İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 6954

Tricks

Arapça metin

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أَحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhangi biriniz abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar Allahu Teala o kimsenin namazını kabul etmez. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Namazda hlle." Yani hllenin namazda yer alması. İmam Buhari bu konuda "Herhangi biriniz abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar Allahu Teala o kimsenin namazını kabul etmez" hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu hadis "Namazda son oturuş esnasında abdestini bozan kimsenin namazı sahihtir. Çünkü o kişi namaza muhalif bir amelde bulunmuştur" diyen görüşe cevap mahiyetindedir. Bu yaklaşım, "Namazın içinde meydana gelen abdest bozma namazı ifsad eder. Bu hareket hac yaparken cinsel ilişkide bulunmak gibidir. Sözkonusu ilişki hac esnasında onu nasıl bozuyarsa, sonunda da öylece bozar" denilerek tenkid edilmiştir. İbnü'I-Müneyyir şöyle der: İmam Buhari atmış olduğu bu başlıkla "Son oturuşta kasten abdest bozan bir kimsenin namazı sahihtir, onun abdest bozuşu selam vermek gibidir" diyenlere "Bu, abdest bozmakla birlikte namazı sahih kılmak için yapılmış hilelerden birisidir" diyerek cevap verileceğine işaret etmektedir. Meseleyi biraz daha açmak gerekirse İmam Buhari namazdan çıkış ın onun bir rüknü olduğu görüşüne dayanmaktadır. Dolayısıyla abdest bozmak suretiyle böyle bir rüknü ifa etmek sahih olmaz. Abdest bozarak namazdan çıkmanın sahih olduğunu söyleyen görüşe göre ise namazdan çıkış, namazia bağdaşmayan bir hareketle olur. Dolayısıyla abdest bozmakla namazdan çıkmak sahih olur. İbnü'I-Müneyyir şöyle devam eder: Prensip bu olunca selamın namazia bağdaşmayan bir hareket değil, ona dahil bir rükün olması gerekir. Selamın namazın bir rüknü olduğu görüşünü ifade edenler onun "Namazın girişi tekbirle, çıkışı selamladır" hadisinde namazdan çıkışın karşıtı olarak ifade edilmesine dayanmışlardır. Namazın iki ucundan biri (giriş tekbiri) rükün olduğuna göre diğer ucun da (selam) rükün olması gerekir. Selamın ibadetler cinsinden olması da bu görüşü teyid etmektedir. Zira selam Allah'ı zikir ve onun kullarına duadır. Netice olarak çirkin bir abdest bozma fiili, güzel bir zikrin yerini alamaz. Hanefiler selam rükün değil, vaciptir diyerek bundan ayrılmışlardır. Onlara göre bir kimsenin teşehhüd duasını okuduktan sonra abdesti bozulsa gidip abdest alır ve selam vererek namazdan çıkar. Şayet kasten abdest bozarsa kasıtlı hareket, namaz ibadetini keser. "Kesme" meydana gelince, selam rükün olmadığı için namaz sona erer. İbn Battal şöyle der: Bu yaklaşım İmam Ebu Hanife'nin "Namazda abdesti bozulan kimse gidip abdest alıp namazına kaldığı yerden devam eder" şeklindeki görüşüne red mahiyetindedir. İmam Malik ve Şafiı bu durumdaki kimsenin namazı yeniden kılması gerektiğini söylemişler ve bu başlık altında yer verdiğimiz hadisi görüşlerine delil olarak göstermişlerdir

Sahîh-i Buhârî, 6954

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَرَادَ أَحَدُكُمُ الْغَائِطَ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلْيَبْدَأْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah bin Erkam (r.a.)'den: şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Biriniz abdest bozmak istediği ve namaz kılmak vakti de geldiği zaman, önce abdestini bozsun.» AÇIKLAMA : El-Hakim, hadisi rivayet ederek Buhari ve Müslim'in şartı üzerine sahih olduğunu söylemiştir. Malik ve Nesai de mealen şöyle rivayet etmişlerdir: ''Abdullah bin Erkam arkadaşlarına namaz kıldırırdı. Birgün namaza durma zamanı oldu da kendisi abdest bozmaya gitti. Sonra döndü ve: Ben Resulullah (s.a.v.)'den işittim. Buyurdu ki: ''Biriniz dışarı çıkma ihtiyacı duyduğu zaman namazdan önce onu yapsın.,," Ahmed, Şafii, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Ebu Davud da hadisi rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde beyan edildiğine göre: 'AbdulIah bin Erkam Hac veya Umre yapmak üzere yola çıkmış ve beraberindekilere namaz kıldırıyormuş. Bir gün sabah namazına ikamet getirdikten sonra arkadaşlarına hitaben: Biriniz öne geçsin, diyerek kendisi helaya gitti. Sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in buyurduğu hadisi rivayet etti.' Bu bab'ın başlığında ve 617 ile 618. hadislerde geçen ''Hakin" kelimesi küçük abdestini tutan ve sıkışana denir. Büyük abdestini tutana ''Hakıb'' denir. Burada kullanılan hakin kelimesi, büyük abdestini tutan adama ve küçük abdestini tutan adamı kapsar. . Küçük veya büyük abdestini tutarak sıkışan adamın bu haliyle kıldığı namaz hususunda fıkıhçılar arasında değişik görüşler beyan edilmiştir. Hadis-i şeriflere göre böyle bir kişi, önce abdestini bozup, rahata kavuşmalı, kendisini meşgul eden gaileden kurtulduktan sonra kalb huzuru ile namaza durmalıdır. Çünkü sıkışık vaziyette namaza başlarsa kalbi meşguliyetinden ve huşü eksikliğinden dolayı ferağatIa ibadete yönelemez. Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimlerine göre; bu adam, namazın farzlarından bir şey eksik yapmazsa namaz sahihtir. İadesi gerekmez. Ancak kerahet işlemiş olur. imam Tahavi: 'Namaza duran adamın kalbi dünyaya ait her hangi bir şey ile meşgul olsaydı, kıldığı namazı iade etmesi müstahab olmazdı. Abdestin sıkışması da dünyevi meşguliyete benzer. Ebu Ömer demiş ki: Bu bab'ta en güzel şey, Abdullah bin Erkam (r.a.)'ın bu hadisi ile Aişe (r.anha)'dan rivayet olunan şu mealdeki Nebi (s.a.v.)'in hadisidir: ''Her hangi biriniz yemek hazır iken veya küçük, büyük abdest kendisini sıkıştırmışken namaza durmasın." Alimler, yemek hazır iken kişi namazını tam kıldığı takdirde sahih olduğuna icma' etmişlerdir. Abdesti sıkışan kişi de böyledir. Ama bu haliyle namaza durması mekruhtur. Namazını eksiksiz kılsa bile iyi bir şey yapmış olmaz.'' demiştir. Şafii mezhebine ait EI-Minhac kitabında Nevevi, Hakin ve Hakib'ın namazının mekruh olduğunu bildirmiştir. Hanbeli mezhebine ait EI-Kina' kitabında da aynı şey bildiriliyor. Maliki mezhebine göre; küçük veya büyük abdesti dar olan kişinin, kıldığı namazı iade etmesi gerekir. Bu mes'ele hakkında tafsilat var. El-Baci, EI-Muvatta'ın şerhinde bu tafsilatla ilgili olarak şöyle der: ''Abdesti dar olan kişi, sıkıştığından dolayı namazı bir an önce bitirmek için acele eder ve fikren bununla meşgul olduğu halde namazdan çıkmayıp, devam ederse, kıldığı o namazı iade etmesi gerekir. Malik: Vakit içinde olsun, vakit çıktıktan sonra olsun, o şekilde kılınan namazın iade edilmesi arzulanır, demiştir. Bizim de!ilimiz mezkur hadistir. Çünkü hadis, önce abdest bozmayı emreder. Bu emir namazı öne almayı yasaklar. Yasaklama, yasaklanmış olan şeyin yapıldığında, bozulmasını gerektirir. Sıkışıl< halde kılınan namaz yasaklanmış olduğuna göre, kılınsa bile geçerli değildir. Mana yönüne gelince, namaza duran kişinin, devamlı sürette abdestini tutması, amel-i kesir (çok hareket) sayılır. Namazın devamına mani teşkil eder. Diğer amel-i kesirler, namazı bozduğu gibi bunun da bozması gerekir. Şöyle ki: Namaz içinde ağır bir şeyi taşıyan kimse, nasıl kendisini zorluyorsa abdesti sıkışan adam da bacaklarını bitiştirir ve devamlı sıkıştırır. Bizim arkadaşlarımız, abdest daralmasını üç kısma ayırmışlardır : 1- Hafif daralma. Bu halde namaza durulur. Namaz içinde belirirse, bundan dolayı namaz kesilmez. 2- Orta derecede duyulan tutma ihtiyacı nedeniyle kişi bacaklarını birbirine yapıştırır. Bu halde namaza durulmamalıdır. Durulduktan sonra görülürse, namaz kesilmelidir. Eğer bu halde namaza devam edilirse namaz sahihtir. Henüz vakit çıkmadan iade edilmesi müstahabtır. 3- Abdest daralması, kişiyi meşgul ederek bir an önce namazı bitirmek için acele ettirirse namaz kesilmelidir. Kesmeyip devam ederse, vakit içinde iade etmesi gerekir. Zamanında iade etmese bile vakit çıktıktan sonra iade etmesi gerekir.'' Tabii bu kerahet hükmü, namaz vaktinin geniş olması haline aittir. Namaz vakti dar ise abdest tazeIemeden ve yemek yemeden namaz kılmak vacibdir

Sünen-i İbn Mâce, 616
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قِيلَ لَهُ قَدْ عَلَّمَكُمْ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى الْخِرَاءَةَ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ أَجَلْ لَقَدْ نَهَانَا أَنْ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ لِغَائِطٍ أَوْ بَوْلٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِالْيَمِينِ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِأَقَلَّ مِنْ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِرَجِيعٍ أَوْ بِعَظْمٍ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye ile Veki', A'meş'ten rivayet ettiler H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lafız onundur. (Dediki) : Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abdirrahman b. Yezid'den, o da Selman'dan naklen haber verdi. Selman dedi ki: Kendisine: Sizin Nebiniz abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretti, denildi. O: Evet, O bize küçük ya da büyük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmemizi, sağ elimizle istindi yapmamızı, üç