Sahîh-i Müslim · 6647
Arapça metin
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، سَمِعْتُ الأَعْمَشَ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ ثَابِتٍ، يَقُولُ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ صُرَدٍ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ أَحَدُهُمَا يَغْضَبُ وَيَحْمَرُّ وَجْهُهُ فَنَظَرَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ ذَا عَنْهُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . فَقَامَ إِلَى الرَّجُلِ رَجُلٌ مِمَّنْ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَتَدْرِي مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم آنِفًا قَالَ " إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ ذَا عَنْهُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ أَمَجْنُونًا تَرَانِي
Bize Nasr b. Ali El-Cehdamî rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dediki): A'meş'i şunu söylerken İşittim. Ben Adiy b, Sabît'i şöyle derken dinledim: Bize Süleyman b. Sürad rivayet etti. (Dediki): İki adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda sövüştüler de biri kızmağa ve yüzü kızarmaya başladı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona bakarak : «Ben bir kelime biliyorum ki, onu söylemiş olsa bu hal kendisinden giderdi. (Bu kelime) [Auzu billahi mineş-şeytani'r-recim] = Koğulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (kelimesidir),» buyurdular. Derken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i dinleyenlerden biri kalkarak o adamın yanına gitti. Ve: — Az evvel Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ne söylediğini biliyor musun? «Ben bir kelime biliyorum ki, onu söylese bu hâl ondan giderdi. (Bu kelime) [Auzu billahi mineş-şeytani'r-recim] = Koğulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (kelimesidir}.» buyurdu, dedi. Bunun üzerine o adam: — Sen beni deli mi görüyorsun? dedi
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ أَحَدُهُمَا تَحْمَرُّ عَيْنَاهُ وَتَنْتَفِخُ أَوْدَاجُهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ الَّذِي يَجِدُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . فَقَالَ الرَّجُلُ وَهَلْ تَرَى بِي مِنْ جُنُونٍ قَالَ ابْنُ الْعَلاَءِ فَقَالَ وَهَلْ تَرَى . وَلَمْ يَذْكُرِ الرَّجُلَ
Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. Yahya: Ahberanâ; İbnü Ala' ise: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Adiy b. Sâbit'den, o da Süleyman b. Sürad'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İki adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda sövüştüler de birinin gözleri kızarmağa ve şahdamarları şişmeye başladı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben bîr kelime biliyorum ki, (bu adam) onu söylese, bu hâl ondan giderdi. (Bu kelime) [Auzu billahi mineş-şeytani'r-recim] = Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (kelimesidir).» buyurdu. Bunun üzerine o adam: — Yoksa bende bir delilik mi görüyorsun? dedi. İbni Alâ': «Bunun üzerine yoksa bende delilik mi görüyorsun?» dedi. Adamı zikretmedi
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا شَدَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو أُمَامَةَ، قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَنَحْنُ قُعُودٌ مَعَهُ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ . فَسَكَتَ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ أَعَادَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ . فَسَكَتَ عَنْهُ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلَمَّا انْصَرَفَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو أُمَامَةَ فَاتَّبَعَ الرَّجُلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ انْصَرَفَ وَاتَّبَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْظُرُ مَا يَرُدُّ عَلَى الرَّجُلِ فَلَحِقَ الرَّجُلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ - قَالَ أَبُو أُمَامَةَ - فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرَأَيْتَ حِينَ خَرَجْتَ مِنْ بَيْتِكَ أَلَيْسَ قَدْ تَوَضَّأْتَ فَأَحْسَنْتَ الْوُضُوءَ " . قَالَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " ثُمَّ شَهِدْتَ الصَّلاَةَ مَعَنَا " . فَقَالَ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ حَدَّكَ - أَوْ قَالَ - ذَنْبَكَ " .
Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî ile Zûheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize Şeddâd rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Ümâme rivayet etti. (Dediki): Bir defa Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde bizde beraberinde oturmakta iken anîden bir adam gelerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona cevap vermeden sükût buyurdu. Sonra adam sözünü tekrarlayarak: — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Yine sükût buyurdular. Namaz kılındı. Ebû Ümâme demişki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oradan ayrılınca bu zat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çekildiği anda peşine takıldı. Ben de bu adama ne cevap vereceğini göreyim diye Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in peşine takıldım. Derken adam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu hana tatbik ediver! dedi. Ebû Ümâme şunu söylemiş: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona : «Ne dersin, evinden çıktığın vakit güzelce abdest aldın değil mi?» diye sordu. Adam: — Hay hay ya Resûlallah! dedi. «Sonra bizimle beraber namazda bulundun değil mİ?» dedi. Adam: — Evet yâ Resûlallah! cevabını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «işte Allah haddini sana bağışladı. —Yahut günahını sana bağışladı.—» buyurdular
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ إِحْدَى بَنَاتِهِ تَدْعُوهُ وَتُخْبِرُهُ أَنَّ صَبِيًّا لَهَا - أَوِ ابْنًا لَهَا - فِي الْمَوْتِ فَقَالَ لِلرَّسُولِ " ارْجِعْ إِلَيْهَا فَأَخْبِرْهَا إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ وَلَهُ مَا أَعْطَى وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِأَجَلٍ مُسَمًّى فَمُرْهَا فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ " فَعَادَ الرَّسُولُ فَقَالَ إِنَّهَا قَدْ أَقْسَمَتْ لَتَأْتِيَنَّهَا . قَالَ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَامَ مَعَهُ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ وَانْطَلَقْتُ مَعَهُمْ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الصَّبِيُّ وَنَفْسُهُ تَقَعْقَعُ كَأَنَّهَا فِي شَنَّةٍ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ مَا هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " هَذِهِ رَحْمَةٌ جَعَلَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ عِبَادِهِ وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ " .
Bize Ebû Kâmil-i Cahderî rivayet etti. (dediki): Bize Hammâd yâni İbni Zeyd Asım-ı Ahvel'den, o da Ebû Osmân-ı Nehdî'den, o da Usâmetü'bnü Zeyd'den naklen rivayet etti. Usâme şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında idik. Bir ara kerimelerinden birisi haber göndererek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i çağırdı. Ve kendisinin bir çocuğu yahut bir oğlu vefat etmek üzere olduğunu ona haber verdi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gönderilen zât'a: — «Dön de ona haber ver ki; Allah'ın aldığı da, verdlğf de kendinindir. Onun nezdinde her şey muayyen bir müddetledir. Ona söyle de: sabretsin ve sevap umsun!» buyurdular. Müteakiben elçi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kızının yanına gitti geldi ve: — O yemin etti! Mutlaka yanına gelmeliynıişsin.» dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı, onunla beraber Sa'dü'bnü Ubâbe ile Muâzu'bnü Cebel de kalktılar. Ben de yanlarına takıldım. Çocuğu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e arzettiler; can çekişiyordu. Sanki canı eski bir tulum içindeydi. (Bunu görünce) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gözlerinden yaşlar boşandı. Sa'd kendisine: — «Bu ne yâ Resulullah!» dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Bu, bir rahmettir. Allah onu kullarının kalplerine tevdi buyurmuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına rahmet eyler.» buyurdu
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، - قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الْمُهَلَّبِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الْعَصْرَ فَسَلَّمَ فِي ثَلاَثِ رَكَعَاتٍ ثُمَّ دَخَلَ مَنْزِلَهُ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ الْخِرْبَاقُ وَكَانَ فِي يَدَيْهِ طُولٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَذَكَرَ لَهُ صَنِيعَهُ . وَخَرَجَ غَضْبَانَ يَجُرُّ رِدَاءَهُ حَتَّى انْتَهَى إِلَى النَّاسِ فَقَالَ " أَصَدَقَ هَذَا " . قَالُوا نَعَمْ . فَصَلَّى رَكْعَةً ثُمَّ سَلَّمَ ثُمَّ سَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ .
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb hep birden İbni Uleyye'den rivayet ettiler. Züheyr Dediki: Bize İsmail b. İbrâhîm, Hâlid'den, o da Ebu Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da İmrân b; Husayn'dan naklen rivayet etti ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindiyi kıldırmış ve üç rek'âtda selâm vermiş. Sonra evine girmiş. Arkasından Hırbâk denilen ve ellerinde bir parça uzunluk bulunan bir adam kalkarak ona varmış ve: »Yâ Resûlallah!» diyerek yaptığını kendisine anlatmış. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kızgın bir hâlde cübbesini sürükleyerek dışarıya çıkmış ve cemaatın yanına gelerek: «Bu doğru mu söyledi?» demiş. Ashâb: — Evet! Cevâbını vermişler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir rek'ât daha kılmış; sonra selam vermiş; sonra iki secde yapmış; sonra selam vermiş
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدَ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ أَحَدُهُمَا تَحْمَرُّ عَيْنَاهُ وَتَنْتَفِخُ أَوْدَاجُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا هَذَا لَذَهَبَ عَنْهُ الَّذِي يَجِدُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . فَقَالَ الرَّجُلُ هَلْ تَرَى بِي مِنْ جُنُونٍ
Süleyman b. Surad (r.a.)'den demiştir ki: Nebi (s.a.v.)'in huzurunda iki kişi çekişti. Onlardan birinin gözleri (öfkeden) kızarmaya ve boyun damarları kabarmaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): "Ben bir söz biliyorum ki (bu adam) onu söylerse (içinde) meydana gelen (bu öfke) kendisinden gider. (Bu söz); "Eûzu billahi mineşşeytânirracîm" (sözü) dür" buyurdu. (Adam bu sözü işitince) "Yoksa bende bir delilik mi görüyorsun?" dedi. Tahric edenler: Buharİ, edeb, bedü'l-halk, Müslim, birr; Tirmizî, deavât; Ahmed b. Hanbel. V
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرَجُلاَنِ يَسْتَبَّانِ، فَأَحَدُهُمَا احْمَرَّ وَجْهُهُ وَانْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ، لَوْ قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ. ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ ". فَقَالُوا لَهُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ ". فَقَالَ وَهَلْ بِي جُنُونٌ
Süleyman İbn Surad anlatıyor: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyordum. Bu sırada iki kişi tartışıyor ve birbirlerine bağırıp çağırıyorlardı. Hatta birisinin öfkeden yüzü kıpkırmızı kesilmiş ve şahdamarı patlayacak gibi şişmişti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Ben bir söz biliyorum! Eğer bu öfkeden çıldıran kişi o sözü söylerse kızgınlığı gider. Eğer, [Euzu billahi mine’ş-şeytan] şeytandan Allah'a sığınırım, derse içindeki öfke kaybolur' buyurdu. Orada bulunanlar adamın yanına gidip: 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şeytandan Allah'a sığın, diyor' dediler. O da: 'Ne yani, ben deli miyim?!' diye karşılık verdi. " Tekrar: