Sünen-i Ebû Dâvûd · 3468
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا أَبُو بَدْرٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ خَيْثَمَةَ، عَنْ سَعْدٍ، - يَعْنِي الطَّائِيَّ - عَنْ عَطِيَّةَ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَسْلَفَ فِي شَىْءٍ فَلاَ يَصْرِفْهُ إِلَى غَيْرِهِ " .
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Selem yoluyla bir şey satın alan kimse onu başka bir malla değiştirmesin." Diğer tahric: İbn Mace, ticarât h.no: 2283 AÇIKLAKMA: Hadis-i şerifin İbn Mâce'nin rivayetindeki hitap; "Sen selem yaptığın zaman..." şeklinde, doğrudan doğruya muhatabadır. Hadisin ifade ettiği mana, âlimler tarafından değişik biçimlerde anlaşılmıştır. Bizim tercememiz Sindî'nin izahına göre yapılmıştır. Avnü'l-Ma'bûd'da, hadisin ifade ettiği manalar ve hadisten elde edilen hükümler konusunda yeterince bilgi vardır. Buna göre hadisin, tercemede verdiğimizin yanı sıra şu manaya ihtimali de vardır: "Selem yoluyla bir şey satın alan kimse, malı teslim almadan önce satmak, hibe etmek gibi bir yolla başkasına aktarmasın." Terceme olarak verdiğimiz manaya göre Hz. Nebi Efendimizin murad ettiği mana şu oluyor: "Sizden birisi selem yoluyla bir şey satın alırsa, onun yerine başka bir mal almasın. Eğer müslemün ileyh, müslemün fîhi teslim edemezse, başka bir mal almasın, parasını alsın." İkinci anlayışa göre ise Efendimizin maksadı şudur: "Birisi selem yoluyla bir şey satın alırsa, malı teslim almadan satış ve hibe yoluyla bir başkasına vermesin." İlk manadan elde edilen hüküm, Ebû Hanîfe'nin görüşü olmuştur. İmam Azam'a göre müslemün ileyh, selemin vadesi dolduğu zaman malı teslimden aciz kalırsa, onun yerine başka bir mal veremez. Rabbü's-selem ancak verdiği parayı geri alabilir. Para yerine başka bir şey vermişse, mal müslemün ileyhin elinde duruyorsa onu alır. Değilse mal misliyâttan ise mislini, kıyemiyâttan ise kıymetini alır. İmam Şafiî'ye göre; taraflar akdi feshettikleri zaman, önce verilen para (re'sü'1-mal) karşılığında başka bir mal almak caizdir. Fakat, birbirlerinden ayrılmadan malı kabzetmeleri gerekir. Aksi halde, borcu borca satmak olur ki bu caiz değildir. Akdi feshetmeden, müslemün fîhin yerine başka bir şey almak ise caiz değildir. Alkamî şöyle der: "Hadis zayıftır. Hadisle müslemün fîhin kendi cins ve nevinden başka bir şeyle değiştirilmesinin sahih olmadığına istidlal edilmiştir. Çünkü bu satın alınan malı ele geçirmeden satmak demektir ki bu caiz değildir. Dârekut-nî, Rasûlullah'ın şu hadisini rivayet etmiştir: "Bir şeyde selem yapan kişi müslemün fîh veya resü'l- maldan başkasını almasın." Bu hadis dezayıftır. Müslemün fîhin değiştirilmesinin caiz olmayışından anlaşıldığına göre; ele gerçirmeden, malı satmak da caiz değildir. Aynı şekilde müslemün fîhde tevliye, şirket, sulh vs. de caiz değildir..." Münzirî, "Atıyye b. Sa'd'in hadisi ile ihticac edilemez." dedi
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، أَنَّ أَبَا رَافِعٍ، سَاوَمَ سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ بَيْتًا بِأَرْبَعِمِائَةِ مِثْقَالٍ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ". مَا أَعْطَيْتُكَ.
Amr b. Şer!d şöyle anlatmıştır: Ebu Rafi', Sa'd b. Malik ile (onun evinin bitişiğindeki) bir evi dörtyüz miskal bedel ile satın almak için pazarlık etti. Sa'd b. Malik Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den "Komşu komşuya en öncelikli şefidir" buyururken işitmiş olmasaydım bu evi sana vermezdim dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zekat memurunun kendisine hediye verilmesi için hile yapması." İmam Buhari bu konuda Ebu Humeyd es-Saidl'nin İbnü'l-Utbiyye olayı hakkındaki hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklamasının bir kısmı Hibe bölümünde geçmişti. Hadisin tam açıklaması inşallah Ahkam bölümünde gelecektir. Bu hadisin atılan başlığa uygunluğu şu açıdandır: Zekat memurunun kendisine hediye edilen şeyi mülkyetine geçirmesi, memur olmasından dolayıdır. O kişi kendisine hediye edilen şey üzerinde uğruna çalıŞtığı hak sahiplerinin değil, sadece kendisinin söz sahibi olduğuna inanıyordu. İşte bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendisine bu hediyenin verilmesinin sebebinin uğruna çalıştığı haklar olduğunu beyan etti ve ona evinde kalsaydı, kimsenin kendisine hediye vermeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla sözkonusu malların hediye yoluyla eline sırf geçmiş olmasıyla onu helal sayması uygun bir hareket değildir. Zira bu ancak sadece kendi hakkının sözkonusu olduğu yerlerde düşünülebilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, zekat memuruna verilen hediyenin yaptığı iyiliğe teşekkür veya onun gönlünü kazanma ya da hak karşısındaki kendi konumuna tamah etmekten kaynaklandığını göstermektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine verilen hediye açısından Müslümanlardan herhangi bir fert gibi olduğuna ve onlardan daha üstün olmadığına, o malı sırf kendisine ayırmasının caiz olmadığına işaret etmektedir. "İmam Ebu Hanife Müslümanlar arasında bu aldatmayı caiz kıldı." Yani Ebu Hanife, ortak olan kişi söz konusu malı şuf'a yoluyla satın almaya kalktığında fahiş bir fiyat verme veya fiyatta fahiş bir artış nedeniyle aldanma korkusuyla almadığı takdirde hakkını ortadan kaldırma konusunda hileye cevaz verdi. Buhari yukarıda geçen hak etme meselesine yer vererek o kişinin şuf' a hakkını ortadan kaldırmak için hileye niyet etmesine bunu delil getirdi ve ardından ayıp dolayısıyla malı geri iade etme meselesinden bahsetti. Böylece bunun bir tahakküm olduğunu açıklamak istedi. Bunun gereği o kişinin fazlasını değil, sadece teslim aldığını geri vermekle yükümlü olmasıdır. İbn Battal şöyle demiştir: Bu haberden anlaşılan, yukarıda zikredilen sarf akdi veya başka bir yolla Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın caiz olmadığıdır. Biz de şunu ekleyelim: Bu sonuç şu şekilde ortaya çıkmaktadır: Hadisin lafzı her ne kadar haber kipinde ise de manası yasaklık ifade etmektedir. Bu hadisin genelliğinden Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın helal olmadığı hükmü anlaşılmaktadır. Buna bir dinarı değerinden daha fazlası ile değiştirmek suretiyle sarf akdi ve başka yollar dahildir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُرْوَةَ، أَخْبَرَنَا أَبُو حُمَيْدٍ السَّاعِدِيُّ، قَالَ اسْتَعْمَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهُ ابْنُ الأُتَبِيَّةِ عَلَى صَدَقَةٍ فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي. فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ ـ قَالَ سُفْيَانُ أَيْضًا فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ ـ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " مَا بَالُ الْعَامِلِ نَبْعَثُهُ، فَيَأْتِي يَقُولُ هَذَا لَكَ وَهَذَا لِي. فَهَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ وَأُمِّهِ فَيَنْظُرُ أَيُهْدَى لَهُ أَمْ لاَ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَأْتِي بِشَىْءٍ إِلاَّ جَاءَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ، إِنْ كَانَ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ، أَوْ شَاةً تَيْعَرُ ". ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْنَا عُفْرَتَىْ إِبْطَيْهِ " أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ " ثَلاَثًا. قَالَ سُفْيَانُ قَصَّهُ عَلَيْنَا الزُّهْرِيُّ. وَزَادَ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ قَالَ سَمِعَ أُذُنَاىَ وَأَبْصَرَتْهُ عَيْنِي، وَسَلُوا زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ فَإِنَّهُ سَمِعَهُ مَعِي. وَلَمْ يَقُلِ الزُّهْرِيُّ سَمِعَ أُذُنِي. {خُوَارٌ} صَوْتٌ، وَالْجُؤَارُ مِنْ تَجْأَرُونَ كَصَوْتِ الْبَقَرَةِ.
Ebu Humeyd es-Saidi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Esed oğullarından İbnü'l-Utbiyye denilen bir adamı zekat toplamak üzere memur tayin etti. Bu adam (zekat malını alıp) geldiğinde "(Ya Resulallah!) Bu sizin malınızdır, bu da bana hediye verilmiştir!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberde ayağa kalktı -Süfyan, minbere çıktı ifadesini kullanmıştırAllah'a hamd ve Ona yakışan sıfatlarla Rabbini övdü, sonra şu konuşmayı yaptı: "Şu memura ne oluyor ki onu bir görevle bir yere göndrediğimizde geri gelip bize 'Bu senin malındır, bu benimdir' diyor. Bu adam babasının yahut annesinin evinde otursaydı da o zaman kendisine hediye verilir miydi, yahut verilmez miydi? Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, zekat memurlarından herhangi bir kişi beytü'l-malden haksız olarak bir şeyalırsa kıyamet gününde muhakkak o kimse çaldığı malı boynuna yüklenerek haşr olunup gelecektir. Çaldığı hayvan deve ise omzunda inleyerek, eğer sığır ise böğürerek, koyun ise şiddetli bir şekilde meleyerek (Arasat meydanına) getirilecektir!" Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem koltuk altlarının kırmızıyla karışık beyaz rengi görününceye kadar ellerini kaldırdı ve üç defa "Tebliğ ettim mi, tebliğ ettim mi, tebliğ ettim mi" diye ashabın tümüne sordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA BAB VE HADİS VAR "Memurlara Verilen hediyelerin Hükmü." Bu başlık Ahmed b. Hanbel ve Ebu Avane'nin rivayet ettikleri bir hadisten alınmadır. Ebu Humeyd'in nakline göre Resulullah s.a.v. "Memur/ara verilen hediyeler dev/et malını zimmete geçirmektir" buyurmuştur. Ebu Humeyd bu konuda İbnü'l-Utbiyye olayına yer vermiştir. Bunun bazı açıklamaları, Hibe, Zekat, Hileleri Terk ve Cuma bölümünde geçmişti. Cihad Bölümünde Ganimetten Çalma ile ilgili bazı açıklamalara yer verilmişti. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Devlet başkanı önemli konularda konuşma yapabilir ve Cuma bahsinde geçtiği üzere konuşmasına " loI emma ba'du=imdi" ifadesini kullanarak başlayabilir. 2- Güvenilir olarak tayin edilen kimseyi hesaba çekmek meşrudur. Zekat Bölümünde bu konu ele alınmıştı. 3- Devlet başkanı, devlet görevlilerinin haklarında hüküm verme yetkileri olan kimselerden hediye kabul etmelerini yasaklayabilir. Bu konunun ayrıntısı Hilelerin Terk Edilmesi Bölümünde geçmişti. Sözkonusu yasaklığın geçerlilik alanı devlet başkanının izin vermediği yerlerdir. Zira Tirmizl'nin nakline göre Muaz b. Cebel şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Yemen'e gönderdi ve bana 'Sakın iznim olmadan hiçbir şeyalma. Zira bu hakkın olmayan malı zimmete geçirmektir' buyurdu." (Tirmizi, Ahkam) Mühelleb şöyle demiştir: Hadise göre görevli bir şeyaldığında bunu beytü'l-male bırakır. Devlet görevlisi ancak devlet başkanının izin verdiği malları alabilir. Bu hüküm, İbnü'l-Utbiyye'nin kendisine hediye edildiğini söylediği şeylerin elinden geri alınmasına dayanmaktadır. İfadenin akışından anlaşılan budur. Özellikle daha önce geçen Ma'mer rivayetinden bu anlaşılmaktadır. Ancak ben bu konuda açık ve net bir şey görmedim. İbn Kadame'nin el-Muğnl'deki ifadesi de buna benzemektedir. Zira o rüşvetten söz ederken şöyle der: Rüşvet alanın bunu sahibine geri iade etmesi gerekir. Bu malın beytü'l-male bırakılma ihtimali de vardır. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbnü 'l-Utbiyye'ye kendisine verilen hediyeyi verenlere geri iade etme emri vermemiştir. İbn Battal şöyle der: Borçlunun alacaklı olana hediye vermesi, görevlinin hediye alması kabilindendir. Fakat onun bunu borcuna mahsup etme imkanı vardır. 4- Hediye alanın aldığı kişiyi kayırmasını sağlayan ve onunla başbaşa kalma fırsatı veren her türlü yolu kapatmak gerekir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ هِنْدَ، قَالَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ شَحِيحٌ، فَأَحْتَاجُ أَنْ آخُذَ مِنْ مَالِهِ. قَالَ " خُذِي مَا يَكْفِيكِ وَوَلَدَكِ بِالْمَعْرُوفِ ".
Aişe r.anha şöyle demiştir: (Ebu Süfyan'ın hanımı) Hind, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Siz de biliyorsunuz ki Ebu Süfyan çok cimri bir adamdır, ben onun malından almaya ihtiyaç duyuyorum!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Örfe göre sana ve çocuklarına yetecek miktarı aW buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mahkemede hazır olmayan kimse hakkında hüküm verme." Bu başlık, bilginlerin ittifakıyla Allah haklarında değil, kul haklarında gaibin aleyhine hüküm verme demektir. Mesela gaib olan bir kimse aleyhine, hırsızlık yaptığına dair bir delil ileri sürüIse hakim elinin kesilmesine hükmetmez, ama çalınan mal hakkında hüküm verir. İbn Battal şöyle demiştir: İmam Malik, Leys, Şafii, Ebu Ubeyd ve bir grup bilgin, gaib hakkında hüküm vermeyi caiz görmüşlerdir. İbnü'l-Kasım'ın nakline göre İmam Malik toprak ve gayr-ı menkul gibi gaibin delili olabilecek şeylerin bulunması durumunu istisna etmiştir. Ancak o kişinin gaibliği uzar veya kendisinden haber alınamaz olursa onun hakkında hüküm verilebilir. İbn Macişun bu haberin İmam Malik' e dayanmasının sıhhatini inkar etmiş ve şöyle demiştir: "Medine' de uygulama, gaib hakkında mutlak olarak hüküm verileceği yolundadır. Hatta kişi kendisine hüküm yöneldikten sonra gaib olsa hakim hakkında hüküm verir. İbn Ebi Leyla ve Ebu Hanıfe'ye göre hakim mutlak olarak gaib hakkında hüküm veremez. Beyyine getirildikten sonra davalı kaçsa veya gizlense hakim onu üç kez çağırır. Geldiği takdirde ne ala, gelmezse aleyhinde vereceği hükmü yürürlüğe koyar. İbn Kudame'nin görüşü şöyledir: İbn Şübrüme, Evzaı ve İshak bu görüşü geçerli kabul etmişlerdir. Bu yaklaşım Ahmed b. Hanbel'den gelen iki rivayetten biridir. Şa'bı ve Sevrı ise bunun mümkün olmadığını söylemişlerdir. Ahmed b. Hanbel'den nakledilen diğer görüş de bu doğrultudadır. O şöyle der: "Ebu Hanife mesela vekili olan kimseyi bundan istisna etmiştir. Dolayısıyla gaibin vekiline karşı görülen davadan sonra aleyhine hüküm vermek caizdir." Gaibin aleyhine hüküm verilmez görüşünü savunanlar, Hz. Ali'nin naklettiği şu hadisi delil olarak göstermişlerdir: "Davacı ve davalıdan birisinin lehine diğerini dinlemedikçe hüküm verme."(Tirmizi, Ahkam) Hadis, hasendir. Bu hadisi Ebu Davud, Tirmizi ve başkaları rivayet etmişlerdir. Bu grubun diğer delilleri ise şunlardır: Taraflar arasında eşit davranmayı emreden hadis ile, davacı mahkemeye geldiği takdirde hakimin onun ileri süreceği delili davalının ifadesini almadıkça dinleyemeyeceği hadisi, davalı hazır olmadığı takdirde davacının delilinin dinlenemeyeceği, bir de duruşmada hazır olmayanın, giyabında hüküm vermek caiz olsaydı mahkemeye gelmesi gerekli olmazdı düşüncesidir. Hazır olamayanın aleyhine hüküm vermenin caiz olduğu görüşünü savunan müçtehidler buna şöyle cevap vermişlerdir: Bütün bunlar gaib aleyhine hüküm vermeye engel deliller değildir. Çünkü davacı mahkemeye geldiğinde delili mevcuttur. Dolayısıyla bu delil dinlenir ve hakim, -önceki hükmü çürütmeye yol açsa bile- gereğine göre am el edilir. Hz. Ali'nin rivayet ettiği hadis davaya gelmiş olan taraflar hakkındadır diye yorumlanmıştır. İbnü'I-Arabl şöyle der: Hz. Ali'nin hadisitarafları dinleme imkanı olduğunda sözkonusudur. Hazır olmamadan dolayı bu imkansız olduğunda hüküm vermeye engelolmaz. Tıpkı karşı tarafın bayılması veya delirmesi ya da hacr altına alınması veya küçük yaşta olması durumlarında olduğu gibi. Hanefiler şuf' a konusunda buna göre amel etmişlerdir. Yanında gaibe ait bir mal bulunan kimse hakkındaki hüküm bu maldan gaibin eşinin nafakasını vermesi şeklindedir. Müellif bundan sonra Ebu Süfyan'ın eşi Hind'le ilgili Hz. Aişe radıyaWl.hu anna hadisini zikreder. İmam Şafil ve bir grup bilgin bu hadisi hazır olmayanın aleyhine hüküm vermenin caiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ebu Süfyan o zamanlar (gaib değil) o beldede bulunuyordu denilerek bu görüş tenkid edilmiştir. Bu konunun geniş bir açıklaması, yukarıda zikredilen hadisin şerhiyle birlikte Nafakat Bölümünde geçmişti
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَجُلاً، ذَكَرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ يُخْدَعُ فِي الْبُيُوعِ فَقَالَ " إِذَا بَايَعْتَ فَقُلْ لاَ خِلاَبَةَ ".
Abdullah b. Ömer'in nakline göre adamın biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e alışverişIerde aldatıldığından yakındı. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Sen de bir şey satın almak istediğinde aldatmak yoktur de!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadisin senedinde adı geçen Eyyub, Eyyub es-Sahtiyanl'dir. "Onlar sanki bir insanı aldatmaya çalıştıkları gibi Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Eğer onlar bu işi açıktan yapsaİardl, bu bana daha kolayolurdu demiştir." Kirmanı şöyle der: Eyyub'un demek istediği şudur: Onlar fiyattan daha fazlasını almayı ald atmaksızın açıktan yapsalardı, bu bana daha kolay gelirdi. Zira din başkalarını aldatmaya bir araç olarak getirilmemiştir. Buradan hareketle insanları aldatma ve onlara hile yapma yolunu tutup, günah işleyen kimseler insanların nezdinde bunu açıktan yapanlardan daha sevimsiz olmuşlar ve onların kalplerinde daha değersiz olmuşlardır ve insanlar bu gibi kimselerden çok daha fazla nefret etmişlerdir. İbn Ömer'in "Sen de bir şey satın almak istediğinde aldatmak yoktur de!" şeklindeki rivayet ettiği hadisin geniş bir açıklaması Büyu' bölümünde geçmişti. Mühelleb şöyle der: "Aldatma yok" ifadesinin manası beni aldatmayın,. çünkü bu helal değildir demektir. Biz de şunu ekleyelim: Görülen odur ki bu ifade şart mesabesindedir. Yani yapılan alışveriş akdinde bir aldatma ortaya çıktığında bu sahih değildir. Bir başka ifade ile o kimse adeta bu akitte aldatma olmaması şartıyla satın alıyorum ya da senin hilen beni bağlamaz demiş olmaktadır. Mühelleb şöyle der: Bir malı övme ve uzun uzun methetme haram olan aldatma kapsamına dahil değildir. Zira bu affedilmiştir. Bununla yapılan alışveriş akdi bozulmaz. İbnü'I-Kayyim, İ'lamu'l-Muvakkıfn isimli eserinde şöyle der: Bazı son dönem bilginleri (müteahhirD.n) hiçbir imamın sahih olarak nitelemediği birtakım hileler uydurmuşlardır. İmam Şafii'nin hayatını ve faziletini bilen kimse -akitleri zahirierine göre değerlendirip, akdi yapanın niyeti ile sözü farklı olduğunda niyetine bakmadığı halde- başkalarını aldatmaya dayalı hile yapmayı emretmediğini bilecektir. ° insanlara aldatma ve hile yapma izni vermekten uzak bir alimdir. Zira bir akdi zahirine göre değerlendirip, kişinin kastına itibar etmemekle, -batını zahiri hilafına olduğu biline biline -hile üzerine kurulmuş olduğu bilinen bir akde cevaz vermek arasındaki fark çok açıktır. İkincinin helalliğini İmam ŞafiI'ye yamayan kimse, Allah katında onun davalısı olacaktır. İmam Şafil'nin cevaz verdiği, şahitlerin adaleti konusunda zahire göre hüküm veren hakim örneğindeki meselelerdir. Hakim, şahitler esasen yalancı şahitler olsalar bile onların zahiri adaletlerine göre hükmünü verir. Bey'u'l-iyne meselesinde de durum böyledir: İmam Şafii bir kimsenin aldığı malı satın aldığı kişiye Müslümanların akitleri hile ve aldatmadan uzaktır kuralına uygun olarak satmasına cevaz vermiştir. 0, asla alıcı ile satıcının bin verip, binikiyüz almak üzere anlaştıktan sonra ortaya faizi çözecek bir mal koymalarına cevaz vermemiştir. Özellikle de satıcı o malı satmaya, müşteri de almaya niyet etmedikleri durumlarda buna asla cevaz vermemiştir. Bu yaklaşıma ortadaki mal satıcının malı gibi gösterildiği durumlarda verdiği hüküm de teyid etmektedir. Mesela satıcının yanında başkasına ait bir mal bufunur ve satıcı akdi bu mal üzerine yapar ve onun kendi mülkü olduğunu iddia eder, müşteri de onu doğrular. Böylece satıcı ve müşteri daha fazla rakam üzerinde anlaşırlar, sonra satıcı o malı daha az bir fiyata geri alır ve zahiren müşteri daha fazla bir meblağla borç altına girer. Buna cevaz veren bunu bilse derhal bu işleme tepki koyar. Çünkü bir görüşün lazımı (ondan çıkacak sonuç), bağımsız yeni bir görüş değildir. Alim, bir şeyden söz eder ve o sözden hangi sonuca gidileceğini (lazımını) aklına getirmeyebilir. Ancak onu öğrendiğinde tepki koyar. Şafiıler akitlere zahirine göre cevaz verirler ve bununla birlikte hile ve kandırmaca ile amel eden kimse batıni olarak günaha girer derler. Bu açıklamayla bu konudan kaynaklanan problemden uzaklaşmak mümkündür. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَلَمَةَ بْنَ الأَكْوَعِ، يَقُولُ خَرَجْتُ قَبْلَ أَنْ يُؤَذَّنَ، بِالأُولَى، وَكَانَتْ لِقَاحُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرْعَى بِذِي قَرَدٍ ـ قَالَ ـ فَلَقِيَنِي غُلاَمٌ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ فَقَالَ أُخِذَتْ لِقَاحُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ مَنْ أَخَذَهَا قَالَ غَطَفَانُ. قَالَ فَصَرَخْتُ ثَلاَثَ صَرَخَاتٍ ـ يَا صَبَاحَاهْ ـ قَالَ فَأَسْمَعْتُ مَا بَيْنَ لاَبَتَىِ الْمَدِينَةِ، ثُمَّ انْدَفَعْتُ عَلَى وَجْهِي حَتَّى أَدْرَكْتُهُمْ وَقَدْ أَخَذُوا يَسْتَقُونَ مِنَ الْمَاءِ، فَجَعَلْتُ أَرْمِيهِمْ بِنَبْلِي، وَكُنْتُ رَامِيًا، وَأَقُولُ أَنَا ابْنُ الأَكْوَعْ، الْيَوْمُ يَوْمُ الرُّضَّعْ. وَأَرْتَجِزُ حَتَّى اسْتَنْقَذْتُ اللِّقَاحَ مِنْهُمْ، وَاسْتَلَبْتُ مِنْهُمْ ثَلاَثِينَ بُرْدَةً، قَالَ وَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ قَدْ حَمَيْتُ الْقَوْمَ الْمَاءَ وَهُمْ عِطَاشٌ، فَابْعَثْ إِلَيْهِمُ السَّاعَةَ. فَقَالَ " يَا ابْنَ الأَكْوَعِ، مَلَكْتَ فَأَسْجِحْ ". قَالَ ثُمَّ رَجَعْنَا وَيُرْدِفُنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَاقَتِهِ حَتَّى دَخَلْنَا الْمَدِينَةَ.
Seleme b. el-Ekva diyor ki: "Sabah ezanı okunmadan dışarı çıktım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağmal develeri de zi Kared denilen yerde otluyorlardı. (Seleme) dedi ki: Abdurrahman b. Avfın bir kölesi karşıma çıktı, bana: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağmal develeri alındı, dedi. Ben: Onları kim aldı, diye sordum. Gatafan(lılar) dedi. (Seleme) dedi ki: Üç defa, ya sabahah (sabah baskınına uğradık) diye yüksek sesle bağırdım. (Seleme devamla) dedi ki: Medine'nin iki kara taşlı ğı arasında bulunanlara sesimi işittirdim. Sonra da yüzümün doğrultusunda gittim ve nihayet onlara yetiştim. Su çekmeye koyulmuşlardı. Ben de onlara ok atmaya koyuldum. -Ben iyi ok atan birisi idim- bu arada: Ben el-Ekva"ın oğluyum. Bugün de adi heriflerin helak olacağı gündür, diyordum. Bu şekilde recez vezninde sözler söyledim, nihayet sağmal develeri ellerinden kurtardım. Ayrıca onlardan otuz tane de burde (çizgili kumaştan yapılmış elbise) selb ettim (ganimet olarak aldım). (Devamla) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile diğer insanlar gelince: Ey Allah'ın Nebisi dedim. Ben susuz oldukları halde onların su içmelerini engelledim. Derhalonların üzerlerine (asker) gönder. Allah Resulü: Ey Ekva'ın oğlu sen işi eline geçirecek olursan müsamaha göster, dedi. (Seleme) dedi ki: Sonra geri döndük. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye girinceye kadar beni terkisine bindirmişti." Fethu'l-Bari Açıklaması: Müslim'in şarihi Kurtubı, Seleme b. el-Ekva'ın rivayet ettiği hadis ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Siyer alimleri Zti Kared gazvesinin Hudeybiye'den önce olduğu hususunda ihtilaf etmemişlerdir. Buna göre Seleme'nin hadisdeki bu ifadeler bazı ravilerin yanılmasından kaynaklanmaktadır. (Devamla) der ki: Şöyle bir açıklama ile bunlar telif edilebilir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, henüz fethedilmeden önce Hayber'e aralarında Seleme b. el-Ekva'ın da bulunduğu askeri bir birliği (oraya) gaza etmek üzere göndermiş olabilir. Seleme de hem kendisinden, hem de onunla birlikte çıkanlar hakkında haber vermiş olmaktadır. -Bununla Seleme'nin "Hayber'e çıktık" sözlerini kastetmektedir.- (Kurtubı) dedi ki: Bunu da İbn İshak'ın zikrettiği üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Hayber'i fethetmeden önce oraya iki defa gazada bulunmak üzere Abdullah b. Revaha"yı göndermiş olduğu şeklindeki sözleri de desteklemektedir. (Müslim'in şarihi Kurtubi'nin sözleri burada sona ermektedir.) Ancak hadisin ifadeleri böyle bir telife uygun değildir.. Çünkü bu hadiste: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktığımızda Ömer recez sözler söylemeye başladı" demektedir. Ayrıca Nebi efendimizin: "Bu (recez söyleyip) binekleri süren kimdir" dediği belirtilmektedir. Orada Ali'nin Merhab ile mübareze yaptığı (teke tek çarpıştığı), Amir'in öldürüldüğü ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'e çıktığı zaman Hayber gazvesinde meydana gelmiş olan diğer olaylar da sözkonusu edilmektedir. Buna göre Buhari'nin Sahih'inde ZU Kared gazvesi ile ilgili olarak verdiği tarih, siyer bilginlerinin verdiği tarihten daha sahihtir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağmal develeri Zu Kared'de otluyorlardı." İbn Sa'd'ın zikrettiğine göre bu develer yirmi tane idi. Bunlar arasında Ebu Zerr'in oğlu ile hanımı da vardı. Müşrikler onlara baskın yaparak adamı öldürmüş, kadını da esir almışlardı. "Medine'nin iki kara taşlığı arasındaki herkese sesimi işittirdim." Bu ifadede onun oldukça yüksek sesli birisi olduğu da anlatılmış olmaktadır. Bunun olağanüstü hadiselerden olma ihtimali de vardır. Müslim'de şöyle denilmektedir: Bir tepenin üstüne çıktım, Medine'ye yüzümü dönerek üç defa seslendim." Taberani'de de şöyle denilmektedir: Sevr tepesine çıktım, sonra da sabah baskınına uğradık, diye bağırdım. Benim bağırmam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kadar ulaştı. Bundan dolayı ahali arasında imdat imdat diye nida olundu." Bu rivayet İshak tarafından da bu manada zikredilmiştir. ' "Ya sabahah: Sabah baskınına uğradık" ifadesi düşmanından yana habersiz olan kimselerin savaşa hazırlanmaları için söylenen bir sözdür. "Sonra yüzümün doğrultusunda gittim." Yani sağa sola bakmadan hızlıca koştum. Seleme, ileride hadisin sonlarında açıklanacağı gibi oldukça hızlı koşan birisi idi. "Ve şöyle diyordum: Ben el-Ekva'ın oğluyum ve bugün adi kimselerin helak olacağı gündür." Yani bugün adi ve bayağı kimselerin helak olacağı bir gündür. Bu anlamdaki "yevmur-rudda'" tabirinin asılortaya çıkışı şöyle olmuştur: Bir adam oldukça cimri imiş. Bundan dolayı devesini sağmak istedi mi, komşuları ya da yanından geçen kimseler süt sağıldığının sesini işitmesin ve ondan süt istemesin diye bizzat kendisi devenin memesini emerek sağardı. "Nebi s.a.v. ile ahali geldL" Müslim'in rivayetinde şöyle denilmektedir: "Amcam Amir b. el-Ekva' bana birisinin içinde su, diğerinin içinde de süt bulunan iki kırba getirdi. Ben de hem abdest aldım, hem de içtim." Daha sonra Nebi s.a.v.'in yanına gittim. O düşmanları sürüp uzaklaştırdığım suyun başında bulunuyor idi. Onların elinden kurtarmış olduğum her şeyi almıştı. Bilal de dişi devesini onun için kesmiştL "Onları su içmekten alıkoydum." Su içmelerine fırsat vermedim. "Derhalonların üzerine (asker) gönder." Müslim'deki rivayette şöyle denilmektedir: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Bana izin ver de beraberindekilerden yüz adam seçeyim ve onların arkasından gideyim. Onlardan geriye hiçbir kimse kalmayacaktır. (Seleme) dedi ki: Bunun üzerine (Allah Resulü) güldü." İbn İshak'ta da şöyle denilmektedir: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Beni yüz adam ile birlikte salsan, şüphesiz onların kellelerini alırım." "Ey el-Ekva"ın oğlu işin başına gelirsen müsamaha göster." Yani muktedir olduğun zaman affet. "Sonra" Medine'ye "geri döndük. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemda beni biz Medine'ye girinceye kadar devesinin terkisine bindirmişti." Müshfıl'in rivayetinde şöyle denilmiştir: "Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni el-Adba adlı devesinin üzerinde arkasına bindirdi." Bu rivayette Seleme ile yarışan ensara mensup birisinin kıssası da zikredilmektedir. Bu kıssa'da Seleme'nin onu geçtiği de belirtilmiştir. Seleme dedi ki: "Medine'ye ben daha önce vardım. Allah'a yemin ederim üç gün kalmamıştık ki Hayber'e gitmek üzere çıktık. ine o rivayette şöyle denilmektedir:- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bugün atlılarımızın en hayırlısı Ebu Katade, yine bugün piyadelerimizin en hayırlıları ise Seleme'dir. Seleme dedi ki: Sonra bana hem piyadenin, hem de süvarinin paylarını bir arada verdi." Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1-Gazada hızlıca koşmak ve yüksek sesle bağırarak uyarıda bulunmak caizdir 2-İnsanın düşmanını korkutmak için kahraman olduğu takdirde kendisini tanıtmasının caiz olduğu da anlaşılmaktadır. 3-Kahraman birisini ve bir fazilete sahip olan kimseyi (üstünlüğü ile) övmek müstehaptır. Özellikle iyi iş yaptığı vakit bu böyledir. Bu yolla onun bu iyiliğini arttırması sağlanır. Ancak bu kişinin fitneye düşmeyeceğinden emin olunması da gerekir. 4-Koşu yarışı yapılabilir. Herhangi bir bedelolmaksızın caiz olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Bedel karşılığında ise doğrusu sahih (caiz) olmayacağıdır. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ ابْنَ الأُتَبِيَّةِ عَلَى صَدَقَاتِ بَنِي سُلَيْمٍ، فَلَمَّا جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَاسَبَهُ قَالَ هَذَا الَّذِي لَكُمْ، وَهَذِهِ هَدِيَّةٌ أُهْدِيَتْ لِي. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَهَلاَّ جَلَسْتَ فِي بَيْتِ أَبِيكَ وَبَيْتِ أُمِّكَ حَتَّى تَأْتِيَكَ هَدِيَّتُكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا ". ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَطَبَ النَّاسَ وَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنِّي أَسْتَعْمِلُ رِجَالاً مِنْكُمْ عَلَى أُمُورٍ مِمَّا وَلاَّنِي اللَّهُ، فَيَأْتِي أَحَدُكُمْ فَيَقُولُ هَذَا لَكُمْ وَهَذِهِ هَدِيَّةٌ أُهْدِيَتْ لِي فَهَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ وَبَيْتِ أُمِّهِ حَتَّى تَأْتِيَهُ هَدِيَّتُهُ إِنْ كَانَ صَادِقًا، فَوَاللَّهِ لاَ يَأْخُذُ أَحَدُكُمْ مِنْهَا شَيْئًا ـ قَالَ هِشَامٌ ـ بِغَيْرِ حَقِّهِ إِلاَّ جَاءَ اللَّهَ يَحْمِلُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، أَلاَ فَلأَعْرِفَنَّ مَا جَاءَ اللَّهَ رَجُلٌ بِبَعِيرٍ لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ بِبَقَرَةٍ لَهَا خُوَارٌ، أَوْ شَاةٍ تَيْعَرُ ". ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ " أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ".
Ebu Humeyd es-Saidi'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbnü'I-Uteybiyye adındaki kişiyi Süleym oğullarının zekatlarını toplamak üzere memur tayin etti. Bu zat (zekat mallarını toplayıp) geldiğinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu hesaba çekti. İbnü'l-Utbiyye "(Ya Resulallah!) Şu sizin zekat malınızdır, Bu da (bana verilen) hediyedir" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Eğer sen sözünde doğru bir kişi isen (zekat memuru olmayıp da) babanın evinde yahut ananın evinde otursaydın sana hediyen gelir miydi?" diye sordu. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde ayağa kalktı ve insanlara bir konuşma yaptı. Allah'a hamdedip, Onu sena eyledi, sonra "emma ba'du=imdi" diyerek şunları söyledi: "İçinizden birisini Allah'ın bana havale buyurduğu bir işe memur olarak tayin ediyorum da o bana gelip, hesap verirken 'Şu sizin zekat malınızdır, bu da (bana verilen) hediyedir!' diyor! O kişi doğru söyleyen birisi ise babasının ve anasının evinde otursaydı, kendisine hediyesi gelecek miydi? Allah'a yemin ederim ki herhangi biriniz -Hişam'ın nakline göre haksız olarak- bunlardan (bu mallardan) bif'şey alırsa muhakkak kıyamet günü onu yüklenerek Allah'ın huzuruna gelecektir.iDikkat edin! Sakın sizlerden hiçbir kimseyi boynunda inlemesi olan bir deve ile veya böğürmesi olan bir sığır ile ya da melemekte olan bir davar ile Allah'ın huzuruna gelirken tanımayayım!" Sonra iki elini ben koltuk altlarının beyazlarını görünceye dek kaldırdı ve "Dikkatle dinleyin (ve cevap verin) Sizlere Allah'ın emirlerini tebliğ ettim mi?" buyurdu. ( Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanının, devlet memurlarına hesap sorması." İmam Buhari' bu konuda Ebu Humeyd'in naklettiği İbnü'l-Utbiyye olayına yer verdi. Bu hadisin geniş bir açıklaması memurlara verilen hediyeler başlığı altında geçmişti)