Sahîh-i Buhârî · 6932
Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ وَذَكَرَ الْحَرُورِيَّةَ ـ فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Abdullah b. Ömer, r.a. Harurilerden söz ederek şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar okun avı delip çıkışı gibi İslam dininden çıkarlar!" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Haricllerin ve İnkarcıların Kendilerine Delil Getirilmesinden Sonra Öldürülmesi" ve Allahu Teala'ın "Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir" sözü. "Havaric", "harice" kelimesinin çoğuludur. Kelime taife ve zümre anlamına gelmektedir. Bunlar bid'atçi bir topluluk olup, dinden çıktıkları ve Müslümanların hayırlılarına karşı geldikleri için bu ismi almışlardır. Rafii'nin eş-Şerhu'l-Kebir isimli eserde naklettiği üzere bunların bid'atlarının aslı Hz. Ali'ye karşı gelmelerine dayanmaktadır. Çünkü onlar Hz. AIi'nin, Osman'ın katillerini bildiğine ve onları yakalama gücü olduğuna ve buna rağmen onun kat1ine razı olduğundan veya kendileriyle anlaştığından onlara kısas uygulamadığına inanıyorlardı. Ram'nin ifadesi bu yöndedir. Bu görüş tarihçilerin üzerinde anlaştıkları yaklaşıma terstir. Çünkü tarihçiler nezdinde Haridierin Hz. Osman'ın kanını talep etmedikleri noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Tam tersine onlar HZ.Osman'ın yaptığı birtakım icraatlara tepki gösteriyorlar ve ondan uzak olduklarını söylüyorlardı. Bu işin aslı şudur: Bazı Iraklılar Hz. Osman'ınakrabalarından bazı kişilerin yaşantılarına tepki gösteriyorlar ve bu konuda Osman'a dil uzatıyorlardı. Bunlar Kur'an okuma ve ibadette çok çaba harcadıklarından dolayıkendilerine kurra deniliyordu. Ancak bu kimseler Kur'an'ı maksadı dışında tevil ediyorlar, kendi görüşlerini esas alıyorlar, zühd, huşu ve bunun dışındaki şeylere çok titizlik gösteriyorIardı. Hz. Osman öldürülünce, Aliyle birlikte çarpıştılar ve Osman'ın ve kendisiyle birlikte bulunanların kafir olduğuna inandılar. Hz. Ali'nin imam olduğuna inanıp, Talha ve ZUbeyr'in başkanlık ettiği Cemel savaşında kendisiyle çarpışanların kafir olduğunu ileri sürdüler. Talha ile ZUbeyr, Hz. Ali'ye bey' at ettikten sonra Mekke'ye çıkmışlar ve Hz. Aişe radıyallahu an ha ile karşılaşmışlardı. Aişe r.anha o sene haccetmişti. Bunlar Hz. Osman'ın katillerini arama noktasında ittifak edip, Basra'ya doğru yola çıktılar. Maksatları insanları buna davet etmekti. Bunların durumları Hz. Ali'nin kulağına gidince, onlara karşı yola çıktı ve aralarında meşhur Cemel vakası meydana geldi. Hz. Ali bu çarpışmadan galip geldi. Talha ile ZUbeyr savaştan döndükten sonra öldürüldü. Hz. Osman'ın kanını talep edenler, ittifakla kabul edildiği üzere işte bu gruptur. Sonra benzer taleple Şam'da Muaviye ayaklandı. Muaviye o zamanlar Şam emiri idi. Hz. Ali, Şam halkı kendisine bey' at etmesi için ona haber gönderdi. Muaviye, Hz. Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü ve onun katillerinin kısas edilmesi için harekete geçmenin gerekli olduğunu ve kendisinin bunu talep etmede insanların en güçlüsü olduğunu ileri sürdü ve Hz. Ali' den kendisine bu fırsatı vermesini istedi. Ona bundan sonra bey' at edeceğini belirtti. Hz. Ali ise ona "İnsanların girdiği kapıdan sen de gir. Sonra onlar için bana dava aç ve haklarında hakka göre hüküm vereyim" dedi. Bu mesel e uzayınca Hz. Ali Şamlılarla çarpışmak maksadıyla Iraklılarla birlikte yola çıktı. Muaviye de Şamlılarla birlikte onunla çarpışmak üzere yola çıktı. İki ordu Sıffin denilen yerde karşılaştı. Aralarındaki savaş aylarca sürdü. Şamlılar tam yenilmek üzere iken Mushafları mızrakların ucuna takıp, "Sizi Allah'ın kitabına davet ediyoruz" diye seslendiler. Bu, Muaviye'nin saflarında bulunan Amr b. eı-As'ın işareti üzerine yapıldı. Hz. Ali'nin saflarında bulunan birçok kimse ve özellikle Kurra, dini hassasiyetlerinden dolayı çarpışmayı bıraktılar ve hareketlerine gerekçe olarak "Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir grup cayarak geri dönüyor"(Al-i İmran 23) ayetini gösterdiler. Bu konuda Şamlılarla haberleştiler ve "Aranızdan bir hakem gönderin, bir hakem de biz çıkaralım. Bunlarla birlikte savaşa katılmayan kimseler de hazır bulunsun. Bunlar kimin haklı olduğunu söylerlerse ona itaat etsinler" dediler. Hz. Ali ve beraberinde bulunanlar bu talebe olumlu cevap verdiler. Harkller haline gelecek olan o zümre ise buna tepki gösterdi. Hz. Ali Iraklılarla Şamlılar arasında şu antlaşma metnini kaleme aldı. "Bu mu'minlerin emirinin Muaviye'ye hükmüdür." Ancak Şamlılar bunu kabul etmeyip, "Onun ve babasının adını yaz" dediler. Hz. Ali bu isteği de kabul etti. Ancak Hariciler buna da karşı geldiler. Sonra iki grup, (hakemler ve beraberinde bulunanlar) Şam'la Irak arasındaki orta yerde belirledikleri bir tarihte yeniden buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Her iki ordu hüküm çıkıncaya kadar kendi beldelerine geri döndü. Muaviye Şam'a, Hz. Ali KCıfe'ye gitti. Sayıları sekiz bini bulan Hariciler, Hz. AIi'den ayrıldılar. Bazı tarihçiler onların sayısının on binden fazla olduğunu söylerken, bazıları altı bin sayısını verirler. Hariciler HarCıra denilen biryere konakladılar. Bundan dolayı onlara HarCırller denildi. Onların liderleri Abdullah b. el-Kewa el-Yeşkurı ve Şebes et-Temimı idi. Ali b. Abbas onlara haber gönderdi ve kendileriyle tartıştı. Haricilerden büyük bir kısmı onunla birlikte geri döndü. Sonra yanlarına Hz. Ali gitti, ona itaat edip kendisiyle birlikte adı geçen iki reisieri KCıfe'ye girdi. Akabinde Hz. Ali'nin hakemlik uygulamasından tövbe ettiği ve bu yüzden kendisiyle birlikte döndükleri şaiyasını yaydılar. Bu haber Hz. AIi'nin kulağına gidince bir konuşma yaptı ve buna tepki gösterdi. Hariciler mescid tarafından "Hüküm ancakAllah'ındır" diye seslendiler. Hz. Ali "Söylenen söz doğru ancak bununla batıl bir amaç kastediliyor" dedi ve Haricilere hitaben "Sizin bizim üzerimizde üç hakkınız var, bunlar şunlardır: "Sizleri mescidlere girmekten alıkoyamayız. Fey gelirinizi engelleyemeyiz ve fesad çıkarmadığınız sürece sizinle çarpışmaya ilk başlayan biz olmayız." Hariciler birer ikişer çıkarak el-Medain' de toplandılar. Hz. Ali onlara geri dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak hakem uygulamasına razı olduğu için kafir olduğunu ikrar edip, bundan tövbe ettiğini belirtinceye kadar gelmeyeceklerini ısrarla vurguladılar. Sonra onlara bir elçi daha gönderdi. Hariciler onun elçisini öldürmek istediler. Bundan sonra kendileri gibi inanmayan kimsenin kafir olduğu, kanının, malının ve ailesinin dokunulmazlığı olmadığı noktasında görüş birliğine vardılar. Bunun ardından işi eyleme döktüler ve insanları kırıp geçirdiler. Karşılaştıkları Müslümanları katlettiler. Karşılarına Abdullah b. Habbab b. el-Eret çıktı. Abdullah, Hz. Ali'nin o bölgelerdeki valisi idi. Beraberinde hamile olan cariyesi bulunuyordu. Hariciler onu öldürüp, cariyesinin karnını deşerek çocuğunu öldürdüler. Hz. Ali bu durumu haber alınca Şam'a gitmek için hazırlamış olduğu ordunun başında Haricilerin üzerine yürüdü. Nehrevan'da onlara saldırdı ve Haricilerden sadece on kişi kurtulabildi. Kendisiyle birlikte bulunanlardan ise ancak on kişi öldürüldü. Haricılerin ilk çıktıklarındaki durum kısaca buydu. Sonra görüşlerine eğilim duyanlar hayatta kalanlara katıldılar. Bunlar Hz. Ali'nin zamanında gizlenmişlerdi. onlardan birisi Hz. Ali'yi sabah namazında öldüren Abdurrahman b. Mü!cem idi. Daha sonra Hz. Hasan ile Muaviye sulh yaptıklarında Haricilerden bir grup harekete geçti. Şam ordusu en-Nuceyle denilen yerde bunlara saldırdı. Akabinde Hariciler Ziyad ve oğlu Ubeydullah'ın Irak valiliği döneminde Muaviye'nin ve oğlu Yezid'in halifeliği boyunca yer altında gizlendiler. Ziyad ve oğlu Haricilerden bir grubu ele geçirdi ve bunların bir kısmını katledip, bir kısmını uzun hapislere çarptırarak yok etti. Yezid öldükten sonra tefrika meydana gelip, hilafete Abdullah b. ez-ZUbeyr geçince ve -Şam halkının bir kısmı hariç- belli başlı yörelerdeki insanlar kendisine itaat edince Mervan isyan etti ve halifelik iddiasında bulundu ve bütün Şam diyarına Mısır' a kadar hakim oldu. Bu esnada Hariciler, Irak'ta Nafi b. el-Ezrak, Yemame'de Necdet b. Amir başkanlığında ortaya çıktı. Necdet Haricilik inancına "Kendileriyle çıkıp Müslümanlarla savaşmayan kimselerin onların inandığı gibi inansa bile kafir olduğu" ilkesini de ekledi. Haricilerin sebep olduğu bela böylece büyüdü ve fasid inançları yaygınlık kazandı. Hariciler muhsan olan kimseye recm cezası uygulamasını ortadan kaldırdılar. Hırsızın elini koltuğundan itibaren kesip, adet gören kadınların namaz kılmakla yükümlü olduklarını ileri sürdüler ve gücü yettiği halde emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker yapmayan kimsenin kafir olduğuna, gücü yetmiyorsa büyük günah işlediğine hükmettiler. Büyük günah işleyen kimse onların nazarında kafir hükmünde idi. Hariciler zimmllerin mallarını almayıp, onlara mutlak olarak ilişmediler. Müslümanlığa nispet edilen kimseleri ise öldürerek, esir alarak ve mallarını yağma ederek yok ettiler. Bunların içinde bu katliam ı herhangi bir davette bulunmaksızın mutlak olarak işleyenler olduğu gibi önce davet edip, sonra öldürenler de bulundu. Bu bela, Mühelleb b. Ebi Sufra'nın onlarla çarpışma emri vermesine kadar günden güne artmaya devam etti. Mühelleb onlarla mücadeleye başladı ve kendilerini ele geçirdi. Böylece sayıları azaldı, ardından Harici kalıntıları Emevi devleti boyunca ve Abbasilerin ilk yıllarına kadar varlığını sürdürdü. Haricilerden bir zümre Mağrib'e gitti. Ebu Mansur el-Bağdadı, el-Makdldt isimli eserinde şöyle der: Haricılerin fırkaları yirmiyi bulur. İbn Hazm: "Bunların en kötüsü, sözü edilen aşIri gruptur. Ehl-i hakka görüşü en yakın olanlar ise İbadiye'dir" demiştir. İmam Gazzal1, el-Vasit isimli eserinde başka alimlere paralelolarak "Harici'ler hakkında verilecek hükmün iki yönü bulunmaktadır" der. Bunlardan birincisine göre, Harici'lerin hükmü mürtedler gibidir. İkincisine göre Haricıler ehl-i bağy hükmündedirier. Ram bu iki görüşten birincisini tercih etmiştir. Onun düşüncesi her Harici' hakkında isabetli değildir. Çünkü Hariciler iki kısımdır. Bunlardan birincisi, daha önce zikredildi. İkincisi ise kendi inancının propagandasını yapmak için değil, sırf mülk elde etmek için çıkmıştır. Bunlar da kendi içlerinde ikiye ayrılmışlardır. Bir kısmı idarecilerin zulmü ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine göre amel etmemeleri dolayısıyla din uğruna çıkmışlardır. Bunlar hak üzere olan gruptur. Aralarında Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, el-Harra'da toplanmış olan Medineliler ve Haccac'a isyan eden kurralar bulunmaktadır. Diğer kısım ise içlerinde ister şüphe taşıyanlar, isterse taşımayanlar olsun sırf saltanat maksadıyla ortaya çıkan Haricilerdir. Bunlar bağllerdir. Bunların hükümleri Yüce Allah'ın yardımıyla inşallah Fitenbölümünde gelecektir. "İbn Ömer "Harici'leri Allah'ın kötü yaratıkları olarak görür ... " Müslim'de yer alan sahih ve merfu bir Ebu Zerr hadisinde Harici'lerin nitelikleri anlatılırken "Onlar mahlukatın en kötüleridir" cümlesi yer almaktadır.(Müslim, Zekat) Bezzar'da Şa'bı ve Mesruk'un nakillerine göre Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Harici'lerden söz ederek "Onlar benim ümmetimin en kötüleridir. Ümmetimin hayırlı/arı onları katledecektir" buyurdu. Bu hadisin isnadı hasendir. Ahmed b. Hanbel ve İbn Ebi Şeybe'de yer alan merfu EbU Berze hadisinde Harici'ler "Onlar bütün halkın en kötüleridir" cümlesi üç kez tekrarlanmaktadır. "Akıl/arı zayıf." Hadiste geçen "ahlam", "hiim" kelimesinin çoğuludur. Anlamı akıldır. Buna göre hadisin manası onların akılları aşağılıktır, zayıftır demek olur. Nevevi şöyle der: Bu hadisten anlaşıldığına göre araştırma ve basi:-et gücü, yaş kemale erdiğinde, hayat tecrübesi çok olduğunda ve akıl kuvvetli olduğunda meydana gelir. "Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır." Müslim'de Abide b. Amr'ın rivayetine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Eğer şımarmayacak olsaydınız, size Allahu Teala'ın Muhammed'in lisanı ile onları öldürecek olanlara vaat ettiği şeyleri rivayet ederdim." Abide şöyle devam eder: Hz. Ali'ye "Bunu sen duydun mu?" diye sordum. Bana üç kez "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki evet" dedi.(Müslim, Zekat) Müslim'de Zeyd b. Vehb'in HaricIlerin katli olayı hakkındaki rivayetine göre Hz. Ali onları öldürünce 'Allah doğru söyledi! Ve Nebiine bildirdi' dedi. Bunun üzerine'• Abide ayağa kalkarak "Ey mu'minlerin emiri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah adına soruyorum. Sen bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemiden duydu n mu?" dedi. Hz. Ali "Evet, kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki evet" dedi. Abide de kendisine üç kez yemin verdi (Müslim, Zekat) Nevevi şöyle der: Abide'nin Hz. Ali'ye yemin vermesi, bunu duyanlar nezdinde olayı iyice pekiştirmek, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizesinin ortaya çıkmasını sağlamak ve Hz. Ali ve beraberinde bulunanların hak üzere olduklarını vurgulamaktır. Biz de şunu ekleyelim: Bunun yanında yemin veren Abide'nin kalbini yatıştırmak ve ikna etmek içindir. Çünkü Hz. Ali'nin "Savaş hiledir" şeklinde işaret ettiği ifadeden kaynaklanan bir zannı gidermek gerekir. Abide, Hz. Ali'nin bu konuda fiilen bir şey duymamış olduğundan kort{muştur. "Hor görürsünüz." Yani kıldığınız namazları azımsarsınız. "Okun atıcısı (avı delip geçen) okuna bakar." Hadiste geçen '\Sj" avın herhangi bir kanı kalıp kalmadı diye şüphelenir demektir. "Fuka", kta yay takılan yer demektir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، حَدَّثَنَا يُسَيْرُ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ قُلْتُ لِسَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ هَلْ سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي الْخَوَارِجِ شَيْئًا قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ـ وَأَهْوَى بِيَدِهِ قِبَلَ الْعِرَاقِ ـ " يَخْرُجُ مِنْهُ قَوْمٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Yuseyr b. Amr şöyle demiştir: Sehl b. Huneyfe " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Haricıler hakkında herhangi bir şey söylerken işittin mi?" diye sordum. Sehl şöyle cevap verdi: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den elini Irak tarafına doğru uzatarak şöyle buyurduğunu ışittim: "Bu taraftan bir kavim çıkacak, onlar Kur'an okurlar, Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar atılan bir okun avı delip çıkması gibi İslam'dan çıkarlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kaynaşmanın sağlanması ve insanların kendisinden kaçmaması için Haridler ile çarpışmayı terkeden kimse." İsmam şöyle demiştir: Atılan başlık, Haridler ile savaşmayı terk hakkındadır. Hadis, gerek fert, gerek toplum olarak öldürmeyi terk hakkındadır. Ancak propagandalarını yapmaya başlayıp, insanlarla savaşacak olurlarsa onlarla çarpışmak gerekli olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'in teklif ettiği boynunu vurmayı terk etmiştir. Çünkü ilgili kişi niyetinden geçenleri ortaya koyacak bir fiilde bulunmamıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam henüz kök salıp, kalplere yerleşmeden önce insanların gözünde salih olan bir kimseyi öldürecek olsaydı, onları İslam'a girmekten kaçındırmış olacaktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra ise görüşlerini ortaya koyduklarında, cemaatten ayrıldıklarında ve imamlara muhalif davrandıklarında -onlarla çarpışma kuvveti varken çarpışmamak- caiz değildir. Biz de şunu ekleyelim: Buharl'nin yukarıda attığı başlıkta bu görüşe ters düşen bir şey yoktur. Ancak o şuna işaret etmiştir: Hadiste zikredilen bir durum meydana gelse ve bir zümre sözgelimi Haridier gibi inansa ve savaşmasa devlet başkanının -maslahatı bu yönde gördüğü takdirde- onlara ilişmemesi caizdir. Bu masıahat devlet başkanının şu yönde taşıdığı bir endişe olabilir: Şayet sözü edilen zümreye ilişecek olursa onlar gibi inanç taşıyıp, durumunu gizleyen bazı kimseler ortaya çıkıp, kendileri ile çarpışabilir ve bu onların isyanlarına ve Müslümanlara karşı savaş açmalarına sebep olabilir. Harici:! erin savaşta acımasız, sebatkar ve gözlerini kırpmadan kendilerini ölüme atan kimseler oldukları bilinen hususlardandır. Tarihçilerin Haricılere dair zikrettikleri üzerinde düşünen kimse bunu anlayacaktır. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Kaynaşma İslam'ın ilk başlarında onların zararlarını savuşturmak için buna ihtiyaç olduğu dönemlerde sözkonusu idi. Buna karşılık Allahu Teala İslam'ı üstün kıldığında uzlaşma gerekmez. Ancak insanların buna ihtiyaçları olması müstesnadır. Buna karar verecek olan o dönemin devlet başkanıdır. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buharl'nin rivayet ettiği haber "katl=öldürme" hakkında iken onun "kıtal=çarpışma" şeklinde başlık atması, "kıtali terk etme"nin "katli terk etmek"ten anlaşılmasından dolayıdır. Ama katli terk etmek kıtali terk etmekten anlaşılmaz. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken ... " Edeb bölümünde Abdurrahman b. Ebu Na'm vasıtasıyla Ebu Said'den yapılan rivayete göre taksim edilen mal, külçe altın idi ve Hz. Ali onu Yemen'den göndermişti. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları, dört kişi arasında böıüştürmüştü. Bu kişilerin isimlerini orada zikretmiştik. "Onun birtakım arkadaşları vardır ki." Bu ifadenin zahirinden anlaşılan Nebi s.a.v.'in O kişinin katledilmesi emrini vermeyişi, kendisinin bahsedilen nitelikte arkadaşları olmasından dolayıdır. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e o şekilde itiraz ettiği halde öldürülmemesini gerektirmeyen bir husustur. Burada Buharl'nin anladığı gibi bir kaynaşma maslahatı da sözkonusu olabilir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onları Müslüman olduklarını izhar etmekle birlikte ibadette mubalağada bulunmakla nitelemektedir. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların öldürülmelerine izin vermiş olsaydı, bu başkalarını İslam'a girmekten kaçındıracaktl. "Sizden biriniz onların namazıarı karşısında kendi namazınl, oruçları karşısında kendi orucunu muhakkak küçük görür." Hadisin manası şudur: Vü.ce Allah onların kıraatlarını hançerelerinden yukarı çıkarmaz ve kabul buyurmaz. Bazıları şöyle demiştir: Onlar Kur'an'a göre amel etmezler. Dolayısıyla okudukları Kur'an'ın sevabına eremezler. Netice olarak onu kıraat etmiş olmaktan başka bir şeyelde edemezler. Nevevl'nin kanaati şudur: Bundan maksat onların okudukları Kur' an' dan dillerinde telaffuz edilmekten başka bir nasipleri yoktur. Bu Kur' an kalplerine ulaşmak şöyle dursun, boğazlarına bile ulaşmaz. Çünkü Kur'an okumaktan maksat onun akledilmesi, üzerinde düşünülmesi ve kalbe yer etmesidir. Biz de şunu ekleyelim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadesi, HaridIer hakkındaki "Onların imanları hançerelerini aşmaz" şeklindeki sözü gibidir. Yani onlar kelime-i şehadeti telaffuz ederler. Ancak bunu kalpleri ile tanımazlar. Müslim'de yer alan bir rivayette "Onlar Kur'an'ı yaş olarak okurlar" denilmektedir.(Müslim, Zekat) Bu, Kur'an'ı maharetle okurlar anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle en güzel şekilde okurlar demektir. Bazıları, bundan maksadın onların Kur'an okumaya devam ettiği ve dillerinin bundan dolayı hala yaşlığını koruduğudur demişlerdir. Kurtubi'nin nakline göre başka bazıları ise bunun, Kur'an'ı güzel sesle okumanın kinayeli anlatımı olduğunu söylemişlerdir. Ebu'I-Veddak'ın elMüsedded'de Ebu Said'den naklettiği "Onlar Kur'an'ı insanların okuduğu en güzel biçimiyle okurlar" şeklindeki rivayet, birinci açıklamayı teyid etmektedir. Sonuncusunu ise Müslim'in rivayetinde Ebu Bekre'nin babasından yaptığı "Sert, keskin ve dilleri Kur'an'la belagatli bir topluluk" ifadesi teyid etmektedir. (Ahmed b. Hanbel, V, 44; Beyhaki, Sünen, VIII, 187) Bunların içinde tercih e en değer olanı üçüncüsüdür. "Okun avdan delip çıkışı gibi." Yani onlar İslam'dan ansızın çıkarlar. Tıpkı pamları güçlü olan bir kimsenin attığı okun avı bir anda delip geçmesi gibi ki okun hızından dolayı ona ve onun herhangi bir parçasına avdan hiçbir şey bulaşmaz. Oku atan kimse okunu aradığında onu bulurken attığı avı bulamaz. Sonra okunun ava isabet edip etmediğini anlamak için onu inceler. Okuna kan veya başka bir şey bulaşmadığını gördüğünde ok ava isabet ettiği halde onu ıskaladığını zanneder. "Ayetuhum" yani onların alameti, "İki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi. .. ......... hareket eden, öteye beriye gidip gelen demektir. "Ben şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır." İshak b. Rahuye'nin Müsned'inden nakline göre Habıb b. Ebi Sabit şöyle anlatmıştır: Ebu Vail'e gittim ve ona "Hz. Ali'nin savaştığı şu kimseleri bana haber ver. Bunlar niçin Hz. Ali'den ayrıldılar ve o, niçin bunlarla çarpışmayı helal gördü?" dedim. Ebu Vail şöyle cevap verdi: Biz iki safa ayrılınca (sıffin) Şamlılar saflarında büyük bir zayiat meydana geldi. Bunun üzerine Mushafları kaldırdılar. Ebu Vail bundan sonra hakem olayını anlattı. Haricller tarihte bilinen o sözlerini söylediler ve HarCıra'ya inip konakladılar. Hz. Ali onlara bir elçi gönderdi ve fikirlerinden döndüler. Sonra "Biz onun yanında yer alırız. Eğer hakem olayını kabul ederse onunla çarpışırız, verdiği sözü çiğnerse onun safında yer alır, kendisini destekleriz" dediler. Bundan sonra aralarından bir grup, insanlarla çarpışmak üzere ayrıldı ve Hz. Ali onların durumuyla ilgili olmak üzere Resulullah s.a.v.'den O hadisi nakletti. Ahmed b. Hanbel, Taberani ve Hakim'de yer alan bir rivayet e göre Abdullah b. Şeddad, Hz. Ali'nin Haricller ile çarpıştığı gecelerde Irak dönüşü Aişe r.anha'nın huzuruna girer. Aişe r.anha ona "Hz. Ali'nin çarplŞtığl şu kimselerin durumundan söz et" der. Abdullah b. Şeddad şöyle cevap verir: Ali, Muaviye ile yazışıp, bir hakemin hükmüne gitmeye karar verdiklerinde kurralardan sekiz bin kişi ona karşı geldi ve Klife tarafında Harlira denilen bir yerde toplandılar. Ardından Hz. Ali'yi kınayarak "Allahu Teala'ın sana giydirdiği gömleği ve sana verdiği ismi çıkarıp attın, sonra din konusunda birtakım insanları hakem tayin ettin. Allah'a yemin olsun ki hüküm ancak Allah'ındır" dediler. Onların bu sözleri Hz. Ali'nin kulağına gidince insanları topladı ve büyük bir Mushaf getirilmesini emretti. Eliyle Mushafa vurarak "Ey Mushaf! Bu insanlarla konuş" dedi. Onlar "O insan değil ki konuşsun. O sadece mürekkep ve kağıttan ibaret. Biz ondan rivayet ettiğimiz şeyleri konuşuyoruz" dediler. Hz. Ali "Allah'ın kitabı benimle onların arasında hakemdir. Allahu Teala bir erkeğin karısı hakkında 'Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsamz erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin'(Nisa 35) buy/ur-m.ktadır. Muhammed'in ümmeti, bir adamın karısından çok daha önemlidir" decfı. Onlar "Muaviye ile yazıştın" diye Ali'ye düşman kesildiler. Oysa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl b. Amr ile yazışmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ta sizin için güzel örnek vardır.(Ahmed b. Hanbel, I, 86; Hakim, el-Müstedrek, II, 165) Hz. Ali bundan sonra İbn Abbas'ı onlara gönderdi ve İbn Abbas, onlarla tartıştı. Aralarında Abdullah b. el-Kewa'nın da bulunduğu dört bin kişi gqrüşlerinden döndü. Hz. Ali diğerlerine görüşlerinden dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak onlar bunu kabul etmediler. Hz. Ali bunun üzerine onlara şu haberi gönderdi: Dökülmesi haram olan bir kanı dökmemek, yol kesmemek ve hiç kimseye zulüm etmemek şartı ile dilediğiniz yere gidebilirsiniz. Şayet bu fiilleri işlerseniz size savaş açarım. Abdullah b. Şeddad şöyle devam etti: Vallahi onlar yol kesip, dökülmesi haram olan kanı akıtıncaya kadar Hz. Ali onlarla çarpışmadı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bu hadiste Hz. Ali'nin büyük bir menkıbesi yer almaktadır. 