İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 7149

Judgments (Ahkaam)

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَرَجُلاَنِ مِنْ قَوْمِي فَقَالَ أَحَدُ الرَّجُلَيْنِ أَمِّرْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ مِثْلَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّا لاَ نُوَلِّي هَذَا مَنْ سَأَلَهُ، وَلاَ مَنْ حَرَصَ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa r.a. şöyle demiştir: kendi aşiretinden iki kişiyle birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gitmiştim. Onlardan biri "Ya Resulallahi Beni bir göreve tayin et!" dedi. Diğeri de bunun aynısını söyledi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bizler bir görevi onu talep edene ve hırsla isteyene vermeyiz" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Görevi hırsla istemenin mekruhluğu." Yani onu elde etmeye. "oJlo::!1 " Bu kavrama halifelik demek olan imaret-i uzma ile bazı beldelere valilik anlamına gelen imaret-i suğra dahildir. Bu, Nebi s.a.v.'in bir şeyi daha vuku bulmadan önce haber vermesidir. Nitekim aynen onun haber verdiği gibi olmuştur. "Halbuki idarecilik, kıyamet günü nedamet olacaktır." Yani bu görevi gerektiği şekilde yapmayan kimse için nedamet olacaktır. Bunu Müslim'in Ebu Zerr'den naklettiği şu hadis de kaydetmektedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Beni bir göreve tayin etmez misin?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Sen zayıfsın! Bu görev bir emanettir. Sözkonusu görev kıyamet günü rüsvaylık ve nedamet olacaktır. Ancak bu görevi hakkıyla alan ve üzerindeki yükümlülüğü ifa edenler müstesnadır. "(Müslim, İmara) Nevevi şöyle demiştir: Bu hadis, -özellikle kendisinde zayıflık olan kimseler için- görevi üstlenmekten kaçınma konusunda büyük bir prensiptir. Ehil olmadığı halde bu göreve gelen ve sonra adaleti sağlamayan kimseler yaptıkları ihmalden dolayı kıyamet günü rüsvaylıkla cezalandırıldıkları takdirde bu bir nedamet olacaktır. Göreve ehil olup, adil davranan kimse için -haberlerden anlaşıldığı üzere- büyük bir ecir sözkonusudur. Fakat göreve gelmekte büyük bir tehlike vardır. Bundan dolayı büyükler görevalmaktan kaçınmışlardır. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir. "O makam, ne güzel bir sütannedir ve ne kötü bir sütten kesendir." Davudı bu cümleyi şöyle açıklamıştır: 0, dünyada ne iyi bir sütannedir, öldükten sonra ise ne kötü bir sütten kesendir. Zira kişi yaptıklarından dolayı hesaba gidecektir. Dolayısıyla bu görev henüz emme ihtiyacı sona ermeden memeden kesen anne gibidir ki bu tavır, çocuğun ölmesine sebep olur. Bir başkası bu cümleyi şöyle açıklamıştır: 0, ne güzel bir sütannedir. Çünkü kişi bu makama geldiğinde mertebe, mal elde eder, sözü geçer, maddi ve vehmi birtakım lezzetler elde eder. Ancak ölümle veya başka bir sebeple o görevden ayrılma durumunda, ahirette sebep olduğu birtakım sorumluluklarından dolayı ne kötü bir sütten kesendir! Hadisten göreve gelen kimsenin elde ettiği nimet ve mutluluğun, karşılaşacağı mutsuzluk ve zarardan daha az olacağı anlaşılmaktadır. Bu ya dünyada iken görevden azledilerek olur ki kişi bu durumda bilinmez, sorulmaz bir kişilik haline gelir ya da ahirette sorumluluk ve mesuliyettir ki bu daha da ağırdır. Yüce Allah'tan af ve mağfiret dileriz. Kadı Beydavı şöyle demiştir: Aklı başında olan bir kimseye ardından hasretierin geldiği lezzet ve ferahlanmak yaraşmaz. Mühelleb'in düşüncesi ise şu yöndedir: Bir görevi hırsla istemek, insanların o görev uğruna birbirleriyle çatışmasına sebeptir. Bunun sonunda kan akar, mallar ve ırzlar mubah görülür, yeryüzünde fesad büyür. Pişmanlığın neden kaynaklandığına gelince, kişi öldürülebilir veya görevden azledilir ya da ölür ve o göreve geldiğine pişman olur. Zira işlediği sorumluluk getiren şeylerden hesaba çekilir. Oysa kendisi hırsla istemiş olduğu şeyi ondan ayrı düştüğü için elden kaçırmıştır. Mühelleb şöyle devam eder: Bundan -bir valinin, ölmesi ve ardından o işi kendisinden başka yapacak kimsenin bulunmaması örneğinde olduğu gibi- görev için tek kalma durumu müstesnadır. Bu durumda kişi göreve gelmediği takdirde halkın durumu kötüye gideceği için fesad meydana gelir. Biz de şunu ekleyelim: Bu, bir önceki hadiste talep ederek veya etmeyerek göreve gelme şeklindeki var sayıma aykırı değildir. Aksine "hırs" kelimesi, insanların durumu bozulur korkusuyla bir göreve gelen kimse -kendisinde genellikle hırs olmayacağı için- istemeden görev verilmiş kimse gibi olacağına işaret etmektedir. Bir görev için tek kalmış kişinin hırslı olması -o görevi almak kendisi açısından vacip olacağı için- affedilebilir. Halifenin hakimlik görevine birisini tayin etmesi farz-ı ayndır. Hakimin kendisinden başka birisi daha olduğu takdirde bu göreve gelmesi farz-ı kifayedir

