Sahîh-i Buhârî · 6953
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَخْطُبُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ هَاجَرَ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ".
Alkame b. Vakkas'ın Hz. Ömer'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Ameller ancak niyete göredir. Her bir kimsenin niyet ettiği şey ne ise eline geçecek olan ancak odur. Her kimin hicreti Allah ve Resu/üne yönelik ise onun hicreti Allah'a ve Resulünedir. Her kim de nail olacağı bir dünya yahut kendisiyle evleneceği bir kadından dolayı hicret etmişse, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Her bir kimsenin niyet ettiği şey ne ise eline geçecek olan ancak odur." Bu hadis Bed'ü'l-Vahy bölümünde "Herkes için niyet ettiği neyse eline geçecek o/an ancak odur" şeklinde geçmişti. Buhari'nin o bölümün baş tarafına koyduğu rivayet buydu. Hadisin manasının "bir kimse herhangi bir şeye niyet etmezse onu elde edemez" şeklinde olduğu daha önce geçmişti. Buharl'ye şöyle bir karşı delil getirilmiştir: İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Evzai ve İshak'a göre kendi adına haccetmemiş bir kimse bir başkası adına hacca niyet ederse yaptığı hac, o kişi adına gecerli olmaz ama kendisinden hac farizası düşmüş olur. Başka alimler ise "Böyle bir kimsenin başkası adına yaptığı hac sahihtir. Bu hac kendi adına olamaz, çünkü buna niyet etmemiştir" demişlerdir. Birinci görüşü savunanların delili İbn Abbas'ın Şübrüme olayı hakkındaki hadisidir. Ebu Davud'un nakline göre Hesulullah sallallahualeyhivesellem Şübrüme'ye "Önce kendi adına haccet, sonra Şübrüme için haccet"buyurmuştur.(Ebu Davud, Menasik) Aynı hadis İbn Mace'de "Bunu kendi adına yap sonra Şübrüme adına haccet" şeklindedir.(ibn Mace, Menasik) Bu hadisin isnadı sahihtir. Buna "Hac ibadeti diğer ibadetlere benzemez. Bundan dolayı başka ibadetlerin fasid olanına devam edilmezken, haccınkine devam edilir" diye cevap vermişlerdir. Ebu Cafer et-Taberi bu görüşe katılmıştır, fakat o hadisi "Şübrüme bu konudaki hükmü bilmiyordu. Hac esnasında öğrenince kendi adına niyet etmesi gerekli cıldu. Bu takdirde hac niyeti başkasından kendi adına dönüşebilir, aksi takdirde kendi adına haccedemez" şeklinde yorumlamıştır. Bu bölümde zikredilen hadisin genelliğinden, -bir hastanın, hastalığına sabretmesinden dolayı elde ettiği ecir örneğinde olduğu gibi- amel etmeksizin sırf niyetle ilahi ihsandan elde edilen sevap müstesna tutulmuştur. Çünkü bu konuda rivayet vardır. Bu görüş şununla çelişmektedir: Hastanın aldığı sevap, sabrından dolayıdır. Sevap, sadık bir vaade dayanarak ibadete niyet edip, iradesi dışı bir engelin buna fırsat vermediği kimse için sözkonusudur. Sözgelimi bir kimsenin günlük evradı olsa ve mesela bir hastalık nedeniyle onu okumaktan aciz duruma düşse kendisine onun sevabı onları işlemiş gibi yazılır. İstisna edilen şeylerden birisi de -ihtilaflı olmakla birlikte- şudur: Bir kimse farz namaza niyet etse, sonra o namazın farz olarak batıllığını gerektiren bir durumla karşılaşsa acaba bu namaz nafileye dönüşür mü? Bu, mazeret durumunda sözkonusudur. Buna karşılık bir kimse mesela zevalden önce öğle namazının farzı için tekbir alsa, bu namaz farz olarak sahih olmaz ve kişi bu tekbiri kasten almışsa o namaz nafileye de dönüşmez. İhtilaf edilen hususlardan birisi de şudur: Namaza sonradan yetişen bir kimse bir rekata yetiştiği takdirde sadece o bir rekatın cemaat sevabını mı alır, yoksa bütün namazın sevabını mı alır? Gündüz vakti nafile oruca niyet eden bir kimse, o günün tamamının sevabını mı alır yoksa niyet ettiği andan itibaren mi sevaba girer? Mesela ikinci rekatın başında Cuma namazının vakti çıktığında Cuma namazı Cuma olarak mı biter, yoksa öğle namazı olarak mı sona erer ve bu namaz kendiliğinden mi öğle namazına dönüşür yoksa yeni bir niyet etmek gerekir mi? Namaza sonradan yetişen bir kimse mesela ikinci rekattan doğrulma esnasında yetişmişse cumaya mı niyet eder yoksa öğle namazına mı niyet eder? Hac için hac ayları dışında ihrama giren kimsenin bu yaptığı umreye dönüşür mü yoksa dönüşmez mi? Hilelerin geçersiz olduğunu söyleyen bilginlerle, geçerli olduğunu söyleyenler bunları delil olarak kuııanmışlardır. Çünkü her iki grubun dayanağı, am elde bulunan kimsenin niyetidir. Hanefi bilgini Nesefi'nin el-Kajf isimli eserden nakline göre Muhammed b. el-Hasen şöyle demiştir: Hakkı iptale götüren hilelerle Allah'ın ahkamından kaçmak mu'minlerin ahlakından değildir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ".
Alkame b. Vakkas el-Leysi'nin Hz. Ömer'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ameller ancak niyete göredir. Herkesin niyet ettiği neyse eline geçecek olan ancak odur. Kimin hicreti Allah'a ve Resulüne yönelik ise hicreti Allah'a ve Resulünedir. Kimin hicreti de nail olacağı dünyaya (dünya malına) veya evleneceği kadına ise onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yeminlerde Niyetin Esas Olmas!." Amellerin niyetlere göre olduğu hadisinin açıklaması Bed'ü'l-Vahy'in baş taraflarında geçmişti. Bu hadisin yukarıdaki başlıkla olan ilişkisi, yeminin amellerden birisi olmasından dolayıdır. Bu hadisten lafızların -Iafızda bunu gerektiren bir şeyolmasa bile- zaman ve mekan açısından niyetle tahsis edilebileceği sonucu çıkarılmıştır. Söz gelimi bir kimse Zeyd'in evine girmeyeceğine yemin etse ve bunun için mesela bir ay veya bir yıl gibi bir süreyi kastetse ya da bir kimse mesela Zeyd'le konuşmayacağına yemin etse ve bunun sadece evi içip geçerli olmasına başka yerler için sözkonusu olmamasına niyet etse birinci durumda eve bir ay veya bir yıl sonra girse yemini bozulmuş olmaz. İkinci durumda da onunla başkasının evinde konuşsa yine bozulmuş olmaz. İmam Şafii ve onun mezhebine uyanlar şu olay için bu hadisi delil olarak almışlardır. Bir kimse karısına "Şöyle yaparsan boş ol" dese ve içinden boşamanın sayısına niyet etse bunu açıkça telaffuz etmemiş bile olsa içinden geçen sayı geçerlidir. Aynı şekilde bir kimse karısına "Şöyle yaparsan bain talakla boş ol" dese ve bununla üç talakı kastetse kadın bain talakla boş düşer. Buna karşılık daha az bir sayıyı içinden geçirse boşama niyetine uygun olarak ric'i talakla gerçekleşir. Hanefiler her iki surette de muhalif olmuşlardır. Bu hadisten yeminin yemin eden kimsenin niyetine göre değerlendirileceği sonucu çıkarılmıştır. Fakat bu, insan hakları ile ilgili olmayan hususlarda geçerlidir. Zira insan hakları sözkonusu olduğunda yemin, yemini verenin niyetine göredir. Bir kimse, ettiği yeminle bir başkasının hakkına tecavüz ediyorsa bu konuda tevriyeden yararlanamaz
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَصْحَابُهُ فَأَحْرَمْنَا بِالْحَجِّ فَلَمَّا قَدِمْنَا مَكَّةَ قَالَ " اجْعَلُوا حَجَّكُمْ عُمْرَةً " . فَقَالَ النَّاسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ أَحْرَمْنَا بِالْحَجِّ فَكَيْفَ نَجْعَلُهَا عُمْرَةً قَالَ " انْظُرُوا مَا آمُرُكُمْ بِهِ فَافْعَلُوا " . فَرَدُّوا عَلَيْهِ الْقَوْلَ فَغَضِبَ فَانْطَلَقَ حَتَّى دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ غَضْبَانَ فَرَأَتِ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ فَقَالَتْ مَنْ أَغْضَبَكَ أَغْضَبَهُ اللَّهُ قَالَ " وَمَالِي لاَ أَغْضَبُ وَأَنَا آمُرُ أَمْرًا فَلاَ أُتْبَعُ " .
El-Berâ bin Âzib (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı başımızda (hac yolculuğuna) çıktılar. Biz (sahâbilerin çoğu) hac niyetiyle ihrama girdik. Sonra Mekke'ye vardığımız zaman Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bize): Bu haccınızı umre'ye çeviriniz, buyurdu. Sahâbiler: Yâ Resûlallah! Biz hac niyetiyle ihrama girdik. Haccımızi umre'ye nasıl çevirelim, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Size emrettiğim şeye bakınız, (onu) yapınız, buyurdu. Sahâbiler: İhramdan çıkmaya yanaşmadılar. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bu duruma) hiddetlenip gitti. Sonra Âişe (r.anha)'nm yanına öfkeli olarak girdi. Âişe (r.anha) : (Yâ Resûlallah)! Kim seni hiddetlendirdi? Allah o kimsenin cezasını versin, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Ben bir şeyi emredip de bana uyulmadığı halde nasıl hiddetlenmeyeyim? diye cevab verdi. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedindeki raviler sika kimselerdir. Ancak senedde Ebü İshak bulunur. Bunun adı Amr bin Abdillah'tır. Bu nıvinin hafızası son zamanlarında zayıflamış, rivayetleri karıştırmıştt. Rlivisi İbn-i Ayyaş'ın ondan bu halinden önce mi sonra mı rivayette bulunduğu açıklığa kavW?mamıştır. Bu itibarla İbn-i Ayyaş'ın rivayet zamanı açıklığa kavW?unca,. ya kadar Ebü İshak'ın hadisinin sıhhat durumu hakkında bir şey söylenemez
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُوشِكُ أَنْ يَكُونَ خَيْرَ مَالِ الْمُسْلِمِ غَنَمٌ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ وَمَوَاقِعَ الْقَطْرِ، يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ".
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bir Müslümanın en hayırlı malının koyunları olacağı günler yakındır. Müslüman dini uğruna fitnelerden kaçarak kah dağların başlarını, kah vadilerin yağmur düşen yerlerini (otlak olarak) seçecektir" diye haber vermiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fitne zamanında bedevilerle birlikte oturmak." Bunun anlamı, muhacirin hicret ettiği beldeden çıkarak bedevilerle birlikte oturması ve hicretinden sonra bedevi haline dönmesidir. O sıralarda Nebi s.a.v.'in izin verdikleri hariç bu şekilde davranmak haramdı. İmam Buharl'nin bu hareketi "Fitne zamanı" şeklinde kayıtlaması o zamanki iznin fjtnenin baş gösterme zamanı verildiğine işaret etmektedir. Bazıları fitne zamanı böyle bir şeye izin verilmemesi hak üzere olan kimselere destek vermeme sonucunu doğurur demişlerdir. Fakat selef bilginlerinin bu konudaki yaklaşımları değişik olmuştur. Bazıları Sa'd, Muhammed b. Mesleme, İbn Ömer gibi fitneden selamette olmayı ve bir kenara çekilmeyi tercih etmişlerdir. Bazıları ise -ki bunlar çoğunluktur- çarpışmayı üstün tutmuşlardır. "Seleme b. el-Ekva, Haccac'ın huzuruna girdiğinde ... " Bu haberde adı geçen Haccac meşhur emir Haccac b. Yusuf es-Sakafi'dir. Bu olay hicretin 74. yılı İbn ZUbeyr'in katlinden sonra Haccac'ın Hicaz emiri olup, Mekke'den Medine'ye geçtiğinde olmuştu. "Topukların üzerine dininden geri döndün." Haccac bu ifadesiyle Hudo.d bölümünde büyük günahlar işlenirken geçtiği üzere bu konuda yer alan hadisteki ifadeye işaret etmektedir. Çünkü "Kim hicretinden sonra bedevi olarak dönerse" bu konuda zikredilenlerden birisiydi. Bu haberi Nesai, İbn Mesud' dan şu şekilde rivayet etmiştir: "Allah faiz yiyene ve yedirene lanet etsin. "(Nesai, Zinet) Bu hadiste "Hicretinden sonra bedevi olarak dönene" ifadesi de yer almaktadır. İbnü'l-Esir en-Nihaye'de şöyle der: Hicretten sonra herhangi bir mazereti olmaksızın bulunduğu yere geri döneni mürted gibi kabul ediyorlardı. Bir başkası şöyle demiştir: Bu Haccac'ın insanlara cefasından kaynaklanıyordu. Zira o, bu büyük sahabiye daha mazeretini anlayıp dinlemeden o çirkin sözle hitap edebilmişti. Rivayete göre Haccac, Seleme'yi öldürmek istemiş ve kendisini katledilmeye layık kılmak istediği gerekçeyi açıklamak istemjştir. "Seleme hayır dedi." Yani Seleme ben hicretten dönmek için çölde yerIeşmedim dedi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana çölde oturma izni verdi." Hammad b. Mes'ade'nin, Yezid b. Ebi Ubeyd'den nakline göre Seleme Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çölde oturma izni istemiş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona bu izni vermiştir. Haberi el-İsmail! nakletmiştir. Seleme'nin bu konuda Haccac'dan başkasıyla yaşadığı bir olay daha vardır. Bunu Ahmed b. Hanbel şu şekilde nakleder: Seleme, Medine'ye geldiğinde Büreyde b. el-Hasib ile karşılaşır. Büreyde "Hicretinden irtidad ettin" deyince, Seleme "Allah korusun! Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den aldığım izne dayanarak orada oturuyarum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Eslem kabilesi! Çölde oturunuz'" -Eslem, Seleme, Ebu. Berze ve Büreyde'nin mensup olduğu meşhur kabilenin adıdır.- Onlar: ."Bunun hicretimizi zedeleyeceğinden korkuyoruz" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizler nerde bulunursanız bulunun muhacirsiniz" buyurmuştur.(Ahmed b. Hanbel, LV, 55) Bu haberin Amr b. Abdurrahman b. Cürhed'den nakledilen şahidi bulunmaktadır. Abdurrahman şöyle demiştir: Ben birisinin Cabir' e şu soruyu sorduğunu gördüm: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden kimler kaldı?" O kişi "Enes b. Malik ve Seleme b. el-Ekva" cevabını verdi. Adam "Seleme hicretinden irtidad etti" deyince, Cabir "Böyle söyleme. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Eslem oğulları arasında şöyle bir konuşmaya şahit oldum" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Eslem oğullarına "Çölde oturun" deyince, Eslem oğulları "Biz hicretten sonra bundan dönmüş olmaktan korkuyoruz" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizler nerede bulunursanız bulunun muhacirsiniz" buyurdu. Bu iki haberin isnadı hasendir. "Osman b. Affan katledilince, Seleme Rebze'ye çıktı." Rebze, Mekke ile Medine arasında çölde bir yerin adıdır. Bu haberden Seleme'nin çölde yaklaşık kırk yıl kaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü Hz. Osman hicri 35 yılının zilhiccesinde öldürüldü. Seleme'nin ölümü ise sahih olan rivayete göre hicri 74'tür. "Dini uğruna fitnelerden kaçarak. .. " Bu haber dininden endişe duyan kimsenin uzlete çekilmesinin faziletli olduğunu göstermektedir. Selef bilginleri uzlete çekilmenin aslı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk şöyle demiştir: Fitne zamanlarında insanların içine karışmak, İslam'ın sembol ibadetlerini yapmak, İslam toplumunun sayısını çoğaltniak, onlara yardım etmek, imdatlarına koşmak, hasta olduklarında ziyaret etmek ve benzeri şekillerde çeşitli iyiliklerde bulunmak dolayısıyla dini faideler kazanma olduğu için daha evladır. Bir başka grup bilgin ise şöyle demişlerdir: Uzlete çekilmek, yapılması gerekeni bilmek şartıyla fitneden selamette kalmak olduğu için daha evladır. Nevevi'nin görüşü şöyledir: Tercihe şayan olanı, günaha düşmeyeceğine dair kuwetli zan besleyen kimse için insanlarla birlikte yaşamaktır. Eğer bir sıkıntı doğacaksa o zaman uzlete çekilmek daha evladır. Bir başkası şöyle demiştir: Bu, kişiden kişiye değişir. Bazıları için iki seçenekten sadece birini yapması gerekirken, bazıları için tercih ve ağır basma sözkonusuur. Bizim sözkonusu ettiğimiz bu değildir. Aksine uzlete çekilmekle insanlarla bir arada yaşamak birbirine eşit olduğunda ne yapılacaktır? Bu, durumdan duruma değişir. İki durum birbiri ile çeliştiğinde zamandan zamana değişir. Bazıları için insanlarla birlikte yaşamak tek seçenektir. Bunlar gördükleri münkeri ortadan kaldırma gücü olanlardır. Bu gibi kimseler için insanlarla birlikte yaşamak duruma ve imkana göre ya farz-ı ayndır ya da kifayedir. Emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker yaptığında canını kurtaracağına kuwetli zannı olan kimseler için de insanlarla birlikte yaşaması tercih edilir. Kendi canı açısından emin olduğu halde kendisine itaat edilemeyeceği kesinse bu gibi kimseler için uzlete çekilmekle insanlarla birlikte yaşamak eşittir. Bu, ortada yaygın bir fitne olmadığında sözkonusudur. Şayet yaygın bir fitne varsa genellikle sakıncalı bir duruma düşme sözkonusu olacağı için uzlete çekilJıek daha ağır basar
حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ، رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَآخَرُ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ".
Abdullah b.Mes'ud'un nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İki kişiden başkasına hased edi/mez: Bunlar da Allah'ın kendisine bir mal verip de o malı hak yolunda tüketme fırsatı verdiği kimse, diğeri de Allah'ın kendisine hikmet verdiği ve bununla hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimsedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: " 'Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse onlar fas/kların ta kendileridir' ayeti." İmam Buhari'nin attığı başlığa bu ayetin delilolması hadisin manhıkunun hikmete göre hükmeden kişinin övülen bir kişi olmasıdır. Hatta onun aldığı sevabı ve güzel bir şekilde yad edilmeyi kazanac:lmeyi onun elindekinin aynısını elde etmeyi temennı etmede herhangi bir sakınca görülmemiştir. Bu hadisin mefhumu böyle davranmayan kimsenin onu yapanın aksine bir durumda olacağını göstermektedir. Ayet-i kerime böyle bir kimsenin fasık olacağını açıkça ifade etmektedir. İmam Buharl'nin bu ayeti delil olarak alması, ayetin ehl-i kitap ve müslümanlar hakkında genelolduğu görüşünü tercih ettiğini göstermektedir. İsmail el-Kadı Ahkamu'!-Kur'an'da bu konudaki ihtilafı naklettikten sonra şöyle der: Ayetlerin zahiri onlar gibi yapan ve Allah'ın hükmüne aykırı hüküm uyduran, bunu am el edilecek bir din haline getiren kimselere -ister idareci olsun, ister başkası- sözkonusu tehdidin yönelik olduğunu göstermektedir. İbn Battal'ın yaklaşımı ise şöyledir: Ayetin anlamı Allah'ın indirdiği ile hükmeden kimsenin bol sevabı hak edeceği şeklindedir. Hadis, böyle bir kimseyle yarışmanın caiz olduğunu göstermekte ve bunun amellerin en şereflilerinden ve Yüce Allah'a yaklaşılan fiillerin en yücelerinden olmasını gerektirmektedir. Bu anlayışı Abdullah b. Evfa'nın naklettiği "Allah zu!metmediği müddetçe kadı ile beraberdir" hadisi teyid etmektedir. Hadisi İbnü'l-münzir nakletmiştir. Bu hadisi İbn Mace ve TirmizI'nin de naklettiklerini belirtelim.(İbn Mace, Ahkam; Tirmizi, Ahkam) Tirmizi hadisin garib olduğunu belirtmiş, İbn Hibban ve Hakim ise sahih olarak değerlendirmişlerdir. "........." "tüketmesi için" yani onu infaka, harcamaya. "Diğeri deAilah'ın kendisine hikmet verdiği kimsedir." Burada "hikmet"ten maksat, İbn Ömer hadisinde geçtiği üzere Kur'an'dır ya da bundan daha geneldir. Hikmetin kaidesi cehalete mani olup, çirkin fiilleri yasaklayandır. İbnü'I-Müneyyir hadiste yer alan "hased" kelimesinin gıpta anlamına olduğunu söylemiştir. Hadis, hakimlik şartlarını taşıyan, hakkaniyetle davranmaya gücü yeten ve kendisine yardımcı bulabilen kimseye bu göreve gelmeyi teşvik etmektedir. Çünkü hakimlik görevi iyiliği emir, mazluma yardım, hakkı hak sahibine verme, zalimin eline yapışma, insanların arasını düzeitme gibi özellikler taşımaktadır. Bütün bunlar Yüce Allah'a yakınlaşmak için yapılan ibadetlerdendir. Bundan dolayı Nebiler ve onların ardından gelen Hulefa-yı Raşidın bu görevi üstlenmişlerdir. Buradan hareketle bilginler hakimliğin farz-ı kifayeden olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü insanların yaşamı yargı makamı olmaksızın sürmez. Bilginler hakimlik şartlarını kendisinde toplayıp, bunu yapma gücü olan kimseye bu görevi almanın müstehap olup olmadığı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk ikinci yaklaşımı benimsemiştir. Zira hakimlikte tehlike ve sonun meçhullüğü söz konusudur. Bir de bu konuda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından ağır ifadeler kullanılmıştır. Bazıları ise şöyle demişlerdir: Kişi ilim ehli ise ve kendisinden ilim alınmayacak derecede bilinmeyen bir kimse ise ya da ihtiyaç içinde ise ve hakimlik makanın haram olmayan bir taraftan maaşı temin ediliyorsa onun hakka göre hüküm vermede kendisine müracaat edilmesi ve ilminden yararlanılması için bu görevi üstlenmesi müstehaptır. Şayet meşhur birisi ise en uygun olanı ilim ve fetvaya yönelmesidir. Bulunduğu beldede yerini alacak bir kimse yoksa hakimlik görevi farz-ı kifaye olduğu ve bu görevi ondan başka yapacak bir kimse bulunmadığı için onu üstlenmesi tek seçenek olur. Ahmed b. Hanbel' den nakledilen bir görüşe göre görevi üstlenmediği takdirde günaha girmez. Zira bir başkasına fayda sağlamak kişiye zarar verdiğinde bu görevi üstlenmesi gerekli değildir. Özellikle zulmün yaygınlık göstermesinden dolayı hakkı bilip, ortaya çıkarmak mümkün olmazsa bu görevi üstlenmek gerekli değildir
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ، خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَمِنَّا مَنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ وَمِنَّا مَنْ أَهَلَّ بِحَجٍّ حَتَّى قَدِمْنَا مَكَّةَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَحْرَمَ بِعُمْرَةٍ وَلَمْ يُهْدِ فَلْيَحْلِلْ وَمَنْ أَحْرَمَ بِعُمْرَةٍ وَأَهْدَى فَلاَ يَحِلُّ حَتَّى يَنْحَرَ هَدْيَهُ وَمَنْ أَهَلَّ بِحَجٍّ فَلْيُتِمَّ حَجَّهُ " . قَالَتْ عَائِشَةُ - رضى الله عنها - فَحِضْتُ فَلَمْ أَزَلْ حَائِضًا حَتَّى كَانَ يَوْمُ عَرَفَةَ وَلَمْ أُهْلِلْ إِلاَّ بِعُمْرَةٍ فَأَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَنْقُضَ رَأْسِي وَأَمْتَشِطَ وَأُهِلَّ بِحَجٍّ وَأَتْرُكَ الْعُمْرَةَ - قَالَتْ - فَفَعَلْتُ ذَلِكَ حَتَّى إِذَا قَضَيْتُ حَجَّتِي بَعَثَ مَعِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرٍ وَأَمَرَنِي أَنْ أَعْتَمِرَ مِنَ التَّنْعِيمِ مَكَانَ عُمْرَتِي الَّتِي أَدْرَكَنِي الْحَجُّ وَلَمْ أَحْلِلْ مِنْهَا .
Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana, babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Ukayl b. Hâlîd, İbni Şihâb'dan, o da Urvetü'bnü'z-Zübeyr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe'den naklen rivayet ettL Âişe şöyle demiş : «Veda haccı senesi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte yola çıktık. Kimimiz Umre'ye kimimiz de hacc'a niyet ettik. Mekke'ye vardığımızda Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — Kim Umreye niyet etti de hedy kurbanı getirmedıyse ihramdan çıksın! Kim Umreye niyet etti de hediye kurbanı getirmediyse kurbanını kesmedikçe ihramdan çıkamaz. Hacca niyet eden haccını tamamlasın! buyurdular.» Âişe (Radiyallahû anha) (sözüne devamla) şöyle demiş: «Ben hayızımı gördüm ve Arafe gününe kadar da hayızh kaldım. Yalnız Umre için niyet edebildim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise saçımı çözmemi, taranmamı ve hacca niyet ederek umreyi bırakmamı emir buyurdu. Ben, bunu yaptım. Haccımı eda'dan sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), benimle (kardeşim) Abdurrahmân b. Ebî Bekri gönderdi. Ve bana Ten'im'den (yâni) hacı olarak varıp da ihramdan çıkmadığım Umre yerimden Umre yapmamı emir buyurdu.»
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَفْضَلُ الأَعْمَالِ - أَوِ الْعَمَلِ - الصَّلاَةُ لِوَقْتِهَا وَبِرُّ الْوَالِدَيْنِ " .
Bize Osman b. Ebu Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, el-Hasen b. Ubeydillâh'dan, o da Ebu Amr eş-Şeybânî'den, o da Abdullah'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen onun : "Amellerin -yahut amel türünün- en faziletIisi vaktinde kılınan namaz ve anne babaya iyiliktir. " 244 – 252 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (244-252 numaralı hadisler): Bu baptaki hadisler: "Ebu Hureyre (224, 245), Ebu Zerr (246, 247) ve Abdullah b. Mesud (248-252) (r.a.um)'dan rivayet edilmiştir. (Sahabi) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e: "Amellerin en faziletlisi hangisidir" diye soruldu. O: ''Allah'a imandır" buyurdu. Sonra hangisidir diye soruldu. O: ''Allah yolunda cihaddır" buyurdu. Sonra hangisidir soruldu. O: "Mebrur bir hacdır" buyurdu. Bir başka rivayette, Nlah'a ve Resulüne imandır. Bir diğer rivayette, Nlah'a iman ve onun yolunda cihaddır, şeklindedir. "(Hürriyetine kavuşturmak için) en faziletli köle hangisidir, dedim. O: "Sahiplerine göre daha nefis olanları ve daha pahalı olanları" buyurdu. Ben: Yapamayacak olursam dedim. O: "Bir iş yapan bir kimseye yardımcı olursun ya da yapamayan yerine sen yaparsın" buyurdu ... "Çünkü bu senin kendine bir sadakandır" buyurdu. ez-Zührl'nin rivayetinde ise (elif, lam ile) "iş yapana yardım edersin yahut yapamayan adına yaparsın" şeklindedir. Bir başka rivayette: En faziletli am el hangisidir, sorusuna: "Vaktinde kılınan namazdır" buyurdu. Sonra hangisidir, dedim. O: ''Anne babaya iyiliktir" buyurdu. Sonra hangisidir dedim. O: "Allah yolunda cihaddır" dedi. (2/73) Ona daha fazla soru sormayı ona acıdığım için bıraktım. Diğer rivayette: Ona daha fazlasını sorsaydım, o da bana daha fazlasını söyleyecekti, denilmektedir. Bir başka rivayette: Cennete daha çok yakın{laştırıcı) amel hangisidir. Allah Rasulü: Vakitlerinde kılınan namazdır buyurdu. Sonra hangisidir dedim. O, anne babaya iyiliktir buyurdu. Sonra hangisidir dedim. O, Allah yolunda cihaddır buyurdu. Diğer rivayette de: Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namaz ve anne babaya iyilik yapmaktır, şeklindedir. Bunlar hadis metinlerinin lafızlarıdır. Rical isimlerine gelince, bu başlıkta Ebu Hureyre, Ebu Zerr, Mansur b. Ebu Müzahim, İbn Şihab, Said b. el-Müseyyeb, Ebu'r-Rabi' ez-Zehranı, Ebu Muravih ve eş-Şeybani'den, o Velid b. el-Ayzar'dan, o Sa'd b. Iyas Ebu Amr eş-Şeybani'den ve ayrıca Ebu Ya'fur geçmektedir. Hadislerin Lafızları İle İlgili Açıklamalar: "Mebrur hac" Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Şemir dedi ki: Bu hiçbir günahın kendisine karışmadığı hacdır. Yeminini bozmayacak olursa, aynı şekilde satışında aldatmayacak olursa da bu kök kullanılır. Mebrurun kabul edilen anlamında olduğu da söylenmiştir. el-Harbi dedi ki: Be harfi ötreli olarak: "Cr. ~) Haccın mebrur olsun" denilir. Be harfi fethalı olarak da: "(~ .uı\..r.) Haccını Allah mebrur kılsın" denilir. Haccın makbul ve ecir kazanmış olarak dönmüş olasın (anlamında bir dua)dır. Hadis-i şerifte de: "Mebrur hac, yemek yedirmek ve güzel söz söylemektir" buyurulmuştur. Buna göre bu da güzel iş yapmak demek olan am el türündendir. Anne babaya ve müminlere bin ile (iyilikle) davranmak da buradan gelmektedir. Mebrurun yüce Allah için ihlasla ve doğrulukla yapılan amel anlamında olması da mümkündür. Kadı lyaz'ın açıklamaları burada sona ermektedir. Mebrur hac Kabul edilen hacdır, diyenlerin açıklamaları bir amelin kabul olduğu bilinemez gerekçesi ile açıklanması zor görülebilir. Bunun cevabı da hacdan sonra daha çok hayır yapması kabulün alametlerindendir, diye verilmiştir. "Sahiplerine göre en değerli olanları" daha üstün ve daha iyi kabul edilenleri demektir. Esmaı "nefis bir mal" ifadesi beğenilen mal demektir. Allah Rasulünün: "Bir iş yapan kimseye yardım yapamayana sen yaparsın" buyruğunda geçen "el-ahrak: bir iş beceremeyen, bir sanat sahibi olmayan, iş yapamayan" demektir. Herhangi bir sanatı olmayan bir erkek için "ahrak", kadın için de "harka" denilir. Eğer adam maharetli bir sanatkar ise "raculün sana''', kadın için de "imraatun sanna" denilir. Rivayetlerin birinde "bir iş yapan" anlamındaki lafız elif, lam'sız geldiği halde diğerinde elif, lam'lı olarak "sa'na': iş yapan" şeklinde gelmiştir. Her iki rivayette sanattan gelmek üzere sad harfi ile rivayet edildiği gibi, kaybolmak demek olan (t..~I)'den gelen bir kelime olarak "daı" olarak da rivayet edilmiştir. Ancak alimlere göre sahih olan sad harfi ile rivayetidir fakat dat ile rivayet daha çoktur. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Bu lafızda bizim Hişam yoluyla rivayetimiz ilk olarak dat harfi iledir. Dolayısıyla bu lafız muayyen olarak (WW) kaybolmuş lafzıdır. Diğer rivayette de bu şekildedir. Buna göre bizim Müslim'den bize kadar ulaşan bütün rivayet yollarımızda Hişam ve ez-Zührı yoluyla gelen hadis muayyen olarak bu lafızia gelmiş bulunmaktadır. Ancak Ebu'l-Feth eşŞaşi'nin, Abdulgafir el-Farisi'den rivayeti müstesnadır. Hocamız Ebu Bahr bize kendisinden her iki yerde de sad harfi ile tahdis etmiştir. Bir iş yapamayan anlamındaki "el-ahrak"ın karşıtı olması bakımından doğru ifade bu olmalıdır. Anlam itibariyle kaybolmuş birisine yardımcı olmak doğru olsa bile burada rivayet Hişam'dan sad harfi ile (sani': iş yapan şeklinde) sahih olarak gelmiştir. Biz bunu Buhari'nin Sahihinde de böylece rivayet etmişizdir. İbnu'l-Medini dedi ki: ez-Zühri de bunu sanat sahibi anlamında sad harfi ile "es- sani'" diye rivayet etmektedir. Alimlerin görüşlerine göre bu kelimeyi dat harfi ile kaybolmuş anlamında tashif yapıp değiştiren Hişam'dır. Darakutni de Ma'mer'den naklen dedi ki: ez-Zührı, Hişam tashif yapmıştır, derdi. Darakutni dedi ki: Hişam'ın rivayetinde: "Bir iş yapana yardım edersin" lafzı sad ve nun iledir. İki hafız Ebu Amir el-Abderi ile Ebu'l-Kasım b. Asakir' in asıllarında da böyledir. Esasında sahih olan da budur fakat Hişam b. Urve'nin rivayetinde böyle değildir. Onun rivayetinde bu kelime (iş yapan anlamındaki sani' kelimesi) dat iledir. Müslim'in bundan başka yoldan gelen rivayetinde Hişam'ın bu rivayeti bu şekilde kaydedilmiştir. ez-Zührl'den gelen diğer rivayette ise "iş yapana yardım edersin" rivayeti ise sad iledir, bu da aynı şekilde ez-Zühri'den mahfuz olarak gelmiştir. Hişam'ın da tashif yaptığını ifade ederdi. (İbnu's-Salah devamla) dedi ki: Kadı Iyaz da (2/75) bunun Müslim'in kitabını rivayet edenlerin naklettiği üzere ez-Zührl'nin rivayetinde dat ile olduğunu, bundan tek istisnanın Ebu'l-Feth es-Semerkandi'nin ki olduğunu zikretmektedir. (İbnu's-Salah) dedi ki: Fakat durum bizim Müslim'in kitabı ile ilgili asıllarımızın rivayetinde onun naklettiği şekilde değildir. Hepsinde ez-Zühd'nin rivayetinde sad ile kayıtlı bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. ''Ana babaya iyilik" onlara iyilikte bulunmak, onlara güzel davranmak, onları memnun edecek işler yapmak demektir. Sahih hadiste belirtildiği üzer~ onların arkadaşlarına iyilik yapmak da bunun kapsamı içerisindedir: "Şüphesiz ki bir kimsenin babasının sevdiği kimseleri gözetmesi, iyiliğin en iyilerindendir. " Birr (iyilik)in zıttı ise 'ukuk (kötü davranmak) dur. Yüce Allah'ın izniyle biraz sonra bunun da açıklaması gelecektir. Dilciler der ki: Birr ile davranan iyi kimseye "berr ve barr" denilir. Berr'in çoğulu da ebrar, barr'ın çoğulu ise berere diye gelir. "Ona acıdığım için daha fazla sormayı bıraktım." Onu daha çok yormamak için, ona ağır gelmemesi için, ona şefkatimden böyle yaptım, demektir. Allah en iyi bilendir. Ricalinin isimlerine gelince, Ebu Hureyre'nin adı sahih olan görüşe göre Abdurrahman b. Sahr'dır. Açıklaması daha önce geçti. Ebu Zerr'in adı hakkında ihtilaf edilmiştir, daha meşhur olan Cündüb (Cündeb de söylenebilir) b. Cunade olduğudur. Adının Bureyr olduğu da söylenmiştir. Mansur b. Ebu Muzahim'in isminde "Muzahim" ze ve ha iledir. Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde bu surette bulunan bütün isimler bu şekilde za ve ha ile "Muzahim" şeklindedir. İsim olarak re ve cim ile "Muracim" ismi de geçmektedir ki el-Avvam b. Muracim bunlardan birisidir. Burada geçen Mansur'un babasının künyesi olan Ebu Muzahim'in adı ise Beşir'dir. İbn Şihab daha önce birkaç defa geçmişti. Adı Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab'dır. İbnu'l-Museyyeb de aynı şekilde birkaç defa geçmişti. Meşhur olanın Müseyyeb'in ye harfinin fethalı olduğudur. Kesreli okunduğu da söylenmiştir. Ebu'r-Rabi ez-Zehranl'nin adı daha önce geçtiği gibi Süleyman b. Davud'dur. Ebu Muravih' e gelince, İbn Abdilberr dedi ki: Sika olduğunu icma ile kabul etmişlerdir ama ismine vakıf olunmamıştır. İsmi künyesidir. Şu kadar var ki Müslim b. el-Haccac onu et-Tabakat'ında sözkonusu etmiş ve adı Sad'dır demiştir. Künyeler arasında onu sözkonusu ettiğinde ise adını zikretmemiştir. Nispeti itibariyle el-Gıfari olduğu söylendiği gibi, el-leysi olduğu da söylenir. Ebu Ali el-Gass2mi ise el-Gıfari sonra el-leysi nispetlidir. Velid b. el-Ayzar'dan rivayet nakleden eş-Şeybani'ye gelince, bu da Ebu İshak Süleyman b. FeyrCız el-KCui'dir. Ebu Ya'fur'un adı Abdurrahman b. Ubeyd b. Nistas es-Sa'lebi eı-Amiri elBekkari' dir. el-Bikari diye de söylenir. el- Bekkari el-KCıf! de söylenir. "Nistas" ismi munsarıf değildir. Burada geçen Ebu Ya'fur, "el-Asğar" vasıflıdır. Yine Müslim bunu aynı şekilde RükCıda tatbik babında da zikretmiş bulunmaktadır. Diğer kaynakların ravileri arasında ise Ebu Ya'fur el-Ekber el-Abdi el-KCıfi vardır. Tabiindendir, adı Vakid'dir (2/76). Vakdan olduğu da söylenmiştir. Müslim de bunu aynı zamanda Vitir namazı babında zikretmiş, isminin Vakid, lakabının da Vakdan olduğunu belirtmiştir. Yine kaynaklarda Ebu Ya'fur diye anılan üçüncü bir şahıs daha vardır ki bunun da adı Abdurrahman b. Ya'fur el-Cu'f! el-Basri' dir. Kendisinden Kuteybe, Yahya b. Yahya ve daha başkaları rivayet nakleder. Burada Ya'fur'un adı geçen üç babası da sikadır. Velid b. el-Ayzar'ın adı ise ayn harfi elif'ten önce ze sonrasında da re iledir. Müslim (rahimehullah)'ın (247): "Bize Ma'mer, ez-Zühri'den haber verdi... Ebu Muravih'den, o Ebu Zerr'den" senedinde isnad inceliklerinden bir incelik bulunmaktadır. O da bu senette tabiinden biri diğerinden rivayet nakleden dört tabiinin bir arada bulunmasıdır. Bu dört kişi de ez-Zühri, Habib, Urve ve Ebu Muravih' dir. Bunlardan ez-Zühri, Urve ve Ebu Muravih tanınan tabiin şahsiyetlerdir. Urve'nin azatlısı Habib'e gelince o da Ebu Bekr es-Sıddık (r.a.)'