Sahîh-i Buhârî · 6722
Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ بْنِ فَارِسٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ، فَإِنَّكَ إِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا، وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ إِلَيْهَا، وَإِذَا حَلَفْتَ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَيْتَ غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، فَأْتِ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ، وَكَفِّرْ عَنْ يَمِينِكَ ". تَابَعَهُ أَشْهَلُ عَنِ ابْنِ عَوْنٍ. وَتَابَعَهُ يُونُسُ وَسِمَاكُ بْنُ عَطِيَّةَ وَسِمَاكُ بْنُ حَرْبٍ وَحُمَيْدٌ وَقَتَادَةُ وَمَنْصُورٌ وَهِشَامٌ وَالرَّبِيعُ.
Abdurrahman b. Semura'nın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Sen (kendiliğinden) bir görevi isteme' Eğer kendin istemeksizin sana görev verilirse o işte (Allah tarafından) yardım görürsün. Eğer talebin üzerine sana görev verilirse işinde yalnız bırakılırsın. Bir şeye yemin edip de başkasını daha hayırlı gördüğünde o daha hayırlı olan işi yap ve yemininin kefaretini ver. " Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnü'l-Münzir bu konuda şu açıklamayı yapmıştır: Rebi'a, Evzai, İmam Malik, Leys ve -Rey ehli hariç- belli başlı beldelerdeki diğer fıkıh bilginlerinin görüşü, yemini bozmadan önce kefaret vermenin geçerli olduğu yönündedir. Ancak İmam Şafii bu hükümden oruç kefaretini istisna etmiş ve "Oruç kefareti ancak oruç bozulduktan sonra verilebilir" demiştir. Rey taraftarı olan bilginler ise "Yemini bozmadan kefaret vermek geçerli değildir" demişlerdir. Tahavi onların görüşünü "Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur"(Maide 89) ayetine dayandırmıştır. Onlara göre ayetten maksat, "yemin edip, yemininizi bozduğunuzda ... " demektir. Muhalif görüşte olan bilginler ise Tahavi'nin yaklaşımını reddetmişler ve şöyle demişlerdir: Tam tersine ayetin takdiri "yemin edip, yemininizi bozmak istediğinizde ... " şeklindedir. Bundan daha uygun olanı ise şöyle demektir: Ayetin takdiri bunlardan daha geneldir. Bu iki takdirden biri diğerinden daha iyi değildir. Bu bilginler bir de ayetin zahirine göre kefaret bizatihi yeminle vacip olur demişlerdir. Yemini bozmadan önce kefaret vermenin caiz olduğunu savunan bilginler ise kefaret bizatihi yeminle vacip olsaydı, yeminine sadık kalan kimselerden kefaret, bilginlerin ittifakıyla saklt olmazdı diye cevap vermişlerdir. lyaz şöyle demiştir: Bilginler kefaretin sadece yemini bozmakla vacip olduğu ve yemini bozduktan sonra ertelenmesinin caiz olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. İmam Malik, Şafii, Evzai ve Sevri yeminin bozulmasından sonra kefaretin tehir edilmesini müstehap görmüşlerdir. lyaz şöyle devam eder: Bazı Malikiler, günah olan yemin bozma kefaretinin onu bozmadan önce verilemeyeceğini ifade etmişler ve bu tavrın, masiyete yardım anlamı taşıdığını ileri sürmüşlerdir. Çoğunluk ise bu görüşü reddetmiştir. İbnü'l-Münzir şu açıklamayı yapar: Çoğunluğun delili şudur: Ebu Musa ve Abdurrahman hadislerindeki lafızların farklılığı, iki şeyden birisinin muayyen olduğunu göstermez. Yemin edene iki şey emredilmiştir. Bunlardan