işaret etmiştir. Buhari bu hadisleri mürtedler bölümünde zikretmiştir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bu bölümdeki hadisin manası şudur: Her kim Müslümanlığını yaşamaya devam ederek, şartlarını yerine getirerek, güzel bir fiil işlerse cahiliye döneminde işlediklerinden hesaba çekilmez. Her kim de Müslüman iken tevhidi terk etmek suretiyle kötülük işlerse geçmiş bütün günahlarından hesaba çekilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu açıklamamı bir grup bilgine açtım. Bana şöyle dediler: Bu hadisin bundan başka bir manası yoktur. Hadiste yer alan "isaet" kelimesi küfürden başka bir anlama gelemez. Zira bir Müslümanın cahiliye döneminde işlediklerinden hesaba çekilmeyeceği konusunda icma vardır. Taberi"nin de bu görüşü vurguladığını belirtmiş olalım. Abdulmelik el-Blinı şöyle demiştir: "Kim Müslümanlıkta güzel hareket ederse"nin manası nifak ve şek olmaksızın sahih bir şekilde kim İslam'a girerse "Kim de Müslümanlıkta kötülük işlerse" nin manası ise her kim riya ve gösteriş olsun diye Müslüman olursa demektir. Kurtubi bu görüşü teyid etmiştir

Sahîh-i Buhârî, 6921
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَكَرِيَّاءَ الْغَسَّانِيُّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ ‏ "‏ مَا تُشِيرُونَ عَلَىَّ فِي قَوْمٍ يَسُبُّونَ أَهْلِي مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُوءٍ قَطُّ ‏"‏‏.‏ وَعَنْ عُرْوَةَ قَالَ لَمَّا أُخْبِرَتْ عَا��ِشَةُ بِالأَمْرِ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَنْطَلِقَ إِلَى أَهْلِي‏.‏ فَأَذِنَ لَهَا وَأَرْسَلَ مَعَهَا الْغُلاَمَ‏.‏ وَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَتَكَلَّمَ بِهَذَا، سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara bir konuşma yaptı, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra 'Aileme dil uzatmakta olan bir topluluk hakkında bana ne tavsiye edersiniz? Ben onların hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum" dedi. Urve şöyle demiştir: Hz. Aişe r.anha'ya iftiracıların söyledikleri şeyler haber verilince şöyle dedi: "Ya Resulallahi Aileme gitmeme izin verir misin 7" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendisine izin verdi ve Aişe r.anha'nın beraberinde hizmetçi bir köleyi de gönderdi. Bu sırada ensardan biri "Subhaneke' Seni tenzih ederiz! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir iftiradır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Onların işleri aralarında danışma iledir' sözü." Birinci ayetten başlarsak; el-Edebü'l-Müfred isimli eserinde İmam Buharl'nin ve İbn Ebi Hatim'in güçlü bir isnadla nakillerine göre Hasan-ı Basri "Bir topluluk kendi aralarında istişare eder etmez huzurlarında olan şeyin en iyisine iletiimiş olurlar" demiş ve bu ayeti okumuştur. Bu ifade bir başka rivayette "İstişare eder etmez Allah onlar için doğruyu veya faydalı olan şeyi yaratır" şeklindedir. İkinci ayete gelince; İbn Ebi Hatim'in hasen isnadla nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Yüce Allah, Nebi s.a.v.'in onlara ihtiyacı olmadığını biliyordu, fakat ondan sonrakilerin kendisini örnek almalarını istemiştir. "Danışmanın işe karar vermeden ve o iş iyice açığa çıkmadan önce olduğu. Çünkü Yüce Allah 'Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven' buyurmuştur." Bilginler müşaverenin hangi konuda yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, hakkında nas olmayan her türlü hususta yapılır derken, bazıları sadece dünyevi işlerde buna başvurulur demiştir. Davudi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerle hakkında hüküm olmayan şeylerden olan savaş konusunda danışmalarda bulunuyordu. Çünkü hükmün ne olduğu ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrenilir. Nebi s.a.v.'in ahkam hususunda sahabilere danıştığını iddia eden büyük bir gaflete düşmüştür. Ahkam dışı meselelere gelince, belki bir başkası onun görmediğini görür veya işitmediğini işitmiş olabilir. Bu, yolda yanına rehber almak gibi bir şeydir. Bir başkası ise şöyle demiştir: Kelime her ne kadar genel anlamlı ise de bundan maksat özel durumdur. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in farz olan hükümler konusunda sahabilere danışmadığı ittifakla kabul edilen hususlardandır. Bize göre böyle kayıtsız şartsız ve mutlak konuşma tartışılır. Tirmizl'nin hasen, İbn Hibban'ın sahih değerlendirmesiyle nakillerine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizli bir şey kon uşacağıniz zaman bu konuşmamzdan önce bir sadaka veriniz"(Mücadele 12) ayet-i kerimesi inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Görüşün nedir? Bir dinar olur mu?" diye sordu. Ben "Hayır, buna güçleri yetmez" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yarım dinara ne dersin?" diye sordu. Ben "Buna da güçleri yetmez" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O halde ne kadar?" diye sordu. Buna "Bir arpa ağırlığı kadar altın" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Senin de malın azdır (Kendi malına göre takdir ettin)" dedi. Bunun üzerine "Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi?" ayet-i kerimesi indi.(Mücadele 13) Hz. Ali şöyle devam etti: "Yüce Allah benim sebep olmam üzerine bu ümmete yükünü hafifletti." (Tirmizi, Tefsir Suretü'!-Mücadele) Bu hadis bazı ahkam, konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in danışmalarda bulunduğunu göstermektedir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir işe kesin karar verip, azmettiğinde hiçbir beşerin Allah'ın ve Resulunün önüne geçemeyeceği." İmam Buharl'nin demek istediği şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem denışmalarda bulunduktan sonra danışma konusu olan şeylerden birini yapmaya karar verdiğinde ve buna başladığında bu andan itibaren hiç kimsenin ona bunun aksini tavsiye etmesi mümkün değildir. Çünkü Hucurat suresindeki ayetlerde Allah'ın ve Nebiinin önüne geçme yasaklı ğı vardır. Bu açıklamaların tümünden ortaya çıkan, danışma ayeti ile Hucurat suresindeki ayet arasında ayetin genelliğinin danışmalarla tahsis edilmesi durumu olduğudur. Dolayısıyla bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmek mümkündür, fakat bu da istişare ettiği yerde onun izniyle olacaktır. Danışma dışında insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmeleri caiz değildir. Yüce Allah unlara istişare konusunda cevap vermek için konuşma izni vermiş, gerek danışma ve gerek başka hususlarda kendiliklerinden konuşmalarını yasaklamıştır. Buna kişinin kendi görüşüne dayanarak Nebie itiraz etmesi eweliyetle dahildir. Buradan anlaşılan Nebi s.a.v.'in emri sabit olduğunda hiç kimsenin ona muhalefet edeyemeyeceği ve muhalif davranmak için birtakım hileli yollara başvuramayacağıdır. Tam tersine kişi bu tavrı, muhalifinin gelecek olduğu bir temel ilke edinir. Yoksa bazı mukallidlerin yaptığı gibi aksine hareket edip Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayetinden gafil olanların yaptığı gibi yapmaz. "Zırhını giyince" hadisteki "lametehu" kelimesi zırh demektir. Bazıları bu bir araçtır demişlerdir. Kastedilen şey, zırh, miğfer ve bunun dışında diğer silahlardır

Sahîh-i Buhârî, 7370
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ ‏ "‏ أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا‏.‏ لِسُوَرٍ سَمَّاهَا‏.‏

Sehl b. Sa'd'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisine "Kur'an'dan ezberinde bir şey var mı?" diye sordu. O zat da "Evet,ezberimde şu sure, şu sure vardır" diye birtakım surelerin isimlerini saydı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v. de Kur'an'a 'şey' ismini vermiştir." İmam Buhari burada Sehl b. Sa'd hadisine yer vermiştir. Bu hadiste "Kur'an'dan ezberinde bir şey var mı?" diye bir cümle vardır. Bu, Nebi s.a.v.'e mehir istemeksizin evlenme teklif eden kadınla ilgili uzunca hadisten kısaltılarak alınmış bir cümledir. Hadis uzun haliyle açıklamasıyla birlikte Nikah bölümünde geçmişti. Kur'an'a neden "şey" denmesine gelince, Kur'an'ın bir kısmı Kur'an'dan sayılır ve Yüce Allah o parçaya "şey" adını vermiştir. "Yüce Allah 'Onun zatından başka her şey yok olacaktır' diye haber vermiştiL" İbn Battal, İmam Buhari'nin yukarıdaki başlığı Abdulaziz b. Yahya el-Mekkl'nin ifadesinden çekip aldığını işaret etmiştir. Çünkü o Kitabu'l-Hiyede isimli eserinde şöyle demektedir: Yüce Allah varlığını ispat ve yokluğu kendisinden uzak kılmak için kendi nefsine "şey" ismini vermiştir. Aynı şekilde kendi nefsine icra ettiği şeyi kelamına da etmiştir ve "şey" sözcüğünü kendi isimlerinden kılmamış, aksine kendisinin "bir şey" olduğunu ifade etmiştir. Böylece çeşitli milletlerin içinde varolan dehrileri ve ilah inkarcılarını yalanlamayı hedeflemiştir. Allah'ın ezeli ilminde ileride isimlerini inkar edecek, insanların kafasını karıştıracak ve kelamını yaratılmış şeylerin arasına katacak kimseler geleceği mevcuttu. Bundan dolayı "Onun benzeri hiçbir şey yoktur"(Şura 11 buyurmuştur. Böylece o kendi nefsini ve kelamını yaratılmış olan şeylerin dışında tutmuş, sonra kelamını nefsini vasfettiği şeylerle niteleyerek şöyle buyurmuştur: "Allah'ı layık olduğu şekilde tanımadılar. Çünkü 'Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi' dediler. "(En'am 91) Ve ''Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken 'bana da vahyolundu' diyenden ... daha zalim kim vardırf"(En'am 93) Böylece Yüce Allah nefsine delalet eden şeyle kelamına da delalet etmiştir ve kelamının zat! sıfatlarından birisi olduğunun bilinmesini istemiştir. "Şey" diye isimlendirilen her sıfat "mevcuttur" manasındadır. •

Sahîh-i Buhârî, 7417
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَلَقَدْ أَمَرَهُ رَبُّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden hiçbirisini Hatice'yi kıskandığım derecede kıskanmadım. Yemin olsun Rabbi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Hatice'ye cennette bir ev müjdesi vermesini emretmiştir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA SONRASI; ALLAH C.C.’NUN MELEKLERLE KONUŞMASINA DAİR BAB VE HADİSLER VAR. Yüce Allah'ın "Allah'ın huzurunda kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez sözü." İmam Buhari bu ayeti sonuna kadar zikrettikten sonra şöyle demiştir: Yüce Allah "Rabbiniz ne yarattı?" dememiş bunun yerine "Rabbiniz ne buyurdu" demiştir. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari, bundan Allah'ın sözünün kadim olup, sıfatlarıyla kaim olduğu ve onunla birlikte mevcut olduğu, kelamının -Allah'ın kelamı olmadığını söyleyen Mutezile'nin aksine- mahlukların sözlerine benzememe özelliğinin devam ettiği sonucunu çıkarmıştır. Beyhaki, el-İtikad isimli eserinde şöyle der: Kur'an Allah'ın kelamıdır. Allah'ın kelamı onun zat! sıfatlarından biridir. Allah'ın zat! sıfatlarından hiçbiri mahluk olmadığı gibi, yaratılmış (muhdes) ve sonradan olma da (hadis) değildir. Yüce Allah "Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona (söyleyecek) sözümüz sadece 'ol' dememizdir. Hemen 0luverir"(Nahl 40) buyurmaktadır. Kur'an mahluk olsaydı "kün" emri ile mahluk olurdu. Yüce Allah'ın bir şeye hitabının "kün" emriyle olması imkansızdır. Çünkü bu, ikinci, üçüncü bir "kün" emrini gerektirirdi ve böylece emir zincirleme (teselsül) eder giderdi.. Bu da geçerli değildir. Yüce Allah "Rahman, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattl"(Rahman 1,2) buyurmaktadır. Allah Kur'an için "öğretme" fiilini kullanmaktadır. Çünkü o, onun kelamı ve sıfatıdır. İnsan için ise "yaratma" fiilini kullanmaktadır. Çünkü insan, Allah'ın yaratığı ve sanatının eseridir. Şayet böyle olmasaydı "halaka'l-Kur'ane ve'l-insane=O Kur'an'ı ve insanı yarattı" derdi. Yüce Allah "Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu"(Nisa 164) buyurmaktadır. Konuşan kimsenin kelamı (kün emri gibi bir şeyle) kendi dışında bir şeyle mevcut olamaz. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakimdir. "(Şura 51) Allah'ın kelamı ancak mahluk olan bir şeyin içinde mahluk olarak bulunsaydı, ayette zikredilen şekilleri şart koşma anlamsız olurdu. Çünkü bütün mahlukat, Allah'ın dışındakilerin sözlerini duyma açısından aynı durumdadır. Netice olarak Cehmiyyenin "Allah'ın kelamı, Allah dışında başka bir şeyde mahluktur" şeklindeki ifadeleri temelsiz kalmaktadır. Onların "Allah bir ağaçta kelam yaratmış ve Musa'ya onunla konuşmuştur" şeklindeki görüşleri, Allah'ın kelamını bir melek veya Nebiden dinleyen kimsenin aynı kelamı Musa' dan dinleyenden daha üstün olduğunu söylemelerini gerektirir. Yine ağacın Yüce Allah'ın Musa'ya yaptığı hitabı konuşmuş olduğunu söylemeleri de gerekir. O hitap "Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah 'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl"(Taha 14) cümlesidir. Yüce Allah müşriklerin "Bu insan sözünden başka bir şey değildir"(Müddessir 25) şeklindeki sözlerini tepkiyle karşılarken "O şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin getirdiği sözdür"(Tekvir 19,20) ifadesine itiraz etmemektedir. Çünkü "Resulün sözü"nün manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şerefli bir elçiden aldığı söz anlamındadır. Bu tıpkı "Ve eğer müşriklerden biri senden eman dilerseAllah'ın kelamını işitip, dinleyineeye kadarona eman ver"(Tevbe, 6) ve 'i1paçık kitaba andolsun ki biz anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an klldık"(Zuhruf, 2,3) ifadeleri gibidir. Çünkü "Kur'an kıldık" demek "ona Kur'an adını verdik" demektir. Bu 'i1llah'ın verdiği rızka karşı şükrü onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?"(Vakıa 82) "Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ediyorlar"(NahI, 62) "Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse onlar bunu hep alaya alarak kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir"(Enbiya 2,3) ayetlerindeki ifadeler gibidir. Vurgulanmak istenen şudur: Muhdes olan zikrin bizzat kendisi değil, indirilmesidir. Ahmed b. Hanbel görüşüne bunu delilolarak getirmiştir. Sonra Beyhaki Neyar b. Mükerrem'in hadisine yer vermiştir. Buna göre Ebu Bekir onlara Rum suresini okumuş, onlar da "Bu senin kelamındır veya arkadaşının kelamıdır" demişler. Ebu Bekir "Bu ne benim, ne de arkadaşımın kelamıdır, fakat bu Allah'ın kelamıdır karşılığını vermiştir.(Beyhaki, Şuabu'l-İman, 188) Bu hadisin aslını Tirmizi sahihtir değerlendirmesiyle birlikte nakletmiştir.(Tirmizi, Tefsir, Suretu'r-Rum) Ali b. Ebi Talib "Ben mahluk olan bir şeyin hakemliğine başvurmadım. Ben sadece Kur'an'ın hakemliğine başvurdum" demiştir. (Beyhaki, Şuabu'l-İman, 1, 188) İbn Hazm, el-Milel ve' n-Nihai isimli eserde şöyle demiştir: Müslümanlar, Yüce Allah'ın Musa ile konuştuğu, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu, aynı şekilde diğer semavi kitaplarla sahifelerin de onun sözü olduğu noktasında icma etmişlerdir. Bazı Hanbelı bilginler ve başkaları Arapça olan Kur'an'ın ve Tevrat'ın Allah'ın kelamı olduğu kanaatine varmışlardır. Onların görüşüne göre Allah dilediğinde hep konuşandır ve o Kur'an harfleriyle konuşur ve dilediği meleklere ve Nebilere sesini işittirir. Selef bilginlerinin çoğunluğundan nakledilen sabit görüş bu konulara dalmamak, derinleşmemek ve sadece Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu ve mahluk olmadığını söyleyip, bunun dışında susmaktır. "Mesruk'un nakline göre İbn Mesud şöyle demiştir: Yüce Allah vahiyle konuşunca göktekiler bir şey işitirler ... " Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserde bu haberi mevsul olarak nakletmiştir. Ahmed b. Hanbel ise aynı haberi Ebu Muaviye'den şu şekilde nakleder: "Yüce Allah vahiy ile konuştuğunda semada bulunanlar semada düz bir taş üstünde zincir çekme sesi gibi bir ses duyarlar ve hemen düşüp bayılırlar. Cebrail gelinceye kadar o şekilde kalmaya devam ederler. Cebrail gelince kalplerinden korku giderilir. Sonra "Ya Cibril! Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Cebrail "Hak olanı buyurdu" der. Bunun üzerine onlar "Hak, hak diye nida ederler." "Deyy6n (yani karşılık verici) ancak benim!" Hal1ml şöyle demiştir: Bu kelime "maliki yevmi'd-dın"den alınmıştır. Deyyan, hesaba çeken, karşılığını veren, amel edenin amelini boşa çıkarmayan demektir. Hadis şefaatin olacağını göstermektedir. Harid ve Mutezile mezhepleri ise şefaati inkar ederler. Şefaat çeşit çeşittir. Ehl-i sünnet şefaatin birçok anlamı içinden "mahşerin korkusundan kurtulma" anlamını kabul etmiştir. Bu şefaat Rikak Bölümünde açıkça belirtildiği üzere Muhammed Mustafa'ya Sallallahu Aleyhi ve Sellem mahsustur. Bu çeşit bir şefaati ümmete mensup fırkalardan hiçbiri inkar etmemiştir. Bu şefaat çeşitlerinden birisi ise, bir topluluğa yapılacak şefaattir ki buna nail olanlar cennete hesaba çekilmeksizin gireceklerdir. Bir diğer şefaat çeşidi ise günahlarının cehenneme girmesine sebep olduğu asi bir topluluğu cehennemden çıkarma şeklindedir. Birçok haberde bu çeşit şefaatten söz edilmektedir. Ehl-i sünnet bu şefaat türünün geçerliliği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Başarı yalnız Allah'tandır. Dördüncü sıradaki teğanni ile Kur'an'ı aşikare okumadan söz eden Ebu Hureyre hadisinin açıklaması Fadailu'l-Kur'an bölümünde geçmişti. "Allah Adem'e bir ses ile 'Allah sana zürriyetinden cehenneme gidecek bir topluluğu çıkarmanı emrediyor!' diye nida eder." İmam Buharl'nin bu yoldan zikrettiği son hadis budur. Hadisi tam metin olarak Hac suresinin tefsirinde yukarıda zikredilen isnadla nakletmişti. Hadiste "nida eder" ifadesi yer almaktadır. Abdullah b. Ahmed b. Hanbel es-Sünne isimli eserde şöyle der: Ben babama "Allah Musa ile konuştuğunda sesle konuşmamıştır" diyen kimselerin durumlarını sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Asine bir sesle konuşmuştur." Bu hadisler nasıl gelmişse o şekilde rivayet olunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 7484
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ‏.‏

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu. Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir. Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir. Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu. O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur

Sahîh-i Buhârî, 7354

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.