ın kızı Esma (r.anha)'dan rivayet nakletmiştir. Muhammed b. Sa'd dedi ki: Urve'nin azatlısı olan bu Habib Umeyye oğulları yönetiminin son zamanlarında vefat etmiştir. Dolayısıyla bununla birlikte Esma' dan da rivayet nakletmiş olmasının zahirinden anlaşıldığı üzere o hem Esma'ya yetişmiştir, hem de ondan başka diğer sahabilere de yetişmiştir. Böylelikle tabiinden olur. Allah en iyi bilendir. Hadislerin Anlamları ve Fıkhi Hükümleri Bu hadislerin bu anlamda gelmiş diğer hadislerle birlikte anlaşılmaları zor gelebilir çünkü Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste en faziletli amelin, Allah'a iman sonra cihad sonra hac; Ebu Zerr'in rivayetinde iman ve Cihad, İbn Mesud'un rivayetinde namaz sonra anne babaya iyilik sonra cihad olduğunu sözkonusu etmiştir. Daha önce Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiği hadiste de: "İslam'ın hangi ameli hayırlıdır" sorusuna Allah Rasulü: "Yemeği yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermendir" buyurduğu geçmişti. Ebu Musa ve Abdullah b. Amr'ın rivayet ettikleri hadiste: Müslümanların hangisi hayırlıdır sorusuna da: "Müslümanlann dilinden ve elinden esen kaldığı kimsedir" buyurmuştur. Osman (r.a.)'dan rivayet edilen sahih hadiste de: "En hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve onu öğretendir" ve buna benzer sahihte pek çok hadis daha vardır. İlim adamları bu hadislerin bir arada nasıl anlaşılacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Pek büyük imam Ebu Abdullah el-Halim! eş-Şafii, hocası imam ve büyük ilim adamı sağlam dirayetli Ebu Bekr el-Kaffal el-Şaşi el-Kebir' den -ki bu bizim mezhebimize mensup Horasanlı müteahhir alimlerimizin kitaplarında adı geçen el-Kaffal es-Sağir el-Mervezi'den başka birisidir- naklederek el-Halimi şunları söylemektedir: el-Kaffal benim çağının alimleri arasında karşılaştığım en alim kişidir. O bu gibi hadisleri iki şekilde anlamıştır: 1- Bu durumların ve kişilerin farklılıklarına göre verilen farklı cevaplardan ibarettir. Çünkü eşyanın en hayırlı olanı budur, denilmekle birlikte bütün yönlerden, bütün durumlarda ve şahıslar için her şeyin en hayırlısının o olduğu kastedilmeyebilir. Aksine bu hayırlılık kimi halde ve durumda böyle olsa da başkalarında böyle değildir. Buna da çeşitli rivayetleri tanık olarak göstermiştir. Bunlardan birisi İbn Abbas (r.a.)'ın rivayet ettiği Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu buyruğudur: "Hac etmemiş kimse için bir defa hac etmek kırk gazaya katılmaktan üstündür. Hac etmiş kimse için de bir gazaya katılmak kırk defa hac etmekten üstündür." 2- Bundan amellerin en faziletlilerinden birisi yahut en hayırlılarından birisi yahut sizin en hayırlılarınızdan birisi şunu yapandır demek olabilir. Burada kastedilmekle birlikte "kişi" lafzı hazfedilmiştir. Nitekim filan kimse insanların en akıllı ve en faziletli olanlarıdır. (2/77) denilmekle birlikte en akıllılarından ve en faziletlilerinden olan kimse kastedilir. İşte Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "En hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır" buyruğu da bu türdendir. Böyle bir kimsenin kayıtsız ve şartsız olarak insanların en hayırlısı olamayacağı bilinen bir husustur. Alim bir kimseye insanlar arasında en az rağbet gösterenler onun komşularıdır, sözleri de bu türdendir. Halbuki başkaları arasında kendisine alimden daha da az rağbet gösterenler de olabilir. el-Kaffal (rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir. Bu ikinci açıklamaya göre iman kayıtsız ve şartsız olarak amellerin en faziletlisi olur, diğerleri ise amellerin ve hallerin en faziletlileri arasında olmak bakımından birbirlerine eşit olurlar. Bundan sonra ise birinin diğerine üstünlüğü buna delil olan delaletlerle anlaşılır ve durumların ve şahısların farklılığına göre de farklılık gösterir. Soru: Bu rivayetlerin bazılarında en faziletlileri şudur sonra şudur denilerek "sonra" lafzı getirilmiştir. Bu laflZ ise sıralamayı bildirmek için kullanılır. Cevap: Burada "sonra" lafzı sözkonusu edilişIerindeki bir sıralama içindir. Yüce Allah'ın: "O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O kul azad etmektir yahut açlığın çok olduğu bir günde yemek yedirmektir. Akrabalığı olan bir yetime yahut topraklara düşmüş bir yoksula. Bundan sonra da iman edenlerden ... olmasıdır." (el-Beled, 12-17) Bilindiği gibi burada "sonra" iman fiilinin sırasını anlatmak için değildir. Nitekim yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Deki: Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik edin, yoksulluk endişesinden dolayı çocuklarınızı öldürmeyin ... " (En'am, 151-153) buyurduktan sonra: "Sonra biz Musa'ya kitabı verdik." (En' am, 154) buyurmaktadır. Yüce Rabbimizin: '1\ndolsun ki sizi yarattık, sonra size şekil verdik sonra da meleklere: Adem'e secde edin dedik." (!\raf, 11) buyruğu da böyledir. Bunun benzerleri pek çoktur. Yine bu hususta şu beyiti de örnek gösterirler: "Sen efendi ve baş olana sonra babası baş olana Sonra bundan önce dedesi de baş olana deki:" Kadı Iyaz da bu gibi hadislerin bir arada iki türlü anlaşılabileceğini sözkonusu etmiştir: 1- Bunların biri az önce naklettiğimiz iki yoldan birincisine yakın bir açıklamadır. Şöyle diyor: Durumların değişmesi dolayısıyla verilen cevap da farklılık göstermiştir, diye açıklanmıştır. Bu sebeple o her bir gruba kendileri için ihtiyaç olan şekilde cevap vermiştir yahut henüz tamamlamadıkları ve ona dair bilginin kendilerine ulaşmadığı hususları söylemiştir. 2- Cihadı haccın önüne geçirmesinin sebebi İslam'ın ilk dönemlerinde İslam düşmanları ile savaşıldığı ve İslam'ın üstün gelmesi için gayret gösterilmesi gerektiği bir zamanda bulunulmasından dolayı idi. et-Tahrir sahibi bu ikinci açıklamayı sözkonusu etmiş, ayrıca bir başka açıklama daha dile getirerek "sonra" bir sıralamayı gerektirir fakat bu Arap dilbilginleri ve usul alimleri nezdinde şaz bir görüştür, demiştir. Sonra et-Tahrir sahibi şunları söyler: Doğrusu bunun, savaşa mecbur eden bir halolan düşmanın saldırması ve umumi seferberlik zamanındaki cihad hakkında yorumlanmasıdır. İşte böyle bir zamanda cihad herkese farzdır. Durum böyle olduğuna göre elbette hacca göre cihadın öne alınması ve daha çok teşvik edilmesi gerekir çünkü cihadda Müslümanların genel masIahatı vardır. Ayrıca böyle bir durumda cihad hacdan farklı olarak farz-ı ayndır ve yapılması gereken zamanı da sınırlıdır. Allah en iyi bilendir. (244) "Ona, hangi am el daha faziletlidir, diye sorulunca, O: ''Allah'a ve Rasulüne imandır" buyurdu." Bu cevapla amelin iman hakkında kullanılacağını ve amel ile imanın kastedilebileceğini açıkça ifade etmektedir. Allah en iyi bilendir. Burada sözü edilen iman kendisiyle İslam dinine girilen imandır. Bu ise kalbiyle tasdik ve şaha.det kelimelerini söylemektir. Tasdik etmek kalbin amelidir, söylemek ise dilin amelidir. Burada diğer organlarla yapılan ameller imanın kapsamına girmez. Oruç, namaz, hac, cihad ve benzeri ameller gibi. (2/78) Çünkü cihadı ve haccı da ayrıca sözkonusu etmiş bulunmaktadır. Ayrıca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: ''Allah'a ve Rasulüne imandır" diye cevap vermiştir. Ameller ile ilgili olarak ise bu söylenemez. Bununla beraber böyle olması sözü geçen am ellere iman adının verilmesine de engel değildir, bunun delillerini de daha önceden açıklamış bulunmaktayız. (246) Köleler ile ilgili olarak "sahiplerine göre en değerlileri ve en pahalı olanları" buyruğundan kasıt -Allah en iyi bilendir- şudur: Eğer tek bir köleyi hürriyetine kavuşturmak istiyorsa bu böyledir fakat mesela bin dirhemi bulunup, onunla daha az değerli iki köle de alabilir, değerli tek bir köle de alabilir. Bu durumda iki köle -kurbanlıktakinin aksine- daha faziletlidir çünkü semiz bir koyunu kurban etmek ondan daha az semiz iki koyun kurban etmekten daha faziletlidir. Mezhep alimlerimizden Beğavi (rahimehullah) et-Tehzib'de bu iki meseleyi benim de kaydettiğim şekilde zikrettikten sonra şöyle söylemektedir: Şafii (r.a.) kurbanlık hakkında şöyle demiştir: Sayıca az olmakla birlikte, değerin çokluğunu, değeri az olmakla birlikte, sayının çokluğundan daha çok severim. Köleyi hürriyetine kavuşturmakta ise değerin azlığı ile birlikte sayının çok olmasını, sayının azlığı ile birlikte değerin çokluğundan daha çok severim çünkü kurbanlıkta kasıt ettir, semiz olanın eti daha bol ve daha hoştur, köleyi hürriyetine kavuşturmaktan maksat ise kişinin durumunu, eksikliğini giderip kemale erdirmek ve onu köleliğin zilletinden kurtarmaktır. Bir topluluğu bu şekilde kurtarmak, tek bir kişiyi kurtarmaktan daha faziletlidir. Allah en iyi bilendir. Hadisten Anlaşılan Hükümler Hadisten çıkartılacak hükümlere gelince: 1- Namazın vaktinde kılınmasına dikkat ve özen gösterilmesine teşvik vardır. 2- Namaz adına ihtiyat ve vaktinde kılınması için eli çabuk tutmak özelliğinden ötürü namazın ilk vaktinde kılınmasının müstehap olduğu buradan çıkartılabilir. 3- Soru sorarken güzel bir üslup kullanmak gerekir. 4- Müftü ve öğretmen kendisinden fetva soran yahut öğrettiği kimseye karşı sabırlı olmalı, onun çokça soru sormasına ve açıklama istemesine tahammül göstermelidir. 5- Öğrenci hocasına yumuşak davranmalı, onun maslahatlarını göz önünde bulundurmalı, ona şefkat göstermelidir çünkü (Abdullah b. Mesud): Ona daha fazla sormayışımın sebebi ona şefkat göstermemdi, demiştir. 6- "Lev: Eğer" lafzını kullanmak caizdir çünkü "ona daha fazla sorsaydım, o da bana daha fazlasını söyleyecekti" demiştir. 7 - Bir kimsenin meydana gelmemiş bir olay hakkında eğer olsaydı şöyle olurdu diye haber vermesi caizdir çünkü Abdullah b. Mesud: Ona daha fazlasını sorsaydım, o da bana daha fazlasını söyleyecekti, demiştir. Allah en iyi bilendir