Sahîh-i Buhârî, 7149

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، عَنْ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَوْمًا بَارِزًا لِلنَّاسِ إِذْ أَتَاهُ رَجُلٌ يَمْشِي فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الإِيمَانُ قَالَ ‏"‏ الإِيمَانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَلِقَائِهِ وَتُؤْمِنَ بِالْبَعْثِ الآخِرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الإِسْلاَمُ قَالَ ‏"‏ الإِسْلاَمُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا الإِحْسَانُ قَالَ ‏"‏ الإِحْسَانُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ ‏"‏ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ، وَلَكِنْ سَأُحَدِّثُكَ عَنْ أَشْرَاطِهَا إِذَا وَلَدَتِ الْمَرْأَةُ رَبَّتَهَا، فَذَاكَ مِنْ أَشْرَاطِهَا، وَإِذَا كَانَ الْحُفَاةُ الْعُرَاةُ رُءُوسَ النَّاسِ فَذَاكَ مِنْ أَشْرَاطِهَا فِي خَمْسٍ لا يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ اللَّهُ ‏{‏إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الأَرْحَامِ‏}‏ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ انْصَرَفَ الرَّجُلُ فَقَالَ ‏"‏ رُدُّوا عَلَىَّ ‏"‏‏.‏ فَأَخَذُوا لِيَرُدُّوا فَلَمْ يَرَوْا شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَذَا جِبْرِيلُ جَاءَ لِيُعَلِّمَ النَّاسَ دِينَهُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların arasında iken, bir adam çıkageldi. 'Ey Allah'ın Resulü! İman nedir?' diye sordu. Hz. Nebi de, 'İman; Allah'a, meleklerine, Nebilerine, ahiret gününe ve son dirilişe iman etmendir,' şeklinde cevap verdi. Bu defa 'Ey Allah'ın Elçisi! İslam nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İslam; Allah'a ibadet edip ona hiçbir şeyi ortak koşmaman, namaz kı/man, farz olan zekatı vermen ve Ramazan orucunu tutmandır,' şeklinde cevap verdi. Bu kez, 'Ey Allah'ın Elçisi! İhsan nedir?' diye sordu. Hz. Nebi 'İhsan; Allah'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da, elbette o seni görüyor,' şeklinde cevap verdi. Adam son olarak 'Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet ne zaman kopacak?' diye sordu. Hz. Nebi de şöyle cevap verdi: Bu konuda soru sorulan, soru sorandan daha bilgili değildir. Ancak sana kıyametin alametlerinden bahsedebilirim: Bir kadın efendisini doğurursa, bu, kıyamet alametlerindendir. Yalın ayaklı, baldm çıplak kimseler, insanları yönetmeye başlarsa, bu da, kıyamet aıametidir. Kıyametin ne zaman kopacağı konusu, Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği konular arasındadır: 'Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir.'(Lukman 34) Sonra adam Hz. Nebi'in yanından ayrıldı. Bir müddet sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'O adamı bana geri getirin!' dedi. Ashabı kiram onu geri getirmek için aramaya koyuldular. Fakat kimse ondan bir ize rastlayamadı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: O, Cebrafl'di. İnsanlara dinlerini öğretmek için gelmişti