ikisini birden yaptığında kendisine emredileni yapmış olur. Haber, yemini bozmadan önce kefaret verilemeyeceğini göstermediğine göre geriye bu konuda akıl yürütmekten başka çare kalmaz. Kadi İyad şöyle der: Kefaretin yemini bozmadan önceden verilmesinin caizliği noktasındaki ihtilaf, onun yemini çözmek veya bozmaktan kaynaklanan günahına kefaret vermek için ruhsat olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Çoğu nluğa göre kefaret, Allahu Teala'ın yapılan yemini çözmek için getirdiği bir ruhsattır. Bundan dolayı o, yemini bozmadan önce de sonra da verilebilir .. Mazerl'nin bu konudaki görüşü şöyledir: Kefaret için üç şeyden söz edilebilir: a. Yemini etmeden önce. Bu durumda kefaret vermek bilginlerin ittifakıyla geçerli değildir. b. Yemin ettikten ve onu bozduktan sonra. Bu durumda bilginlerin ittifakıyla kefaretini vermek caizdir. c. Yemin ettikten sonra ve bozmadan önce bu durumda ihtilaf sözkonusudur. Bilginler "Siz/ere binmeniz için deve/er veren ben değilim. Fakat Allah siz/ere bu deve/eri ihsan etmiştir" hadisi hakkında şöyle demişlerdir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile onları minnet altında bırakmak istememiş ve nimetin asli malikine izafe etmek istemiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları develere yüklerken hiçbir rolünün olmadığını söylemek istememiştir. Çünkü bunu isteseydi daha sonra "Allah'a yemin ederim ki inşaailah (diye) yemin eder de sonra ondan daha hayırlısını görürsem yeminimin kefaretini verir, o daha hayırlı o/anı yaparım ve kefaret veririm" demezdL Mazeri şöyle demiştir: "Siz/eri deve/ere Allah yük/emiştir" sözünün manası şudur: Sizleri yüklediğim develeri bana veren Yüce Aııahtır. O bunu yapmasaydı benim yanımda sizi yükleyeceğim hiçbir şeyolmazdı. Bazı bilginler ise şöyle demişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yeminini unutmuş olması da muhtemeldir. Unutan kimseye herhangi bir fiil izafe edilmez. Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in daha önce beyan ettiğimiz üzere Müslim'de yer alan "Valiahi onu unutmadım" (Müslim, Eyman) şeklindeki açık ifadesi bu görüşü reddetmektedir. Bazı bilginlere göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onları develere kendisinin yüklemediği, bunu yapanın Allahu Teala olduğu ifadesinden maksat, onun kendisine ihsan ettiği ganimete işarettir. Çünkü bu ganimet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çabasıyla ele geçmediği gibi, kendisi onu istemiyordu ve böyle bir beklenti içinde de değildi. Buna göre hadisin manası şöyle olmaktadır: Sizleri develere ben yüklemedim. Çünkü ilk başta yanımda böyle bir imkan yoktu. Fakat bize nasip ettiği ganimetten dolayı sizleri develere yükleyen Yüce Aııah'tır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، قَالَ أَتَيْتُهُ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ادْنُ ". فَدَنَوْتُ فَقَالَ " أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " فِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ ". وَأَخْبَرَنِي ابْنُ عَوْنٍ عَنْ أَيُّوبَ قَالَ صِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ، وَالنُّسُكُ شَاةٌ، وَالْمَسَاكِينُ سِتَّةٌ.
