Sünen-i İbn Mâce · 390
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ جَمِيلٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، قَالَتْ أَتَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِمِيضَأَةٍ فَقَالَ " اسْكُبِي " . فَسَكَبْتُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَذِرَاعَيْهِ وَأَخَذَ مَاءً جَدِيدًا فَمَسَحَ بِهِ رَأْسَهُ مُقَدَّمَهُ وَمُؤَخَّرَهُ وَغَسَلَ قَدَمَيْهِ ثَلاَثًا ثَلاَثًا .
Er-Rubeyyi binti Muavviz r.a.’den: Şöyle söylemiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bir ıbrık su ile vardım. Kendisi : '' (Su) dök.'' buyurdu. Ben de (suyunu) dökmeye başladım. Yüzünü ve kollarını yıkadı. Yeni bir su alarak başının ön ve arkasını (tamamını) meshetti ve ayaklarını üçer defa yıkadı. AÇIKLAMA : Hadisin ravisi Er-Rubeyyi' r.anha Resul-i Ekrerrt (s.a.v.)'e biat ederek savaşlara katılan Ensar-ı Kiram'ın bahtiyar kadınlarındandır. Buhari ve Nesai'nin tahric ettikleri bir hadiste Er-Rubeyyi' : Biz Resulullah (s.a.v.) ile beraber savaşır, askere su verir, onlara hizmet eder, şehitleri ve yaralıları Medine-i Münevvere'ye götürürdük, demiştir. 21 hadisi var: Buhari ve Müslim 1 hadisini müttefiken ve yalnız, Buhari 2 hadisini rivayet etmişlerdir. Ebu Davud. Tirmizi, Nesai ve İbn-i Maceh de o'nun hadislerini nakletmişlerdir. Ravileri ise Nafi', Mevla, İbn-i Ömer, Ebu Seleme, SüI'eyman bin Yesar, Abdullah bin Muhammed, Halid bin Zekvan ve başkalarıdır. Er-Rubeyyi'in burada rivayet edilen hadisi, Tirmizi, Ahmed ve Beyhaki tarafından da rivayet edilmiştir. Ebu Davud da kısa ve uzun metinler halinde muhtelif yollarla rivayette bulunmuştur. El-Hafız, Telhis'te: Rubeyyi'in hadisi için bulunan yolların ve lafızların dönüm noktası ravi Abdullah İbn-i AkiI'dir ki o'nun zayıflığı söz konusu edilmiştir, der. Müellif'in rivayetinde Peygamber'in mübarek yüz ve kollarını kaçar defa yıkadığı beilrtilmemiş ve yüz yıkamadan önce el yıkamaya, ağız ile buruna su almaya, keza kulakları meshetmeye temas edilmemiştir. Fakat Ebu Davud'un rivayetlerinden birisinde Resul-i Ekrem'in (mübarek) ellerini (bileklere kadar) ve yüzünü üçer defa yıkadığını, bir defa (mübarek) ağzına ve burnuna su aldığını, kollarını üçer defa yıkadığını, başının arkasını ve önünü iki defa meshettiğini, kulağının her tarafını meshettiğini ve ayaklarını üçer defa yıkadığını belirtiyor. Abdest uzuvlarının kaçar defa yıkandığı hususu, İbn-i Maceh'in Süneninde Taharet Kitabı'nın 45 ila 53'üncü bablarında rivayet edilen hadislerin tercemesi yapılırken anlatılacak inşaallah. Abdest almada başkasının yardımcı olması hususuna gelince, bu bab ta geçen hadisler abdest almak için başkasından yardım istemenin caiz oıduğuna delalet eder. Müslim'in "Mestler üzerine meshetmek» babında rivayet olunan Muğire'nin hadisini açıklayan Nevevi özetle şöyle söyler: Abdestte yardım istemenin caiz olduğuna bu hadis delalet eder. Ayrıca Usame bin Zeyd (r.a.)'in hadisinde Resul-i Ekrem'in Arefe'den dönüşünde abdest alırken, suyunun Usame tarafından döküldüğü sabittir. Sabit olmayan bazı hadislerde, abdest için yardım istemek yasaklanmıştır. Arkadaşlarımız, söz konusu yardım isternek üç kısımdır. demişlerdir : 1. Abdest suyunun hazırlanması için başkasından yardım isternek. Bunda ne kerahet var ne de noksanlık. 2. Abdest uzuvlarını yıkamak için başkasından yardım isternek ve o'na yıkatmaktır. Bunda kerahet var. Ancak bir zaruret ve ihtiyaç duyulursa kerahet yoktur. 3. Abdest suyunu başkasına döktürmektir. En iyisi bunu yapmamaktır. Ama, buna mekruh denilir mi? Bu hususta iki türlü fetva vardır. Bazılarına göre mekruhtur. Abdest alanın eline su döken kişi, abdest alan adamın solunda durmalıdır. Hanefi fıkıh alimlerinden İbn-i Abidin, abdestin müstahabları bahsinde, abdestte başkasından yardım isternek hususunda müteaddit kitablardan nakiller yaptıktan sonra şöyle söyler; 'EI-Hilye'de Buhari, Müslim ve diğer hadis kitabIarından naklen zikredilen bir çok hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in istemesi üzerine ve istemeden, abdest suyunun başkası tarafından döküldüğü açıkça belirtilmiştir. El-Hilye yazarı bu hadisleri kaydettikten sonra şunları söyler: Resul-i Ekrem'in mekruh'olan bir şeyi yapmadığı kesindir. Şu halde, başkasına su döktürmesi işi kerahetsiz cevazla yorumlanır. Bir şeyin mekruh olduğuna dair delil bulunduğu halde Resul-i Ekrem tarafından yapılmış ise o işin ümmeti için mekruh olmakla beraber cevazını bildirmek için yapmıştır, denilir. Burada Keraheti ifade eden bir delil yoktur. Hz.. Ömer (r.a.)'in: Abdest hususunda kimsenin bana yardım etmesini sevmem, mealindeki hadis zayıttır. Keza, Resul-i Ekrem abdest işini kimseye bırakmazdı, şeklindeki hadis de zayıttır. Bunlar sabit olmuş olsaydı bile yukarıda (EI-Hilye)'de geçen sahih hadislere karşı güçsüzdür. Kaldı ki, anılan iki hadisten maksad, abdest uzuvlarını başka şahsa yıkattırmak hususu olabilir. El-İhtiyar'ın: 'Acizlik hali olmadan abdest işinde başkasından yardım istemek mekruhtur...' sözünden maksadının da bu olduğu umulur." İbn-i Abidin, yukarıya özetini aldığım EI-Hilye'nin sözünden sonra diyor ki : Hulasa: Abdest için istenen yardım su hazırlatmak veya su döktürrnek tarzında olursa bunda kat'iyyen kerahet yoktur. Şayet yardım, yıkama ve mesh işini başkasına özürsüz yaptırmak şeklinde ise mekruhtur. Bunun için Tatarhimiye'de: Abdestin adabından birisi de kişinin abdest işini bizzat görmesidir. Eğer başkasından yardım isterse yıkayıcı kendisi olduktan sonra kerahet yoktur. denilmiştir." Şafii fıkıh kitapIarından Nihayetu'l-Muhtaç yazarı abdest babında şunları beyan eder: «Özür olmaksızın abdest suyunun başka şahıs tarafından dökülmesini istememek sünnettir. İstemek ise mekruh değil ama uygun da sayılmaz. Abdest suyunu hazırlatmak şeklindeki yardım talebi ise mübahtır. Özürsüz halde abdest uzuvlarını başkasına yıkatmak şeklindeki yardım isternek mekruhtur. Özür dolayısıyla abdest almaya gücü yetmeyen kimse ise maddi durumu ücret ödemeye müsait olduğu takdirde ücretle bile olsa başkasına abdestini aldırması zorunludur. Maddi durumun müsaitliği ölçüsü fitre ödemek hususundaki ölçüdür .. (Aile efradının ve kendisinin bir günlük nafakasından fazla olarak ödeyeceği ücrete sahıp olması ölçüsüdür)
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ ابْنِ عَفْرَاءَ، قَالَتْ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَمَسَحَ رَأْسَهُ مَرَّتَيْنِ .
Er-Rubeyyi' bint-i Muavviz bin Afra' (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest aldı ve (abdest alırken) başını iki defa meshetti. AÇIKLAMA : Hadisin zahirine göre Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), başını iki defa meshetmiştir. Tirmizi bu hadisten hemen sonra Er-Rubeyyi'den rivayet ettiği ve sahih olduğunu belirttiği diğer hadiste Er-Rubeyyi' Resul-i Ekrem'in başını bir defa meshettiğini açıkca söylüyor. Ebu Davud'un süneninde de Er-Rubeyyi'nin her iki hadisi rivayet edilmiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe, Ebu Davud'un şerhi EI-Menhel ve İbn-i Maceh'in haşiyesi Sindi: Er-Rubeyyi'nin sahih ve sabit olan' hadisi Resul-i Ekrem'in, başını bir defa meshetmiş olduğunu bildirir. Resul-i Ekrem. ellerini başının ön tarafından ensesine kadar sürmesi ve tekrar geri getirmesi bir mesh sayılır. Er-Rubeyyi: İki defa meshetti, dediği rivayette ellerin ön taraftan arka tarafa götürülmesini bir defa ve öne doğru geri getirilmesini de ayrı bir defa saymakla meshin iki defa yapıldığını kasdetmiştir. Halbuki bu iki hareket bir mesh sayılır. Er-Rubeyyi'nin bu iki hadisini Tirmizi ve Ebu Davud'dan başka Beyhaki de rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ رَوْحِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ، قَالَتْ أَتَانِي ابْنُ عَبَّاسٍ فَسَأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، - تَعْنِي حَدِيثَهَا الَّذِي ذَكَرَتْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَغَسَلَ رِجْلَيْهِ - فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّ النَّاسَ أَبَوْا إِلاَّ الْغَسْلَ وَلاَ أَجِدُ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ الْمَسْحَ .
Er-Rübeyyi (bint-i Muavviz) (Radiyallahu anha)'den şöyle söylemiştir: İbn-i Abbas (r.a.), bana gelerek şu hadisi (mi) sordu: Er-Rubeyyi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest alırken ayaklarını (üçer defa) yıkadığını anlatan (390 nolui hadisini kasteder. (Hadis ibn-i Abbas'a anlatıldıktan) sonra İbn-i Abbas: Gerçekten herkes (ayakları) yıkamaktan başka bir şeye ( meshetmeye) rıza göstermez. Hal böyle iken. ben Kitabullahla yalnız (ayakları) meshetmeyi buluyorum, dedi." Not: Zevaid'de Hadis'in isnadı hasendir, denilmiştir. AÇIKLAMA : Sindi, diyor ki: İbn-i Abbas r.a., Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in ayaklarını yıkadığını Er-Rubeyyi r.anha'dan işitince, vardığı neticeyi belirtmek maksadı ile bu sözü söylemiş olabilir. Yani Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayaklarını yıkadığı sabit olduğu için insanlar (sahabiler) yıkamak hükmünde ittifak etmişlerdir. Eğer bundan olmazsa Kur'an-ı Kerim'in zahirine göre meshetme hükmü vardır, demek istemiş olur. İbn-i Abbss'ın "insanlar'' sözü ile sahabiler kastedilmiştir. Çünkü o zaman orada sahabilerden başka kimse yoktu. Sahabilerin icmaı, ittifakla hüccettir (delildir). Şu halde sünnet ve ümmetin icmaı ile yıkamak hükmü sabittir. Dolayısıyla hak ve doğru olanı da budur. Kur'an ayetini buna göre yorumlamak gerekir. İbn-i Abbas'ın " ... Kitabullah'ta yalnız meshetmeyi buluyorum.'' demesinin sebebi; ayetteki 'Ercul' kelimesinin 'Ruus' kelimesinin yanında olması ve ikisinin mecrur okunması halinde zahiren ayaklar baş hükmüne tabi görülür. Çünkü cerr-i civari durumu arap dilinde nadiren bulunur. Ercul, kelimesinin mensub okunmasına ait kıraat şeklini İbn-i Abbas duymamış ve bunun için bu sözü söylemiş olması da muhtemeldir. 456 nolu hadisin açıklaması bahsinde bazı malumatı naklettiğim EI-Menhel yazarı aynı babta El-Hafız İbn-i Hacer'den naklen şöyle der: "El-Hafız İbn-i Hacer'in EI-Fetih'te: Ayakları yıkamaya muhalif herhangi bir hüküm hiç bir sahabi'den sabit olmamıştır. Yalnız Ali, İbn-i Abbas ve Enes r.a.'den meshetme hükmü duyulmuş ise de bunların da meshetme hükmünden rucu ederek (vazgeçerek) yıkamanın gereğini söyledikleri sabittir. Abdurrahman bin Ebi Leyla; "Resulullah (s.a.v.)'in Ashabı, ayakları yıkama hükmünde icma' etmiştir, diye Said bin Mansur'dan rivayet vardır, der. Tahavi ve İbn-i Hazm ise meshin mensuh olduğunu iddia etmişlerdir." Miftahu'l-Hace yazarı ise İbn-i Abbas'ın Er-Rubeyyi'e cevap olarak söylediği söz ile ilgili olarak şöyle der; "İbn-i Abbas, sahabilerin cumhuruna muhalif bir hüküm beyan etmek istemiştir. Bu, şaz bir mezhebtir. İbn-i Abbas tek kalmıştır. EI-Hafız İbn-i Hacer, Fethu'l-Bari'de İbn-i Abbas'ın bundan rücu ettiği sabittir, demiştir.» Buhari ve Müslim de Ayakları Yıkama başlığı altında açılan bab ta ayakları yıkamanın gerekliliğini ve meshin kifayet etmediğini ispatlayan sahih hadisleri nakletmişlerdir
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مِسْعَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ كَرَامَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنْ عَبْدِ الْجَبَّارِ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أُتِيَ بِدَلْوٍ فَمَضْمَضَ مِنْهُ فَمَجَّ فِيهِ مِسْكًا أَوْ أَطْيَبَ مِنَ الْمِسْكِ وَاسْتَنْثَرَ خَارِجًا مِنَ الدَّلْوِ .
Vail (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir kova (su) getirildiğini gördüm. Kovadan mübarek ağzına su alıp çalkaladıktan sonra onu misk veya miskten daha güzel kokulu olarak ağzından kovaya attı. Burnuna da su çekip, kovanın dışına sümkürdü." Not: Ravi Abdü'l-Cebbar bin Vail'in babasından hadis işitmediğini İbn-i Main ve başkası söylediği için isnadının munkati' olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadis Zevaid türündendir. Buhari'nin Taif gazvesi bahsinde Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadis, bu hadisin manasını te'yid eder (onaylar) mahiyettedir: '' Ebu Musa El-Eş'ari şöyle demiştir: 'Nebi (s.a.v.) Mekke ile Medine arasında Ci'rane mevkiinde konakladığında ben onun huzurunda bulunuyordum. Bu esnada bir a'rabi Nebi (s.a.v.)'e gelerek: Bana verdiğin sözü hala yerine getirmiyecek misin? dedi. Nebi (s.a.v.) : ''Sana müjdelerim!'' buyurdu. A'rabi: Bana, ''müjdelerim'' sözünü çok ettin, dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ebu Musa ve Bilal (-i Habeşi)'ye dönerek öfkeli vaziyeti gibi şöyle buyurdu: '' Bu adam, verdiğim müjdeyi reddetti. ikiniz (bu müjdeyi) kabul ediniz'' buyurdu. Onlar da : Kabul ettik. dediler. Sonra Resulullah (s.a.v.) bir bardak su istedi. Mubarek ellerini ve yüzünü bu kab içinde yıkadı. Ağzına aldığı suyu bardağa döktü. Sonra: '' Bundan içiniz, yüzlerinize, göğüslerinize sürünüz! Sizi müjdelerim.'' buyurdu. Ebu Musa ile Bilal de, su kabını aldılar ve Resulullah (s.a.v.)'in emrini yerine getirdiler. -Bu arada Resulullah (s.a.v.)'in zevcesi Ümmü Seleme (r.anha), perde arkasından: Evladım. O sudan anamza da bir miktar bırakın. diye seslendi. Onlar da Ümmü Seleme (r.anha)'ya bir miktar su bıraktılar: Nebi (s.a.v.), Taif savaşına gitmeden önce Huneyn savaşına ait ganimet malını Ci'rane'ye gönderip Taif seferi dönüşünde böleceğini bildirmişti. Bedevi'nin,kendisine verildiğini söylediği söz bu vaad olabilir. Belki de bu bedeviye özel bir vaad de bulunmuştu. Hadis ravisi Vail bin Hucr El-Hadremi, sahabidir. yetmiş bir hadisi vardır. Müslim altı hadisini rivayet etmiştir. Ravileri. oğulları Abdül-Cebbar ve Alkama'dır
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبِ بْنِ أَبِي الْعِشْرِينَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يُخْبِرُ أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَهُ جُرْحٌ فِي رَأْسِهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ أَصَابَهُ احْتِلاَمٌ فَأُمِرَ بِالاِغْتِسَالِ فَاغْتَسَلَ فَكُزَّ فَمَاتَ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " قَتَلُوهُ قَتَلَهُمُ اللَّهُ أَفَلَمْ يَكُنْ شِفَاءَ الْعِيِّ السُّؤَالُ " . قَالَ عَطَاءٌ وَبَلَغَنَا أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لَوْ غَسَلَ جَسَدَهُ وَتَرَكَ رَأْسَهُ حَيْثُ أَصَابَهُ الْجِرَاحُ " .
Ata' bin Ebi Rebah (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ben İbn-i Abbas (r.a.)'dan şu haberi duydum, demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bir adam başından yaralanmış sonra ihtilam olup ona gusül yapması gerekir denmiş, kendisi de yıkanarak soğuk algınlığı neticesinde ölmüştür. Olay, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ulaşmış, bunun üzerine O : «Onu öldürmüşler. Allah onları öldürsün. Cehaletin şifası sormak değil miydi?» buyurmuştur.» Ata': Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Vücudunu yıkayıp, başının yaralı yerini terketmiş olsaydı.» buyurduğu bize ulaşmıştır.» Not: İsnadının münkati' olduğu Zevaid'de bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Evzai de bu hadisi Ata' aracılığıyla İbn-i Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiş olup, doğrusu da budur. Beyhaki. müteaddit tariklerden rivayet ederek, zayıf olduğunu söylemiştir. Ebu Davud ve Darekutni ise hadisi Ata' aracılığıyla Cabir bin Abdillah El-Ensari'den rivayet etmişler, İbnü's-Seken de bunu sahih görmüştür. Ancak bu senedde Ata'dan münferiden rivayet eden Zübeyr bin Harik adlı ravinin kuvvetli olmadığını Darekutni söylemiştir. Hulalsa sargılar ve cebireler üzerine meshetmek hususunda Resul-i Ekrem (s.a.v.)'den bir şey sabit olmamıştır. Lakin Abdullah İbn-i Ömer (r.anh)'in bütün meshi yaptığı sabittir. HADİSİN MANASINA GELİNCE : Başından yaralı adam, ihtilam olunca, yarayı ıslatmaktan korkmuş, bu nedenle boy abdestini almamak için bir çarenin bulunup bulunmadığını yanındakilere sorarak; su bulunmasına rağmen mazeretim dolayısıyla teyemmüm yapabilir miyim? demek istemiş. Yanındakiler de: Biz, senin için bir ruhsat olduğunu bilmiyoruz, demişlerdir. Çünkü onlar, su bulunmadığı zaman teyemmüm yapılabilir. su varken teyemmüm yapılamaz, itikadında idiler. Hadiste geçen: "Allah onları öldürsün.'' parçası, bilmeden fetva vermekten ve müslümanlara zarar vermekten kaçındırmak için buyurulmuş olan önleyici bir tehdit mahiyetindedir. Yoksa onların öldürülmesini dilemeK değildır. Hadis, yanlış fetva verme neticesinde doğan zarar ölüm dahi olsa kısas yolu ile fetva verenin öldürülmeyeceğine delalet eder. "Cehaletin şifası sormak değil midir?'' parçası ile öğrenmek ve bilenlere baş vurmak isteniyor. Resul-i Ekrem (s.a.v.), kesin bilgi olmadan fetva verdiklerinden dolayı onları kınamış ve dinde güçlük olmadığına dair İslami prensibi düşünmeme kusurunu işlediklerinden dolayı onlara beddua etmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e ait hadis metninde kişinin yapması gerekli olan iş şöyle buyuruluyor: "Onun teyemmüm etmesi, yarasına bir bez sarması, sonra bezin üstünü meshedip vücudunun kalan kısmmı y!kaması kafi idi.'' Hattabi bu rivayetle ilgili olarak: 'Burada yaralının sağlam vücudunu yıkaması ve teyemmüm etmesi emrediliyor. Yalnız yıkanma veya yalnız teyemmüm kafi görülmüyor. Rey ehline göre kişinin uzuvlarının azı yaralı ise hem yıkanır hem teyemmüm eder. Şayet yaralı' uzuvlar çoğunlukta ise sağlam yerleri yıkamaya gerek yok. Teyemmüm kafidir. Şafii mezhebine göre sağlam kısım çok olsun az olsun yıkanmalıdır.' der. EI-Menhel yazarı şöyle der: "Hasılı su kullanmayı tehlikeli gören kişi, alimlerin ittifakıyla teyemmüm edebilir. Şayet hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikmesinden endişelenirse Ebu Hanife ve Malik'e göre teyemmüm etmesi caizdir. Bu haliyle kıldığı namazı bilahere iade etmez. Şafii mezhebinin racih kavli de budur. Her hangj bir uzvunda yara, kırıklık gibi bir şey olup, üzerine cebire çekilmiş ve açılması tehlikeli görülüyorsa Şafii'ye göre; cebire üzerine mesh yapılarak teyemmüm yapılır ve eğer cebireyi abdestli iken koymuşsa, bilahere namazı iade etmez. Ebu Hanife ve Malik'e göre vücudunun bir kısım yaralı olan kişinin bedeninin çoğu sağlam ise orayı. yıkar. Yaraya da mesheder. Şayet çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Sağlam yeri yıkaması gerekmez. Ahmed bin Hanbei ise: Kişi sağlam yeri yıkar, yaralı yer için teyemmüm eder, demiştir ..• BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETLERİ: 336 –
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ شَرِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا مِنْ زَمْزَمَ.
İbn Abbas'tan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta olduğu halde Zemzem'den içti, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis ayakta olanın su içmesinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Ancak bu işi açıkça nehyeden birtakım hadisler de bununla tearuz halindedir. Bunlardan birisi Müslim'in, Enes'ten naklettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta su içmeyi kabul etmemiştir" şeklindeki hadisidir. Yine bunun benzeri bir hadis Müslim'de Ebu Said'den "nehyetmiştir" lafzıyla gelmiştir. Buna benzer bir rivayet de Tirmizi'nin hasen olduğunu belirterek naklettiği el-Carad yoluyla gelen hadistir. Müslim'in Ebu Gatafan'dan, onun Ebu Hureyre'den diye ge17n yolla "sizden hiçbir kimse ayakta su içmesin, unutarak içen olursa kussun" lafzı ile zikrediImiştir. Müslim'de, Katade yoluyla Enes'ten gelen rivayet: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adamın ayakta su içmesini nehyetti. Katade: Biz Enes'e: Ya yemek yemek, diye sorduk. O: O iş daha şerıidir, diy~ cevap verdi" şeklindedir. el-Mazerı dedi ki: İnsanlar bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Cumhurun kanaati ise bunun caiz olduğudur. Bazıları ise bunu mekruh görmüşlerdir. Hocalarımızdan birisi şöyle demiştir: Muhtemelen bu yasak, arkadaşlarına su getirip de onlardan önce bu işi tekeline alırcasına ve bir topluluğa su içiren bir kimse aralarında en son içer kuralının da dışına çıkarak, onlardan önce ayakta su içen kimse hakkındadır. Hocamız dedi ki: Aynı şekilde Ebu Hureyre hadisinde sözü geçen kusma emri de böyledir. İlim ehli arasında, bir kimsenin kusmakla yükümlü olmadığı hususunda görüş ayı•ılığı yoktur. Bazı ilim adamları da şöyle demiştir: Bu rivayetin kuvvetli görülen şekli, bunun Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğudur. (Nebie ait bir söz olmadığıdır.) Enes'in hadisi de aynı şekilde ayakta yemek yemeyi, ihtiva etmektedir. Ayakta yemek yemenin caiz oluşu hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Gördüğüm kadarıyla ayakta su içmeye dair hadisler, caiz oluşa delildir. Yasak oluşunu ihtiva eden hadisler ise müstehaplığa (oturarak içmenin müstehap oluşuna) ve daha uygun ve kamil olana teşvik diye yorumlanmalıdır, yahut ayakta içmenin zararlı olması dolayısıyla bunu kabul etmediği, kendisinin ise bu hususta güven altında olması dolayısıyla yaptığı şeklinde de açıklanabilir. Nevevi de özetle şunları söylemektedir: Bu hadislerin manası, bazı ilim adamları için içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Hatta bu hususta batıl sözler söylemeye kadar gitmişler ve bazılarının zayıf olduğunu ileri sürebilecek kadar cüretkarlık göstermişlerdir. Düşülen hataları yaygınlaştırmanın da açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun yerine doğru olan zikredilir, hatadan sakındırmak için de onlara işarette bulunulur. Hadislerde içinden çıkılamayacak bir durum olmadığı gibi, aralarında zayıf olanı da yoktur. Aksine doğrusu şudur: Bu hadislerdeki yasak, tenzih hakkında (kaçınmak için) yorumlanır. Ayakta içmek de caiz oluşu devam ettirmek içindir. Nesh ya da başka bir iddiada bulunan kimseler ise hata etmişlerdir. Çünkü nasların telifi mümkün olduğu takdirde tarih (hangisinin önceliği) sabit olsa dahi neshe gidilmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiili uygulaması ise cevazı açıklamak içindir. Böyle bir iş onun hakkında asla mekruh olamaz. O herhangi bir şeyi beyan etmek için bir ya da birkaç defa yapardı, ama daha faziletli olanı daha çok ve ısrarla yapardJ. Kusma emri ise müstehaplığa yorumlanır. Dolayısı ile ayakta su içen kimsenin bu açık ve sahih hadis dolayısıyla kusması müstehaptır. Çünkü emrin vücuba yorumlanmasına imkan yoksa müstehaplığa yorumlanır. Iyad'ın: Ayakta su içen kimsenin kusma yükümlülüğünün bulunmadığı üzerinde ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur, sözlerine ve ayrıca bununla hadisin zayıf oluşuna işaret etmesine gelince, onun bu işaretine hiçbir şekilde iltifat edilmez. İlim ehlinin kusmayı vacip görmemeleri, kusmanın müstehap oluşuna mani değildir. İcma ile böyle bir müstehabın bulunmadığını iddia eden kimse ise, anlamsız bir iddiada bulunmaktadır. Birtakım vehim, iddia ve saçmalar ile sahih sünnet terk edilemez. --- Nevevl'nin sözü burada bitti. --- Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İlim adamı, insanların bir işten kaçındıklarını görüp onun caiz olduğunu biliyor ise, meselenin uzun süre devam edip haram olduğunun zannedilmesini önlemek için doğru olan şekli açıklamalıdır. İlim adamı böyle bir şeyden korktuğu takdirde kendisine soru sorulmadan dahi olsa hükmü açıklamakta elini çabuk tutmalıdır. Eğer soru sorulursa o zaman durumu açıklaması gereği daha da pekişir. 2- Herhangi bir kimseden hoşlanılmayan bir hal görürse, o kişiyi belli bir maksadı yoksa adıyla ayrıca teşhir etmez, aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benzeri hallerde yaptığı gibi kinayeli olarak onu söz konusu eder
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّهَا أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَأَلَتْهُ عَنِ الْمَرْأَةِ تَرَى فِي مَنَامِهَا مَا يَرَى الرَّجُلُ قَالَ " نَعَمْ إِذَا رَأَتِ الْمَاءَ فَلْتَغْتَسِلْ " . فَقُلْتُ فَضَحْتِ النِّسَاءَ وَهَلْ تَحْتَلِمُ الْمَرْأَةُ قَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " تَرِبَتْ يَمِينُكِ فَبِمَ يُشْبِهُهَا وَلَدُهَا إِذًا " .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve &ellem)'in muhterem hanımlarından) Ümmü Seleme (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: (Enes bin Malik (r.a.)'ın annesi) Ümmü Süleym (r.anha), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek, rüyasında erkeğin gördüğü şeyi gören kadının durumunu O'na sordu. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Evet. Kadın su (men!) gördüğü zaman gusletsin.» buyurdu. Bunun üzerine ben (soru sahibi Ümmü Süleym'e): Sen kadınları rezil ettin, kadın ihtilam olur mu? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bana): «Elin topraklansın. (ayıp ediyorsun) Kadın'ın suyu yoksa hangi sebeple çocuğu kendisine benzer?» buyurdu. Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi de Ümmü Seleme (r.anha)'nın hadisini farklı lafızlarla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Bütün rivayetlerde Ümmü Süleym (r.anha)'nın, ihtilam olan kadının hükmünü Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e sorduğu ve verilen cevapta, meni gördüğü takdirde ğusletmesinin gerekli olduğu belirtiliyor. Ümmü Süleym (r.anha)'nın sorusu ve verilen cevabı rivayet eden Sahabi, bazı rivayetlerde• Ümmü Seleme (r.anha) olduğu gibi, diğer bir kısım rivayetlerde de Aişe (r.anha)'dır. Bazı rivayetlerde Enes bin Malik (r.a.), olayı anlatıyor. Nitekim 601 nolu hadis böyledir. Keza bazı rivayetlerde Ümmü Seleme (r.anha)'nın, diğer bir kısım rivayetlerde Aişe (r.anha)'nın Ümmü Süleym (r.anha)'ya itiraz ettiği bildirilmektedir. Bu nedenle Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu iki muhterem hanımının beraber itiraz etmiş olmaları muhtemeldir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in, kadının su görmesi halinde ğusletmesinin gerekliliğini bildirmesinden sonra böyle bir soruyu sorduğundan dolayı Ümmü Süleym (r.anha)'yi kınayan Ümmü Seleme (r.anha) veya Aişe (r.anha)'nın: ''Kadın ihtilam olur mu?'' sorusu inkar anlamını taşır. Yani böyle bir şey olmaz denmek istenmiştir. El-İraki bu hususta şöyle der: 'Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in cevabından sonra Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevcesi, soru sahibine : ''Kadın ihtilam olmaz'' demiştir. Bu söz Nebi (s.a.v.)'in buyruğuna ters düşmez. Çünkü bir şeyin şer''i hükmünü anlatmak, onun bilfiil vuku' bulmasını gerektirmez. Nitekim fıkıhçılar, hükümleri bilinsin diye, vuku' bulması aklen mümkün olan bir çok meseleyi anlatırlar .. Halbuki hiç de vaki olmaz. Kadının ihtilam olması aklen mümkün olmakla beraber bilfiil vuku bulmasını tahmin etmeyen muhterem annemiz, kadınları mahçup eden bu soruya gerek görmediği için soru sahibini yadırgamış ve böyle şeyolmaz demiştir.'' İbn-i Abdi'l-Berr ise şöyle der: 'Her kadının ihtilam olmadığı hadisten anlaşılıyor. Çünkü her kadın bunu görseydi Aişe ve Ümmü Seleme (r.anhuma), bunu inkar etmezlerdi. Bazı erkekler de ihtilam olmaz. ancak kadınlarda ihtilam olmamak oranı daha yüksektir.' Suyuti de; 'Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in muhterem zevcelerinin bir özelliği mahiyetinde olmak üzere ihtilam olmaktan korunmuş olmaları muhtemeldir. Nasıl ki, Nebiler de ihtilam olmazlar.' demiştir. ....... cümlesini terceme ederken; ''Elin topraklansın.'' diye manalandırdık ve parentez içi ifadeyle; ''Ayıp ediyorsun, diye yorumladık. Bu cümlenin asıl manası, dediğimiz gibi; ''Elin topraklansın.'' olup, fakir olmaktan kinayedir. Yani; ''fakir olasın'' demektir. Lakin araplar bu cümleyi asıl manasından başka manalards. kullanmayı itiyat haline getirmişler ve bir beddua anlamını kasdetmez olmuşlardır. Bu nedenle Resul-i Ekrem (s.a.v.), muhterem zevcesine hitaben kullandığı bu cümle ile beddua kasdetmemiştir. Gaye, zevcesinin soruyu yadırgamasını red etmek ve bilakis onu kınamaktır. Hadisin son kısmında çocuğun anasına benzemesinin nedeni olarak, onun menisi gösteriliyor. EI-Menhel yazarı benzer başlık altında açılan babta rivayet olunan bu hadisin açıklamasını yaparken, çocuğun annesine benzemesini şöyle anlatır: ''Buradaki benzemekten maksad bazı vasıflarda çocuğun annesine ortak olmasıdır. Şöyle ki; Erkeğin suyu kadının suyuna galip geldiği zaman çocuk babaya benzer. Aksi halde anneye benzer. Eğer annenin suyu olmasaydı çocuk, asla ona benzemezdi. Müslim'in sahih'inde: ''Annenin suyu babanın suyuna üstün gelirse çocuk dayılarına benzer. Babanın suyu üstün geldiği zaman, çocuk amcalarına benzer. Çocuk annesine benzediği için dayılarına, babasına benzediği için amcalarma benzer.'' HADİsİN FıKıH YÖNÜ 1. Yararlı olan mes'eleyi sormaktan haya edilmemelidir. 2. Lüzumu halinde böyle soru soran kişi kınanmamalıdır. 3. Onu kınayan kişi, davranışından dolayı ayıplanmalıdır. 4. Kadın ihtilam olup, su gördüğü zaman ğusletmelidir. 5. Kadın, erkek gibi ihtilam olabilir. Ve suyu vardır. 6. Çocuk, bazen babasına benzediği gibi bazen de annesine benzer