İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 422

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا خَالِي، يَعْلَى عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَأَلَهُ عَنِ الْوُضُوءِ فَأَرَاهُ ثَلاَثًا ثَلاَثًا ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ هَذَا الْوُضُوءُ فَمَنْ زَادَ عَلَى هَذَا فَقَدْ أَسَاءَ وَتَعَدَّى أَوْ ظَلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Amr bin Şuayb'ın dedesi (baba babası Abdullah bin Amr bin el-As) (Radiyallahu anhum)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Bir a'rabi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek abdestin nasıl alınacağını sordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (abdest uzuvlarını) üçer defa (yıkayarak) ona abdest almayı gösterdi. Sonra buyurdu ki: «Abdest budur. Bundan fazla yapan kimse, isae etmiş veya taaddi etmiş veya zulüm etmiş olur.» Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai, Ahmed, Beyhaki, Tahavi ve İbn-i Huzeyme AÇIKLAMA : Resul-i Ekrem'e gelen adamın ismi bildirilmemiştir. Burada ve Nesai'nin rivayetinde a'rabi diye geçmekte; Ebu Davud ve diğer bazı rivayetlerde 'recul = adam' diye geçer. Adamın a'rabi yani bedevi olması muhtemeldir. Adam'ın, abdest nasıl alınır? sorusu da rivayetlerde değişik cümlelerle ifade edilmiş ise de mana bakımından bir farklılık teşkil etmez. Soru üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.) uygulamalı olarak abdest almayı öğretmiştir. Abdest uzuvlarını üçer defa yıkadığı anlaşılıyor ise de bunun tafsilatı anlatılmıyor. Fakat Ebu Davud'un rivayetinde şöyle tafsilat var; «Resulullah (s.a.v.) önce iki elini bileklerle beraber üçer defa yıkadı, sonra yüzüriü üç defa, daha sonra iki kolunu (dirseklerle beraber) üçer defa yıkadı. Bundan sonra başına meshetti. Bunu takiben şahadet parmaklarını (n uçlarını) kulaklarına sokarak baş parmakları ile kulaklarının dışını (= arkasını) ve içini (= önünü) meshetti. Sonra ayaklarını (aşık kemikleriyle birlikte) üçer defa yıkadl. .. » El-Menhel yazarı diyor ki; Hadiste mazmaza ve istinşaktan bahsedilmiyor. Resul-i Ekrem. (s.a.v.} bunları yapmamanın caiz olduğunu beyan etmek için bırakmış olabilir. Yahut O, bunları da yapmış olup ravi yüz yıkamayı anlatmak ile. yetinmiş olabilir. Sindi, Buhari'nin şarihlerinden İbn-i Hacer el-Askalani'den naklen beyanına göre hadisteki üçer defa tabiri yıkamaya aittir. Mesh işi böyle değildir. Nitekim Said bin Mansur'un rivayetinde meshin bir defa yapıldığı belirtilmiştir. Şayet mesh'in üçer defa yapıldığı subut bulursa delillerin uzlaştırılması için üç mesh'ten maksad başın her tarafının meshedilmesidir. Hadisin «Bundan fazla yapan ... » fıkrasına gelince, El-Menhel müellifi şunu söyler: Mesela, uzuvları üçer defa'dan fazla yıkamak veya yıkanması emrolunan uzuvlardan başka uzuvları da yıkamak bu parça ile yasaklanıyor. Parçadaki İsae ve zulüm kelimelerinin açıklaması hususunda El-Menhd'in beyanına göre El-Ayni şöyle demiştir: İsae etti. Yani şer'i şerifin adabına karşı teedüb ve sünneti's-seniyyeyi terk etmekle