Ka'b İbn Ucre'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldim. Bana "yak/aş" dedi. Ben de yaklaştım. Bana "Başındaki bit/er sana rahatsız/ık veriyor mu?" diye sordu. "Evet veriyor" diye cevap verdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Oruç tutarak veya sadaka vererek ya da kurban keserek fidye vermen gerekir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıda belirtilen hususlara "kefaret" denilmesi, günahları örtmesinden dolayıdır. Rağıb konu ile ilgili olarak şöyle bir açıklama yapmaktadır: "Kefaret", yeminini bozan kimsenin verdiği şeydir. Bu kelime, adam öldürme ve zıhar kefaretinde de kullanılır. Kelime "tekfir" kökündendir. Bu kök, bir fiili örtme ve üzerini kapatma anlamına gelir. Kefareti verilen fiil, hiç yapılmamış gibidir. Allahu Teala bu kelimeyi bir ayette şöyle kullanır: "Eğer ehl-i kitap iman edip sakınsaydı herhalde (geçmiş) kötülüklerini örterdik. "(Maide 65) Bu ayetteki "lekefferna" kelimesi, izale ederdik, yok ederdik anlamınadır. "Allahu Teala 'ın 'Yeminin kefCıreti on fakiri doyurmaktır" İmam Buharl'nin bu ayete yer vermekten maksadı, ayetin tamamıdır. Ayette belirtilen sayıya uymak gerektiği kanaatini taşıyan çoğunluk, bu ayeti delilolarak almıştır. "On fakire vermek gereken miktarı, bir kişiye verince yeterli olur" diyenlere karşı bu ayet delil olarak alınmıştır. Bu görüş, İbn Ebi Şeybe tarafından Hasan-ı BasrI'den nakledilmiştir. "İbn Abbas, Ata ve İkrime'nin şöyle dedik/eri nak/edilmiştir: Kur'an-ı Kerim'de "ev=veya" ev=veya" harfi ile belirtilen hüküm/erde mükellefmuhayyerdir" İbn Battal şöyle der: Bu, alimler arasında üzerinde görüş birliği edilen bir husustur. Bilginler fakire ne kadar yedirileceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluğun kanaatine göre her bir fakire Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müddü ile bir müd buğday verilmelidir. İmam Malik, Medine'li fakirlere verilecek buğday cinsinin farklı olduğu kanaatine varmış ve onlar açısından -başka şehirlerin aksine- ortalama geçimleri olacağı gerekçesiyle tükettikleri buğdayı esas almıştır. Ona göre her bir belde halkı açısından itibar edilmesi gereken, ortalama geçimin sağlandığı buğday cinsidir. İbnü'l-Kasım, bu konuda İmam Malik'e muhalefet etmiş ve çoğunluğun yanında yer almıştır. Kufeliler verilmesi vacip olanın yarım sa' buğdayolduğu kanaatine varmışlardır. Birinci görüşün delili, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ramazanda oruçlu iken eşiyle ilişkiye giren kişinin kefareti hakkında her bir fakire bir müd verileceği yolundaki emridir
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الضَّحَّاكِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ مِلَّةِ الإِسْلاَمِ فَهْوَ كَمَا قَالَ ـ قَالَ ـ وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِشَىْءٍ عُذِّبَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، وَلَعْنُ الْمُؤْمِنِ كَقَتْلِهِ، وَمَنْ رَمَى مُؤْمِنًا بِكُفْرٍ فَهْوَ كَقَتْلِهِ ".
Sabit bin Dahhak'tan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İslam dışında bir din adına yemin eden kimse, söylediği gibidir. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür. Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Müminin kafir olduğunu söylemek onu öldürmek gibidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İslam dışında bir din adına yemin eden kimse: Din kelimesi tüm dinleri kapsar. Yahudilik, Hıristiyanlık, Mecusilik, Sabillik, puta tapınmak, Dehrilik, Muattıla, şeytana ve meleklere tapınmak ve diğerleri birer dindir. Musannif bu şekilde yemin eden kimsenin kafir olup olmayacağını kesin olarak belirtmemiştir. Ancak " Kim Lat ve Uzza adına yemin ederse, hemen Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylesin" hadisini mu allak olarak naklettikten sonra Nebi s.a.v.'in bu kimseleri küfre nispet etmediğini belirtmiştir. Bu şekilde yemin eden kimsenin sadece Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylemesi emrediimiş, şehadetin ikinci kısmını söylemesi istenmemiştir. Eğer küfre girmiş olsaydı iki şehadeti de söylemesi gerekirdi. İbnu'I-Münzir, "Şunu yaparsam Allah'ı inkar etmiş olayım" deyip