İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6889

Blood Money (Ad-Diyat)

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ،، أَنَّ رَجُلاً، اطَّلَعَ فِي بَيْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَدَّدَ إِلَيْهِ مِشْقَصًا‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ حَدَّثَكَ قَالَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ‏.‏

Humeyd şöyle demiştir: "Adamın biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evine baktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bir tarak doğrulttu." Humeyd'e "Bunu sana kim rivayet etti?" diye sordum. "Enes b. Malik" diye cevap verdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sultana (hakime) başvurmaksızın hakkını alma." Yani bir kimsenin hakimin hükmü olmadan borçlusundan alacağını alması. "Veya kısas etme" yani bir kimsenin bir başkasını kısasen öldürmeye veya organını kısas ettirmeye hakkı doğsa durumunu hakime arzetmesi şart mıdır yoksa hakime müracaat etmeksizin hakkını alması caiz midir? Yukarıdaki başlıkta geçen "sultan" kelimesinden maksat hakimdir. İbn Battal şöyle demiştir: Fetva veren imamlar hiç kimsenin hakime (sultan) müracaat etmeksizin hakkını kısasen almasının caiz olmadığı noktasında ittifak etmişlerdir. İbn Battal şöyle devam eder: Bilginler daha önce ayrıntısı geçtiği üzere bir kimsenin kendi kölesine had cezası uygulayıp, uygulayamayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. İbn Battal şöyle devam eder: Hakkını almaya gelince, bilginlere göre -yakında açıklayacağımız üzere- bir kimsenin alacağı malolduğu ve karşı taraf da bunu inkar ettiği ve elinde de ispat edecek bir beyyine bulunmadığı takdirde hakkını o kişiden alması caizdir. İbn Battal bundan sonra yukarıda yer verilen hadise "Bu ifade, insanların özel hayatlarından haberdar olmayı caydırma ve bunu yapana ağır bir ifade kullanma tarzında söylenmiştir" diye cevap vermiştir. Bizim kanaatimize gelince, İbn Battal'ın sözünü ettiği ittifak, sanki İsmail el-Kadl'nin Nüshatu Ebi'z-Zinad'da görüşlerine başvurulan fıkıh bilginlerinden naklettiği ifadeye dayanır gibidir. Bu eserde şöyle denilmektedir: Bir kimsenin hakime başvurmaksızın had cezalarından herhangi birini uygulaması uygun değildir. Ancak bir kimsenin kendi kölesine zina haddini uygulaması mümkündür. Bu Ebü'z-Zinad zamanında Medinelilerin ittifakından ibarettir. Buna verilecek cevaba gelince, İbn Battal yukarıdaki haberin zahirine göre amel edilmez demek istiyorsa bu bizce tartışılır. "İznin olmadan." Bu cümle izin verilerek evin içine bakmayı hüküm dışına çıkarmaktadır. "Gözünü çıkarsan" İbnü'l-Katta' "fekae" fiilinin gözünün ışığını giderdi anlamına geldiğini söylemiştir. "......." Günah veya hesaba çekilme anlamındadır. "Ona bir tarak doğrulttu" yani tarağını ona doğru doğrulttu demektir. Arapçada "tasvıb" oku hedefine yöneltmek demektir. "Tesdıd" de aynı manadadır. Nitekim şu meşhur beyitte kelime bu anlama kullanılmıştır: Atıcılık öğretiyorum ona her gün Ateş etti bana pazıları güçlendiği gün