taştan azı ile istinca yapmamızı ya da hayvan tezeği yahut kemik ile istinca yapmamızı yasakladı, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud, 7 -uzunca-; Tırmizi, 16; Nesai, 41, 49; İbn Mace, 316 -uzun olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 4505 NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta ilk olarak Selman el-Ffuisı (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadis-i şerif vardır: "Ona sizin Nebiniz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) büyük abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretmiştir denildi. .. " (3/1S2) Bu babtaki bir diğer hadis (608) Ebu Eyyub'un rivayet ettiği: "Helaya gittiğiniz zaman ... " hadisi, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (609) "sizden biriniz ihtiyacını görmek için oturacak olursa ... " hadisi, İbn Ömer'in rivayet ettiği (61O): "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i. .. gördüm" ile diğer rivayette (61 i) "yüzünü Şam'a, arkasını kıbleye dönmüş olduğu halde" hadisi ile bunun dışında daha başka hadisler yer almaktadır. (605) Hadiste geçen "el-hirae" abdest bozma şekil ve haline verilen isimdir. Bizzat abdest bozmanın {hadesin} kendisi ise "el-hira'" ve "el-hara'" (3/153) diye gelir. "Evet" derken Selman (r.a.)'ın kastettiği,-ey muhatap kişi- O bize dinimiz hususunda -söylediğin abdest bozmaya varıncaya kadar-ihtiyaç duyduğumuz her bir şeyi öğretmiştir. Bize abdest bozmanın adabını öğreterek bu hususta bize. şunları şunları da yasakladı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Küçük yahut büyük abdest sebebiyle kıbleye dönmemizi bize yasakladı." Müslim'de "büyük abdest için" anlamındaki "liğaitin" kelimesini bu şekilde lam harfi ile zaptettik, başka kaynaklarda ise be harfi ile "biğaitin" ile de lam harfi ile de rivayet edilmiştir, her ikisi aynı anlamdadır. "Gait" yerin alçak tarafı, kısmı demektir sonra bu, insanoğlunun arkasından çıkan bilinen şeyin adı olmuştur. Küçük Yahut Büyük Abdest Bozarken Kıbleye Dönmenin Hükmü Küçük yahut büyük abdest bozarken kıbleye dönmenin yasaklanışına gelince, bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır: 1. Bunlardan biri Malik ve Şafii'nin -yüce Allah'ın rahmeti onlara- görüşüdür. Bu görüşe göre düz ve açık alanda küçük ve büyük abdest bozarken kıbleye yüzü dönmek haramdır ancak yapı içerisinde bu haram değildir. Bu görüş Abbas b. Abdulmuttalib ve Abdullah b. Ömer (radıyallahuanh)'dan Şa'bı, İshak b. Rahuye, iki rivayetten birisinde Ahmed b. Hanbel'den de -Allah'ın rahmeti onlara- rivayet edilmiştir. 2. İkinci görüşe göre bu halde iken yüzü kıbleye dönmek yapı içinde de, düz, açık alanda da caiz değildir. Sahabi Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.), Mücahid, İbrahim en-Nehai, Süfyan es-Sevri, Ebu Sevr ve bir rivayete göre de Ahmed bu görüştedir. 3. Üçüncü görüş ise bunun yapı içerisinde de, düz ve açık alanda da caiz olduğudur. Bu da Urve b. ez-Zubeyr, Malik (r.a.)'ın hocası Rabia ve Davud ez-lahirl'nin görüşüdür. 4. Dördüncü görüş ise düz ve açık alanda olsun, yapı içinde olsun kıbleye yüzü dönmek caiz değildir ama her ikisinde de arkasını dönmek caizdir. Bu aynı zamanda Ebu Hanife ve Ahmed'den -yüce Allah'ın rahmeti onlaragelen iki rivayetten birisidir. Kayıtsız ve şartsız yasak olduğunu söyleyenler mutlak olarak yasak bildirerek varid olmuş sahih hadisleri delil göstermişlerdir. Zikredilen Selman (r.a.)'ın hadis ile Ebu Eyyub, Ebu Hureyre ve başkalarının hadisleri buna örnektir. Bu görüş sahipleri ayrıca şöyle der: Çünkü bu yasak kıblenin saygınlığı dolayısıyladır. Bu mana ise hem yapıda, hem de düz ve açık alanda abdest bozulurken sözkonusudur. Ayrıca eğer engel yeterli olsaydı, bunun açık alanda caiz olması gerekirdi çünkü bizlerle Kabe arasında dağlar, vadiler ve daha başka türlü engeller bulunmaktadır. Kayıtsız ve şartsız mübah olduğunu kabul edenler de bu babta zikredilmiş İbn Ömer (r.a.)'