de daha sonra o işi yapan kimsenin durumunun ihtilaflı olduğunu söylemiştir. İbn Abbas, Ebu Hureyre, Ata, Katade ve fakihlerin çoğunluğu bu kimsenin kefaret vermesi gerekmediğini, kMir olmayacağını söylemişlerdir. Ancak küfrü kalbinde gizlemiş olması durumunu hariç tutmuşlardır. EI-Evzai, es-Sevri, Hanefiler, Ahmed İbn Hanbel ve İshak İbn Rahuye bunun da bir çeşit yemin olduğunu ve bu kimsenin kefaret vermesi gerektiğini belirtmişlerdir. İbnu'l-Münzir birinci görüşün daha doğru olduğu kanaatindedir. Zira hadiste "Kim Lat ve Uzza adına yemin ederse, hemen Allah'tan başka bir ilah olmadığını söylesin" buyrulmuş, ancak kefaretten söz edilmemiştir. Bir başkası şöyle demiştir: Bu nedenle hadiste "İslam dışında bir din adına yemin eden kimse söylediği gibidir" buyrulmuş, kimse böyle bir yemine cür'et etmesin diye sert bir dil kullanılmıştır. Maliki ilim adamlarından Ebu'I-Hasan el-Kassar Hanefiler'in bu durumda kefareti gerekli görürken yeminin bir fiilden kaçınmak ve zikredilen lafızlarla İslam'ı yücelterek sözlerine kefil getirmek olmasından hareket ettiklerini nakletmiştir. Ancak daha sonra onların "İslam hakkı için" diyerek yemin edip bu yeminden dönen kimseye kefaret düşmeyeceğini, İslam'ı açıkça yücelterek yemin etme halinde kefaret gerekeceğini ancak bu yüceltmenin net olmadığı durumlarda kefaret gerekmediğini söylediklerini belirterek bu rivayeti sorgulamıştır. Bir kimse kendisini bir şeyle öldürürse cehennemde de o şey ile azap görür: İbn Dakik el-Id şöyle demiştir: Bu, dünyada işlenen suçların ahirette nasıl cezalandırılacağı ile ilgili rivayetlerden biridir. Bir insanın kendisini öldürmesi bir başkasını öldürmesi gibi günahtır. Çünkü canı kendi mülkü değildir. Aksine can Allah'ın mülküdür. İnsan canı hakkında ancak Allah'ın izin verdiği ölçüde tas arrufta bulunabilir. Bu hadis, kısası, hadlerde belirlenen şekilde vacip görenlerin hilafına, mümasil olarak vacip görenler için de delil teşkil etmektedir. Ancak İbn Dakik el-Id, Allah'ın ahkamının filleriyle kıyaslanamayacağını söyleyerek bu fikri reddetmiştir. Allah'ın ahirette yapacağını bildirdiği her şeyin dünyada kullar için meşru olacağı söylenemez. Ateşte yakmak, bağırsakları parçalayacak kadar kaynar su içirmek benzeri filler böyledir. Sonuç olarak, mümasil kısasa delil getirmek için bu hadis dışında başka bir delil gereklidir. Nitekim bu konuda " Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür"(Şura, 40) ayeti ile istidlalde bulunulmuştur. Bu mesele, Allah dilerse, Kısas ve Diyetler Bölümünde açıklanacaktır
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَزَالُ جَهَنَّمُ تَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ حَتَّى يَضَعَ رَبُّ الْعِزَّةِ فِيهَا قَدَمَهُ فَتَقُولُ قَطْ قَطْ وَعِزَّتِكَ. وَيُزْوَى بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ ". رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ.
Enes İbn Malik r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Cehennem durmaksızın daha fazla yok mu der. Nihayet izzetin rabbi oraya kademini koyar, cehennem de "Yeter, yeter" der ve bir kısmı diğer kısmına yaklaşır. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA –Lİ UMRİLLAH BAB’I VAR Allah'ın izzeti, sıfatları ve kelimeleri adına yemin etmek: Bu başlıkta genel, özele, özel de genele atfedilmiştir. Çünkü sıfatlar izzetten ve kelimelerden geneldir. 'Atalar adına yemin etmeyin' başlığı altında bu duruma işaret edilmişti. Yeminler sarih, kinayeli ve ikisi arasında olmak üzere farklı kısımlara ayrılırlar. İkisi arasında olanlar sıfatlardır. Sıfatların sarih yemine dahil olup olmadığı, sıfatlarla yemin ederken niyete gerek olup olmadığı ihtilaflıdır. Tercih edilen görüşe göre, zati sıfatların bir kısmı sarih yemine dahildir. Kişi hakları ile ilgili böyle bir yemin edilmişse bu yeminde gizli saklı bir yön kalmamaktadır. Fiili sıfatlar ise kinayeye dahildir. Allah'ın izzeti zati sıfatlardandır. Celal ve azameti de öyledir. Beyhaki'nin Marife'de açıkladığına göre Şafii şöyle demiştir: "Kim Allah'ın hakkı, azameti, celali, kudreti adına yemin ederse yemin etmeyi ister kastetmiş olsun ister olmasın yemin etmiş sayılır." (Ebu Hureyre şöyle demiştir) Ebu Said şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Sana istediğin şeyin on katı verilecektir." Bu hadis haşır ile ilgili uzun bir hadisin özeti olup Rikak kitabının sonunda yeterince şerh edilmiştir. (6573 nolu hadis) "Senin izzetin adına yemin ederim ki senden başka bir şey istemeyeceğim." diyen adamın sözüne karşılıktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadeyi zikretmesi bu yemini takrir etmek olup böyle bir ifadenin yemin olacağına delalet etmektedir
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنِي أَبِي وَحَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ فَقَالَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ فَقَدِ اسْتَثْنَى فَلاَ حِنْثَ عَلَيْهِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَقَدْ رَوَاهُ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَغَيْرُهُ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ مَوْقُوفًا . وَهَكَذَا رُوِيَ عَنْ سَالِمٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما مَوْقُوفًا . وَلاَ نَعْلَمُ أَحَدًا رَفَعَهُ غَيْرَ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَكَانَ أَيُّوبُ أَحْيَانًا يَرْفَعُهُ وَأَحْيَانًا لاَ يَرْفَعُهُ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ الاِسْتِثْنَاءَ إِذَا كَانَ مَوْصُولاً بِالْيَمِينِ فَلاَ حِنْثَ عَلَيْهِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالأَوْزَاعِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ .
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir şeyi yapmamaya veya yapmaya yemin ederse sonra da yeminini bozmayı daha hayırlı bulursa yeminin yerine keffâret ödesin ve yemin ettiği şeyi yapsın.” (Müslim, Eyman: 3; Nesai, Eyman: 14) Bu konuda Ümmü Seleme’den de hadis rivâyet edilmiştir. Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının uygulaması bu hadise göredir. Yemini bozmadan önce keffâret ödemek caizdir. Mâlik, Şâfii, Ahmed ve İshâk bu görüştedir. Bazı ilim adamları ise şöyle derler: Yeminini bozduktan sonra keffâret ödemesi daha uygundur demektedirler. Sûfyân es Sevrî diyor ki: Yemini bozduktan sonra keffâret ödemesi bana göre daha hoştur. Yemini bozmadan önce keffaretini öderse bu da yeterlidir
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ نَحْوَ حَدِيثِ مَالِكٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَفْلَحَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ " . أَوْ " دَخَلَ الْجَنَّةَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ " .
Bize Yahya b. Eyyub ve Kuteybe b. Said birlikte İsmail b. Cafer'den tahdis etti. O Ebu Suheyl'den, o babasından, o Talha b. Ubeyduııah'tan, o (1/41b) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hadisi Malik'in hadisine yakın olarak rivayet etti. Ancak o rivayetinde (farklı olarak) şunları söyledi: Resuluııah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer söylediğine sadakat gösterirse babası hakkı için felah bulur" yahut: "Eğer söylediğine sadakat gösterirse babası hakkı için cennete girer" buyurdu. NEVEVİ ŞERHİ: Allah Rasulünün: "Söylediğine sadakat gösterirse babası hakkı için iflah olur." Buradaki yemin onların bir alışkanlığıdır. Bununla birlikte Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim yemin edecekse Allah adına yemin etsin" ve: "Şüphesiz Allah size babalarınız adına yemin etmeyi yasaklar" buyurmuşken nasıl böyle bir yemin etmiş olabilir. Bunun cevabı nedir? Bu soruya cevap şudur: Allah Rasulünün: "Babası hakkı için iflah olur" buyurması bir yemin değildir çünkü bu Arapların yeminin hakikatini kastetmeksizin sözleri arasına böyle bir ibareyi katmak görünegelmiş bir adetleri idi. Yasak ise ancak yeminin hakikatinin kastedilmesi halindedir çünkü yemin hakikati kastedilecek olursa adına yemin edilen kişinin ta'zim edilmesi ve onun yüce Aııah'a benzetilmesi sözkonusudur. Şüphesiz bu beğenilen kabul olunan bir cevaptır. Bunun yüce Allah'tan başkası adına yemin etmenin yasaklanmasından önce olma ihtimali de vardır diye de açıklanmıştır. Allah en iyi bilendir. AHMED DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رِوَايَةً قَالَ " مَنْ حَلَفَ وَاسْتَثْنَى فَلَمْ يَحْنَثْ " .
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Yemin edip de (yemininde) inşâallah diyen bir kimse (yeminini bozduğunda) günah işlemiş olmayacaktır. (Yâni kefaret ödemesi gerekmez) AÇIKLAMA ve Tahric: Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir. Oradaki rivayette; ...... cümlesi yerine: "(yeminini bozmakla) günaha girmiş olmaz» cümlesi kullanılmıştır. Her iki ifadeden çıkan sonuç aynıdır: Yani bir adam yemin ederken inşaaIlah. sözünü kullanırsa onun yemini oluşmuş bir yemin sayılmaz. Çünkü yeminini Allah'ın dilemesine bağlamıştır. Allah'ın dilemesi şartının tahakkuk etmesi ise bizce meçhuldür. Yemin oluşmayınca, onu bozmak da söz konusu edilemez. Yani yeminine muhalefet etmesi günah sayılmaz ve muhalefet ettiği takdirde kefaret ödemesi gerekmez. İbn-i Ömer (r.a.)'ın hadisini Tirmizi. Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Müslim ise bunu mevkuf olarak yani İbn-i Ömer'in sözü olarak rivayet etmiştir. Dikkat edildi ise müellifimiz bu hadisi iki sened ile rivayet etmiştir. İlk sened merfudur. Yani Peygamber (s.a.v.)'e ulaştırılmıştır. İkinci sened (2106 nolu) ise İbn-i Ömer'e ulaşmıştır. Onun eseri ve sözüdür. İbn-i Ömer (r.a.)'ın hadisi de aynı hükmü ifade eder. Yeminde istisna edilince, yani inşaaIlah denilince o yemin oluşmuş sayılmaz ve dolayısıyla, ona muhalefet etmek sakıncalı değildir, kefaret gerektirmez. Sahih-i Müslim'de "Yeminde ve başka şeyde istisna" başlığı ile bir bab açılmış ve burada İbn-i Ömer'in eseri ile merfu başka hadisler rivayet edilmiştir. Nevevi bu hadislerin şerhinde özetle şöyle der: "Mezkur hadisten anlaşılıyor ki; bir adam yemin ederken, yemini ile beraber ve fasılasız olarak «inşaaIlah» derse, yeminini bozmakla günaha girmiş olmaz (ve kefaret ödemesi de gerekmez). Keza yemini de oluşmuş sayılmaz. Yemindeki istisnanın müteber oIması için iki şart vardır: Birinci şart; İnşaallah sözünün yemin cümlesine aralıksız olarak eklenmesidir. İkinci şart da, yemin cümlesi henüz bitmemiş iken, inşaaIlah demeye niyet etmektir. Kadı iyaz: inşaaIlah sözü yemin cümlesine fasılasız olarak eklendiği zaman, edilen yeminin oluşmuş sayılmayacağı hususunda tüm müslümanlar icma etmişlerdir. Yemin cümlesi bitip, ara verildikten sonra söylenen inşaallah sözü de bazı selef alimlerinin dediği gibi istisna sayılmış olsaydı, hiç kimse, hiç bir yeminde günaha girmiş olmazdı, kefaret ödemesi de gerekmezdi. (Çünkü yemin eden herkes yemininden bir süre sonra, yeminini bozmak istediğinde, günaha girmemek ve kefaret. ödemeye gerek bırakmamak için, bir süre önce ettiği yemine atfen "inşaaIlah" diyebilir'' demiştir. Kadı iyaz sözüne devamla: Yemin edilirken buna eklenecek inşaallah sözü ile yemin cümlesi arasında fasıla bulunmaması keyfiyeti hakkında alimler ihtila! etnıişlerdir. Yani yemin cümlesi ile inşaallah cümlesi arasında ne kadar ara ve fasıla olmaması gerekir? 1. Malik, Evzai, Şafii ve Cumhura göre yemin cümlesi ile inşaallah cümlesinin birlikte söylenmesi gerekir. İki cümle arasında susmamak icabeder. Ancak nefesin kesilmesi nedeni ile verilen ara zararsızdır. 