Sahîh-i Buhârî, 6889

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَبِي وَمُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ عَلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏"‏ يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا، وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا، وَتَطَاوَعَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَبُو مُوسَى إِنَّهُ يُصْنَعُ بِأَرْضِنَا الْبِتْعُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ وَوَكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Said b. Ebi Bürde şöyle demiştir: Babamın anlattığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini ve Muaz b. Cebel'i Yemen'e göndermiş ve "Kolaylaştınn, zorlaştırmayın, müjdeleyip sevindirin, nefret ettirmeyin ve birbirinize hükümde uygunluk gösterin" diye emretmiştir. Ebu Musa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Bizim Yemen topraklarında biti' denilen bir içki yapılır. Bize ne emredersiniz?" diye sormuş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Sarhoşluk verici her içki haramdır!" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "........" yani hükümde uygunluk gösterin, birbirinizle anlaşmazlığa düşmeyin! Zira bu, sizin yönettiğiniz halkın da görüş ayrılığına düşmesine yol açar. Bu da düşmanlığa, sonra da savaşa sebep olur. İhtilaf durumunda başvurulacak ilke, kitap ve sünnette yer alan ifadelerdir. Yüce Allah "Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resulüne götürün {onların talimatına göre halledin)"(Nisa 59) buyurmaktadır. Bu konunun daha fazla açıklaması, inşallah İ'tisam bölümünde gelecektir. İbn Battal ve başkaları şöyle demiştir: Hadis ittifaka teşvik etmektedir. Zira ittifakta sevgi, kaynaşma, hak üzere işbirliği vardır. Hadise göre bir beldeye iki tane hakim tayin etmek caizdir. Bunlardan her biri beldenin belli bir köşesinde oturur. İbnü'I-Arabi şöyle der: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O iki hakimi, göreve getirdiği konularda ortak etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu uygulaması, iki kişiyi yetkide ortak olarak hakim tayin etmede bir ilke koymuş oldu. İbnü'l-Arabi böyle diyorsa da İbn Battal'a göre bu görüş tartışılır. Çünkü bunun yeri, her iki hakimin verdiği hükmün geçerli olduğu alanlardır. Ancak İbnü'I-Müneyyir şöyle der: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O iki kişiyi her olaydaki hükümde ortak hareket etmek amacıyla tayin etmiş olma ihtimali olduğu gibi, her birinin verdiği hükümde bağımsız olma ve her birinin kendine özel bir yargı alanı bulunma ihtimali de vardır. Bunun nasılolduğunu ancak Yüce Allah bilir. İbnü't-Tin'in yaklaşımı şöyledir: Doğru olanı iki hakimin ortak olduklarıdır. Ancak bir başka rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlardan her birini bir eyalete tayin etmiştir. Yemen iki büyük eyalete ayrılmıştl. Bizce itibar edilen budur

Sahîh-i Buhârî, 7172
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ خَرَجَتْ جَارِيَةٌ عَلَيْهَا أَوْضَاحٌ بِالْمَدِينَةِ ـ قَالَ ـ فَرَمَاهَا يَهُودِيٌّ بِحَجَرٍ ـ قَالَ ـ فَجِيءَ بِهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبِهَا رَمَقٌ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَرَفَعَتْ رَأْسَهَا، فَأَعَادَ عَلَيْهَا قَالَ ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَرَفَعَتْ رَأْسَهَا، فَقَالَ لَهَا فِي الثَّالِثَةِ ‏"‏ فُلاَنٌ قَتَلَكِ ‏"‏‏.‏ فَخَفَضَتْ رَأْسَهَا، فَدَعَا بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَتَلَهُ بَيْنَ الْحَجَرَيْنِ‏.‏

Hişam b. Zeyd'in nakline göre dedesi Enes b. Malik şöyle anlatmıştır: Medine'de üzerinde gümüş zınet eşyası bulunan bir cariye dışarı çıkar. Yahudinin biri ona bir taş atar. Cariye son nefeslerini verirken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Seni filanca mı öldürmeye teşebbüs etti?" diye sorunca, cariye başını kaldırarak "hayır" işareti yapar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem soruyu tekrar ederek "seni öldürmeye teşebbüs eden filanca mıydı?" der. Cariye başını kaldırarak "hayır" işareti yapar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçüncü kez "Seni öldürmeye teşebbüs eden filanca mıydı?" deyince, cariye başını indirerek "evet" işareti yapar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiyi çağırtır ve başı iki taş arasında ezilerek (kısasen) öldürür. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Taş veya sapa ile öldürmenin hükmü." imam J3uharl başlıktaki ifadeyi görüldüğü üzere mutlak olarak kullanmış ve bu konuda ihtilaf olduğuna işaret etmek için kesin bir ifade kullanmamıştır. Fakat onun burada yer verdiği hadis, çoğunluğun görüşünü tercih ettiğine işaret etmektedir. imam Buhari, bu konuda bir yahudinin bir cariyenin hayatına kastettiğinden söz eden hadise yer verir. Bu, "Bir katil öldürmede kullandığı aletle (kısasen) katledilir" görüşünde olan çoğunluğu destekleyen bir delildir. Bu bilginler "Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin"(Nahl 126) ayeti ile "Kim size saldınrsa siz de ona misilleme olacak kadar saldınn"(Bakara 194) ayetlerini esas almışlardır. Ancak Kufeli fıkıh bilginleri bunlara muhalif kalmışlardır. Onlar "Kılıçtan başka bir şeyle kısas olmaz" hadisini delilolarak almışlardır. Ancak bu hadis zayıftır. Hadisi Bezzar, İbn Adiy, Ebu Bekre'den rivayet etmişlerdir. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre bir kimse birisini bir şey kullanarak öldürürse genellikle onun gibi bir şeyle (kısasen) katledilir. Bir alet kullanarak katletme, teammüden öldürmedir. Ata ve Tavus teammüden öldürmenin şartı, silah kullanmaktır demişlerdir. İbnü'l-Arabı içki içmek, homoseksüel ilişki (livata) ve yakmak gibi içinde günah olan yollarla misilleme yapmak bundan müstesnadır. Yakma meselesinde Şafiı mezhebinde ihtilaf sözkonusudur. Ancak ilk ikisi üzerinde bilginlerin ittifakı vardır

Sahîh-i Buhârî, 6877
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ سَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَنْ إِمْلاَصِ الْمَرْأَةِ ـ هِيَ الَّتِي يُضْرَبُ بَطْنُهَا فَتُلْقِي جَنِينًا ـ فَقَالَ أَيُّكُمْ سَمِعَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِ شَيْئًا فَقُلْتُ أَنَا‏.‏ فَقَالَ مَا هُوَ قُلْتُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ فِيهِ غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لاَ تَبْرَحْ حَتَّى تَجِيئَنِي بِالْمَخْرَجِ فِيمَا قُلْتَ‏.فَخَرَجْتُ فَوَجَدْتُ مُحَمَّدَ بْنَ مَسْلَمَةَ فَجِئْتُ بِهِ، فَشَهِدَ مَعِي أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ فِيهِ غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُرْوَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ‏.‏

Muğire b. Şu'be şöyle anlatmıştır: Ömer b. el-Hattab gebe bir kadın'ın karnına vurulması sebebiyle cenin'i ölü olarak düşürmesinin hükmünü sordu ve "Hanginiz Nebi'den bu konuda bir şey işitti?" dedi. Ben "Ben işittim" dedim. Ömer "İşittiğin nedir?" diye sordu. 'Ben Nebi'den işittim 'Bu durumda bir ğurre yani bir köle veya cariye verilir' buyurdu" dedim. Bunun üzerine Ömer bana "Bu söylediğin hadis hususunda bana bir çıkış yeri, bir delil getirmedikçe ayrılma!" dedi. [-7318-] Ben hemen onun yanından çıktım ve akabinde Muhammed b. Mesleme'yi buldum ve onu Ömer' e getirdim. O da benimle beraber Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den "Bu durumda bir ğurre yani bir köle veya cariye verilir" dediğini işittiğine şehadet etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bir hakimin önüne gelen olayın hükmünü kitap veya sünnetten araştırmadan hüküm vermesi caiz değildir. Şayet bu iki kaynakta aradığı hükmü bulamayacak olursa, icmaa başvurur. Bu konuda icma da bulamazsa önüne gelen meseleyi aralarındaki ortak illetten dolayı kitap veya sünnette mevcut olan bazı hükümlere katmanın sahih olup olmayacağı üzerinde düşünür. Böyle bir hüküm bulursa o meseleyi buna kıyas etmesi gerekir. Aksi takdirde o olayın başka bir illeti olursa tercihte bulunması gerekir. Eğer illet bulamayacak olursa asılların şahitliğine ve benzerliğin baskınlığına dayanarak hüküm verir. Bunlardan hiçbir şey bulamayacak olursa aklın hükmüne başvurur. İbn Battal şöyle der: Ebü't-Tayyib Ebu Bekir el-Bakıllanl'nin görüşü budur. İbn Battal, bundan sonra onun "Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık"(En'am 38) ayeti hakkındaki son ifadesini çirkin gördüğüne işaret etmiştir. Herkesin bildiği üzere naslar bütün hadiseleri hükme bağlamazlar. Buradan biliyoruz ki Yüce Allah olayların hükmünü nas yolundan başka bir yolla açıklamıştır ki bu da kıyastır. Bu görüşü Yüce Allah'ın "onların arasından iç yüzünü anlayanlar onun ne olduğunu bilirlerdi"(Nisa 83) ayet i teyit etmektedir. Zira istinbat hüküm çıkarmak demektir ki bu da kıyas yoluyla olur. Zira nas bu konuda gayet açıktır. İbn Battal bundan sonra kıyası inkar edenlere cevap verir ve onların çelişki içinde olduklarını belirtir. Zira onların temel prensibi, herhangi bir konuda nas bulunmadığında icmaa başvurmaktır. İbn Battal şöyle devam eder: O zaman kıyası terk etmeye dair bir icma getirmeleri gerekir. Oysa bunu getiremezler. Buradan açıkça ortaya çıkıyor ki kıyas, ancak nassın ve iemanın bulunmadığında değil, nas veya icma varken yapıldığında kabul edilmez. Başarı yalnız Yüce Allah'tandır

Sahîh-i Buhârî, 7317
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ سَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَنْ إِمْلاَصِ الْمَرْأَةِ ـ هِيَ الَّتِي يُضْرَبُ بَطْنُهَا فَتُلْقِي جَنِينًا ـ فَقَالَ أَيُّكُمْ سَمِعَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهِ شَيْئًا فَقُلْتُ أَنَا‏.‏ فَقَالَ مَا هُوَ قُلْتُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ فِيهِ غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لاَ تَبْرَحْ حَتَّى تَجِيئَنِي بِالْمَخْرَجِ فِيمَا قُلْتَ‏.فَخَرَجْتُ فَوَجَدْتُ مُحَمَّدَ بْنَ مَسْلَمَةَ فَجِئْتُ بِهِ، فَشَهِدَ مَعِي أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ فِيهِ غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُرْوَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ‏.‏

Muğire b. Şu'be şöyle anlatmıştır: Ömer b. el-Hattab gebe bir kadın'ın karnına vurulması sebebiyle cenin'i ölü olarak düşürmesinin hükmünü sordu ve "Hanginiz Nebi'den bu konuda bir şey işitti?" dedi. Ben "Ben işittim" dedim. Ömer "İşittiğin nedir?" diye sordu. 'Ben Nebi'den işittim 'Bu durumda bir ğurre yani bir köle veya cariye verilir' buyurdu" dedim. Bunun üzerine Ömer bana "Bu söylediğin hadis hususunda bana bir çıkış yeri, bir delil getirmedikçe ayrılma!" dedi. [-7318-] Ben hemen onun yanından çıktım ve akabinde Muhammed b. Mesleme'yi buldum ve onu Ömer' e getirdim. O da benimle beraber Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den "Bu durumda bir ğurre yani bir köle veya cariye verilir" dediğini işittiğine şehadet etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bir hakimin önüne gelen olayın hükmünü kitap veya sünnetten araştırmadan hüküm vermesi caiz değildir. Şayet bu iki kaynakta aradığı hükmü bulamayacak olursa, icmaa başvurur. Bu konuda icma da bulamazsa önüne gelen meseleyi aralarındaki ortak illetten dolayı kitap veya sünnette mevcut olan bazı hükümlere katmanın sahih olup olmayacağı üzerinde düşünür. Böyle bir hüküm bulursa o meseleyi buna kıyas etmesi gerekir. Aksi takdirde o olayın başka bir illeti olursa tercihte bulunması gerekir. Eğer illet bulamayacak olursa asılların şahitliğine ve benzerliğin baskınlığına dayanarak hüküm verir. Bunlardan hiçbir şey bulamayacak olursa aklın hükmüne başvurur. İbn Battal şöyle der: Ebü't-Tayyib Ebu Bekir el-Bakıllanl'nin görüşü budur. İbn Battal, bundan sonra onun "Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık"(En'am 38) ayeti hakkındaki son ifadesini çirkin gördüğüne işaret etmiştir. Herkesin bildiği üzere naslar bütün hadiseleri hükme bağlamazlar. Buradan biliyoruz ki Yüce Allah olayların hükmünü nas yolundan başka bir yolla açıklamıştır ki bu da kıyastır. Bu görüşü Yüce Allah'ın "onların arasından iç yüzünü anlayanlar onun ne olduğunu bilirlerdi"(Nisa 83) ayet i teyit etmektedir. Zira istinbat hüküm çıkarmak demektir ki bu da kıyas yoluyla olur. Zira nas bu konuda gayet açıktır. İbn Battal bundan sonra kıyası inkar edenlere cevap verir ve onların çelişki içinde olduklarını belirtir. Zira onların temel prensibi, herhangi bir konuda nas bulunmadığında icmaa başvurmaktır. İbn Battal şöyle devam eder: O zaman kıyası terk etmeye dair bir icma getirmeleri gerekir. Oysa bunu getiremezler. Buradan açıkça ortaya çıkıyor ki kıyas, ancak nassın ve iemanın bulunmadığında değil, nas veya icma varken yapıldığında kabul edilmez. Başarı yalnız Yüce Allah'tandır

Sahîh-i Buhârî, 7318
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَدَدْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَلُدُّونِي ‏"‏‏.‏ فَقُلْنَا كَرَاهِيَةُ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ‏.‏ فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ ‏"‏ لاَ يَبْقَى أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلاَّ لُدَّ، غَيْرَ الْعَبَّاسِ فَإِنَّهُ لَمْ يَشْهَدْكُمْ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzına ilaç koyduk. Bize 'Ağzıma ilaç koymayın" dedi. Biz "Hasta ilacı sevmez, onun için böyle söyledi" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendine gelince şöyle buyurdu: '1\ranızdan ağzına ilaç damlatılmayacak hiç kimse kalmayacaktır. Bundan sadece Abbas müstesnadır. Çünkü o sizinle birlikte bulunmadı. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yaralamalarda kadınlarla erkekler arasında kısas uygulaması." İbnü'lMünzir şöyle demiştir: Bilginler, bir erkeğin kadını öldürmesi dolayısıyla, bir kadının da erkeği öldürmesi sebebiyle kısasen katledileceği noktasında icma etmişlerdir. Ancak Hz. Ali, Hasan-ı Basri Ve Ata'dan gelen bir rivayet bundan müstesnadır. Hanefiler, yaralamalarda bu hükme muhalif kalmışlardır. Bazı bilginler sağlam elin çolak el karşılığında kısasen kesilmeyeceğini söylemişlerdir. Can ise bunun aksinedir. Çünkü sağlığı yerinde olan bir kimse bir hastayı öldürdüğü takdirde bilginlerin ittifakı ile kısasen öldürülür. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Fıkıh bilginleri can konusunda kısas hükmünde icma etmelerine karşılık bunun dışındaki hususlarda ihtilaf etmişlerdir. İhtilaf edilen hususun ittifak edilene katılması gerekir. İlim ehli kimseler bir erkek öldürdüğü kadına karşılık kısasenöldürülür demişlerdir. Burada "ilim ehli"nden maksat çoğunluğu oluşturan bilginlerdir. "er-Rebl'in kızkardeşi bir kişiyi yaralayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Kısas uygulayın' diye emretti." Bu ifade Müslim'in Hammad b. Seleme ve Sabit vasıtasıyla Enes'ten naklettiği şu hadisin bir kısmıdır: "er-Rebl'in kız kardeşi Üm mü Harise birisini yaralamıştı. Taraflar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmüne başvurdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kısas uygulayın" buyurdu. Ümmü REbi "Ya Resulallah! Filanca kadın kısas olunur mu! Vallahi o kısas edilmez" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Subhanallah! Ey Ümmü Rebf! Kısas Allah'ın hükmüdür" buyurdu. Çok geçmeden diyet vermeyi kabul ettiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'I\llah'ın öyle kulları vardır ki yemin etseler Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. " (Müslim, Selam) "Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzına ilaç koyduk. Bize I\ğzıma ilaç koymayın' dedi." Bu hadisin açıklaması, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı bölümünde geçmişti. Burada hadise "Aranızdan ağzına ilaç damlatılmayacak hiç kimse kalmayacaktır" cümlesinden dolayı yer verilmiştir. Çünkü bu cümle, bir erkeğe karşı suç işleyen kadının kısas edilmesinin meşru olduğuna işaret etmektedir. Sebebine gelince; Nebi s.a.v.'in ağzına ilaç koyanlar, erkek ve kadın karışık halde idiler

Sahîh-i Buhârî, 6886
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ نَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى رَجُلٍ يُقَاتِلُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَ مِنْ أَعْظَمِ الْمُسْلِمِينَ غَنَاءً عَنْهُمْ فَقَالَ ‏"‏ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ‏"‏‏.‏ فَتَبِعَهُ رَجُلٌ فَلَمْ يَزَلْ عَلَى ذَلِكَ حَتَّى جُرِحَ، فَاسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ‏.‏ فَقَالَ بِذُبَابَةِ سَيْفِهِ، فَوَضَعَهُ بَيْنَ ثَدْيَيْهِ، فَتَحَامَلَ عَلَيْهِ، حَتَّى خَرَجَ مِنْ بَيْنِ كَتِفَيْهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ الْعَبْدَ لَيَعْمَلُ فِيمَا يَرَى النَّاسُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنَّهُ لَمِنْ أَهْلِ النَّارِ، وَيَعْمَلُ فِيمَا يَرَى النَّاسُ عَمَلَ أَهْلِ النَّارِ وَهْوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنَّمَا الأَعْمَالُ بِخَوَاتِيمِهَا ‏"‏‏.‏

Sehl İbn Sa'd es-Saidi anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşriklerle çarpışmakta olan bir adama baktı. O adam savaştaki yeterlilik bakımından Müslümanların en büyükleri derecesinde idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı ve "Her kim cehennemlik bir adama bakmak isterse şu kişiye baksın!" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözü üzerine sahabilerden bir zat, gözünü hiç ayırmadan o adamı takip edip gözle di. Adam sonunda yaralanınca hemen ölmek isteyerek kendi kılıcının sivri ucunu iki memesinin arasına koydu. Sonra üzerine dayanıp yüklendi, kılıç iki küreği arasından dışarı çıktı (ve adam öldü). (Onun bu yaptığını Nebi s.a.v. duyunca) "Kul insanların gözünde cennet ehlinin amelini yapar. Halbuki o muhakkak cehennem ehlindendir. Yine kul insanların gözünde cehennemliklerin amelini yapar, halbuki o cennet ehlindendir. Ameller ancak (ölüm sırasındaki) sonlarına göre değerlendirilir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Amellerin Sonlarına Göre Değerlendirildiği ve Bunlardan Korkulacak Olanlar." İmam Buhar! bu konuda kendisini öldüren kişinin konu edildiği Sehl İbn Sa 'd hadisine yer vermiştir. Bu hadisin son kısmında Resulullah "Ameller ancak (ölüm sırasındaki) sonlarına göre değerlendirilir" buyurmaktadır. Bu olayın açıklaması Meğazi Bölümünde Hayber Gazvesi başlığı altında geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Kula amelinin hayatının sonunda nasıl noktalanacağının bildirilmemesinde büyük bir hikmet ve çok latif bir ilahi plan vardır. Çünkükul sonunda kurtuluşa erenlerden olacağını bilirse kendisini beğenir ve tembelleşir. Buna karşılık sonunda helak olacağını bilirse haddi daha da aşar. Bundan dolayı kula amelinin akıbeti bildirilmemiştir ki korku ile ümit arasında yaşasın. Taberi'nin nakline göre Hafs İbn Humeyd şöyle demiştir: İbnü'lMübarek'e "Birisini haksız yere öldüren bir kişi görsem ve kendi kendime 'Ben şu adamdan daha faziletliyim' desem bunun hükmü nedir?" dedim. İbnü'l-Mübarek "Nefsinden emin olman o adamın günahından daha beterdir" dedi. Taberi bu sözü şöyle açıklamıştır: Çünkü kendisini ondan daha üstün gören kimse kendi akıbetinin nasılolacağını bilmiyor. Belki de o katil Allah'a tövbe edecek ve tövbesi kabul edilecektir. O katilin yaptığını beğenmeyen kimse belki desonunda kötü bir akıbetle gidecektir

Sahîh-i Buhârî, 6493

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.