Sahîh-i Müslim · 7507
Arapça metin
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الأَشْجَعِيُّ، عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُبَيْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَمَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنِ الْمِقْدَادِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
{m-69} Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile ibni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Mansur'dan naklen rivayet etti. H. Bize Osman b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Eşcaî Ubeydullah b. Ubeydirrahman, Süfyan-ı Sevrî'den, o da A'meş ile. Mansur'dan, onlar da ibrahim'den, o da Hemmâm'dan, o da Mikdâd'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. izah: Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbu'l-Edeb» ile «Kitâbu'ş-Şehâdât»'da; Ebû Dâvud ile ibni Mâce «Kitâbu'l-Edeb»'de tahric etmişlerdir. «Arkadaşının boğazını kesti.» Ve: «Adamın belini kestiniz.» tâbirleri birer istiare olup, adamı helak ettiniz mânâsında kullanılmışlardır. Görülüyor ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adam mutlaka medhedilecekse, onun hakkında kat'î bir şey söylemeyip, zannederim şöyledir ve ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye edemem gibi sözler söylemesini emir buyurmuştur. Halbuki gerek Sahihi Buhârî 'de, gerekse Müslim'in Sahîh'inde yüz'e karşı medhin caiz olduğunu bildiren birçok sahih hadîsler vârid olmuştur. Ulemâ bunların aralarını bulmuş, yüz'e karşı medhin yasak edilmesini, pek ziyâde ileri gidildiği veya memdûhu kendini beğenmek gibi bir fitneye düşüreceğinden korkulduğu surete hamletmişlerdir. Aklı başında, takvası yerinde olup, şımaracağından korkulmayan kimse ise, fazla ileri gitmemek şartıyla yüzüne karşı medhedilebilir. Ulemâ'dan bazıları Hz. Mikdâd rivayetini zahirî mânâsı üzere kabul etmişlerdir. Nitekim Hz. Mikdâd'a muvâfakatla meddah'ın yüzüne toprak saçanlar olmuştur. Diğer bir takım ulema'ya göre, bundan murad: Meddahlara bir şey vermeyin, onları haybete uğratın, demektir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الأَسْوَدَ، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَرَأَ { وَالنَّجْمِ} فَسَجَدَ فِيهَا وَسَجَدَ مَنْ كَانَ مَعَهُ غَيْرَ أَنَّ شَيْخًا أَخَذَ كَفًّا مِنْ حَصًى أَوْ تُرَابٍ فَرَفَعَهُ إِلَى جَبْهَتِهِ وَقَالَ يَكْفِينِي هَذَا . قَالَ عَبْدُ اللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا .
Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki) : Bize Şu'be, Ebu îshâk'dan rivayet etti. Demişki: Ben Esved'i Abdullah'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rirâ-yet ederken dinledim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) necim suresini okumuş ve arkasından secde etmiş. Beraberindekiler de onunla birlikde secde etmişler. Yalnız ihtiyar bir adam bir avuç çakıl veya toprak alarak onu alnına kaldırmış ve: «Bana bu kadar yeter.» demiş. Abdullah: «Vallahi o adamı sonraları gördüm. Kâfir olarak öldürüldü!..» demiş. İzah Bu hadisi Bûhârî «Sücûdü'l - Kur'an» bahsinin müteaddid yerlerinde ve «Kitâbü'l -Megâzî» ile «Kitâbü't - Tefsir» de; Ebu Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî de «Namaz» bahsinde; ayrıca Nesâî «Kitâbti't - Tefsir» de muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Buhârî’nin rivayetinde içersinde Necm sûresi okunan bu namazın Mekke'de kılındığı tasrîh edilmektedir. Hadîsde ismi tasrih edilmeyen ancak çakıl veya toprak alarak alnına götürdüğü bildirilen ihtiyardan murâd bir rivayete göre Ummeyye b. Halef'dir. Başka bir rivayette Velîd b. El-Mugîre olduğu bildiriliyorsa da bu rivayet söz götürür. Çünkü Velîd b. El-Mugîre öldürülmemişdir. Bu adamın Utbetü'bnü Rabîa ve Saîdü'bnü'l-Âs olduğu dahî söylenmektedir. Bedir harbinde o adamın müşrik olduğu hâlde öldürüldüğünü gören zât, Abdullah b. Mes'ûd (Radiyaliahû anh) dır. Buhârî'nin, İbni Abbâs rivayetinde Necm suresindeki secde âyeti okununca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in