2. Tavus, el-Hasan ve Tabiilerden bir cemaata göre, yemin eden adam oturduğu meclisten kalkmadıkça, yeminine eklemek üzere söyleyeceği inşaallah sözü istisna sayılır. 3. Katade'ye göre yemin eden adam oturduğu yerden kalkmadıkça veya konuşmadıkça istisna edebilir. 4. Said bin Cübeyr'e göre adam dört aya kadar istisna edebilir. 5. ibn-i Abbas'a göre kişi ne zaman hatırlarsa o zaman istisna edebilir. Bazı alimler: Yukardaki ilk görüşten sonraki görüşlerden maksad; inşaallah sözü mübarek bir sözdür. her konuşmada anılmalıdır, unutulduğu takdirde hatıra gelir gelmez yine denilmelidir. Bu hususta; yani inşaallah sözünün unutulması halinde, bilahare hatırlanınca söylenmesi Kehf suresinin 23. ayeti ile emredilmiştir. Bu görüş sahibIerinin maksadı yemin eden adam yemin ettikten bir süre sonra istisna ederse yani inşaallalı derse yemini çözülür ve yeminine muhalefet etmesi bir günah sayılmaz, demek değildir, demişlerdir. Şu halde yemin ettikten bir süre sonra istisna etmekle yemin çözülmez ve yemin bozdurulduğu takdirde günaha girilmiş olur, dolayısıyla kefaret ödenir." Allah Teala'ya yemin edildiğinde istisna etmenin, yani inşaallah demenin hükmü yukarda anlatılmış oldu. Nevevi bundan sonra boşama, köle veya cariyeyi azadetme ve diğer konularda istisna etmenin hükmünü şöyle anlatır; "Boşama, azadetme ve Allah'a yemin etmekten başka her hangi bir konuda istisna yapılırsa bunun hükmü hususunda alimler değişik görüşler beyan etmişlerdir. Önce bu konulara ait misaller getirelim, sonra alimlerin görüşlerini anlatalım. Mesela: Bir adam: inşaallah ..karım benden boştur, inşaallah kölem hürdür, inşaallah karım bana annemin sırtı gibidir, inşaallah Ali'nin bende bin lira alacağı vardır, Allah hastama şifa verirse inşaallah, bir ay oruç tutmak Allah için benim adağımdır, gibi bir söz söylerse, bu sözde kullandığı inşaallah cümlesi istisna sayılır mı, sayılmaz mı? Bilindiği gibi istisna sayılırsa o yemin oluşmuş sayılmaz. İstisna sayılmaz ise yemin oluşmuş olur. 1. Şafii, Kufe alimleri, Ebu Sevr ve başkalarının mezhebine göre Allah adına yapılan yeminde istisna müteber ve geçerli olduğu gibi diğer şeylerde de istisna muteber ve geçerlidir. Bu itibarla boşama, köle - cariye azad etme, zihar, adak, ikrar vesair işlerde inşaallah cümlesi kullanıldığı zaman bu akidlerin hiç birisi oluşmuş olmaz. Bu görüşü bir örnekle aydınlatalım: Bir adam karısına: Sen inşaallah benden boşsun, derse bu sözle karısı boşanmış olmaz. Azadetme. zihar. adak ve diğer meseleler de böyledir. 2. Malik ve Evzai'ye göre inşaallah sözü ile yapılan istisna ancak Allah'a yapılan yeminlerde geçerlidir. Bunun dışındaki işlerde geçerli değildir. Bu görüşe göre bir adam karısına: Sen inşaallah benden boşsun, derse karısı boşanmış olur. Diğer mes'eleler de bunun gibidir. Peygamber (s.a.v.) anılan hadiste «Eğer kişi inşaallah derse» buyurmuştur. Şu halde sözü edilen istisnanın dille söylenmesi gereklidir. Sadece kalb ile istisnaya niyet etmek kafi değildir. Ebu Hanife. Şafii, Malik, Ahmed ve bütün alimler böyle demişlerdir. Ancak bazı Maliki alimler istisnaya kalben niyet etmenin kafi olduğunu söylemişlerdir