Sahîh-i Buhârî, 4777
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ الأَشْعَرِيِّ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ تَعْلَمُ الأَيَّامَ الَّتِي ذَكَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَيَّامَ الْهَرْجِ‏.‏ نَحْوَهُ‏.‏ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مِنْ شِرَارِ النَّاسِ مَنْ تُدْرِكُهُمُ السَّاعَةُ وَهُمْ أَحْيَاءٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa el-Eş'arı r.a.'in Abdullah b. Mesud'a "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun" deyip, bundan önceki hadis tarzında bir rivayette bulunmuştur. İbn Mesud ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insan/ann en şerlilerindendir" buyururken işittim demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Herc çoğalır." Sahabiler 'Ya Resulallah o herc nedir?' diye sordular." Hadisteki "eyyüma hüve" tabiri "eyyü şey'in hüve=nedir o?"anlamına gelir. Anbese b. Halid'in Ebu Davud'dan, Yunus'tan naklettiği rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Ya Resulallah "........" diye sorulmuş. Resulullah saııaııiihu aleyhi ve sellem de "Öldürmedir, öldürmedir" buyurmuştur. (Ebu Davud, fiten) İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadiste "zaman yaklaşır" cümlesinden başka açıklamaya muhtaç bir nokta yoktur. Yüce Allah daha iyi bilir ya "zamanın yaklaşması" zamanda yaşayan insanların dindarlıklarının azlığı bakımından birbirlerine yaklaşması demektir. Dindarlık o kadar azalacaktır ki fıskın galebe çalmasından ve fasıkların ortaya çıkmasından dolayı insanların arasında iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan kimse kalmayacaktır. Bir hadiste "İnsanlar birbirlerinden farklı oldukları sürece hayır içinde olmaya devam edeceklerdir. Birbirlerine eşit hale geldiklerinde helak olacaklardır" buyurulmuştur. Bu şu demektir: İnsanlar sıkıntı esnasında kendilerine sığınılan, görüşlerinden yarar umulan, duaları ile teberrük edilen, irşadları alınıp, izlerinden gidilen fazilet ehli, salih ve Allah'tan korkan kimseler bulunduğu sürece hayır içinde olacaklardır. Tahavı şöyle der: Bu hadisin manası özellikle ilim öğrenmeyi terk edip, cehalete rıza göstermek olabilir. Sebebine gelince, insanlar ilimde birbirlerine eşit olmazlar. Zira ilmin dereceleri birbirinden farklıdır. Nitekim Yüce Allah "Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır" buyurmuştur.(Yusuf 76) İnsanlar ancak cahil olduklarında birbirlerine eşit olurlar. Nebi s.a.v. adeta alimlerin yok olmasıyla ilmin ortadan kalkması açısından cehaletin hakim olup, çoğalacağını haber vermektedir. İbn Battal şöyle der: Bu hadisin ihtiva ettiği kıyamet alametlerinin tümünü ayan beyan görmüş bulunuyoruz. Gerçekten ilim eksilmiş, cehalet baş göstermiş, kalplere cimrilik atılmış, fitneler her yanı sarmış ve adam öldürmeler çoğalmıştır. Biz de şunu ekleyelim: Öyle anlaşılıyor ki İbn Battal'ın gördüğü mukabili var olmakla birlikte çokluktur. Hadisten maksat ise Nebi s.a.v.'in saydığı alametlerin toplumda iyice kök salmasıdır. O derece ki nadir olanları hariç, bunların zıttı olan iyi şeylerden o toplumda eser kalmaz. "İlmin alınması" ifadesiyle buna işaret edilmektedir. Zira ilim alınınca ortada sırf cehalet kalır. İlim ehli bir zümrenin var olması bununla çelişmez. Çünkü onlar o günlerde cahil tabakanın içerisinde kaybolup gideceklerdir. Bu yaklaşımı İbn Mace'nin güçlü bir isnadla Huzeyfe'den naklettiği şu hadis teyid etmektedir: "Kumaşın desenleri yok olduğu gibi İslam silinecektir. Hatta oruç, namaz, hac ibadeti, sadaka nedir bilinmeyecektir. Bir gecede Kur'an yeryüzünden alınacak ve orada Kur'an'dan bir ayet bile kalmayacaktır. "(İbn Mace, Fiten) Fiten bölümünün sonlarında bu konuda daha fazla açıklama yapacağız. Taberani'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: "Kur'an sizin önünüzden çekilip alınacaktır. Bir gece götürülecektir ve o insanların hafızalarından silinecektir. Yeryüzünde Kur'an'dan hiçbir eser kalmayacaktır."(Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, iX, 141) Bu rivayet in senedi sahihtir, fakat bu İbn Mesud'un sözü olarak mevkuftur. İleride Ahkam bölümünde bu söze açıktan aykırı olan rivayet beyan edilip, ikisi birbiriyle cem ve telif edilecektir. K.ıyametin diğer alametleri hakkında da aynı şeyleri söylemek mümkündür. Bundan sonra İbn Battal, Hattabl' den diğer hadiste zikredilen "zamanın yaklaşması" tabirinin ne manaya geldiğine dair nakilde bulunur. Sözünü ettiğimiz hadis, Tirmizi'nin Enes'ten, Ahmed b.Hanbel'in Ebu Hureyre'den naklettiği şu rivayettir: "Zaman yaklaşmadıkça. kıyamet kopmaz. Zaman yaklaşınca sene ay gibi, ay hafta gibi, hafta bir gün gibi, bir gün bir an gibi, bir an yapraksız hurma dalının yanması gibi olacaktır. "(Tirmizi, Zühd; Ahmed b. Hanbel, II, 537) Hattabı şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat, hayattan tat almadır. Yüce Allah daha iyi bilir ya Resulallah şunu demek istiyor: Mehdi çıktığında ve yeryüzünde güven oluşup, adalet hakim olduğunda yaşamaktan zevk alınacak ve o süre insanlar tarafından kısa görülecektir. İnsanlar uzun bile olsa rahatlık ve refah içinde geçen günleri kısa görürken, sıkıntı günlerini kısa bile olsa uzun görürler. Nevevı, Kadı lyaz ve başkasına paralelolarak şöyle der: Zamanın kısalığından maksat bereketin olmamasıdır. Mesela bir günden yararlanma, bir saatten yararlanma kadar olur. Bilginler şöyle demişlerdir: Bu yaklaşım daha doğru, daha faydalı ve hadisin kalan kısmıyla daha uyumludur. İbn Ebi Cemre şöyle der: "Zamanın yaklaşması"ndan maksat "Kıyamet, bir yıl, bir ay gibi olmadıkça kopmayacaktır" hadisine uygun olarak zamanın kısalığı olabilir. Buna göre kısalık, manevi olabileceği gibi, maddi de olabilir. Manevi kısalık, henüz zuhur etmemiştir. Her halde bu kıyametin kopmasından hemen önce görülecek alametlerden olsa gerektir. Manevi kısalığa gelince, bunun zuhur ettiği andan itibaren bir süresi vardır. Bunu din alimleri bilirler. Dünyevi sebeplerden anlayan kıvrak zekalı insanlara gelince, onlar kendilerini yararlar. Ancak din alimlerinin bundan önce yaptıklarını yapmayı başaramazlar. Bundan şikayet ederler ve sakatlığın nerede olduğunu bilmezler. Herhalde bunun sebebi birçok açıdan dine muhalif şeylerin ortaya çıkması dolayısıyla imanda meydana gelen zaaftır. Bunun en ağırı yiyecek, içecek maddelerindedir. Bu maddelerin içinde sırf haram olan olduğu gibi, -açıkça görüldüğü üzere- şüpheli olanlar vardır. Hatta birçok kimse bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değildir. Eline ne miktarda bir şey geçirirse ona hücum eder ve haramlığına hiç aldırmaz. Gerçek şu ki zamanda, rızıkta ve bitkide bereket, ancak iman kuweti, emirlere uyma ve yasaklardan kaçınma ile meydana gelir. Bunun delili Yüce Allah'ın "O ülkelerin halkı, inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık fakat yalanladılar. Biz de ettikleri yüzünden onları yakalaYlVerdik"(Araf 96) ayetidir. İbn Battal'ın hadisin kalan kısmının açıklamaya ihtiyacı olmadığına dair ifadesi bizce isabetli değildir. Bilginler ayrıca "ilmin eksilmesi" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları "ilmin eksilmesi"nden maksat, mesela okuduklarını unutan her alimdir derken, başka bazıları bundan maksat, alimlerin ölmesidir demişlerdir. Bunlara göre bir beldede her alim öldükçe, yerine başka biri geçmediği sürece orada ilim azalır. "Amelin eksik olması" fert fert herkes için sözkonusu olabilir. Zira alim birtakım problemler ve tersliklerle karşılaştığında zikirlerini ve ibadetini yerine getirme fırsatı bulamaz. ''Amelin eksilmesi" ile emanetlerde ve yapılan işlerde hıyanetin baş göstermesi de kastedilebilir. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: "Kaıplere cimrilik yerleştirilmesi" farklı insanların kalplerine onun yerleştirilmesi anlamına gelir. Hatta alim ilmiyle cimrilik edip, insanlara öğretmeyi ve fetva vermeyi bırakır. Sanatkar sanatında cimrilik ederek başkalarına o mesleği öğretmez. Zengin malında cimrilik ederek fakirin açlıktan ölüp gitmesine sebep olur. "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" ise, cimriliğin aslının yerleştirilmesi değildir. Çünkü o zaten mevcuttur. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: "Cimriliğin kalplere yerleştirilmesi" nin bütün kişilerde genelolma ihtimali vardır. Bunun sakındınlan çeşidi, mefsedete yol açanıdır. Dine göre cimri, vermesi vacip olan şeyi vermeyen kimsedir. Malı vermemek onu helak eder, bereketini giderir. "Zekat vermekle mal eksilmez" ifadesi bu anlayışı teyit etmektedir. Çünkü marifet ehli kimseler bundan şer'i hakkı verilen mala afet gelmeyeceği, tam tersine onun artacağı anlamını çıkarmışlardır. Bundan dolayı verilen sadakaya zekat denilmiştir. Zira mal zekat vermekle artar ve mala bereket gelir. Hadis metninde yer alan ''Abdullah'', İbn Mesud'dur. "Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmiş olduğu kıyametten önceki o herc günlerini biliyorsun." Bununla yukarıda zikredilen hadisin benzeri olan "Kıyametin kopmasından önce herc günleri vardır" ifadesini kastetmektedir. Ahmed b. Hanbel'le, İbn Mace'de yer alan rivayete göre adamın biri "Ya Resulallah! Biz bir yılda şu kadar müşrik öldürüyoruz" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Maksat müşrikleri öldürmeniz değildir, fakat birbirinizi öldürmenizdir" buyurmuştur.(İbn Mace, Fiten; Ahmed b. Hanbel, LV, 414) "Kendileri hayatta bulunurken kıyametin koptuğu zamana erişen kimseler insanların en şerlilerindendir." İbn Battal şöyle der: Bu ifadenin lafzı her ne kadar genellik ise de maksat özel birtakım kimselerdir. Hadisin manası kıyametin çoğunlukla ve ağır basan bir ihtimalle kötülerin başına kopacağıdır. Bunun delili "Ümmetimden bir zümre kıyamet kopuncaya kadar hak üzere olacaktır" hadisidir. Bu haber kıyametin aynı zamanda faziletli kimselerin de başına kopacağına delildir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın dediği kesin değildir. Sözkonusu genelliği teyit eden ifadeler de vardır. Bunlardan birisi İbn Mesud'un rivayet ettiği şu hadistir: "Kıyamet ancak insanların kötülerinin başına kopacaktır." Hadisi Müslim rivayet etmiştir.(Müslim, fiten) Müslim'in Ebu Hureyre'den de başka bir rivayeti daha vardır: "Yüce Allah Yemen taraflarından ipekten daha yumuşak bir rüzgar gönderecektir. Bu rüzgar, kalbinde zerre kadar iman olan hiç kimseyi canlı bırakmayıp, ruhunu alacaktır."(Müslim, İman) Müslim'in; Deccal, İsa, Ye'cüc ve Me'cüc hakkında en-Nevvas b. Sem'an'dan naklettiği uzunca bir hadiste şu ifade yer almaktadır: "Zira Yüce Allah hoş bir rüzgar gönderecek ve bu bütün mu'min ve Müslümanların ruhlannı alacak, kötü insanlar ise hayatta kalıp, insanlann gözleri önünde tıpkı eşekler gibi kadın erkek cinsel ilişkiye gireceklerdir. İşte kıyamet bunların başına kopacaktır." Yine Müslim' de yer alan bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet Allah, Allah diyen insanın başına kopmayacaktır" buyurmuştur.(Müslim, İman) Bu rivayet Ahmed b. Hanbel'de "Lfı ilfıhe il/allah diyen hiç kimsenin başına kopmayacaktır" şeklindedir.(Ahmed b. Hanbel, III, 162) Bu hadisle "Ümmetimden kıyamet kopana kadar hak üzere bir zümre bulunacaktır" şeklindeki hadisi şu şekilde uzlaştırmak mümkündür: Bu hadisteki " ... e kadar" şeklindeki zaman, her mu'min ve Müslümanın ruhunu alacak olan hoş rüzgarın eseceği vakte kadar geçerlidir. O andan itibaren ancak kötüler hayatta kalacaktır ve kıyamet biraz sonra açıklaması geleceği üzere ansızın onların başına kopacaktır