ve yanında bulunan müslumanlarla müşriklerin, insücinnin hep birlikde secde ettikleri bildiriliyor. İbni Abbâs kıssası iîe İbni Mes'ûd rivayetinin, aynı hâdise olduğu anlaşılmaktadır. Nevevî, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde secde eden müslümanlarla, müşriklerden, insücinden murâd orada hâzır bulunanlardır; demişse de Aynî kelimelerin başlarındaki Elîf lâm'ların cinse delâlet ettiklerini, binâenaleyh orada hâzır bulunsun bulunmasın bütün insücinne mu'min ve müşrike şâmil olduklarını yâni bunların hepsinin secde etmiş olması gerektiğini söylemişdir. Necm suresindeki secde âyetine varınca bütün insücinnin, ağaçların hattâ mürekkeple kalemin dahî secde ettiğini bildiren rivayetlerde vardır. Bunların isnâdları sahîhdir. Müşriklerin secde etmesi bâzı ulemânın beyânına göre surede Lât ve Uzzâ gibi putlarının zikri geçmesindendir
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، ح وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي ابْنَ عَطَاءٍ - كِلاَهُمَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " فَيُقَالُ لَهُ كَذَبْتَ قَدْ سُئِلْتَ مَا هُوَ أَيْسَرُ مِنْ ذَلِكَ " .
Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dediki): Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. H. Bana Amr b. Zürâra da rivayet etti. (Dediki): Bize Abdü'l-Vahhab (yâni; İbni Atâ') haber verdi. Her iki râvi Saîd b. Ebî Arûbe'den, o da Katâde'den, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmiştir. Yalnız o: «Kendisine: Yalan söyledin, senden bundan daha kolayı istenmişti, buyurulacaktır...» demiştir. izah: Bu hadîsi Buhârî Kitâbu'l-Enbiya ile Kitabu sıfetü Nâr'da tahric etmiştir. İftida: Kişinin düştüğü vartadan kurtulmak için mal vermesidir. Bu hadîsdeki «diledim» tâbirinden murad; emrettim, demektir. Nitekim rivayetin birinde, senden istenildi, buyurulması bu mânâyı te'yid etmektedir. Çünkü ehl-i hakka göre Allah Teâlâ bir şeyi dilediği vakit olmaması imkânsızdır. Ehl-i Hakkın mezhebine göre Allah Teâlâ var olan şeylerin hepsini hayrıyle, şerriyle dileyerek yaratır. Bunlar da imanla küfürde dâhildir. Mü'minin imanını, kâfirin de küfrünü murad eder. Bu bâb da Mu'tezile fırkası muhalefet etmiş: «Allah kâfirin imânını murad etmiş; küfrünü dilememiştir.» demişlerdir. Bu söz bâtıldır. Çünkü Allah Teâlâ hakkında âciz isbatını istilzam eder. Bundan Allah Teâlâ'nın mülkünde dilemediği şeylerin vuku bulması lâzım gelir. Ki, Teâlâ Hazretleri bundan münezzehdir. Hadisin mânâsı şudur: Kıyamet gününde dünya bütün varlıklarıyla kâfirlerin elinde olsa ve azabdan kurtulmak için bunu fidye olarak vermek ellerinden gelse, hiç tereddüd etmeden verirlerdi. Hadîsdeki, yalan söyledin, tâbiri: Dünyaya dönmüş olsan bunu yapmazdın, yalan söylerdin, manasınadır. Yoksa âhirette mülk'e kadir olsalar onu gerçekten fidye olarak verirler. Hadîs-i şerif Allah buyuruyor. Allah diyor, gibi sözlerin caiz olduğu da delildir. Selefden bazıları bunu kerih görmüş: «Allah buyurdu...» denilmesi lâzım geldiğini söylemişlerdir. Bunun doğru olmadığını evvelce görmüş, bilûmum ulemânın cevaza kail olduklarını bildirmiştik
وَحَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، - وَهُوَ ابْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ - عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عَمِّهِ، عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ وَكَانَ قَائِدَ كَعْبٍ حِينَ أُصِيبَ بَصَرُهُ وَكَانَ أَعْلَمَ قَوْمِهِ وَأَوْعَاهُمْ لأَحَادِيثِ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَمِعْتُ أَبِي كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ وَهُوَ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تِيبَ عَلَيْهِمْ يُحَدِّثُ أَنَّهُ لَمْ يَتَخَلَّفْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا قَطُّ غَيْرَ غَزْوَتَيْنِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَقَالَ فِيهِ وَغَزَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَاسٍ كَثِيرٍ يَزِيدُونَ عَلَى عَشْرَةِ آلاَفٍ وَلاَ يَجْمَعُهُمْ دِيوَانُ حَافِظٍ .
(Bana Seleme b. Şebîb de rivâyet etti. ki): Bize Hasen b. A'yen rivâyet etti. ki): Bize Ma'kıl (bu zat İbn Ubeydillah'dır.) Zührî'den rivâyet etti. ki): Bana Abdurrahman b. Abdillah b. Ka'b b. Mâlik, amcası Ubeydullah b. Ka'b'dan naklen haber verdi. Bu zat Ka'b gözünden rahatsızla di ğı vakit onun yedekçisi ve kavminin en âlimi ashâb-ı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hadîslerini en belleyen bir kimse imiş. ki): Babam Ka'b b. Mâlik'den dinledim. O tevbeleri kabul edilen üç kişiden biridir. Anlatıyordu ki: Kendisi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yaptığı gagalardan iki gazadan başka hiç birinden geri kalmamış... Ve hadîsi nakletmiştir. Bu hadîsde o şunu da söylemiştir: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) on binden fazla kalabalık insanlarla gazaya gitmişti. Onları bir muhafızın divanı toplayamaz.» Bu hadîsi Buhârî kimi uzun kimi kısa olmak üzere kitabınır. on yerinde «Meğâzi», «Cihad», «Sufatû'n-Nebi», «Vüfûdu'l-Ensar», «Tefsir», «İstizan» ve «Ahkâm» bahislerinde; Ebû Dâvud ile Nesâi «Talâk» bahsinde tahric etmişlerdir. Ka'b b. Mâlik ensardandır. Ebû Abdillah kün yesini taşır. Cahiliyyet devrinin şâirlerinden biridir. İkinci Akabe beyatında bulunmuş, Bedr'le Tebûk gazalarından maada Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bütün harblere iştirak etmiştir. Son ömründe gözleri görmez olmuştu. Elli tarihinde Muâviye'nin hilâfe zamanında yetmişyedi yaşında vefat etmiştir. Medîneli'lerden sayılır. Tabiînden bir cemaat kendisinden hadîs rivâyet etmişlerdir. gazası Gazvetü’l-Usra yani; (Darlık gazası) namıyla da anılır. Tebûk, Medine ile Şam arasında, Medîne'ye ondört konak, Şam'a ise onbir konak mesafede bağlık, bahçelik bir yerdir. Bu gaza Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bizzat iştirak ettiği son gazâsıdır. Zûr'at Er-Razî'nin rivâyetine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gazaya yetmişbin kişi ile iştirak etmiştir. İbn. İshâk gazilerin otuzbin kişi olduğunu söylemiştir ki, bu kavil daha meşhurdur. Ulemâdan bazıları bu iki rivâyetin arasını bularak: «Ebû Zür'a tâbir ve metbu' bütün gazileri saymış. İbn İshâk ise yalnız metbuları nazar-ı itibâre almıştır.» demişlerdir. (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gazadan harbe lüzum kalmadan dönmüştü. gecesinden murad; Medîneli ensarın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bey'at ederek, ona yardım edeceklerine dair söz verdikleri gecedir. Akabe, Mina'nin kenarında bir yerdir. Cemratû’l-Akabe denilen şeytan taşlaması burada yapılır. Akabe bey'atı iki senede birer defa yapılmıştır. Birinci sene ensardan on iki kişi, ikinci sene yine ensardan yetmiş kişi bey'at etmişlerdir. Görülüyor ki Hazret-i Ka'b hiç bir özrü yokken nefsine uyarak Tebûk gazasına iştirak etmemiş, fakat sonradan buna pek ziyâde üzülmüştür. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem),Tebûk'de onu sorduğu zaman Benî Selime kabilesinden bir zât: «Onu elbisesi ve yakasına bakmak alıkoydu.» demiş. Bununla onun kendini beğenmiş biri olduğuna ve elbisesiyle böbürlendiğine işaret etmiştir. beyânına göre bu sözü söyleyen Abdullah b. Üneys'dir. Yine Vâkıdi'nin beyânına göre, Tebûk harbine iştirak etmeyen seksen küsur kişi ensârın münafıklarındanmış. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Benî Gıfar ve diğer kabilelerden sekseniki bedevinin özürlerini kabul etmiş. Ka'b'a atla müjdeye gelen zat bir rivâyete göre Zübeyr b. Avvam , diğer bir rivâyete göre Hamza b. Amr'dır. Diğer iki arkadaşından Hilâl b. Ümeyye'nin müjdecisi Saîd b. Zeyd, Murara'nın müjdecisi de Silkân b. Selame yahut Seleme b. Vakş'dır. kendisini tebşir eden ve Hazret-i Talha b. Ubeydillah’dır. Bu zat cennetle müjdelenen on kişiden biridir