kötü yaptı. Zulüm etti. Yami meşru sayıdan fazla yapmak sebebi ile sevabını azaltarak nefsine zulmetti. Bazılarına göre «zulmetti» tabirinden maksad şudur: Üçer defa yıkamakla sünnetin hasıl olmadığını itikad etmekle zulmetmiş, haksızlık etmiştir. EI-Menhel yazarı da: İsae ve zulümü birleştirerek şöyle manalandırır: O kimse, Resul-i Ekrem'e muhalefet etmekle, sevapsız yere fazla yıkamak süretiyle nefsini yormakla ve faydasız olarak suyu zayi etmekle kötü yapmış, haksızlık etmiştir. «Taaddi etti» cümlesine gelince, bu cümle Ebu Davud' un rivayetinde yoktur. Taaddi etmek sınırı aşmak demektir. Böyle yapan kimse meşru sayıdan fazla yıkamakla sınırı aşmış olur. Nesai'nin rivayetinde bu cümle vardır. Şunu da belirteyim: Nesai'nin rivayetinde bu fiiller; ve iledir. Yani « İsae etmiş ve taaddi etmiş ve zulmetmiştir.» Halbuki kitabımızda .... = ev ile geçtiği, için tercemede«isae etmiş veya taaddi etmiş veya zulm etmiş ... » dedik. Sindi diyor ki, musannef'in rivayetinin zahirine göre ''veya ... veya ... " tabiri ravinin tereddüdünü ifade eder. EI-Menhel müellifi. Peygamber'in böyle yapanı kınaması, onun bu işten vazgeçirilmesİ içindir, dedikten sonra EI-Mirkat'a atfen verdiği malumat'a göre İmam Nesei: Şüphe halinde kalbin tatmin olması için üçten fazla yıkamakta beis yoktur, demiştir. Fakat EI-Menhel yazarı diyor ki, üçer defa yıkadıktan sonra doğacak şüpheye mahal kalmaz. Bu vesvesenin kapısını açabilir. Bunun için İbnü'i-Mubarek hadisin zahirini tutarak: Üçer defa'dan fazla yapanın günah işlediğinden emin değilim, demiştir. Ahmed ve İshak da: Deli'den başkası üçten fazlasını yapmaz, demişlerdir. İbn-i Hacer de: Elini yüzlerce defa yıkadıgı halde, abdestsizliğinin kalkmadığını itikad eden vesveselileri gerçekten, müşahede ettik, demiştir. HADİsTEN ÇıKARıLAN HÜKÜMLER 1. Kişi bilmedigi hususları bilenlere sormalıdır. 2. Bilenler bilmeyenlere anlıyacakları şekilde anlatmalı ve gerekirse uygulamalı olarak göstermelidirler. 3. Yıkanacak abdest uzuvları üçer defa yıkanmalıdır. 4. Baş ve kulaklar birer defa meshedilmeli ve kulağın her tarafı meshedilmelidir. 5. Abdest alınırken sünnete uyulmalı, fazla veya eksik yapılmamalıdır. 6. Sünnet olana muhalefet etmek kötü, sınırı aşmak ve zulümdür. Kınanmayı müciptir

Sünen-i İbn Mâce, 422

Benzer hadisler

HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ الطُّهُورُ فَدَعَا بِمَاءٍ فِي إِنَاءٍ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ ذِرَاعَيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ مَسَحَ بِرَأْسِهِ فَأَدْخَلَ إِصْبَعَيْهِ السَّبَّاحَتَيْنِ فِي أُذُنَيْهِ وَمَسَحَ بِإِبْهَامَيْهِ عَلَى ظَاهِرِ أُذُنَيْهِ وَبِالسَّبَّاحَتَيْنِ بَاطِنَ أُذُنَيْهِ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ ثَلاَثًا ثَلاَثًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَكَذَا الْوُضُوءُ فَمَنْ زَادَ عَلَى هَذَا أَوْ نَقَصَ فَقَدْ أَسَاءَ وَظَلَمَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ ظَلَمَ وَأَسَاءَ ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Şuayb'ın babası (Şuayb b. Muhammed b. AbdilIah b. Amr b.. As) vasıtasıyla dedesinden (Abdullah b. Amr b. As) rivayet ettiğine göre, Abdullah b. Amr demiştir ki: Bir adam Rasul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelip "Ya Rasulallah (s.a.v.) abdest nasıl alınır?" diye sordu. Rasul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) de bir kap su isteyerek, ellerini üç kere, yüzünü üç kere, kollarını üç kere yıkadı. Başına mesh etti. Şehadet parmaklarını kulaklarına sokarak uçlarıyla içini, baş parmaklarıyla dışlarını meshetti. Daha sonra ayaklarını üçer kere yıkadı ve akabinde de: "İşte abdest böyle alınır. Kim, buna bir şey ekler veya eksiltirse (Rasulullah'a muhalefetten dolayı) kendisine isaet etmiş ve zulmetmiş olur." veya "zulmetmiş ve isaet etmiş olur" buyurdu." Diğer tahric: Nesai, tahare; İbn Mace, tahare

Sünen-i Ebû Dâvûd, 135
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّخَعِيُّ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ أَبِي صَفِيَّةَ الثُّمَالِيِّ، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا جَعْفَرٍ قُلْتُ لَهُ حُدِّثْتَ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قُلْتُ وَمَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ وَثَلاَثًا ثَلاَثًا قَالَ نَعَمْ ‏.‏

Sabit bin Ebi Safiyye es-Sümali (Radiyallahu anh)'den:şöyle söylemiştir: Ben Ebu Ca'fer (Muhammed El-Bakır) Radiyallahu anh)'a: Cabir bin Abdillah (Radiyallahu anhüma) tarafından sana: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (abdest uzuvlarını) birer defa (yıkayarak) abdest aldı, diye tahdis edildi (mi ?) diye sordum. Ebu Ca'fer : Evet. dedi. Ben Ebu Ca'fer'e : Ve Resulullah'ın (başka bir zaman) ikişer kere (ve diğer bir defa) üçer kere (abdest uzuvlarını yıkayarak abdest aldığı da Cabir tarafından sana tahdis edildi mi?) dedim. Ebu Ca'fer : Evet, dedi." AÇIKLAMA : Hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bir defasında abdest alırken abdest uzuvlarını birer defa yıkadığına, başka bir zaman abdest aldığında uzuvlarını ikişer defa ve bir başka vakit abdest alırken uzuvlarını üçer defa yıkadığına delalet eder. Keza, abdest alınırken meshedilmesi matlup olan uzuvları da aynı şekilde birer, ikişer ve üçer defa meshettiğine delalet eder. Çünkü hadiste yıkama ve mesh diye bir ayırım yapılmamış Vudu' (abdest) tabiri kullanılmıştır. Birer, ikişer ve üçer defa abdest almak demek yıkanacak uzuvları ve meshedilecek uzuvları bir vakit birer defa, başka zaman ikişer defa ve bir başka zaman üçer defa yıkamak ve meshetmektir. Mesh ve yıkamanın toplamına abdest denilir. Meshin bir defa yapılması matlubtur, bunun ikişer veya üçer defa yapılması matlub değildir, diyen alimlere göre hadiste geçen ikişer ve üçer defa tabiri yıkanan uzuvlara Aittir. Bu uzuvlar çoğunluğu teşkil ettikleri için «İkişer ve üçer defa abdest aldı. ifadesi kullanılmıştır. Sindi bu yorumu beyan ettikten sonra şöyle der: Bazı alimler: Abdest uzuvlarını üçer defa yıkamak en mükemmel şekildir. Resul-i Ekrem'in bir ara birer veya ikişer defa yıkamakla yetinmiş olması bunun caiz olduğunu beyan etmek içindir, demişlerdir. Bence şöyle de olabilir; Birer defa veya ikişer defa yıkamanın caizliği Kur'an-ı Kerim'in abdestle ilgili ayetinde yıkamanın bir sayı ile kayıtlanmamasından ve mutlak olmasından anlaşılıyor. Peygamber'in birer veya ikişer defa yıkamakla yetinmesi hususu suyun az oluşu veya acele etmeyi gerektiren bir halin bulunuşu dolayısıyla olmuş olabilir. Sindi bu yorumu yapmıştır.' Fakat 47'nci bab'da gelen 419 ve 420 nolu hadisler ilk yorumun daha isabetli olduğunu gösterir. Baş ve kulak meshinin sayısı hakkındaki alimlerin görüşü 51 ve 52 nolu bablarda inşaaIlah Tirmizi de hadisi rivayet etmiştir. Yalnız seneddeki Şerik'in çok yanılgan olduğunu söylemiştir. Tirmizi ayrıca Ebu İsa ve Veki'in aracılığı ile hadisi rivayet ederek bunun daha sahih olduğunu ifade etmiştir. Veki'in rivayetinde Resul-i Ekrem'in abdest uzuvlarını birer defa yıkadığı keyfiyeti var. İkişer ve üçer defa yıkadığına ait kısım yoktur. Tirmizi şerhi Tuhfe yazarı bu hadisi açıklarken ravi Sabit bin Ebi Safiyye Es-Sümali'nin zayıf ve Rafizi olduğunu söylemiş ve Aliyyu'l-Kari, EI-Mırkat'ta senedin sahih olduğunu beyan etmiş ise de senedde Şerik ve Sabit'in bulunduğunu, bu nedenle senedin zayıf sayılması gerektiğini, ancak bu bab'da sahih hadislerin bulunduğunu ifade etmiştir. Rafiziler, Şiilerin bir kolu olup hilafetin Hz. Hüseyin'den sonra sırayla oğlu Ali Zeyne'l-Abidin'e, Zeynel Abidin oğlu Muhammed El-Bakır'a ve El-Bakır'ın oğlu Cafer-i Sadık'a ... intikal ettiğine inanırlar. Hulasa'nın 56'ncı sahifesinde Sabit bin Ebi Safiyye hakkında şu kısa bilgi var: Künyesi Ebu Hamze'dir. Kufe'lidir. Enes ve Şa'bi'den rivayette bulunmuştur. Onun ravileri ise Hafs bin Gıyas ve Şerik'tir. Kendisi Rafizi'dir. Nesai onun sika olmadığını söylemiştir. El-Mansur'un hilafeti zamanında vefat etmiştir

Sünen-i İbn Mâce, 410
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ بْنِ عَفْرَاءَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا ‏.‏

Er-Rubeyyİ Bint-i Muavviz bin Afra (Radiyallahu anha)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (abdest uzuvlarını) üçer defa (yıkamak suretiyle) abdest alırdı. AÇIKLAMA : (413, 414, 415, 416, 417, 418) Burada geçen hadisler, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest uzuvlarını üçer defa yıkadığına delalet ederler. Tirmizi de aynı başlık altında açtığı babta Nebi (s.a.v.)'in böyle abdest aldığına dair Hz. Ali (r.a.)'in hadisini senedi ile beraber zikrettikten sonra, konu hakkında Osman, Er-Rubeyyi, İbn-i Ömer, Aişe, Ebu Ümame, Ebu Rafi', Abdullah bin Amr, Muaviye, Ebu Hureyre, Cabir, Abdullah bin Zeyd ve Ebu Zer' (r.anhum) hazretlerinden rivayetler bulunduğunu ifade eder. Bu arada Tirmizi şöyle der: 'Konu hakkında rivayet olunan en hasen ve en sahih hadis Hz. Ali'nin hadisidir. Bütün alimler şunda müttefiktirler ki, uzuvları birer defa yıkamak yeterlidir, ikişer defa yıkamak daha iyidir. En faziletlisi üçer defa yıkamaktır. Daha fazla yıkamak ise yoktur.' Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de, Hz. Ali 'nin hadisinin Ebu Davud, Nesai ve İbn-i Maceh (413 nolu) tarafından da rivayet edildiği bildiriliyor

Sünen-i İbn Mâce, 418
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ أَهْلَهُ ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يَعُودَ فَلْيَتَوَضَّأْ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Biriniz eşine yaklaşır, sonra tekrar yaklaşmak istediği zaman abdest alsın.» AÇIKLAMA : Müslim, Ebu Davud, Nesai, ibn-i Huzeym ve, İbn-i Hibban, Tahavi ve Beyhaki de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizi de rivayet ederek hasen-sahih olduğunu söylemiş, El-Hakim de EI-Müstedrek'te rivayet ederek, sahihliğini bildirmiştir. Hadisteki yaklaşmaktan maksad, cinsi münasebettir. istenen abdest ile şer'i abdest kasdedilmiştir. Çünkü mutlak olarak kullanıldığı zaman böyle anlaşılır.' Ayrıca ibn-i Huzeyme'nin rivayetinde; ''Namaz abdesti gibi abdest alsın." buyurulmaktadır. . Hadisteki abdest emri, Zahiriy e mezhebi alimlerine ve Maliki olan ibn-i Habib'e göre vücub içindir. Onlar, hadisin zahirini tutmuşlardır. Fakat Cumhur, emrin müstehablık için olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Tahavi'nin Aişe (r.anha)'dan rivay,et ettiğine göre Nebi s.a.v., bazen apdest almadan tekrar yaklaşırdı. Hanefi alimlerinden Ebu Yusuf'a göre söz konusu abdest ne vacibtir ne de menduptur. Hadisteki emir de mubahlık içindir. Bazı alimler de; Hadisteki ''vudu' (abdest)" kelimesi ile şer'i abdest değil, lüğavi abdest olan avret mahallini. yıkamak anlamı kastedilmiştir, demışlerdir. Hadis, iki cima' arasında abdest alınmasının matlub olduğuna ve ğusletmenin vacib olmadığına delalet eder. BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 587
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ الشَّافِعِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ - وَهُوَ جَدُّ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى - هَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تُرِيَنِي، كَيْفَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَتَوَضَّأُ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ نَعَمْ ‏.‏ فَدَعَا بِوَضُوءٍ فَأَفْرَغَ عَلَى يَدَيْهِ فَغَسَلَ يَدَيْهِ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ تَمَضْمَضَ وَاسْتَنْثَرَ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا ثُمَّ غَسَلَ يَدَيْهِ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ إِلَى الْمِرْفَقَيْنِ ثُمَّ مَسَحَ رَأْسَهُ بِيَدَيْهِ فَأَقْبَلَ بِهِمَا وَأَدْبَرَ بَدَأَ بِمُقَدَّمِ رَأْسِهِ ثُمَّ ذَهَبَ بِهِمَا إِلَى قَفَاهُ ثُمَّ رَدَّهُمَا حَتَّى رَجَعَ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي بَدَأَ مِنْهُ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ ‏.‏

Amr bin Yahya'dan (O da) babası (Yahya el-Maadn) (Radiyallahu anh)'daen rivayet edildiğine göre, Yahya, Abdullah bin Zeyd'e: — ki o da Amr bin Yahya'nın dedesidir-. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığını bana gösterebilir misin? diye sordu. O da evet, dedi. Bunun üzerine (bir miktar) abdest suyunu istedi. Ellerine su döktükten sonra ellerini iki defa yıkadı. Sonra üç defa ağzını çalkalayıp burnuna su çekti. Bundan sonra yüzünü üç kere yıkadı. Daha sonra ellerini dirseklerle beraber ikişer defa yıkadı. Sonra iki eliyle (bütün) başını meshederek her iki elini ileri götürüp geri getirdi. Başının ön tarafından başhyarak ellerini ensesine kadar götürdü. Sonra ellerini geri getirerek başladığı yere vardı. Bundan sonra ayaklarını yıkadı." Diğer tahric: Malik. Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai. Ebu Davud ve İbn-i Hibban AÇIKLAMA : Ebu Davud'un.'Peygamber'in abdestinin sıfatı' başhğı altında açtığı sünen babında rivayet ettiği Hadis'in şerhi EI-Menhel'de şu malumat var: 'Abdullah bin Zeyd'e soru soran zat'm Yahya El-Mazini olduğu müsannif (= Ebu Davud)'un rivayetinde ifade edilmiştir. Şafii'nin EI-Ümm'de Malik'ten aldığı rivayet de böyledir. (Musanmfımızın buradaki rivayetinde görüldüğü gibi böyledir.'' Bazı rivayetlerde soru sahibinin Amr bin Ebi'l-Hasan olduğu bildiriliyor. Bu zat, Yahya'nın amucasıdır. Diğer bir kısım rivayetıere göre Yahya'nın babası ve mezkur Amr'ın babası olan Ebu'l-Hasan El-Ensari tarafından soru sorulmuştur. Buhari'nin ve diğer bazı alimlerin rivayetinde ise soru sahibi ismen belirtilmeyerek «Bir adam» diye geçer. Soru sahibinin ismi hususunda görülen ihtilafın bertaraf edilmesi için şöyle bir şey söylemek mümkündür: Abdullah bin Zeyd'in yanında. Hadis'in ravisi Yahya bin Ammare El-Mazini. Yahya'nın amcası Amr bin Ebi'l-Hasan ve Amr'ın babası Ebu'l-Hasan El-Ensari toplu halde bulunmuşlardır. El-İsmaili'nin rivayetindeki «Biz Abdullah'a söyledik ki..." tabiri bu yorumu destekler. AbduIlah (r.a.)'e soruyu yöneIten zat, Amr'dır. Ebu'l-Hasan onun babası ve büyüğü, Yahya da Hadis'in ravisi olduğundan bunlar da mecazi olarak soru sahibi gösterilmiştir. Abdullah bin Zeyd'in, Amr bin Yahya'nın dedesi olduğu ifade edilmiştir. Ayni ve bazı alimler: Amr'ın, annesi AbduIlah'ın kızıdır,. demişlerdir. Fakat El-Hafız bunun bir yanılma olduğunu, çünkü İbn-i Sa'd, Amr'ın anası Hamide bint-i Muhammed bin İyas bin El-Kebir'dir, dediğini beyan etmiştir. İbn-i Abdi'l-Ber de: Malik'ten başka kimse AbduIlah, Amr'ın dedesidir, dememiştir, diyerek bunun bir yanılgı olduğunu belirtmiştir. İbn-i Dakiki'l-İyd de aynı şeyi söylemiştir. EI-Menhel yazarı, bu nakilleri yaptıktan sonra sözlerine devamla şöyle der: Bu nakillerden anlaşılıyor ki AbduIlah bin Zeyd, Amr bin Yahya'nın ne anası ne de babası tarafından dedesi değildir. Hadisin Manası : Soru sahibi, AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'den abdest tarifini uygulamalı olarak göstermesini istemiş, çünkü, bu tür öğretim daha etkilidir. Soru sahibinin ",.. Bana gösterebilir misin?'' diye istifhamda bulunmasının sebebine gelince EI-Menhel yazarı diyor ki: AbduIIah bin Zeyd'in bunu unutmuş olması ihtimali karşısında soru sahibi istifhamda bulunmuştur. Çünkü arada bir hayli zaman geçmişti. Sindi ise şu yorumlarda bulunmuştur: Her sahabinin Peygamber'in abdestini izlemiş olması sahabiliğin şartı değildir. ~ Dolayısıyla AbduIIah (r.a.) Peygamber'in abdest alışını görmemiş olabilir. Haliyle görmediği bir şeyi göstermesi mümkün olmaz. Yahut, göstermek için gereken su ve kabın bulunması ve zaman ile durumun müsaid olması şarttır. Bu imkanlar el vermeyince göstermek mümkün olmaz. Veyahut sorunun nezaket içinde yöneltilmesi için istifham şekli kullanılmıştır. ' «Ellerine su döktükten sonra iki defa yıkadı» parçasına gelince bu rivayete göre AbduIIah bin Zeyd ellerini iki defa yıkamıştır. Malik, Buhari ve Beyhaki'nin rivayetleri de böyledir. Ebu Davud'un rivayetinde elleri kaç defa yıkadığı belirtilmemiştir. Buhari'nin diğer bir rivayetinde ve Müslim'in rivayetinde "Ellerini üç defa yıkadı» . deniliyar. Demek ki Abdullah bin Zeyd ellerini iki veya üç defa yıkamıştır. Üç defa yıkadığına dair olan ve güvenilir rivayetlerin çokluğu dolayısıyla tercih edilmesi uygundur. Hadisenin iki ayrı zaman tekerrür ettiği ve birisinde iki, diğerinde üç defa ellerini yıkadığı söylenemez. Çünkü tahriç eden zat (Amr bin Yahya) tektir. Asıl da olayın tekerrür etmeyişidir . ''Yüzünü üç defa yıkadıktan sonra kollarını ikişer defa yıkadığı'' hususu, Amr bin Yahya'dan yapılan bütün rivayetlerde aynıdır. Yani hepsinde kolların ikişer defa yıkandığı mervidir. Lakin Müslim'in, Habban bin Vasi' tariki ile AbduIIah bin Zeyd'den yaptığı rivayette, AbduIIah, Resul-i Ekrem'in (mubarek) kollarını üç defa yıkadığını gördüğünü söylemiştir. İki hadisi tahriç edenler ayrı iki zat olduğu için Resül-i Ekrem'in iki ayrı zamanda aldığı abdestlerin birisinde ikişer defa ve diğerlerinde üçer defa kollarını yıkadığına Abdullah'ın şahit olması muhtemeldir. Olayın bir defa vuku bulduğu farzedildiği takdirde üçer defa yıkamaya ait rivayetler, çokluğu ve kuvvetliliği dolayısıyla tercih edilir. Nevevi, Müslim'in şerhinde: ''Hadis, abdest uzuvlarının bir kısmının üçer ve diğer bir kısmının ikişer defa yıkanmasının caizliğine delalet eder. Böyle alınan abdest şüphesiz caizdir. Fakat müstehab olan şekil abdest uzuvlarının hepsinin üçer defa yıkanmasıdır. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bazı vakitlerde müstahab olan şekle muhalefet etmesi bunun caizliğini beyan etmek içindir. Nasıl ki Resulullah (s.a.v.), caizliğini beyan etmek için bazı zamanlarda abdest uzuvlarını birer defa yıkamıştır. Peygamber'in o zamanlarda böyle abdest alması O'nun için daha faziletlidir. Çünkü şer'i hükmün beyanı O'na vacibtir. Hükmün, dil ile anlatmak suretiyle beyanı mümkün ise de bilfiil yapmak ve tatbikini göstermek süretiyle açıklanması daha etkili ve yanlış yorumIardan daha uzaktır.'' (---El•Menhel'den yapılan nakil burada bitti---) Hadisin bundan sonraki kısmında Abdullah bin Zeyd'in başının tamamını meshettiği bildiriliyor. BAŞIN NE KADARINI MESHETMEK VACİBTİR ? Sünen-i Ebu Davud'un "Peygamber'in abdest sıfatı'' başlığı altındaki babta rivayet olunan ilk hadisin şerhinde EI-Menhel yazarı başın meshi hakkında aşağıdaki bilgiyi vermektedir: "Abdestte başın meshedilmesi gerekliliği Kitab, Sünnet ve İcma' ile sabittir. Başın ne kadarını meshetmenin vacip olduğu hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki: Hanefi alimlerden alman bir rivayete göre başın dörtte birisini meshetmek vacibtir. Diğer bir rivayete göre el parmaklarından üç parmakla yapılan mesh kafidir. Hanefi'lerin delili Müslim ve başkasının rivayet ettiği El-Muğire'nin hadisidir. Bu hadiste Peygamber'in (bir defa) abdest alırken başının nasiyesi (= ön kısmı) nı meshettiği bildiriliyor. Onlar nasiyeyi başın dörtte bir miktarı olarak takdir etmişlerdir. Şafii alimlere göre başın bir saç telini veya başın sınırı içinde kalan bir saç parçasını meshetmek kafidir. Fakat başın sınırından çıkacak şekilde uzamış olan bir saç telinin ucunu meshetmek kafi değildir. Onlar derler ki; Resul-i Ekrem'in nasiyesini ve sarığının üstünü meshetmekle yetindiği sabittir. Hiç kimseye nasiye kısmının meshedilmesi zorunludur dememiştir. Şu halde önemli olan başın bir kısmını meshetmektir. Nasiye, başın dörtte birinden daha az bir parça olup bununla yetinildiğine göre başın tamamını veya dörtte birini meshetmenin vacib olmadığı sonucu alınıyor. Malik, Ahmed bin Hanbel ve bazı alimler ise başın tamamını meshetmek vaciptir, demişlerdir. Bazı Maliki alimler de başın üçte ikisini, diğer bir kısmı da üçte birisini meshetmek vaciptir, demişlerdir. Başın tamamını meshetmek vacibtir, diyenlerin delili bu babta rivayet edilen Osman bin Affan ve AbduIIah bin Zeyd'in hadisleridir. Çünkü Peygamber'in abdestini uygulamalı olarak gösteren bu iki zat başının tamamını meshetmişlerdir. (Yukarda görüşleri belirtilen 4 mezheb imamlarının başka delilleri EI-Menhel'de belirtilmiştir. KAÇ DEFA MESHEDİLİR? Hadisin zahirine göre bir defa meshetmekle yetinilmiştir. Ebu Hanife, Malik ve Ahmed bin Hanbel bu ve benzeri hadisleri delil göstererek böyle hükmetmişlerdir. Şafii, Ata' ve bazı alimler ise baş'ın üç defa meshedilmesi sünnettir, demişlerdir. Onların delili, Müslim ve Ebu Davud'un rivayet ettikleri Hz. Osman (r.a.)'ın şu manadaki hadisidir: ''Resulullah (s.a.v.) (azasının) abdestini üçer defa aldı." Diğer taraftan, abdestin bütün uzuvları üçer defa yıkandığına göre başın meshini de bu uzuvların yıkanmasına kıyaslamışlardır. Bu Aimler; başın bir defa meshedildiğine dair olan rivayetler, bunun caizliğini beyan etmek içindir, demişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 434
HadisSünen-i Nesâî

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُهُ عَنِ الْوُضُوءِ فَأَرَاهُ الْوُضُوءَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ هَكَذَا الْوُضُوءُ فَمَنْ زَادَ عَلَى هَذَا فَقَدْ أَسَاءَ وَتَعَدَّى وَظَلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden naklediyor, şöyle anlatıyor: Bir bedevî Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek, (abdest nasıl alınır?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de ona: Abdest organlarını üçer sefer yıkayarak abdestin nasıl alındığını gösterdi ve şöyle buyurdu: böylece alınır, kim bu yaptığımdan fazlasını yapmaya kalkarsa günah işlemiş, aşırı gitmiş, zulmetmiş ve haksızlık yapmış olur.) (İbn Mâce, Tahara: 48; Ebû Dâvûd, Tahara:)

Sünen-i Nesâî, 140

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.