2. Hz. Ali'nin gerçek bir devlet başkanıdır. Cemel, Sıffin ve başka savaşlarda haklı olan Ali'dir. Diyet bölümünde "Yanımızda Kur'an ve şu sahifeden başka bir şey yoktur" ifadesinde "sahife" şeklindeki sınırlamadan maksat, yazma ile kayıtlıdır. Yoksa Allahu Teala'ın ileride olacak hadiselere dair Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirdiği şeylerden yanında ne varsa tümü bu sahifededir demek değildir. Bu hadisin rivayet yolları birçok şeyi ihtiva etmektedir. Buna göre Hz. Ali'nin yanında Haricller ile savaşma ve bunun dışında zikredilen şeylere dair Resulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemIden naklen bilgi bulunmaktaydı. Onun kendisini kavmi n en bedbahtının öldüreceğini haber verdiği sabittir. Bu bedbahtlık birçok meselede sözkonusuydu. 3. Devlet başkanına isyan etmek gerekli olduğuna inanan kimsenin -bu amaçla savaş açmadığı veya bunun için hazırlıkta bulunmadığı sürece- öldürülmemesi gerekir. Çünkü "Onlar isyan ettiklerinde kendilerini öldürünüz" denilmektedir. 4. Haridiere delil getirilmedikçe kendileriyle savaşmak ve onları öldürmek caiz değildir. Söz konusu delilin amacı, hakka dönmeleri çağrısında bulunmak ve kendilerine yapılacak icraatta mazur olmaktır. İmam Buhari başlıkta sözkonusu ayete yer vermek suretiyle buna işaretetmektedir. Haridierin kafir olduğu kanaatini taşıyanlar delil olarak bunu ileri sürmektedirler. Bu İmam Buharl'nin yaptığı tasarrufu n bir gereğidir. Çünkü o HaridIeri bütün dinleri inkar edenlerle (mülhid) birlikte zikrederken, tevilciler için ayrı bir başlık açmıştır. Kadı Ebu Bekir b. elArabı, Şerhu't-Tirmizf isimli eserinde bu hususu açıkça şöyle ifade eder: Sahih olan görüşe göre Haridier kafirdir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar İslam'dan çıkmışlardır" buyururken, bir başka yerde "Onları Ad kavminin katledildiği gibi katledecegim" demiştir. Bu rivayet başka bir lafızda "Semud" şeklinde yer almaktadır. Gerek Ad, gerekse Semud kavimleri kafir oldukları için helak oldular. HaridIerin kafir olduğunun bir başka delili "Onlar bütün mahlukatın en kötüsüdür" ifadesidir. Bu şekilde ancak kafirler nitelenirler. Onların kafir olduğunun bir başka delili ise "Onlar Allahu Teala'ın nezdinde yaratıkların en sevimsizidirIer" ifadesidir. Haridierin kafir olduğunun bir başka göstergesi onların kendi inançlarına muhalif olan herkese kafir damgası vurup, cehennemde ebediyyen kalacağı hükmünü vermeleridir. Oysa kendileri bu isme o kişilerden daha layıktırlar. Bu kanaatte olanlardan birisi son dönem alimlerinden Şeyh Takıyyuddin es-Sübkı'dir. O Fetava'sında şöyle der: Haricller ile Rafızllerin aşırılarının kafir olduğunu söyleyenler onların sahabelerin önde gelenlerini tektir etmelerini delil olarak göstermişlerdir. Çünkü büyük sahabileri tekfir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin onların cennetlik olduğu yolundaki şehadetinde kendisini yalanlama anlamına gelir. es- Sübkı şöyle der: Bizce bu isabetli bir akıl yürütmedir. Kurtubi el-Müfhim isimli eserinde şöyle der: Haridierin kafir olduğu görüşünü Ebu Said hadisindeki temsil teyid etmektedir. Ebu Said hadisinden maksat, bundan sonraki bölümde gelecek olan hadistir. Bu hadisin zahirinden anlaşılan onların İslam'dan çıktıkları ve İslam'la hiçbir alakalarının kalmadığıdır. Tıpkı bir ava atılan okun hızından ve onu atan kişinin kuwetinden dolayı deldiği avdan üzerinde hiçbir kan lekesinin bulunmaması gibi. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna "Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış ... " diyerek işaret etmiştir. eş-Şijd müellifi bu konuda şöyle der: Ümmetin sapkın oIduğu veya sahabenin tekfir edildiği sonucunu doğuran sözler söyleyen herkesin katir olduğuna kesinlikIe hükmederiz. EhI-i sünnet usul bilginlerinin çoğunluğu, Haridierin fasık oldukları, iki kelime-İ şehadeti telaffuz edip, İslam'ın rükünlerine riayete devam ettikleri için üzerlerinde İslam hükmünün cereyan edeceği kanaatine varmışlardır. Onların fasık oImaları, bozuk bir tevile dayanmak suretiyIe Müslümanları tekfir etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu bozuk tevil, kendilerini muhalif olanIarın kanlarını ve mallarını mubah görmeye ve onların katir ve müşrik olduklarını söylemeye itmiştir. Hattabi' şöyle der: Müslüman alimler, sapıklıklarıyla birlikte Harici'lerin Müslümanlardan bir fırka olduğu noktasında icma etmişler ve onlarla evlenmenin, kestiklerini yemenin caiz olduğu, İslam'ın aslına sarıldıkları müddetçe katir olmadıkları kanaatine varmışlardır. Kadi İyad ise şöyle der: Bu mesele kelamclIar nezdinde başka meseIeIere nispeten neredeyse çözüImesi en zor bir mesele olmuştur. Hatta fakih Abdülhak, İmam Ebü'l-Meali"ye bu meseleyi sormuş, ancak o bir katirin Müslümanların arasına katılmasını, bir Müslümanın da onların arasından çıkarılmasını dinde vebali ağır bir fiil gördüğü için özür dilemiş ve cevap vermekteykcrçınmıştır. Hattabi' şöyle devam eder: Ondan önce Kadı Ebu. Bekir el-Bakıllcmi' de bu konuda hüküm vermekten kaçınmış ve şöyle demiştir: Haridier açıkça katir olduklarını söyIememişlerdir. Onlar küfre yol açacak birtakım sözler söylemişlerdir. Gazzali, et-Tefrika beyne'/-İman ve'z-Zendeka isimli eserinde şöyle der: Uygun olanı, imkan olduğu sürece bir kimseyi tekfir etmekten kaçınmaktır. Zira namaz kılan ve tevhid ilkesini kabul eden kimselerin kanlarını mubah görmek hatadır. Hata ederek bin katiri sağ bırakmak, hata edip bir Müslümanın kanını akıtmaktan çok daha ehvendir. İbn Battal şöyle der: Bilginlerin çoğunluğu, Haridierin Müslümanların dışına çıkmadıkları kanaatine varmışlardır. Kurtubi"nin, e/-Müfhim'deki görüşü şöyledir: Haridierin katir olduğunu söyIemek, hadise göre daha zahirdir. Onların katir olduğu görüşüne göre kendileriyle çarpışılır, öldürülürler, malları musadere edilir. BunIar HaridIerin malları konusunda hadisçilerden bir zümrenin görüşüdür. Haridlerin katir olmadıkları görüşüne göre ise onlara -cemaate muhalif olup, savaş açtıkları takdirde- baği' muamelesi yapılır. Bunların içerisinden bid'atını gizleyenlere gelince, üzerinde bu bid'at görüldüğü takdirde kendilerine tövbe teklif edildikten sonra öldürülür mü yoksa öldürülmeyip, bid'atından geri çevrilmeye mi çalışılır. Bu konuda onların tekfirinde geçerli olan ihtilafa paralel ihtilaf edilmiştir. Kurtubi' şöyle devam eder: Tekfir, kapısı tehlike kapısıdır, hiçbir şey selamete denk değildir. 5. Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebilik alametlerinden birisi bulunmaktadır. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacak olan olayı daha meydana gelmeden haber vermiştir. 6. İbn Hubeyre şöyle der: Hadisten Hariciler ile çarpışmanın, müşriklerle savaşmaktan daha evla olduğu anlaşılmaktadır. Bunun hikmetine gelince Hariciler ile çarpışma, İslam sermayesini muhafaza sonucunu verirken, müşriklerle savaşma kar amaçlıdır. Sermayeyi korumak daha evladır. 7. Zahirine göre hüküm vermek, selefin icmaına muhalefete yol açan tevile müsait olan tüm ayetlerin zahirine göre amel etmek yasaktır. 8. Dinde aşırı gitmek ve şeriatın izin vermediği biçimiyle nefse yüklenerek ibadetlerde müşkülpesent olmaktan kaçınmak gerekir. Şari, İslam şeriatını kolay ve müsamahalı olarak nitelemektedir. 9. Dinimiz, kafirlere şiddetli davranma, mu'minlere ise yumuşak ve şefkatle muamele etme çağrısında bulunmaktadır. Hariciler ise daha önce açıklandığı üzere bu ilkeyi tersine çevirmişlerdir. 10. Adil devlet başkanına isyan eden, ona savaş açan ve bozuk bir inanç uğruna mücadele eden, yol kesmek üzere çıkan, gelip geçenleri korkutan ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışan kimselerle çarpışmak caizdir. 11. Zalim olup, malına veya canına ya da ailesine galebe çalmak isteyen devlet başkanına isyan eden kimse mazurdur ve böyle bir kimse ile çarpışmak helal değildir. Bu vasıftaki bir kişinin kendi canını, malını, ailesini gücü yettiği kadarıyla savunma hakkı vardır. Bu konunun açıklaması Fiten bölümünde gelecektir. 12. Yukarıda belirtilen şartlar çerçevesinde Hariciler ile savaşmak ve savaşta onları öldürmek mubahtır ve onlarla çarpışan sevaba girer. 13. Bazı Müslümanlar, dinden çıkma kastı yoksa ve İslam dini üzerine başka bir din seçme tercihi taşımasa bile dinden çıkarlar. 14. Hadiste Hz. Ömer'in din konusunda titizliğine dair büyük bir menkıbe yer almaktadır. 15. Bir kimse ibadette, dünyadan el etek çekmede ve takvada zirveye ulaşmış bile clsa -iç yüzü denenmedikçe- adil bir kimse olduğunu belirtmek için zahir haline bakmakla yetinilemez
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْيَهُودَ إِذَا سَلَّمُوا عَلَى أَحَدِكُمْ إِنَّمَا يَقُولُونَ سَامٌ عَلَيْكَ. فَقُلْ عَلَيْكَ ".
Abdullah b. Dinar'ın İbn Ömer r.a.'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yahudiler herhangi birinize selam verdikleri zaman ancak 'sam aleyke' derler. Bunun üzerine siz de 'aleyke = (senin üzerine de)' deyiniz!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir zimmı veya bir başkası" yani muahid veya Müslüman görünen birisi, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üstü kapalı bir biçimde dil uzatırsa" yani onun derecesini eksiltmeye kalkışacak olursa, "c. r-!J= bunu açıkça söylemezse ... " Bu cümle tekid içindir. Zira üstü kapalı söylemek, açıkça söylemenin aksinedir. "es-Samu aleyke gibi. .. " İbnü'l-Münzir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e açıkça dil uzatan kimsenin katledilmesinin vacip olduğu noktasında bilginlerin ittifakı olduğunu söylemiştir. Şafii imamlarından biri olan Ebu Bekir el-Farisı icma bölümünde Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e açıkça iftira sözcüklerinden biriyle dil uzatan bir kimsenin alimlerin ittifakı ile kafir olduğunu nakletmiştir. Böyle bir kimse tövbe etse bile katl cezası düşmez. Çünkü onun attığı iftiranın cezası öldürülmektir. İftiranın cezası tövbe etmekle düşmez. el-Kaffal ise Ebu Bekir el-Farisl'ye itiraz ederek şöyle demiştir: Bir kimse Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dil uzatmakla kafir olur. Müslüman olmasıyla öldürülme cezası düşer. Saydalanı ise katl cezası ortadan kalkar ve iftira cezasını uygulamak gerekir demiştir. Ancak imam, bu görüşün zayıf olduğunu belirtmiştir. Hattabı "Üstü kapalı bir ifadeyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e dil uzatan kimsenin Müslüman olduğu takdirde öldürülmesinin vacip olduğu noktasında ihtilaf olduğunu ben bilmiyorum" demiştir. İbn Battal ise şu bilgiyi verir: Bilginler Nebi s.a.v.'e dil uzatan kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. "Muahid ve zimmlYahudi gibidir." İbnü'l-Kasım'ın nakline göre İmam Malik "Böyle bir kimse Müslüman olmadıkça katledilir. Müslümana gelince, o kendisine tövbe teklif edilmeksizin katledilir" demiştir. İbnü'l-Münzir, Leys, Şafii, Ahmed b. Hanbel ve İshak'ın gerek Yahudi, gerekse başkaları hakkında bu hükmü verdiklerini nakletmiştir. el-Velid b. Müslim'in nakline göre Evzaı ve İmam Malik Müslüman hakkında "Bu bir irtidaddır. Müslümana bundan dolayı tövbe teklif edilir" demişlerdir. KCıfe bilginlerinden nakledilen bir görüşe göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e dil uzatan kişi, zimmı ise ta'zir edilir, Müslüman ise bu dinden dönmektir. 5. YA RABBİ KAVMİMİ BAĞIŞLA (DİKKAT BU BAB BUHARİ DE YOK)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، وَبِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاِبْنِ صَيَّادٍ " خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا ". قَالَ الدُّخُّ. قَالَ " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ ". قَالَ عُمَرُ ائْذَنْ لِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. قَالَ " دَعْهُ، إِنْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ تُطِيقُهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ ".
İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbn Sayyad'a: "Sana bir şey sakladım demiş, İbn Sayyad da (duman demek istedi ama) "du, du" demekten daha fazlasını söyleyemedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Zelil ol, kehanetten öteye gidemezsin" buyurdu. Hz. Ömer: "İzin ver, boynunu vurayım" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: "Bırak, eğer o (deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın. (Deccal) değilse öldürülmesinde bir hayır yoktur" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer: Musannif ayette yer alan "araya girmek" kelimesini hadiste geçen kalpleri çevirmek" kelimesi ile açıklamak istemiştir. Ragıp el-Isfahani, buna işaret ederek şöyle demiştir: "Allah hikmetigereğince, insanın kalbine onu istediği şeyden çevirecek bir his verir." İbn Battal ise şöyle demiştir: İbn Ömer hadisinin konubaşlığı ile ilgisi şudur: Ayet Allah'ın küfür ve imanı yarattığına, kafirin kalbi ile ona emrettiği iman arasına girdiğine, Allah takdir etmedikçe kafirin imanı elde edemeyeceğine delalet eder. Aksine Allah imanın zıddını takdir etmiş ve kişi kafir olmuştur. Mümin için de durum buna ters istikamette gerçekleşir. Ayet kulların hayır ve şer tüm fiillerini yaratanın Allah olduğuna delalet eder. Hadiste yer alan "Kalpleri çevirmek" sıfatı da aynı anlama gelmektedir. Kulun kalbini imanı tercih etmekten küfrü tercih etme ya da bunun aksi yönünde değiştirir. Allah'ın her fiili adildir. Dalalete düşürüp yalnız bıraktığı kişiyi elde ettiği bir haktan mahrum etmiş değildir. İkinci hadisin konu başlığıyla ilgisi ise, Nebi s.a.v.'in "(deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın" demesidir. Yani, Allah'ın ilminde bu kimsenin ortaya çıkıp bir şeyler yapacağı var ise Allah'ın ilminde geleceği belli olan birine bir şey yapmaya gücün yetmez. Allah sana bunu yapacak bir güç verse o zaman bu durum kendi ilminde var olanın değişmesi anlamına gelir ki, Allah bundan münezzehtir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا بَيَانٌ، أَنَّ وَبَرَةَ، حَدَّثَهُ قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا أَوْ إِلَيْنَا ابْنُ عُمَرَ، فَقَالَ رَجُلٌ كَيْفَ تَرَى فِي قِتَالِ الْفِتْنَةِ. فَقَالَ وَهَلْ تَدْرِي مَا الْفِتْنَةُ كَانَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم يُقَاتِلُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَ الدُّخُولُ عَلَيْهِمْ فِتْنَةً، وَلَيْسَ كَقِتَالِكُمْ عَلَى الْمُلْكِ.
Saıd İbn Cübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: İbn Ömer yanımıza [veya bize doğru] geldi. Bir adam ona; Fitne ile savaşmayı nasıl görüyorsun? diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi: Fitnenin ne olduğunu biliyor musun? Muhammed sallalli\hu aleyhi ve sellem müşriklere karşı savaşırdı. Onlara hücum etmek fitneydi. Ama sizin iktidarı ele geçirmek için savaşmanız fitne değildir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rivayetlerden çıkan sonuca göre; İbn Ömer'e soru yöneiten kişi, itaat edilmesi gerektiğine inandığı devlet başkanına muhalefet eden kimselerle savaşılması gerektiğini düşünmektedir. İbn Ömer ise iktidar mücadelesi için yapılan savaşlara katılmamayı uygun görmektedir. "Kitabu'l-fiten"de bu konu geniş biçimde ele alınacaktır. Kişinin İbn Ömer'e Hz. Osman ve Hz. Ali hakkındaki düşüncelerini sorması, onun Hariciler'den olduğu görüşünü destekler. Çünkü Hariciler, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'in hilafetini kabul ederlerdi. Hz. Osman ve Ali'nin hilafetine ise gerektiği şekilde bakmazlardı. Bu yüzden İbn Ömer, kendisine soru soran kişiye Hz. Osman ve Hz. Ali'nin menkıbelerini, Hz. Nebi'in yanındaki değerlerini ve Hz. Osman'ın Uhud savaşında kaçmasının mazur görüldüğünü anlatarak cevap vermiştir. Çünkü Yüce Allah Kur'an-ı Kerım'de açık bir ifade ile onları bağışladığını bildirmiştir. "Menakıbu Osman" başlığı altında, bu adamın, İbn Ömer'e Hz. Osman hakkında yönelttiği soru ile onun Uhud savaşından kaçtığı, Bedir savaşı ile Rıdvan biatına katılmadığı ve İbn Ömer'in de onu mazur gösteren açıklaması geçmişti. O rivayette soru soran kişi ile bu rivayette soru soran kişi aynı olabileceği gibi, bunların farklı kimseler olması da ihtimal dahilindedir. Ancak soru soran kişilerin farklı kimseler olması tercihe şayandır. Çünkü "Menakıbu Osman" başlığı altında geçen rivayette, soru soran kimse Hz. Ali aleyhinde konuşmamıştı. Öyle anlaşılıyor ki o, Rafizı idi. O rivayette savaştan söz edilmemesi, olayların farklı olduğu anlamına gelmez. Çünkü rivayetin bir sonraki tarikinde savaştan söz edilmiş, Hz. Osman olayından bahsedilmemiştir. Evla olan, bu iki olayın farklı farklı olaylar olduğu görüşünü benimsemektir. Çünkü her ne kadar sorulan konu bir olsa da, İbn Ömer'e soru soran kimselerin adlarını veren kişiler, farklı isimler vermişlerdir. Hadisin, "Bu da onun kızı [veya kız çocuğuldur," kısmını Nesai şu şekilde rivayet etmiştir: Hz. Ali'nin Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem katındaki derecesine bir bak! .. Onun evinden başka Mecid'e kapısı açılan kimin evi var ... " Bu da göstermektedir ki, Buharl'nin ravilerinden biri tashifte bulunmuştur. .....Beytuhu (evi) ifadesini .....bintuhu (kızı) şeklinde okumuştur. İtimat edilen rivayet, .....beytuhu (evi) şeklinde olandır. Çünkü bunun böyle olduğunu açıklayan rivayetIere yer verdik. "Menakıbu Ebı Bekr" bölümünde de, Hz. Ali'nin evi ile ve bu evin Hz. Nebi'in eşlerinin evinin arasında olmasıyla ilgili bazı bilgiler geçmişti
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ زَعَمَ السُّدِّيُّ عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ فَتْحِ مَكَّةَ أَمَّنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ إِلاَّ أَرْبَعَةَ نَفَرٍ وَامْرَأَتَيْنِ وَسَمَّاهُمْ وَابْنُ أَبِي سَرْحٍ . فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قَالَ وَأَمَّا ابْنُ أَبِي سَرْحٍ فَإِنَّهُ اخْتَبَأَ عِنْدَ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ فَلَمَّا دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ إِلَى الْبَيْعَةِ جَاءَ بِهِ حَتَّى أَوْقَفَهُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ بَايِعْ عَبْدَ اللَّهِ فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَنَظَرَ إِلَيْهِ ثَلاَثًا كُلُّ ذَلِكَ يَأْبَى فَبَايَعَهُ بَعْدَ ثَلاَثٍ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ " أَمَا كَانَ فِيكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ يَقُومُ إِلَى هَذَا حَيْثُ رَآنِي كَفَفْتُ يَدِي عَنْ بَيْعَتِهِ فَيَقْتُلُهُ " . فَقَالُوا مَا نَدْرِي يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا فِي نَفْسِكَ أَلاَ أَوْمَأْتَ إِلَيْنَا بِعَيْنِكَ قَالَ " إِنَّهُ لاَ يَنْبَغِي لِنَبِيٍّ أَنْ تَكُونَ لَهُ خَائِنَةُ الأَعْيُنِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ أَخَا عُثْمَانَ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَكَانَ الْوَلِيدُ بْنُ عُقْبَةَ أَخَا عُثْمَانَ لأُمِّهِ وَضَرَبَهُ عُثْمَانُ الْحَدَّ إِذْ شَرِبَ الْخَمْرَ .
Sâ'd'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin fethi günü dört erkek iki kadının, dışında (Mekke'de bulunan tüm) halk'a eman verdi. (Ravi Mus'âb) bunların (hepsinin) isimlerini verdi ve (bu isimler arasında) İbn Ebî Şerh'i de zikretti. Sonra hadisi (sonuna kadar) rivayet etti. (Ravi Sa'd rivayetine devam ederek) dedi ki: İbn Ebi Şerh'e gelince o, Osman b. Affân'ın yanında gizlendi. Rasûlullah (s.a.v.), halkı kendisine bey'at (etmeleri) için çağırınca (Osman b. Affân) onu ta Rasûlullah (s.a.v.)'in yanına kadar getirdi ve; "Ey Allah'ın elçisi Abdullah ile de bey'atlaş" dedi. Bunun üzerine (Hz. Peygamber) başını kaldırıp (Abdullah'a) üç.defa baktı bu bakışların hiç birinde de (Osman r.a)'ın ba(sözü) nü kabule yanaşmadı ancak üçüncü (defa baktık)dan sonra onunla bey'atlaştı. Sonra ashabına dönüp: "İçinizde Abdullah'ın (benimle) bey'atlaşmasın(ı istemediğimden (dolayı) ellerimi sakındığımı görünce kalkıp da onu öldürecek anlayışlı birisi yok muydu?" buyurdu. (Orada bulunanlar da:) Ey Allah'ın Rasûlü, biz senin içindekini ancak bize gözle işaret edersen (o zaman) anlayabiliriz dediler. (Hz. Peygamber de); “Bir peygamber'e hain gözlere sahip olmak yakışmaz.'' buyurdu. Ebû Dâvûd der ki: Abdullah, Osman'ın sütkardeşiydi, Velid b. Ukbe ise Osman'ın anne bir kardeşiydi ve Osman ona şarap içtiğinden dolayı hadd vurmuştu
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، أَنَّ عَامِرًا، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ. وَحَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يُحَدِّثُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ هَلْ عِنْدَكُمْ شَىْءٌ مِمَّا لَيْسَ فِي الْقُرْآنِ ـ وَقَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ مَرَّةً مَا لَيْسَ عِنْدَ النَّاسِ ـ فَقَالَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ مَا فِي الْقُرْآنِ إِلاَّ فَهْمًا يُعْطَى رَجُلٌ فِي كِتَابِهِ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ. قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ، وَفِكَاكُ الأَسِيرِ، وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ.
Ebu Cuhayfe şöyle demiştir: Ali r.a.'e "Sizin yanınızda Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Hadisi rivayet eden İbn Uyeyne bir keresinde "insanların yanında olmayan bir şey var mı?" diye sorduğunu nakletmiştir. Hz. Ali bu soruya şöyle cevap vermiştir: "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki bizim yanımızda Kur'an'da olandan başka bir şey yoktur. Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahifedeki şey vardır" dedi. Ben "O sahifedeki nedir?" diye sordum. Ali "Diyet, esirin kurtarılması ve kafir karşılığında Müslümanın öldürülemeyeceği hükümleridir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kafiri öldüren Müslümanın kısasen öldürülemeyeceği." imam Buharl'nin bu başlığı bir önceki başlıktan daha sonraya koyması, bir zimmıyi öldürmeye yönelik olarak gelen şiddetli tehditten onu teammüden öldüren Müslümanın kısas edilmesinin gerekmeyeceğine işaret etmek ve bir Müslüman bir kafiri öldürdü diye kısasen öldürülmediğine göre onun bütün kafirleri öldürmeye hakkının olmadığına, tam tersine haksız yere zimmıyi ve muahidi öldürmesinin haram olduğuna işaret etmek içindir. "Hz. Ali'ye sordum." Bu rivayet, bir başka yönden İlim ve başka bölümlerde Mutarrıf'tan naklediimiştİ. Orada hadisin açıklaması, onu Hz. Ali'dennakleden ravilerin lafız farklılıklarının beyanı, diyet ve esiri kurtarmanın ne demek olduğu da açıklanmıştı. Kafiri öldüren Müslümanın öldürülmemesine gelince, çoğunluğun kanaati bu yöndedir. Ancak İmam Malik'in yol kesen ve bu nitelikte suç işleyen kimseler hakkındaki görüşüne göre bir kimse bir başkasını pusuya düşürerek öldürdüğünde -maktul zimmı bile olsa- kısasen öldürülmesi gerekir. Bu hüküm, kafiri öldüren Müslümanın öldürülemeyeceği hükmünün bir istisnasını teşkil etmektedir. Aslında bu, bir istisna değildir. Çünkü burada başka bir nitelik vardır. O da yeryüzünde fesad çıkarmaktır. Hanefiler bu hükme muhalif kalarak şöyle demişlerdir: Bir Müslüman, bir zimmıyi haksız yere öldürdüğü takdirde kısasen katledilir. Buna karşılık müste'meni öldürdüğünde katledilmez