Sahîh-i Buhârî, 7067
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ ـ وَكَانَ ثِقَةً ـ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ حَرَّكَ بِهِ لِسَانَهُ ـ وَوَصَفَ سُفْيَانُ ـ يُرِيدُ أَنْ يَحْفَظَهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏

İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine vahiy geldiği zaman dilini kımıldatırdı. --Süfyan bunu tasvir etmiştir.-- Böylece Kur'an'! ezberlemeyi istiyordu. Bunun üzerine Allah Teala "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma, "(Kıyame 16) ayetini indirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Selef alimleri bu ayet ile vahyin inişi meselesinde Hz. Nebi'e hitap edildiği konusunda fikir birliği içindedirler. Nitekim burada zikredilen hadis de bunu göstermektedir. Hz. Nebi'in dilin kımıldatması ile ilgili ayetlerin Kıyame Suresi'nde yer almasının bir takım hikmetleri v<;ırdır. Bunlardan bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Allah Teala bu surede kıyametten bahsetti. Kıyamet için gerektiği gibi çalışmayanların özelliklerinden biri de dünya sevgisini taşımaktır. Hayırlı işleri yapmak için koşuşturmanın istenen bir davranış olması dinin temel prensiplerindendir. Bu vesileyle daha önemli olan bir davranışın istenilen bu davranıştan önce geldiğine işaret edilmiştir. Söz konusu daha önemli olan davranış ise vahye kulak verip onu anlamaktır. Vahyi ezberlemekle meşgulolmak, bu amacın gerçekleşmesini engeller. Bu yüzden Hz. Nebi'e vahyi ezberlemek için acele etmemesi emredilmiştir. Çünkü vahyi ona ezberletmek Allah Teala tarafından garanti altına alınmıştı. Hz. Nebi'e düşen ise, kendisine iletilen vahyi sonuna kadar dinlemek ve vahyin gereğini yerine getirmekti. Bu konuyu işleyen ayetler ara cümle konumundadır. Bu ara cümle sona erince ayetlerin akışı insan ve onunla ilgili konulara ilişkin meselelere tekrar döndü. Bu sırada .......kella lafzı kullanıldı. Bu kelime engelleme ifadesidir. Adeta bununla şöyle buyurulmuştur: "Doğrusu siz ey insanlar! Aceleci yaratıldığınız için her şeyde acele ediyorsunuz. Bundan dolayı da dünyayı/peşin olanı seviyorsunuz." 2- Kıyamet günü sunulacak olan ve kulun amellerinin yazılı olduğu defterden bahsedilince, yapılan ve yapılmayan işlerin hesabının kendisine bağlı olduğu dünyaya yönelik dını hükümleri içeren kitaptan bahsetmek Kur'an'ın adetidir. Nitekim Kehf Suresi'nde şu ayetlerde bu durum görülmektedir: "İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu. Mücrimlerin defterdeki kayıt/ardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün: 'Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük komuş, ne büyük, yazılmadık şey bırakmamış!' Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular. Şu kesin ki, Rabbin kimseye zulmetmez." ... "Biz bu Kur'anlda, insanlar için her türlü misal ve öğüdü, farklı üsluplarla tekrar tekrar ifade ettik. Fakat birçoğu bunları anlamadı. Zira bütün varlıklar içinde tartışmaya en düşkün olan, insandır. "(Kehf 49-54) Yine aynı şekilde İsra Suresi'nde Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Her insan topluluğurıu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar." ... "Muhakkak ki biz, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkarcılıktan başkasını kabul/enmedi. "(İsra 71-89) 3- Surenin ...........velev elka meazira ayetine kadar olan baş tarafı indiği sırada Hz. Nebi kendisine inen ayetleri ezberlemek için hemen teşebbüste bulundu. Vahyi unutma endişesi ile acele ederek dilini klpırdatmaya başladı. Bunun üzerine "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımı/datma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir, "(Kıyame 16-19) ayetleri indi. Daha sonra söz, başladığı gibi tamamlanmak üzere devam etti. 4- Surenin başında nefisten bahsedildikten sonra, söz Hz. Nebi'in nefsine döndü. Adeta burada şöyle buyurulmuştur: İşte nefislerin hali böyledir. Ey Muhammed! Senin nefsin, nefislerin en değerlisidir. Öyleyse en kamil hal sende olsun

Sahîh-i Buhârî, 4927
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ، مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي بِشِدْقَيْهِ ـ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏وَلاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ‏.‏

Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah'ın kendisine verdiği malın zekatını vermeyen kimseler için malları, iki gözü üzerinde iki nokta bulunan bir yılan şeklinde gösterilir. Kıyamet günü bu yılan onların boynuna dolanır. Avurtlarından yakalayıp "Ben, senin malınım! Ben, senin biriktirdiğin servetinim! der." Sonra Nebi şu ayet i okudu: "Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini {infakta} cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. "[AI-i İmran 180] Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar ... "[AI-i İmram 180] ayetinin tefsiri. Vahidı şöyle demiştir: "Tefsır alimleri bu ayetin zekat vermeyenler hakkında indiğikonusunda görüş birliğine varmışlardır." Ancak bu iddia tartışmaya açıktır. Çünkü bu ayetin nebi'in özelliklerini gizleyen Yahudiler hakkında indiğini ileri sürenler de olmuştur. Mesela İbn Cüreye bu görüştedir. Zeccac da bu görüşü tercih etmiştir. Bu ayetin cihad konu.sunda harcama yaparken cimri davrananlar hakkında indiği de iddia edilmiştir. Bir başka görüşe göre ise bu ayet, aile için para harcarken ve yardıma muhtaç akrabalara yardım yaparken cimri davrananlar hakkında inmiştir. Ancak bu görüşler içinde tercihe şayan olan ilkidir. NitekiM İmam Buharı de buna işaret etmiştir . سيطوقون seyuttawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi, .....tavvektuhu bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer. Ebu Ubeyde "Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır," ayeti hakkında şöyle demiştir: "Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey onlara yapışacaktır. Bu durum, 8;11 tawektühü bi tavkin (onun boynuna bir halka geçirdim) cümlesindeki anlama benzer." Abdurrezzak İbn Hemmam ve Saıd İbn Mansur İbrahim en-Nehaı'den iyi bir senetle 0) سيطوقون seyutawekune (boyunlarına dolanacaktır) ifadesi hakkında onun şu yorumunu nakletmişlerdir: "Onların boyunlarına ateşten bir halka geçirilecektir." İmam Buhar! kelime açıklamasından sonra bu başlık altında Ebu Hureyre'den gelen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Zekat Bölümü"nde geçmişti

Sahîh-i Buhârî, 4565
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ‏"‏‏.‏ فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ‏.‏

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu. Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir. Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir. Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu. O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur

Sahîh-i Buhârî, 7354
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّكُمْ سَتَحْرِصُونَ عَلَى الإِمَارَةِ، وَسَتَكُونُ نَدَامَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَنِعْمَ الْمُرْضِعَةُ وَبِئْسَتِ الْفَاطِمَةُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُمْرَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْحَكَمِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَوْلَهُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizler mevki ve makamlara çok hırslı oluyorsunuz. Halbuki idarecilik, kıyamet günü nedamet olacaktır. O makam, ne güzel bir sütannedir ve ne kötü bir sütten kesendir

Sahîh-i Buhârî, 7148

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.