Sahîh-i Buhârî · 6721
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ الْقَاسِمِ التَّمِيمِيِّ، عَنْ زَهْدَمٍ الْجَرْمِيِّ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جَرْمٍ إِخَاءٌ وَمَعْرُوفٌ ـ قَالَ ـ فَقُدِّمَ طَعَامٌ ـ قَالَ ـ وَقُدِّمَ فِي طَعَامِهِ لَحْمُ دَجَاجٍ ـ قَالَ ـ وَفِي الْقَوْمِ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ أَحْمَرُ كَأَنَّهُ مَوْلًى ـ قَالَ ـ فَلَمْ يَدْنُ فَقَالَ لَهُ أَبُو مُوسَى ادْنُ، فَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ مِنْهُ. قَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا قَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ أَنْ لاَ أَطْعَمَهُ أَبَدًا. فَقَالَ ادْنُ أُخْبِرْكَ عَنْ ذَلِكَ، أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ أَسْتَحْمِلُهُ، وَهْوَ يُقْسِمُ نَعَمًا مِنْ نَعَمِ الصَّدَقَةِ ـ قَالَ أَيُّوبُ أَحْسِبُهُ قَالَ وَهْوَ غَضْبَانُ ـ قَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ، وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ". قَالَ فَانْطَلَقْنَا فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ، فَقِيلَ أَيْنَ هَؤُلاَءِ الأَشْعَرِيُّونَ فَأَتَيْنَا فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، قَالَ فَانْدَفَعْنَا فَقُلْتُ لأَصْحَابِي أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَسْتَحْمِلُهُ، فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا، ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَيْنَا فَحَمَلَنَا، نَسِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، وَاللَّهِ لَئِنْ تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا، ارْجِعُوا بِنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلْنُذَكِّرْهُ يَمِينَهُ. فَرَجَعْنَا فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَيْنَاكَ نَسْتَحْمِلُكَ، فَحَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا ثُمَّ حَمَلْتَنَا فَظَنَنَّا ـ أَوْ فَعَرَفْنَا ـ أَنَّكَ نَسِيتَ يَمِينَكَ. قَالَ " انْطَلِقُوا، فَإِنَّمَا حَمَلَكُمُ اللَّهُ، إِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ، فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَتَحَلَّلْتُهَا ". تَابَعَهُ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ وَالْقَاسِمِ بْنِ عَاصِمٍ الْكُلَيْبِيِّ. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، وَالْقَاسِمِ التَّمِيمِيِّ عَنْ زَهْدَمٍ، بِهَذَا. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ زَهْدَمٍ، بِهَذَا.
Zehdem el-Cermİ şöyle demiştir: Bir seferinde Ebu Musa'nın yanında bulunuyorduk. Bizimle Cerm kabilesinden olan şu mahalle halkı arasında bir dostluk ve lütufkarlık vardı. Zehdem şöyle devam etti: Biz Ebu Musa'nın yanında iken yemeği getirildi. Yemeğinin içinde tavuk eti de takdim edildi. Bu topluluğun içinde Teymullah oğullarından yabancı kılıklı kızıl bir adam vardı. Bu adam sofraya yanaşmadı. Ebu Musa ona 'Sofraya yanaş! Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i tavuk etinden yerken görmüşümdür' dedi. O kişi de "Ben tavuğu pis bir şey yerken gördüm, ondan tiksindim ve ebediyyen tavuk eti yememeye yemin ettim" dedi. Ebu Musa ona şöyle dedi: "Sofraya yanaş! Sana buna dair bir hadis nakledeyim. Bizler Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldik. Maksadım kendisinden biz Eş'arllere deve vermesini istemekti. O ise zekat develerinden bir bölük deveyi taksim etmekle meşguldü. -Ravi Eyyub Ben el-Kasım et-Temiml'nin "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öfkeli halde idi" dediğini sanıyorum demiştir.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Valiahi ben sizleri taşıyacak develere sahip değilim, benim yanımda sizi yükleyebileceğim deve yoktur" dedi. Ebu Musa şöyle devam etti: Bu söz üzerine biz yürüdük, oradan ayrıldık. Bu sırada Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birtakım ganimet develeri getirildi. Bunun üzerine "Eş'arller nerede? O Eş'arller nerede?" diye soruldu. Bizler hemen geldik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere beyazhörgüçlü beş tane deve verilmesini emretti. Ebu Musa dedi ki: Biz develeri alıp yürüdük. Bu sırada ben arkadaşlarıma şunları söyledim: Resulullah s.a.v.'e geldik, ondan bizlere binek deve vremesini istedik .. O bizleri taşıyacak develere sahip olmadığına yemin etti. Sonra bize haber gönderdi ve bize deve verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem önceki yaptığı yeminini unuttu. Vaııahi biz Resulullah s.a.v.'i gaflete getirip, yeminini unutturduk, biz ebediyyen iflah olmayız. Haydin beraberce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönün de kendisine yapmış olduğu yeminini zikredip hatırlatalım! dedim. Bunun üzerine geriye döndük ve "Ya Resulallah! Bizlere binek vermeni istemek maksadıyla sana gelmiştik. Sen bize böyle develerinin olmadığına dair yemin ettin. Sonra bize deve verdin. Bizler senin o yeminini unutmuş olduğunu zannettik veya bildik! dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gidiniz! ancak Allah Sizlere bu imkanı bağışladı .. Ben yemin ettim. Valiahi inşaailah ben bir şey üzerine yemin eder de ardından yemin ettiğim şeyden başkasını daha hayırlı görürsem (o yemine bağlı kalmayıp) mutlaka o daha hayırlı olduğuna kanaat ettiğim şeyi yaparım ve o yeminin kefGretini verip onu çözerim
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، وَالْقَاسِمِ التَّمِيمِيِّ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كَانَ بَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جُرْمٍ وَبَيْنَ الأَشْعَرِيِّينَ وُدٌّ وَإِخَاءٌ، فَكُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ فَقُرِّبَ إِلَيْهِ الطَّعَامُ فِيهِ لَحْمُ دَجَاجٍ، وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ كَأَنَّهُ مِنَ الْمَوَالِي، فَدَعَاهُ إِلَيْهِ فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا ف��قَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ لاَ آكُلُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ فَلأُحَدِّثْكَ عَنْ ذَاكَ، إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ نَسْتَحْمِلُهُ قَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ". فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ فَسَأَلَ عَنَّا فَقَالَ " أَيْنَ النَّفَرُ الأَشْعَرِيُّونَ ". فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، ثُمَّ انْطَلَقْنَا قُلْنَا مَا صَنَعْنَا حَلَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَحْمِلُنَا، وَمَا عِنْدَهُ مَا يَحْمِلُنَا، ثُمَّ حَمَلَنَا، تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، وَاللَّهِ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا، فَرَجَعْنَا إِلَيْهِ فَقُلْنَا لَهُ فَقَالَ " لَسْتُ أَنَا أَحْمِلُكُمْ، وَلَكِنَّ اللَّهَ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ، وَتَحَلَّلْتُهَا ".
Zehdem şöyle demiştir: Cerm kabilesiyle Eş'arller arasında bir sevgi ve kardeşlik vardı. Cerm kabilesinden olan bizler Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorduk O sırada ona içinde tavuk eti olan bir yemek yaklaştmldı. Ebu Musa'nın yanında Teymullah oğuIIarından, Araplardan başka bir millete mensupmuş gibi olan bir zat vardı. Ebu Musa onu yeeğe çağırdı o da "Ben tavuğu bir kere tiksindiğim pis bir şeyi yerken gördüm, onun etini yememeye yemin ettim" dedi. Ebu Musa ona şöyle dedi: Gel de ben sana bu konuda bir hadis nakledeyim. Ben Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebiin yanına gitmiş, kendisinden bizlere cihada gitmek üzere binek ve yük taşıma hayvanları vermesini istiyorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "VAllahi ben sizleri develere yükleyemem. Benim yanımda sizleri yükleyeceğim develer yoktur" diye yemin etti. Bu arada Nebie bir miktar ganimet develeri getirildi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri sorup "O Eş'arfler topluluğu nerede?" dedi. Bizlere hörgüçleri beyaz birkaç tane deve verilmesini emretti. Bundan sonra gittik ve kendi aramızda "Biz ne yaptık? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri develere yüklemeyeceğine ve yanında bizi yükleyecek develer olmadığına yemin etti. Sonra bizleri develere yükledi. Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yeminini unutturduk. VaIIahi biz asla felah bulmayız!" dedik. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına döndük ve ona bu yeminini hatırlattık. Bunun üzerine o "Sizleri develere yükleyen ben değilim. Lakin sizleri Allah yüklemiştir. Bir de ben vAllahi bir şeye yemin eder de sonra yemin ettiğim şeyin zıttını daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olan işi yaparım ve yeminimden kefaretle çıkarım" buyurdu
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ وَحَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ عَاصِمٍ الْكُلَيْبِيُّ ـ وَأَنَا لِحَدِيثِ الْقَاسِمِ، أَحْفَظُ ـ عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى، فَأُتِيَ ذَكَرَ دَجَاجَةً وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ أَحْمَرُ كَأَنَّهُ مِنَ الْمَوَالِي، فَدَعَاهُ لِلطَّعَامِ فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا، فَقَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ لاَ آكُلُ. فَقَالَ هَلُمَّ فَلأُحَدِّثْكُمْ عَنْ ذَاكَ، إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ نَسْتَحْمِلُهُ فَقَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ، وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ". وَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ، فَسَأَلَ عَنَّا فَقَالَ " أَيْنَ النَّفَرُ الأَشْعَرِيُّونَ ". فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، فَلَمَّا انْطَلَقْنَا قُلْنَا مَا صَنَعْنَا لاَ يُبَارَكُ لَنَا، فَرَجَعْنَا إِلَيْهِ فَقُلْنَا إِنَّا سَأَلْنَاكَ أَنْ تَحْمِلَنَا، فَحَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا أَفَنَسِيتَ قَالَ " لَسْتُ أَنَا حَمَلْتُكُمْ، وَلَكِنَّ اللَّهَ حَمَلَكُمْ، وَإِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَتَحَلَّلْتُهَا ".
Zehdem'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Ebu Musa el-Eşa'ri'nin yanında bulunuyorduk. Bize tavuk yemeği getirdi. Ebu Musa'nın yanında Teymullah kabilesinden kızıl tenli olan bir zat vardı. Galiba esir veya kölelerden biri idi. Ebu Musa onu da yemeğe çağırıp şöyle dedi: "Ben bunun iğrendirici bir şey yediğini görmüştüm. Tiksindiğim için de yemek yemeyeceğim diye yemin etmiştim." Ebu Musa daha sonra sözlerine şöyle devam etti: "Gelin size yeminle ilgili bir olayı anlatayım. Biz Eş'arilerden bir grup halinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek hem binrnek hem de eşyalarımızı yüklemek maksadıyla bize deve vermesini talep ettik. Fakat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah'a yemin ederim ki, size deve veremem. Zira bende sizin bu ihtiyaçlarınızı görecek develer yok!" dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ganimet olarak büyük bir deve sürüsü getirilmiş ve O (s.a.v.) de: "Nerede o Eş'arılerden gelen grup?" diyerek bizi sormuş. Biz gelince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize beş küçük deve sürüsü verilmesini emretti. Hörgüçleri beyaz olan bu develer güçlü ve semiz hayvanlardı. Fakat biz hayvanları alıp gittikten sonra: "Eyvah biz ne yaptık! Bu develerin hiçbir bereketini göremeyiz ki!" dedik ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönüp: "Ey Allah'ın Resulü, biz sizden hem binrnek hem de eşyalarımızı taşımak için deve istediğimizde siz yemin ederek bunu yapamayacağınızı söylediniz. Ettiğiniz bu yemini unuttunuz mu?" diye içimizdeki sıkıntıyı arz ettik. O (s.a.v.) de: "Bu hayvanları size veren ben değilim ki! Bunları size lütfedip veren Allah'tır. Allah'a yemin ederim ki, ben herhangi bir şey için yemin ettikten sonra başka bir hususun yemin ettiğim bu şeyden daha hayırlı olduğuna kanaat getirirsem hayırlı olanı yaparım ve bozduğum yeminin keffaretini yerine getiririm. " Tekrar:
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَرْسَلَنِي أَصْحَابِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْأَلُهُ الْحُمْلاَنَ لَهُمْ، إِذْ هُمْ مَعَهُ فِي جَيْشِ الْعُسْرَةِ وَهْىَ غَزْوَةُ تَبُوكَ فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ، إِنَّ أَصْحَابِي أَرْسَلُونِي إِلَيْكَ لِتَحْمِلَهُمْ. فَقَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ عَلَى شَىْءٍ ". وَوَافَقْتُهُ، وَهْوَ غَضْبَانُ وَلاَ أَشْعُرُ، وَرَجَعْتُ حَزِينًا مِنْ مَنْعِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَمِنْ مَخَافَةِ أَنْ يَكُونَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَجَدَ فِي نَفْسِهِ عَلَىَّ، فَرَجَعْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَأَخْبَرْتُهُمُ الَّذِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمْ أَلْبَثْ إِلاَّ سُوَيْعَةً إِذْ سَمِعْتُ بِلاَلاً يُنَادِي أَىْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ. فَأَجَبْتُهُ، فَقَالَ أَجِبْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوكَ، فَلَمَّا أَتَيْتُهُ، قَالَ " خُذْ هَذَيْنِ الْقَرِينَيْنِ ـ وَهَذَيْنِ الْقَرِينَيْنِ لِسِتَّةِ أَبْعِرَةٍ ابْتَاعَهُنَّ حِينَئِذٍ مِنْ سَعْدٍ ـ فَانْطَلِقْ بِهِنَّ إِلَى أَصْحَابِكَ فَقُلْ إِنَّ اللَّهَ ـ أَوْ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ يَحْمِلُكُمْ عَلَى هَؤُلاَءِ فَارْكَبُوهُنَّ ". فَانْطَلَقْتُ إِلَيْهِمْ بِهِنَّ، فَقُلْتُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَحْمِلُكُمْ عَلَى هَؤُلاَءِ وَلَكِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَدَعُكُمْ حَتَّى يَنْطَلِقَ مَعِي بَعْضُكُمْ إِلَى مَنْ سَمِعَ مَقَالَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ تَظُنُّوا أَنِّي حَدَّثْتُكُمْ شَيْئًا لَمْ يَقُلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا لِي إِنَّكَ عِنْدَنَا لَمُصَدَّقٌ، وَلَنَفْعَلَنَّ مَا أَحْبَبْتَ. فَانْطَلَقَ أَبُو مُوسَى بِنَفَرٍ مِنْهُمْ حَتَّى أَتَوُا الَّذِينَ سَمِعُوا قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْعَهُ إِيَّاهُمْ، ثُمَّ إِعْطَاءَهُمْ بَعْدُ، فَحَدَّثُوهُمْ بِمِثْلِ مَا حَدَّثَهُمْ بِهِ أَبُو مُوسَى.
Ebu Musa r.a. dedi ki: "Arkadaşlarım (olan Eş'ariler) beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendilerini ve eşyalarını taşımak üzere ondan binek istemek üzere göndermişlerdi. Çünkü onlar da Teblik gazvesi diye bilinen Ceyşu'l-Usra (zorluk ordusun)da onunla birlikte (bulunmak istiyorlar) idiler. Ey Allah'ın Nebii dedim. Benim arkadaşlarım beni sana kendilerini ve yüklerini taşıyacak binek istemek üzere gönderdiler. Allah Resulü: Allah'a yemin ederim sizi ve yüklerinizi taşıyacak binek vermeyeceğim, diye buyurdu. Farkında olmadan gidişim onun öfkeli zamanına denk gelmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in binek vermeyişinden ve onun için de bana karşı menfi duygular hissetmiş olmasından dolayı üzülerek geri döndüm . Arkadaşlarımın yanına dönüp onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediklerini haber verdim. Kısacık bir zaman henüz geçmişti ki Bilal'in: Ey Abdullah b. Kays diye seslendiğini işittim. Hemen yanına gittim, o: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni çağırıyor, yanına git dedi. Onun yanına varınca bana -o sırada SaId (b. Ubade)'den satın almış olduğu- altı deveyi göstererek: Şu çiftleri al ve onları arkadaşlarına götür ve onlara: Allah -ya da Allah'ın Resulü, dedi- sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere size bunları gönderdi, bunlara bininiz diye buyurdu de, dedi. Ben de o develeri alıp gittim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere bunları gönderdi. Fakat Allah'a yemin ederim sizden birinizi benimle birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana söylediklerini işitmiş kimselerin yanına götürmedikçe bırakmayacağım ta ki benim size Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söyLemediği bir şeyi aktardığımı zannetmeyesiniz, dedim. Arkadaşlarım bana: Biz senin doğru söylediğine inanıyoruz. Bununla birlikte senin istediğini de yapacağız, dediler. Ebu Musa onlardan bir kaç kişi ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine binek vermeyeceğini söylediği sözlerini, ondan sonra da onlara binek verdiğin) Ifade eden buyruklarını işitmiş kimselerin yanına gitti. Onlar da Ebu Musa'nın arkadaşlarına Ebu Musa'nın kendilerine söylediklerinin bir benzerini söylediler." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tebuk gazvesi" Musannıf bu başlığı bu şekilde Veda haccından sonra zikretmiş bulunmaktadır. Ancak bu bir hatadır. Bunun istinsah edenlerden kaynaklanan bir hata olduğunu düşünmekteyim. Çünkü Teblik gazvesinin Veda haccından önce dokuzunev yıl recep ayında gerçekleştiğinde görüş ayrılığı bulunmamaktadır. "el-Usra (zorluk) gazvesi" yüce Allah'ın: "el-Usra saatinde (zorluk, darlık zamanında) ona tabi olanlar ... " [Tevbe, 117] buyruğundan alınmıştır ki bu da TEbuk gazvesidir. İbn Abbas yoluyla gelen hadiste de şöyle denilmektedir: "Ömer'e sen bize el-usra saatinden (zorluk zamanından) söz et denilince, o şöyle demişti: Aşırı sıcak bir zamanda TEbuk'e çıkıp gittik, oldukça susadık ... " Bu hadisi İbn Huzyme rivayet etmiş bulunmaktadır. Abdurrezzak'ın Tefsirinde Ma'mer'den, o Ibn Akil'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bineklerin az olduğu ve çok sıcak bir zamanda çıktılar. Öyle ki bir deveyi kesiyor, işkembesinde bulunan suları içiyorlardı. Bu sebeple bu, su sıkıntısı, binek azlı ğı ve mali sıkıntı bakımından bir zorluktu. Bu sebeple buna Gazvetu'l-usra (zorluk gazası) adı verilmiştir." Sözü geçen bu hadis Malik ve Müslim tarafından Muaz b. Cebel yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet edilmiştir: "Ashab TEbuk yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya çıktılar. Allah Resulü: İnşailah yarın TEbuk pınarına varacaksınız. O pınara varan onun suyuna hiçbir şekilde el değdirmesin, diye buyurdu. Pınara vardığımızda daha önce iki kişinin varmış olduğunu gördük. Pınar ise çok az miktarda suyu tıpkı bir ip gibi akıtıyordu ... " Devamında Muaz b. Cebel, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O pınarın bir miktar suyuyla yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra aynı suyu tekrar pınara geri bıraktığını ve bundan sonra pınarın çok miktarda su akıtmaya başladığını, herkesin de su ihtiyacını karşıladığını zikretmektedir. TEbuk ile Medine arasında Medine'den Şam'a doğru 14 merhalelik mesafe vardır. Dımaşk ile TEbuk arasında ise 11 merhale bulunmaktadır. Bu gazaya sebep İbn Sa'd'ın, onun hocasının ve başkalarının zikrettiklerine göre şudur: Müslümanlar Şam'dan Medine'ye zeytinyağı getiren Nabatilerden, Rumiarın (Doğu Roma İmparatorluğunun, Bizansı) çok sayıda asker topladıkIarını, beraberlerinde hristiyan olmuş Araplardan Lahm, Cüzam ve başkalarını da getirdiklerini, onların öncü kuwetlerinin el-Belka denilen yere kadar ulaştıklarını söylediler. Bunun üzerine Nebi s.a.v. Müslümanları savaşa çıkmaya teşvik etti. Onlara ileride Ka'b b. Malik'in rivayet ettiği hadiste açıklanacağı üzere hangi tarafa gazaya gideceklerini de bildirdi. Taberani de İmran b. Husayn'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Arap hristiyanları Hirakl (Heraklieus)'a şöyle bir mektup yazmışlardı: Nebilik iddiasında bulunarak ortaya çıkmış olan o adam helak oldu. Onlar yıllarca kıtlık musibeti ile karşı karşıyadırlar. Bu sebepten malları da telef oldu. Bunun üzerine Hirakl, Kubfu adında büyüklerinden bir adam gönderdi ve onunla birlikte kırk bin kişilik bir ordu donattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu haber ulaştığında Müslümanların savaşa hazırlanacak güçleri yoktu. Osman da Şam'a göndermek üzere bir kervan hazırlamıştı. Ey Allah'ın Resulü dedi. İşte semerleriyle, yularlarıyla ikiyüz deve ve iki yüz ukiyye gümüş (veriyorum). (İmran b. Husayn) dedi ki: Allah Resulünü: Artık bundan sonra ne yaparsa yapsın amelinin Osman'a zararı olmayacaktır, dediğini işittim." "Şu çiftleri" yani biri diğerine ikişer ikişer bağlanmış olan deveyi "a!." "O vakit Sa'd'den satın almış olduğu ... " Şu ana kadar muayyen olarak bu Sa'd'ın kim olduğunu tespit edemedim. Bununla birlikte içimde onun Sa'd b. Ubade olduğu kanaati vardır. Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre yemin eden bir kimse eğer ondan daha hayırlı bir hali görecek olursa yemininden vazgeçmesi müstehaptır. Nitekim ileride Yeminler ve nezirler (adaklar) bölümünde (6678. hadiste) buna dair açıklamalar gelecektir. Aynı şekilde gazap halinde de yeminin gerçekleşmiş olacağı da anlaşılmaktadır. Yine orada yüce Allah'ın izniyle Ebu Musa'nın rivayet ettiği hadisten çıkartılan geri kalan sonuçları da kaydedeceğiz
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ أَبِي تَمِيمَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جَرْمٍ إِخَاءٌ، فَأُتِيَ بِطَعَامٍ فِيهِ لَحْمُ دَجَاجٍ، وَفِي الْقَوْمِ رَجُلٌ جَالِسٌ أَحْمَرُ فَلَمْ يَدْنُ مِنْ طَعَامِهِ قَالَ ادْنُ فَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ مِنْهُ. قَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ أَكَلَ شَيْئًا فَقَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ أَنْ لاَ آكُلَهُ. فَقَالَ ادْنُ أُخْبِرْكَ ـ أَوْ أُحَدِّثْكَ ـ إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَوَافَقْتُهُ وَهْوَ غَضْبَانُ، وَهْوَ يَقْسِمُ نَعَمًا مِنْ نَعَمِ الصَّدَقَةِ فَاسْتَحْمَلْنَاهُ فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا، قَالَ " مَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ ". ثُمَّ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبٍ مِنْ إِبِلٍ فَقَالَ " أَيْنَ الأَشْعَرِيُّونَ أَيْنَ الأَشْعَرِيُّونَ ". قَالَ فَأَعْطَانَا خَمْسَ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، فَلَبِثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ، فَقُلْتُ لأَصْحَابِي نَسِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، فَوَاللَّهِ لَئِنْ تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا. فَرَجَعْنَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا اسْتَحْمَلْنَاكَ، فَحَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا فَظَنَنَّا أَنَّكَ نَسِيتَ يَمِينَكَ. فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ هُوَ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ، وَتَحَلَّلْتُهَا ".
Zehdem'den, dedi ki: "Ebu Musa el-Eş'ari'nin huzurunda idik. Bizimle Cerm oğullarından olan bu kabile arasinda bir kardeşlik akdi vardı. Arasında tavuk eti bulunan bir yemek getirildi. Huzurda bulunanlar arasında da kızıl suratlı bir adam oturuyordu. Onun yemeğine yaklaşmadı. Ebu Musa ona: Yaklaş. Çünkü ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken görmüşümdür, dedi. Adam: Ben bu tavuğu bir şeyler yerken gördüm ve ondan tiksindim. Bu sebeple de onu yememeye yemin ettim, dedi. Ebu Musa: Yaklaş, dedi. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna Eş'arilerden bir topluluk ile birlikte gittim, kızgın olduğu bir zaman'a denk geldim. O sırada da zekat develerinden birtakım develeri paylaştırıyordu. Biz onldan bizi ve yükümüzü taşıyacak binek vermesini istedik. O da bizi taşımak için binek vermeyeceği ne dair yemin ederek: Sizi ve yükünüzü taşıyacak bineğim yok diye buyurdu. Daha sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ganimet alınmış develer getirildi. Eş'ariler nerede, Eş'ariler nerede, diye sordu. (Ebu Musa devamla) dedi ki: Daha sonra bize beyaz tüylü, yüksek hörgüçlü beş deve verdi. Biz fazla uzun olmayan bir süre geçirdikten sonra arkadaşlarıma: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yaptığı yemini unuttu. Allah'a yemin olsun ki eğer biz Rasulullahlın yeminini unuttuğu bu gafil anından yararlanacak olursak ebediyen iflah olmayız, dedim ve bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geri döndük. Ona: Ey Allah'ın Rasulü, şüphesiz biz senden bizi ve yükümüzü taşıyacak binek vermeni istemiştik. Sen de bize taşımak için binek vermeyeceğine dair yemin etmiştin. Zannederiz sen yaptığın yemiıii unuttun. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Şüphesiz sizi taşıyacak bineği ihsan eden Allah'tır. Şüphesiz ben Allah'a yemin ederim -inşallah- herhangi bir hususa dair yemin eder de ondan başkasının ondan hayırlı olduğunu görürsem mutlaka hayırlı olanı yaparım ve yeminimin keffaretinde bulunarak yeminimi çözerim, diye buyurduğunu sana haber vereyim yahut tahdis edeyim, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım ... " Bu hadise dair açıklamalar Yeminler ve Nezirler bölümünde gelecektir. "Bize beyaz tüylü, yüksek hörgüçlü beş deve verdi" ibaresinde geçen "elğurr" lafzı, "eğarr"ın çoğulu olup o da beyaz demektir. "ez-Züra" lafzı da "zirve"nin çoğuludur. Her şeyin en yüksek yerine "zirvesi" denilir. Burada maksat ise develerin hörgüçleridir. Muhtemelen bu develer gerçek anlamıyla beyaz tüylü idi. Bu sözleri ile onları hastalıksız, yarasız beresiz olmakla nitelendirmek istemiş de olabilir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Kişi, arkadaşının huzuruna yemek yediği esnada girebilir, yemek sahibi olan kimse de gelen kişiyi yemeğe davet edip az dahi olsa ona yemekten yemesini söyler. Çünkü topluluğun yemek üzerinde bir araya gelmesi daha önce geçtiği gibi yemeği n bereketlenmesine bir sebeptir. 2- Evcil olanı ile yabani olanı ile tavuk yemek caizdir. Ancak bazı fakihler pislik yiyen tavuğu istisna etmiştir. Ebu Musa'nın uygulamasının zahirinden anlaşıldığına göre o buna aldırış etmemiştir. "el-Cellale" pislik, teiek ve hayvan tersi yiyen canlılar hakkında kullanılan bir tabirdir: İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir senedile rivayet ettiğine göre İbn Ömer pislik yiyen tavuğu Üç gün dışarı salmazdı. Malik ve el-leys de: İster tavuk, ister diğer hayvan türlerinden olsun pislik yiyen hayvanın yenilmesinde bir sakınca yoktur. Bunların yenilmesine dair yasak, tiksinti dolayısıyla vfuid olmuştur, demişlerdir. Pislik yiyen hayvanın yenilmesinin yas aklı ğı çeşitli rivayet yollarıyla varid olmuştur. Bunların en sahihi sahih olduğunu belirterek Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai tarafından Katade yoluyla İkrime'den, o İbn Abbas'tan diye rivayet edilen şu hadistir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem canlı olarak hayvanın hedef edinilmesini, pislik yiyen hayvanın sütünün içilmesini ve kırbaların doğrudan ağzından su içilmesi ni nehyetmiştir." Hadis, ravileri bakımından Buhari'nin şartına uygundur. İbn Ebi Şeybe de hasen bir sened ile Cabir'den şu rivayeti zikretmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem pislik yiyen hayvanın etinin yenilmesini yahut sütünün içilmesi ni nehyet. miştir." Aynı zamanda Hanbemerin de görüşü olan Şamlerden bir topluluğun kanaatine göre, buradaki nehy haramlık bildirmek içindir. İbn Dakiki'l-'Id de bunu fukahanın görüşü olarak kesin bir şekilde nakletmiştir. Ebu İshak el-Mervezı'nin, el-Kaffal'in, İmamu'l-Harameyn'in, Beğavı'nin ve Gazzalı'nin sahih kabul ettiği görüş de budur. Böyle bir hayvanın yumurtasıni da sütü ve eti gibi değerlendirmişlerdir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ غَيْلاَنَ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ أَسْتَحْمِلُهُ فَقَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ، مَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ". ثُمَّ لَبِثْنَا مَا شَاءَ اللَّهُ، فَأُتِيَ بِإِبِلٍ فَأَمَرَ لَنَا بِثَلاَثَةِ ذَوْدٍ، فَلَمَّا انْطَلَقْنَا قَالَ بَعْضُنَا لِبَعْضٍ لاَ يُبَارِكُ اللَّهُ لَنَا، أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَسْتَحْمِلُهُ فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا فَحَمَلَنَا. فَقَالَ أَبُو مُوسَى فَأَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " مَا أَنَا حَمَلْتُكُمْ بَلِ اللَّهُ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ كَفَّرْتُ عَنْ يَمِينِي، وَأَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَكَفَّرْتُ ".
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. şöyle demiştir: "Ben Eş'arilerden bir topluluk ile birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldim ve kendisinden, binek olarak kullanmak ve ağırlıklarımızı yüklemek üzere deve istedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vaılahi sizlerin binek olarak kullanacağınız deve/erim yoktur, sizi bindireceğim hayvan da yoktur" dedi. Sonra biz Allah'ın dilediği kadar bir müddet bekledik. Derken Rsulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birtakım develer getirildi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize üç deve verilmesini emretti. Yola koyulduğumuzda içimizden bazıları şöyle dedi: Allah bize bereket ihsan etmez. Biz kendisinden binecek ve ağırlıklarımızı taşıyacak deve istemek için geldik, o da bizlere deve vermeyeceğine yemin etti. Ebu. Musa olayın devamını şöyle anlatmıştır: Bu konuşmanın ardından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldik ve aramızda konuştuklarımızı ona açtık. Bize şöyle dedi: "Sizleri develere yükleyen ben değilim. Fakat sizleri develere Allah yüklemiştir ve ben Allah'a yemin ederim ki inşaailah (diye) yemin eder de, sonra ondan başkasını daha hayırlı görürsem muhakkak yeminimden kefaret verir ve o daha hayırlı olan işi yaparım, kefCıret veririm
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ أَبُو مُوسَى أَكْرَمَ هَذَا الْحَىَّ مِنْ جَرْمٍ، وَإِنَّا لَجُلُوسٌ عِنْدَهُ وَهْوَ يَتَغَدَّى دَجَاجًا، وَفِي الْقَوْمِ رَجُلٌ جَالِسٌ، فَدَعَاهُ إِلَى الْغَدَاءِ، فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا فَقَذِرْتُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ، فَإِنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُهُ. فَقَالَ إِنِّي حَلَفْتُ لاَ آكُلُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ أُخْبِرْكَ عَنْ يَمِينِكَ، إِنَّا أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَاسْتَحْمَلْنَاهُ فَأَبَى أَنْ يَحْمِلَنَا فَاسْتَحْمَلْنَاهُ، فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا، ثُمَّ لَمْ يَلْبَثِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ أُتِيَ بِنَهْبِ إِبِلٍ، فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ، فَلَمَّا قَبَضْنَاهَا قُلْنَا تَغَفَّلْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، لاَ نُفْلِحُ بَعْدَهَا أَبَدًا فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ حَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا وَقَدْ حَمَلْتَنَا. قَالَ " أَجَلْ، وَلَكِنْ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ مِنْهَا ".
Zehdem dedi ki: Ebu Musa (Kufe'ye vali olarak geldiğinde) Cerm'lilerden bu kabileye ikramda bulundu. Bizler onun yanında oturuyorken kendisi de öğlen yemeğinde tavuk yiyordu. Orada bulunanlar arasında oturan birisini yemeğe çağırdı. O da: Ben o tavuğu bir şeyler yerken gördüm de bundan dolayı ondan tiksindim dedi. Ebu Musa ona: Gel dedi, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i tavuk yerken görmüşümdür. Adam: Ben onu yememeğe dair yemin ettim deyince, Ebu Musa: Gel de sana yeminine dair haber vereyim, dedi (ve şöyle devam etti): Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna Eş'arilerden birkaç kişi olarak vardık. Ondan bize, bizi taşıyacak binek vermesini istedik. O bize binek vermek istemedi. Yine ondan bize binek vermesini istedik, bize binek vermemek üzere yemin etti. Daha sonra aradan fazla zaman geçmeden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ganimet olarak alınmış bir takım develer getirildi. Bunun üzerine bize beş tane yük taşıyacak deve verilmesini emretti. O develeri ele geçirdikten sonra bizler: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yeminini unutturduk, bundan sonra asla iflah olmayacağız dedik. Onun yanına gittim ve: Ey Allah'ın Resulü dedim. Sen bize bizi taşıyacak binek vermemek üzere yemin etmiştin. Şimdi ise bize binek verdin. Şöyle buyurdu: Evet, ben herhangi bir hususa dair yemin eder de başkasının ondan hayırlı olduğunu görürsem mutlaka ondan hayırlı olduğunu gördüğüm işi yaparım." Açıklaması: "Ebu Musa gelince" Osman r.a. döneminde Kufe valisi olarak oraya gelince demektir