ın (610 numaralı) hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadise göre o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yüzünü Beytu'l-Makdis'e doğru, arkasını kıbleye doğru çevirmiş olarak görmüştür. Gösterdikleri bir diğer delil ise Aişe (r.anha)' nın rivayet ettiği şu hadistir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı kimselerin ferderiyle kıbleye yönelmekten hoşlanmadıkları haberi ulaştı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar bunu da mı yaptılar? Haydi, benim oturağımın yönünü değiştirin" yani kıbleye doğru çevirin, buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, İbn Mace de (Süneninde) rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Yüzü çevirme yi değil de arkayı çevirmeyi mübah kabul eden kimseler ise Selman'ın rivayet ettiği (605) hadisi delil gösterirler. Düz ve açık alanda yüzünü de, arkasını da dönmeyi haram kabul edip, yapı içerisinde mübah kabul edenler ise bu bölümde zikredilmiş bulunan İbn Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği (610 numaralı) hadisi ve sözünü ettiğimiz Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadisi delil gösterirler. (3/154) Cabir (r.a.) da rivayet ettiği hadisinde şöyle demektedir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize küçük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmeyi yasakladı. Ben ruhu kabzedilmeden bir yıl önce yüzünü kıbleye çevirmiş olarak gördüm." Bunu da Ebu Davud, Tirmizi ve başkaları rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Ayrıca Mervan el-Asğar'ın rivayet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Ben İbn Ömer (r.a.)'ın devesini kıbleye dönük çöktürdükten sonra oturup ona doğru küçük abdestini bozarken gördüm. Ey Ebu Abdurrahman, bu yasaklanmamış mıydı, dedim. O, evet ama düzlük açık alanda bu yasaklanmıştı. Seninle kıble arasında seni setredecek bir şey bulunuyorsa bir sakıncası yoktur, dedi. Bunu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar yapı içerisinde caiz oluşu açıkça ifade eden sahih bir takım hadis-i şerifterdir. Ebu Eyyub'un, Selmi'm, Ebu Hureyre ve başkalarının rivayet ettiği ne hyin yer aldığı hadisler ise -hadislerin arasının telif edilmesi için- düzlük açık alan hakkında yorumlanır; çünkü hadislerin arasının telif edilmesi mümkün ise bir kısmının terk edilmesi yönüne gidilmeyeceği hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Aksine böyle bir durumda hadislerin telif edilmesi ve hepsi ile am el edilmesi icap eder. Belirttiğimiz şekilde hadislerin telifi mümkün olduğundan ötürü onun kabul edilmesi icap etmektedir. Ayrıca ilim adamları anlam itibariyle düz açık alan ile yapı arasında fark gözetmişlerdir çünkü yapı içerisinde kıbleye yönelmeme mükellefiyeti halinde yükümlü zorlukla karşılaşır oysa düz açık alan böyle değildir. Kıbleye arkasını dönmeyi mübah kabul edenlere karşı ise görüşlerini reddetmek için aynı zamanda arkasını dönmeyi de, yüzünü dönmeyi de açıkça yasaklamış, Ebu Eyyub'un ve başkalarının rivayet ettiği hadis gibi sahih hadisler delil gösterilir. Allah en iyi bilendir. Şafii (r.a.) Mezhebine Göre Def-i Hacet İçin Kıbleye Dönmek İle İlgili Bazı Meseleler: 1.Birinci mesele: Bizim mezhep alimlerimiz nezdinde tercih olunan görüş eğer duvar ve buna benzer setredici bir şeye yakın ve yapı içerisinde ise yüzünü de, arkasını da kıbleye dönmek caizdir. Şu şartla ki, kendisi ile bu duvar ve benzeri setredici şeyarasında üç zira' ve daha aşağı bir mesafe bulunmalıdır. 2. Diğer şart ise bu engelin insanın alt tarafını örtecek yükseklikte olması gerekir. Bunu da deve semerinin arkasındaki tahta çubuk yüksekliği kadar tayin etmişlerdir ki, bu da bir zira'ın üçte ikisi kadardır. 3. Şayet kendisi ile bu setredici engel arasındaki uzaklık üç zira'dan fazla olur yahut bu engel deve semerinin arkasındaki çubuktan daha kısa olursa açık düz alandaki gibi haramdır. Ancak bu maksatla bina edilmiş bir yapı içerisinde ise bu hususta nasılolursa olsun herhangi bir sınır sözkonusu değildir. Mezhep alimlerimiz derler ki: Şayet açık bir arazide bulunup da zikredilen şarta uygun bir şey ile kendisini kapatabilirse o takdirde haramlık hükmü ortadan kalkar; çünkü muteber olan sözü geçen setredici engelin varlığı ve yokluğudur. Varlığı halinde açık arazide de, yapı içerisinde de helal olur, yokluğu sebebiyle de her ikisinde haram olur. Mezhep alimlerimiz arasında sahih ve meşhur olan kanaat budur. Mezhep alimlerimiz arasında açık araziyi ve yapıyı mutlak olarak göz önünde bulundurup engele itibar etmeyip, durum ne olursa olsun yapı içerisinde kıbleye önünü ya da arkasını dönmeyi mübah, durum ne olursa olsun açık arazide de bunu haram kabul etmiş kimseler de vardır. Ancak sahih olan birincisidir. Bu görüşlerinin bir ayrıntısı olarak şöyle demişlerdir: Setredenin bir biriek hayvanı, bir duvar, bir yükseklik, bir kum yığını yahut bir dağ olması arasında fark yoktur. Şayet kıble tarafına doğru elbisesinin eteğini gevşeyip, sarkıtacak olursa bununla örtü engelinin gerçekleşmesi hususunda mezhep alimlerimizin iki görüşü vardır. Onlara göre daha sahih ve meşhur olanları bunun da setredici bir örtü olacağıdır çünkü bununla da engel gerçekleşmiş olmaktadır. Allah en iyi bilendir. 4. İkinci mesele: Yüzü ve arkayı dönmeyi caiz kabul etmek ile ilgili olarak mezhep alimlerimizden bir topluluk şöyle diyor (3/55): Bu aslında mekruhtur ancak cumhur mekruhluğu sözkonusu etmemiştir. Tercih olunan kanaat de şudur: Eğer kıbleden başka tarafa yönelmekte{kısmen de olsa} bir meşakkatle karşılaşıyor ise mekruhluk sözkonusu değildir, eğer meşakkat olmayacaksa daha uygun olan ilim adamlarının ihtilafından çıkmak için bundan uzak kalmaktır. Bununla birlikte bu husustaki sahih hadisler dolayısıyla hakkında mekruh hükmü verilemez. 5. Üçüncü mesele: Açık arazide de, yapı içerisinde de yüzü kıbleye dönük cima caizdir. Bizim Ebu Hanife'nin, Ahmed ve Davud ez-Zahirl'nin mezhebi budur. Ancak Malik'in mezhebine mensup ilim adamları bu hususta farklı görüşlere sahiptir. ibnu'l-Kasım caiz olduğunu kabul ederken, İbn Habib mekruh olduğunu söylemiştir. Doğrusu ise caiz olduğudur. Çünkü haramlık hükmü şer'i bir delil ile sabit olur. Bu hususta herhangi bir yasak gelmiş değildir. Allah en iyi bilendir. 6. Dördüncü mesele: Beytu'l-Makdis' e küçük ve büyük abdest bozarken yüzünü ve arkasını dönmek haram değildir ama mekruhtur. 7. Beşinci mesele: Küçük ya da büyük abdestini yaparken kıbleye yüzünü ve arkasını çevirmekten uzak durup sonra istinca yaparken yüzünü ya da arkasını kıbleye çevirmek isterse caizdir. Allah en iyi bilendir. İstinci Adabı "Sağ elle istinca etmemek" istincanın edeplerindendir. ilim adamları sağ elle istinca yapmanın yasaklanmış olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Diğer taraftan büyük çoğunluk bu yasağın haram kılmak anlamında bir nehiy değil, tenzih ve edep anlamında bir nehiy olduğu kanaatindedir. Bazı zahiri alimleri ise haram olduğu kanaatindedir. Bizim mezhep mensupları arasından bir topluluk da haram olduğuna işaret etmiş ise de bu işaretlerine itibar edilmez. Mezhep alimlerimiz der ki: Mazeretsiz olarak istinca ile ilgili hiçbir hususta sağ elinin desteğini almaz. Su ile istinca yaparsa onu sağ eliyle döker, sol eliyle siler. Taşla istinca yaparsa eğer istincası dübürde ise sol eliyle siler. Şayet ön tarafından istinca yapacak olursa eğer taşı ona silinecek şekilde yere yahut ayaklarının arasına koyma imkanı varsa zekerini sol eliyle tutup, taşa sürer. Bunu yapma imkanı olmayıp, taşı kaldırmak zorunda kalırsa sağ eliyle taşı kaldırıp, zekerini sol eliyle tutup ona sürer. Sağ elini de hareket ettirmez. Doğru olan budur. Bazı mezhep alimlerimiz de zekerini sağ eliyle, taşı sol eliyle tutup sürer ve sol elini hareket ettirir ama bu doğru değildir; çünkü o böylelikle zaruret olmaksızın sağ eliyle zekerine dokunmuş olur. Halbuki bu yasaklanmıştır. Allah en iyi bilendir. Diğertaraftan sağ el ile istinca yapmanın yasaklanışı ona ikram olunduğuna, pisliklerden ve benzerlerden korunduğuna dikkat çekilmektedir. Yüce Allah'ın izniyle bu babın sonlarında bu kaideye açıklık getireceğiz. Allah en iyi bilendir. "Ya da üç taştan azı ile istinca yapmamızı (yasakladı)." Bu üç defa silmenin zorunlu bir vacip olduğu hususunda açık bir nastır. Bununla birlikte bu mesele ile ilgili ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bizim mezhebimizdeki görüş, necasetin kendisini izale etmek için taşla istinca ve silmeyi üçe tamamlamak mutlaka gerekli olduğudur. Bir ya da iki defa sürüp, necasetin kendisi gitse bile üçüncü defa onu silmek kap eder. Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve Ebu Sevr de böyle demiştir. Malik ile Davud (ez-zahiri): Farz olan temizlemektir. Eğer tek bir taş ile bu gerçekleşirse ona yeter demişlerdir. Mezhebimize mensup bazı alimlerin bir görüşü de budur ama bizim mezhebin bilinen kanaati az önce kaydettiğimizdir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç yüzü bulunan bir taşın her bir yüzü ile bir defa silse yeterlidir; çünkü maksat silme sayısıdır. Üç taş kullanmak ise üç yüzü bulunan bir taştan daha faziletlidir. Şayet hem ön, hem arka tarafında istinca yapacak olursa (3/156) her birisi için üçer defa olmak üzere altı defa silmek kap eder. En faziletlisi bunların altı taş ile yapılmasıdır. Şayet üç yüzü bulunan bir taş ile yetinirse bu da ona yeter. Sildiği zaman ıslaklığın öbür tarafına geçmediği kalın bir bezin durumu da aynı şekildedir. Onun yan taraflarıyla silmesi caizdir. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç taş ile temizlik gerçekleşirse daha fazlasına gerek yoktur. Üç taş ile temizlik olmazsa dördüncüsünü kullanmak gerekir. Dördüncüsüyle temizlik hasıl olursa fazlası vacip olmaz ama beşincisi ile tek sayıda taş kullanmak müstehaptır. Dört taş ile temizlik gerçekleşmezse beşincisi gerekir. Onunla temizlik tamam olursa fazlasına gerek yoktur. Bu şekilde daha fazla taş kullanmak kap edecek olursa eğer tek sayıda taş ile temizlik gerçekleşirse fazlası kullanılmaz, değil ise temizlik gerçekleşinceye kadar taş kullanması gerekir, taş sayısının tek olması da müstehaptır. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in taşları açıkça ifade etmesine gelince, zahiri mezhep mensuplarından bazıları buna dayanarak istinca için taş tayin edilmiştir, ondan başkası olmaz, derler. Bütün mezheplere mensup genelolarak ilim adamları ise istinca için taşın tayin edilmemiş olduğu, aksine bez, tahta ve daha başka şeylerin de onun yerine geçebileceği kanaatindedirler. Asıl dikkat edilmesi gereken husus kullanılan şeyin necaseti giderici olma özelliğidir. Bu da taştan başkasıyla da gerçekleşir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in üç taş demesinin sebebi ise çoğunlukla görülen ve kolaylıkla mümkün olanın o oluşundan dolayıdır. Buna göre onun (taş demenin) mefhum olarak bir delaleti yoktur. Yüce Allah'ın: "Fakirlik korkusundan çocuklarınızı öldürmeyiniz." (En'am, 6/151) buyruğu ve benzerleri gibi. Taşın muayyen olmayışının bir delili de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kemik, hayvan tersi ve tezek kullanmayı yasaklamış olmasıdır. Eğer taş muayyen olsaydı taşın dışındaki her bir şeyi mutlak olarak yasaklaması gerekirdi. Mezhep alimlerimiz der ki: Katı, temiz ve necasetin aynını (kendisini) gideren, saygınlığı bulunmayan ve bir hayvanın (canlının) bir parçası olmayan her bir şey taşın yerini tutar. Ayrıca istincada kullanılan bu gibi şeylerin aynı cinsten olması şartı da yoktur. Mesela ön için taş, arkası için bezin kullanılması caizdir. Onların birisinde bir taşla birlikte iki bez yahut taşla birlikte bir bez ve bir tahta parçası ve benzeri de caizdir. Allah en iyi bilendir. "Tezek ya da kemik ile istinca etmemizi (de yasakladı)." Bu buyrukta da necaset ile istinca yasaklanmış olmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tezek ile tür olarak necasete dikkat çekmektedir. Kemiğin yasak oluş sebebi ise cinlerin yiyeceği olduğundan dolayıdır. Bununla da bütün yiyeceklere dikkat çekmiş olmaktadır. Canlı hayvanın parçaları, ilim kitaplarının yaprakları ve buna benzer saygı duyulması gereken şeyler de buna katılır. Necisin sıvı ya da katı olması arasında bir fark yoktur. Necis bir şeyle istinca yapacak olursa istincası sahih olmaz. Bundan sonra su ile istinca yapması kap eder, taşla istinca onun için yeterli olmaz çünkü istinca yaptığı yer yabancı bir necaset ile necis olmuştur. Yenilebilir bir şeyle yahut yiyecek dışında temiz ve saygı duyulması gereken şeylerden birisiyle istinca yapacak olursa sahih olan bu istincasID!n sahih olmayacağıdır ama eğer necaseti yerinden başka bir tarafa taşımamış ise bundan sonra taşla istinca onun için yeterli olur. Masiyet olmakla birlikte ilk istincasının ona yeterli olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 606
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالُوا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ وُضُوءَ إِلاَّ مِنْ صَوْتٍ أَوْ رِيحٍ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Abdest, ancak ses veya kokudan ötürü gerekir.» AÇIKLAMA : Bu hadisi Müslim, Buhari ve Tirmizi manaya değişiklik getirmeyen fakat lafız bakımından farklı metinler halinde rivayet etmişlerdir. Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu ifade etmiştir. Müslim'in rivayeti mealen şöyledir: «Sizden birisi karnında bir şey duyar da (dübüründen) bir şeyin çıkıp çıkmad!ğına tereddüt ederse bir ses işitince veya bir koku duyuncaya kadar sakın mescidden (namazdan) çıkmasın.» Bu hadis de, daha önceki hadisleri destekler mahiyette olup, abdestin yellenme şüphesi ile bozulmadığını bildirir ve dübüründen çıkan yelin abdesti bozduğunu ifade eder. Bunda alimlerin icmaı vardır. Ön kısımdan çıkan yelin hükmü de İbn-i Mübarek, Şafii, İshak ve Ahmed'e göre budur. Hanefi alimlerinden Muhammed'den bir rivayette aynı hüküm vardır. Fakat Hanefi'lerden meşhur olan söze göre, ön kısımdan Çlkan yel, abdesti bozmaz. Maliki alimleri de bozmaz demişlerdir, Ancak, dübür kapanır ve büyük abdest ön kısımdan çıkacak olursa bu takdirde önden gelen yel'de de abdest bozulur

Sünen-i İbn Mâce, 515
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا تَوَضَّأَ أَحَدُكُمْ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ لاَ يَنْهَزُهُ إِلاَّ الصَّلاَةُ لاَ يُرِيدُ إِلاَّ الصَّلاَةَ لَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إِلاَّ رَفَعَهُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَةً وَحَطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةً حَتَّى يَدْخُلَ الْمَسْجِدَ فَإِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ كَانَ فِي صَلاَةٍ مَا كَانَتِ الصَّلاَةُ تَحْبِسُهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Sizden birisi güzelce abdest aldıktan sonra namazdan başka hiç bir maksadla evden çıkmayarak ve sırf namaz kılmak niyetini güderek mescide doğru yürüdüğü zaman, mescide girinceye kadar attığı her adımla Allah onu bir derece yükseltir ve kendisinden bir hata düşürür. Mescide girince de namaz onu alıkoyduğu sürece namaz içinde olmuş olur.» Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi, birbirine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir Malik, İbn-i Hibban ve Beyhaki de buna yakın lafızlarla rivayet etmişlerelir, AÇIKLAMA : Ebu Davud'un rivayet ettiği metin daha uzundur, Onun rivayet ettigi haelisin baş kısmında, kişinin cemaatla kıldığı namazın, evinde ve çarşısında kıldığı namazdan yirmibeş derece fazla olduğu bildiriliyor, Hadisin son kısmında da: ''Kişi namazı beklerken mescidde kimseye eziyet etmedikçe ve abc\esti bozulmadıkça melekler onun için dua ederek: 'Allahım ona mağfiret eyle', Allah'ım ona rahmet eyle Allah'ıın onun tevbesini kabul eyle'' derler. ilavesi vardır. Hadisteki, ''....namazdan başkabir maksatıla...'' cümlesinden anlaşılıyor ki; kişi sırf namaz için değil de, namaz kılmak niyetiyle beraber başka mülahazalarla mescide vardığı takdirde, hadiste va'd olunan fazileti kazanamaz, Sırf namaz kılmak maksadıyla mescide giiden kişi, attığı her adım karşılığında hem bir hasene kazanır, hem de bir günahl silinir. Kişi mescide girdikten sonra namaz için beklediği sürece sevab kazanması yönünden namazia meşgul olanın hükmündedir. Yukarıda Ebu Davud'un süneninden naklen beyan ettiğimiz, rivayette belirtildiği gibi kişi orada kimseye söz veya fiil ile eziyet etmeclikçe ve abdesti bozulmadıkça, namazdaymış gibi sevab kazanmış olur. Kimseye eziyet ettiği veya abdesti bozulduğu zaman. namaz"" meşgulmüş gibi süregelen sevabı son buiur

Sünen-i İbn Mâce, 774
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ عَبْدِ الْمُهَيْمِنِ بْنِ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ وُضُوءَ لَهُ وَلاَ وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَلاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ يُصَلِّي عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ يُحِبُّ الأَنْصَارَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْسُ بْنُ مَرْحُومٍ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُهَيْمِنِ بْنُ عَبَّاسٍ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Not: Senedin iki kolunun birleştiği ravi Abdu'l-Muheymin'in zayıflığı hususunda alimler ittifak ettikleri gerekçesi ile isnadın zayıf olduğu Zevaid'de belirtilmiştir. Fakat Sindi demiş ki Abdu'l-Muheymin yalnız kalmamıştır. Çünkü onun kardeşi oğlu da rivayette bulunmuştur. Bu rivayeti Taberani, El-Mu'cemu'l-Kebir'de nakletmiş tir. AÇIKLAMA : (397, 398, 399, 400) ''Abdesti olmayanın namazı yoktur.'' manası şudur: Hiçbir farz veya nafile namaz abdestsiz kılınamaz. Abdestsiz olarak kılınan namaz sahih değildir, namaz sayılamaz. Bütün müslümanlar, abdest almaya gücü yeten bir kimsenin abdest almasının namazın sıhhati için şart olduğunda ittifak etmişlerdir. Su bulamayan veya kullanamayan kimse için teyemmüm de abdest hükmündedir. Hadisin "Abdest üzerinde Allah ismini zikretmeyenin abdesti yoktur.'' bölümüne gelince: Allah'ın ismini zikretmek çeşitli şekillerde olabilir. Beyhaki, Nesai ve Darekutni'nin Enes r.a.'den rivayet ettiklerine göre Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mubarek parmakları arasından bir mucize mahiyetinde su fışkırdığı zaman Resulullah (s.a.v.) ...... = "Bismillah diyerek abdest alınız'' buyurmuştur. Taberani'nin Ebu Hureyre r.a.'den rivayetine göre Resul-i Ekrem (s.a.v.) ona: Ya Eba Hureyre! Abdest almak istediğin zaman; Bismillah ve'l-hamdu Lillah söyle. Çünkü böyle söylersen o abdestin bozuluncaya kadar senin görevli meleklerin senin için hasenat yazarlar. buyurmuştur. Fakat bu hadis'in sen.edinin zayıf olduğu Subulu's-Selam»da belirtilmiştir. Fethü'l-Kadir'de denildiğine göre Seleften veya Nebi (s.a.v.)'den nakledilen söz; --- Bizmillahi'l-Azim ve'l-hamdu Lillahi ala dini'l-İslam--- dır. Bir de en faziletlisi, istiazeden sonra tam besmele çekmektir, diyenler vardır. EI-Muhit'te ise Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadet yahut AIlah'a hamd etmek ile hadisin gereği yapılmış olur, denilmiştir. Bölümün ",.. Abdesti yoktur.'' hükmü de iki şekilde yorumlanmıştır. 1. Allah'ın ismini anmayanın abdesti sahih değildir. 2. Allah'ın ismini anmayanın abdesti kamil ve olgun değildir. Bölümün zahirine göre birinci şekilde yorumlanır. Böyle yorumlanınca tesmiye (= Allah'ın adını zikretmek) abdestin sıhhati için vacip olur. Zahiriye mezhebine mensup alimler İshak ve başka bir grup alim bu görüştedirler. Bunlardan Zahiriye mezhebine göre tesmiye abdestin farzıdır. Unutularak bile terk edilirse abdest sahih sayılmaz. Diğerlerine göre kasden terkedenin abdesti sahih değil ise de unutarak terkedenin abdesti sahihtir. Ahmed bin HanbeI'den bir rivayete göre O da böyle söylemiştir. Ashabı da bu görüştedir. Gusül ve teyemmüm de abdest gibidir. Abdest esnasında hatırlayan kimse hemen besmele çekerek abdestine, kaldığı yerden devam eder. Bölümü ikinci şekilde yorumlayan alimlerin başında gelen Hanefi, Şafii ve Maliki'ler ise; tesmiyenin sünnet olduğuna hükmetmişler. Ahmed bin HanbeI'in bir rivayeti de böyledir. Tesmiye çeşitleri hakkındaki Hanefi'lerin görüşü; yukarda Fethü'l-Kadir'den alınan nakilde belirtildi. Şafii'lere göre ise BismilIah demek yeterlidir. Tam besmeleyi çekmek ise daha faziletlidir. Maliki mezhebine göre besmeleyi tam çekmek hakkında iki görüş vardır. Birisine göre tam çekmek daha iyidir. Diğerine göre ise yalnız Bismillah demek daha iyi sayılmıştır. Tesmiyenin vacip olmadığını söyleyerek bölümü 2'nci şekilde yorumIayanların delili şu hadistir. 'Kim Allah adını zikrederek abdest alırsa, aldığı abdest onun bütün bedenini temizler. Allah adını zikretmeden aldığı abdest ise yalnız abdest uzuvlarını temizlemiş olur.' Bu hadisi, Darekutni ve Beyhaki İbn-i Ömer (r.a.)'den merfuan rivayet etmişler. Fakat senedIerinde rivayeti metruk olan AbduIlah bin El-Hakem Ed-Dahiri bulunur. Darekutni, Ebu Hureyre (r.a.)'den de rivayet etmiş ise de onun senedinde, zayıf olan Mirdas bin Muhammed bin AbdiIIah ve babası vardır. Keza Darekutni ve Beyhaki, İbn-i Mes'ud (r.a.)'den de rivayette bulunmuşlar. Lakin bu senedde de metruk olan Yahya bin Haşim Es-Simsar bulunur. Bu hadis tesmiyenin vacip olmadığına delalet eder, diyen alimler yukarıda Beyhaki, Nesai ve DarekutnI'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiklerini belirttiğimiz 'Bismillah diyerek abdest alınız' mealindeki hadise dayanarak besmele'nin sünnet olduğunu söylemişlerdir. Nevevi de, bu mes'elede Ebu Hureyre (r.a.)'in şu mealdeki hadisini delil göstermek mümkündür, demiştir: 'Allah adı ile başlanmayan önemli her iş sakattır, eksiktir.' Ebu Davud'un şerhi EI-Menhel'de bu izahat verildikten sonra şöyle deniliyor: Bu dayanakların kuvvetli oimadığı ve matluba pek delalet etmediği görülmektedir. Lakin Tirmizi' nin şerhinde İbn-i Seyyidi'n-Nas, bazı rivayetlerde, hadis metninde: = .. Kamil abdest... tabiri bulunur, demiştir. Rafii de bu tabirin bulunduğu rivayeti delil göstermiştir. Eğer bu rivayet sabit ise, tesmiye'nin sünnet olduğunu ispatlayan en kuvvetli delil budur. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de şöyle deniliyor: «Abdest alınırken Allah adını anmak hususunda rivayet olunan hiç bir hadisin kuvvetli olmadığı El-Bezzar tarafından ifade edilmiştir. Ben derim ki: Bu babta çok hadis rivayet olunmuş olup bir diğerini desteklemektedir. Bunların toplamından anlaşılıyor ki; tesmiyenin bir aslı vardır. El-Hafız İbn-i Hacer de: Hadislerin toplamından bir kuvvet doğup tesmiyenin bir aslının bulunduğuna delalet var, der. Ebu Bekr bin Şeybe de: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest alırken tesmiyede bulunduğu bizce sabittir, demiştir. 400 nolu hadisteki: 'Ve Nebi üzerine salavat getirmeyenin namazı yoktur.' bölümü ile ilgili olarak Sindi şöyle der: Bölümün manası şudur: Ömründe bir defa olsun Nebi'ye salavat getirmenin farziyetine inanmayarak bu nedenle salavat getirmeyen veya ömür boyunca Nebi'ye salavat getirmeyi hiçe sayarak bu vecibeyi ifa etmiyenin namazı makbul değildir. Şafii ise: Bu bölümden maksad, namaz içinde Nebi'ye salavat getirmeyenin namazının sahih olmadığını ifade etmektir, diyerek namazda O'na salavat getirmeyi farz saymıştır. 'Ensar'ı sevmiyenin namazı yoktur ..' bölümünden maksad ise, Ensar-ı Kiram (r.a.)'ın yapmış oldukları fedakarlık ve yardımlara değer vermiyerek onların fazilet ve üstünlüklerini tanımayan kimsenin namazı makbul değildir

Sünen-i İbn Mâce, 400
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6113

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.