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ، وَأَبُو كَامِلٍ قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِهِمْ " وَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ مَالٌ فَقَدْ عَتَقَ مِنْهُ مَا عَتَقَ " . إِلاَّ فِي حَدِيثِ أَيُّوبَ وَيَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ فَإِنَّهُمَا ذَكَرَا هَذَا الْحَرْفَ فِي الْحَدِيثِ وَقَالاَ لاَ نَدْرِي أَهُوَ شَىْءٌ فِي الْحَدِيثِ أَوْ قَالَهُ نَافِعٌ مِنْ قِبَلِهِ وَلَيْسَ فِي رِوَايَةِ أَحَدٍ مِنْهُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . إِلاَّ فِي حَدِيثِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ .
{…} Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Rumh, Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize Abdulvehhâb rivayet etti. (Dediki): Ben Yahya b. Saîd'den dinledim. H. Bana Ebu'r-Rabî' ile Ebû Kâmil dahî rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Hammâd —ki İbni Zeyd'dir— rivayet etti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail —yâni İbni Uleyye— rivayet etti. Bunların ikisi de Eyyûb'dan rivayet etmişlerdir. H. Bize İshâk b. Mansûr dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrazzâk, ibni Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demişki): Bana İsmail b. Ümeyye haber verdi. H. Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Ebî Füdeyk, İbni Ebî Zi'b'den rivayet etti. H. Bize Harun b. Saîd El-Eyli dahî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Usâme —yâni İbni Zeyd— haber verdi. Bu râvilerin hepsi Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsi rivayet etmişlerdir. Bunların hadîsinde «Şayet malı yoksa, köleden âzâd olan mikdâr âzâd olmuştur.» cümlesi yoktur. Yalnız Eyyûb'la Yahya b. Saîd'in hadîsi müstesna! Onlar bu cümleyi hadiste zikretmişler; fakat: «Bu, hadîsten bir şey midir, yoksa onu Nâfi' kendinden mi söylemiştir, bilmiyoruz!» demişlerdir. Bu râvilerin Leys b. Sa'd'dan başka hiç birinin rivayetinde: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den dinledim.» cümlesi yoktur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَيُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتْ { وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ} قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الصَّفَا فَقَالَ " يَا فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ يَا صَفِيَّةُ بِنْتَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا سَلُونِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمْ " .
Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' ile Yunus b. Bukeyr rivayet ettiler Dedilerki: Bize Hişâm b. Urve babasından, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe dedi ki: ''Aşiretini, en yakın akrabanı uyar." (Şuara, 214) buyruğu nazil olunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safa tepesi üzerinde ayakta şöyle buyurdu: "Ey Muhammed'in kızı Fatıma, Ey Abdulmuttalib'in kızı Safiye, Ey Abdulmuttalib oğulları Allah'a karşı benim size hiçbir faydam olmaz. Malımdan istediğinizi benden isteyebilirsiniz. " Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 17338 NEVEVİ İZAHI 206.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadis-i Buhari «Kitabül Vasâyâ» ile «Kitabü't-Tefsir» de Nesaî «Kitabül Vasâyâ» da tahriç etmişlerdir. Hadîs Sahabenin mürsellerinden sayılmıştır. Çünkii Ebu Hureyre Medine'de müslüman olmuş, bu kıssa ise Mekke'de geçmiştir. Bazıları kıssanın iki defa vakî olduğunu söylerler. Buna delâlet eden rivayetlerde vardır. Hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşılan ma'na şudur: «Benim hısımlığıma güvenmeyin; Çünkü ben Allah'ın dilediği azabı sizden def etmeğe kadir değilim.» «Şu kadar var ki sizin bir hısımlığınız var; ben bunu hısımlık suyu ile sulayacağım» cümlesinden murad sila-i rahmimi yani akrabalık hakkımı edâ edeceğim demektir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akraba hakkına rivayet etmemeyi hararete benzeterek onu söndürmek suretiyle hafifleteceğini ifade buyurmuştur. Tahâvî diyor ki: «Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Allah Teâlâ yakın hısımlarını inzar etmesini emir buyurunca Kureyş aşiretlerini davet etti. Bunların içinde nesebi Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile babasında birleşenler olduğu gibi üçüncü babada, dördüncü babada, beşinci babada, yedinci babada hatta bunlardan daha uzak babalarda birleşen akrbası da vardı. Ancak hepsi Kureyş kabilesine mensup olmakla bu kabile onları bir araya topluyordu. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Se!lem)'in hadisde görülen hısımlarına birer birer kabile ve şahıs isimleriyle hitap etmesi en yakın akrabası olduklarındandır. Hadis şerif akrabaya vasiyyet hususunda mezhep imamlarının delillerindendir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'İn umumî hitabından murad: «Ey Kureyş sözü», hususi hitabından murad da kabile ve şahısların birer birer isimlerini zikir ederek kendilerini çağırmasıdır. Nefislerini Cehennemden kurtarmaktan maksad; imanı olmayanların iman etmesi, imanı olanlarında onu kuvvetlendirmesidir
(Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü’l-Müsennâ ile İbn Beşşâr dahi rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize, Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti. ki): Bize, Şu'be, Ebû Ishâk'dan bu isnâdla rivâyet etti. Şu kadar var ki, Mansûr'un hadîsi daha tamam ve daha uzundur. hadîsi Buhârî «Kitâbu't-Teheccüd» ile «Kitâbu't-Tevhîd» de; Ebû Dâvûd «Namaz» ve «Sünnet» bahislerinde, Tirmizî «Namaz» bahsinde; Nesâî «Kitâbu’l-Nuût» da; İbn Mâce de «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. «Ebû Hüreyre hadîsi sahîh bir hadîsdir.» de-mişdir. buradaki rivâyetlerinden do anlaşılacağı vechle Teâlâ Hazretlerinin alt semâya nüzulü muhtelif şekillerde ifâde olunmuşdur. Birinci rivâyetde bunun gecenin son üçte biri kaldığı zaman, ikincide ilk üçte biri geçtiği zaman, üçüncüde yansı veya üçte ikisi geçtiği zaman, dördüncüde yarısında yahut son üçte birinde, beşincide ilk üçte biri geçtiği zaman vuku' bulduğu bildirilmektedir. Biribirine muarız görünen bu rivâyetlerin arası şöyle bulunmuşdur. Muhaddisinden Tirmizî gibi bazıları birinci rivâyeti tercih etmiş; ve bu rivâyet için esah tâbirini kullanmışdır. Rivâyetlerden biri esâh olunca, diğerleri sahih olarak kalır. Binâenaleyh hepsi doğrudur. İyâz tercih ettiği rivâyet hakkında: «Sahih» tâbirini kullanmışdır. Bu tâbir, geri kalan rivâyetlerin zayıf olmasını iktizâ eder. Ancak Nevevî (631-676) hadîsin muhtelif rivâyetlerini İmâm Müslim'in sahih senedlerle tahrîc ettiğini söyliyerek Kâdı’nın sözünü reddetmişdir. Nevevî'ye göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu rivâyetlerdeki vakitlerin birini bir def â, diğerini de başka bir def'â söylemiş olmasını; Ebû Hüreyre'nin bunların hepsini işiterek nakletmiş olmasını muhtemel görmektedir. bu hadîsi tahrîc ettikden sonra bu bâbda Alîyü'-bnü Ebî Tâlib, Ebû Saîd-i Hudrî, Rifâatü'l-Cühenî, Cübeyrü'bnü Mut'im, İbn Mes'ûd, Ebû'd-Derdâ' ve Osman b. Ebî'l-Âs bunlardan maada Câbir b. Abdi İlâh, Ubâdetü'bnü's- Sâmit, Ukbetü'bnü Âmir, Amru'bnü Anbese, Ebû'l-Hattâb, Ebû Bekr-i Sıddîk, Enes b. Mâlik, Ebû Mûse'l-Eş'arî, Muâz b. Cebel, Ebû Sa'lebe, Âige, ,İbn Abbâs ve diğer ashâb-ı kirâm'dan da rivâyetler bulunduğunu söylemiş, bunların hadîslerini şöyle sıralamışdır: