İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 479

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَرْوَانَ بْنِ الْحَكَمِ، عَنْ بُسْرَةَ بِنْتِ صَفْوَانَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا مَسَّ أَحَدُكُمْ ذَكَرَهُ فَلْيَتَوَضَّأْ ‏"‏ ‏.‏

Büsre bint-i Safvan (Radiyallahu anha)'dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Biriniz, el ile kendi erkeklik uzvuna dokunduğu zaman abdest alsın.» Diğer tahric: Malik. Şafii, Ahmed. Tirmizi, İbn-i Huzeyme. İbn-i Hibban, El-Hakim, İbnü'l-Carud. Darekutni ve Tahavi AÇIKLAMA : Ebu Davud'un Süneninde aynı başlık altında EI-Menhel yazarı şu malümatı vermektedir: Hadisin «Eliyle kendi erkeklik uzvuna dokunan» ifadesinden maksad perdesiz olarak dokunmaktır. Çünkü Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir hadiste Resülullah s.a.v.: «Arada perde olmaksızın eliyle kendi erkeklik uzvuna dokunan kimseye abdest almak vacib olur.» buyurmuştur. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Hibban rivayet etmişlerdir. Esasen bu parçada geçen «Mess» kelimesi çıplak el ile ve perdesiz olarak bir şeye dokunmaktır. Hadisin «Abdest alsın» emrinden maksad şer'i abdesttir. Sadece el yıkamak değildir. Çünkü Darekutni'nin rivayetinde hadis şöyledir: «Biriniz kendi erkeklik uzvuna eliyle dokunduğu zaman namaz için alınması gereken abdesti alsın.» Yine Darekutni'nin başka bir rivayetinde şu mealde bir hadis vardır: "Kendi erkeklik uzvuna eliyle dokunan abdestini iade etsin.» İade kavramı namaz abdesti için tahakkuk eder. Hadisin zahiri, erkeklik uzvuna dokunmaktan dolayı abdestin bozulmasına delalet eder. Ömer bin El-Hattab, oğlu Abdullah, Ebu Hureyre, İbn-i Abbas, Aişe, Sa'd bin Ebi Vakkas, Ata', Zühri, İbnü'l-Müseyyeb, Mücahid, Eban bin Osman, Süleyman bin Yesar, İshak, Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel (r.a.) buna hükmetmişlerdir. Onların delili zikredilen hadis ile Darekutni'nin yukarda geçen iki rivayeti ve yine Darekutni'nin Aişe (r.anha)'dan rivayet ettiği şu hadistir: "Nebi s.a.v. buyurdular ki, «tenasül uzuvlarına elleriyle dokunduktan sonra abdest almadan namaza duranlara veyl olsun.»" Bu hadis bir beddua mahiyetindedir. Beddua ise ancak gerekli olan bir şeyi terk etmek üzere yapılır. EI-Menhel yazarı başka delilleri de zikretmiştir. EI:Menhel yazarı daha sonra erkeklik uzvuna elin dokunmasıyla abdestin bozulmadığına hükmedenlerin başında Ali, İbn-i Me 'ud. Ammar , Hasan-i Basri, Rabia, Sevri, Ebu Hanife ve arkadaşları (r.a.) gelir. Bunların delili ise Talk bin Ali'nin gelecek olan (483 nolu) hadisidir. Tabarani ve İbn-i Hazm, Talk'ın hadisinin sahih olduğunu Tehavi de onun isnadının doğru olduğunu ve İbnü'i-Medeni ise Talk'ın hadisi Busre'nin (479 nolu) hadisinden hasen olduğunu söylemiştir. Bunların delillerinden birisi de Tahavi'nin Ali (r.a.)'den rivayet ettiği şu manadaki haberidir: «Ben, burnuma veya kulağıma veya erkeklik uzvuma elimle dokunmam, arasında bir fark görmem.» Tahavi, İbnü'l-Mes'ud ve Huzeyfe (r.a.)'den de benzer haber rivayet etmiştir. Erkeklik uzvuna elin dokunmasıyla abdestin bozulmadığına hükmeden bu alimler, abdestin bozulduğuna delalet eder. Busre'nin hadisi hakkında: Bu hadis herkesin mübteIa olduğu yaygın bir mes'ele hakkında da varid olan bir ahad hadis'tir. Eğer sabit olmuş olsaydı meşhur hadisler arasına geçerdi. Bunun sabit olduğu tesbit edildiği takdirde normal abdest değil, el yıkama anlamında yorumlanır. Çünkü sahabiler taşlarla istinca ederlerdi elleriyle tenasül uzuvlarına dokununca bilhassa yaz günlerinde elleri kirlenmiş olurdu, demişlerdir. Bazı alimler de Busre'nin hadisi ile Talk'ın hadisini işler hale getirmek için Busre'nin hadisindeki erkeklik uzvuna dokunmayı o yoldan idrar ve benzeri bir şeyin çıkmasına yorumlamışlardır. Tabii bu yorum çok uzak bir te'vildir. Bu nedenle tutarsızdır. Erkeklik uzvuna dokunmakla abdestin bozulmadığına hükmedenlerin gösterdikleri en kuvvetli delil olan Talk'ın hadisini "Şafii, Darekutni, Beyhaki, İbnü'l-Cevzi zayıf görmüşlerdir. Şafii: «Biz Kays bin Talk'ın kim olduğunu soruşturduk onu tanıyanı bulamadık. Bu nedenle biz onun haberini neye dayanarak kabul edebiliriz» demiştir. Ebu Hatim ve Ebu Zür'a da: Kays bin Talk, sözü delil sayılan kişilerden değildir. Onun hadisinin sahih olduğu tesbit. edildiği takdirde de Busre'nin hadisi ile mensuhtur. Çünkü Talk hicretin ilk yılı Mescid-i Nebevi yapılırken Peygamber'in yanma varmış, Busre ise hicretin sekizinci yılı Mekke'nin fethedildiği yıl müslüman olmuştur. Talk mescid inşaatında Peygamberimizi ziyaret ettikten sonra kavmine dönmüş ve ondan sonra bir daha Peygamberimizin yanına geldiği sabit olmamıştır, demişlerdir. İbn-i Hibban, Taberani, İbnü'l-Arabi ve El-Hazimi de Talk'ın hadisinin mensuh olduğuna hükmedenlerdendir. Alimlerin bir kısmı tercih yolunu seçerek Busre'nin hadisini Talk'ın hadisine tercih etmişlerdir. Çünkü Tirmizi, Darekutni, İbn-i Main ve Ahmed gibi bir çok imam onun sıhhatına hükmetmişIerdir. Buhari de bu konuda varid olan en sahih hadis Busre'nindir, demiştir. Telhis'te beyan edildiğine göre Beyhaki: Busre'nin hadisini Buhari ve Müslim tahric etmemiş ise de bütün ravilerini hüccet saymışlardır. Buhari, Mervan bin El-Hakeıni bir kaç hadiste sika saymıştır. Busre'nin hadisini te'yid eden şahidIerinin ve tariklerinin çokluğu da tercih sebebini teşkil eder. el-Menhel yazarı bu arada şahidIeri ve tarikleri sırayla nakletmiş ise de çok uzun olduğundan dolayı buraya aktarmadım.) EI-Menhel yazarı daha sonra abdestin bozulmadığına hükmeden Hz. Ali ve diğer sahabilerin sözlerine karşı abdestin bozulduğunu savunanlar şöyle demişlerdir, der: Hz. Ali ve arkadaşlarından rivayet olunan hadisler mevkuf eserlerdir. (Yani Resuluııah'ın buyrukları değildir.) Bu nedenle bunlar Resuluııah s.a.v.'e merfu' olan sahih hadislere denk tutulamazlar. «Busre'nin. hadisi Ehad haberidir», sözü reddedilmiştir. Çünkü Busre'nin hadisini 17 sahabi rivayet etmiştir. Suyuti onu mütevatir hadislerden saymıştır. El-Hakim: Sahabilerden ve Tabiilerden bir cemaat bu hadisi Busre'den rivayet etmiştir. AbduIIah bin Ömer bin El-Hattab, Abdullah bin Amr bin El-As, Said bin El-Müseyyeb, Umre bint-i Abdirrahman, El-Ensari ye, AbduIlah bin Ebi Melike ve Süleyman bin Musa (r.a.) Busre'den rivayet edenlerdendir, der. Yukarıda geçen açıklama ile erkeklik uzvuna dokunmanın abdesti bozduğu açıktır. Buna hükmedenlerin konu hakkındaki ayrıntılı bilgileri aşağıya alınmıştır: 1)- Maliki mezhebine göre erginlik çağına gelen kişinin perdesiz olarak kendi erkeklik uzvuna eliyle dokunması abdesti bozar. Dokunmanın kasden veya sehven olması, şehvet duyup duymaması, el ayası, kenarı, parmak uçları veya kenarları ile dokunma arasında bir fark yoktur. Fakat; tırnak ve elin tersi ile dokunma abdesti bozmaz. Mezhebin meşhur kavli budur. Perdeli olarak dokunmaya gelince, üç kavil vardır: Meşhur kavle göre; bozmaz. Kadının kendi tenasül uzvuna dokunması ise meşhur kavle göre abdesti bozmaz. Kişinin kendi dübürüne elini dokundurması abdesti bozmaz. 2)- Şafii mezhebine göre elin içi ile bir insanın tenasül uzvuna perdesiz olarak dokunmak abdesti bozar. Kişinin kendi tenasül uzvuna veya başkasının tenasül uzvuna dokunması farketmez. Tenasül uzvuna dokunulan kişinin, küçük veya büyük, erkek veya kadın, diri veya ölü olması farketmez. Bir insanın dübürüne dokunmasının hükmü de aynıdır. Elin içi derken elin ayası ve parmakların iç kısmı kasdedilmiştir. 3)- Hanbeli mezhebine göre erkeklik uzvuna çıplak el ile dokunmak mutlaka abdesti bozar. Dokunanın erkek veya kadın olması, şehvetli veya şehvetsiz olması kendi tenasül uzvu veya başkasının tenasül uzvu, elin ayası veya tersi yahut da kenarı neticeyi değiştirmez. Dübürün hükmü de erkeklik uzvunun hükmüdür. Kadının kendi tenasül uzvuna dokunması da abdestini bozar. ''EI-Menhel yazarı yukarıdaki ayrıntılı. bilgilerini naklettiği çeşitli mezheb alimlerinin dayandıkları delillerin bir kısmını da kasdetmiştir. Çok geniş olan bu konu hakkında özlü olarak verilmesine çalıştığımız bu bilgiyi aktarmakla yetiniyoruz. Daha geniş malumat isteyenler fıkıh kitaplarına ve hadislerin şerhlerine müracaat edebilirler.'' HADİS'İN FIKIH YÖNÜ : Hadis erkeklik uzvuna elin dokunmasından dolayı abdestin bozulduğuna delalet eder. Bu konuda alimler arasında mevcut ihtilafı yukarda gördünüz. HADİSİ T AHRİC EDENLER Malik. Şafii, Ahmed. Tirmizi, İbn-i Huzeyme. İbn-i Hibban, El-Hakim, İbnü'l-Carud. Darekutni ve Tahavi Tirmizi ve Darekutni hadisin sahih olduğunu da beyan etmişlerdir. El-Hafız İbn-i Hacer Telhis'te: Hadisin bu konuda rivayet olunan bütün hadislerden daha sahih olduğu Buhari'den nakledilmiştir, der. Ebu Davud: Ben Ahmed'e Busre'nin hadisi sahih değildir, dedim. Ahmed, bilakis hadis sahihtir diye cevap verdiğini ifade etmiştir. Yahya bin Main, Beyhaki ve Haziıni de sıhhatini beyan etmişlerdir. Hadisin sıhhatine itiraz edenlerin gösterdikleri gerekçe ravi Urve'nin MervAn bin El-Hakem aracılığı ile Busre'den rivayet etmesidir. Halbuki İbn-i Huzeyme ve birkaç imam Urve'nin doğrudan Busre'den hadisi rivayet ettiğini kesin olarak ifade etmişlerdir. Büsre (R.A.)'nin Hal Tercemesi Büsre bint-i Safvan bin Nevfel bin Abdi*l-Uzza bin Kusayy El-Kureşiye El-Ese-diyo Mervan" bin El-Hakem'in teyzesi ve Abdülmelik bin Mervan'm büyük dsde-sidir. Havileri Abdullah bin Amit, Urve bin Zübeyr, Mervan bin El-Hakem ve Sald bin El-Müseyyeb'dir. İbn-i Maceh, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesal Büsrs'nin hadislerini rivayet etmişlerdir. Şafii, Büsre muhacirlik şerefine kavuşmuştur, demiştir, ibn-i Mus'ab de Büsre'nin Resul-i Ekrem'e biat edenlerden olduğunu söylemiştir. (El-Menhel cüz 2, Sah)

Sünen-i İbn Mâce, 479

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَرَادَ أَحَدُكُمُ الْغَائِطَ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلْيَبْدَأْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah bin Erkam (r.a.)'den: şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Biriniz abdest bozmak istediği ve namaz kılmak vakti de geldiği zaman, önce abdestini bozsun.» AÇIKLAMA : El-Hakim, hadisi rivayet ederek Buhari ve Müslim'in şartı üzerine sahih olduğunu söylemiştir. Malik ve Nesai de mealen şöyle rivayet etmişlerdir: ''Abdullah bin Erkam arkadaşlarına namaz kıldırırdı. Birgün namaza durma zamanı oldu da kendisi abdest bozmaya gitti. Sonra döndü ve: Ben Resulullah (s.a.v.)'den işittim. Buyurdu ki: ''Biriniz dışarı çıkma ihtiyacı duyduğu zaman namazdan önce onu yapsın.,," Ahmed, Şafii, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Ebu Davud da hadisi rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde beyan edildiğine göre: 'AbdulIah bin Erkam Hac veya Umre yapmak üzere yola çıkmış ve beraberindekilere namaz kıldırıyormuş. Bir gün sabah namazına ikamet getirdikten sonra arkadaşlarına hitaben: Biriniz öne geçsin, diyerek kendisi helaya gitti. Sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in buyurduğu hadisi rivayet etti.' Bu bab'ın başlığında ve 617 ile 618. hadislerde geçen ''Hakin" kelimesi küçük abdestini tutan ve sıkışana denir. Büyük abdestini tutana ''Hakıb'' denir. Burada kullanılan hakin kelimesi, büyük abdestini tutan adama ve küçük abdestini tutan adamı kapsar. . Küçük veya büyük abdestini tutarak sıkışan adamın bu haliyle kıldığı namaz hususunda fıkıhçılar arasında değişik görüşler beyan edilmiştir. Hadis-i şeriflere göre böyle bir kişi, önce abdestini bozup, rahata kavuşmalı, kendisini meşgul eden gaileden kurtulduktan sonra kalb huzuru ile namaza durmalıdır. Çünkü sıkışık vaziyette namaza başlarsa kalbi meşguliyetinden ve huşü eksikliğinden dolayı ferağatIa ibadete yönelemez. Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimlerine göre; bu adam, namazın farzlarından bir şey eksik yapmazsa namaz sahihtir. İadesi gerekmez. Ancak kerahet işlemiş olur. imam Tahavi: 'Namaza duran adamın kalbi dünyaya ait her hangi bir şey ile meşgul olsaydı, kıldığı namazı iade etmesi müstahab olmazdı. Abdestin sıkışması da dünyevi meşguliyete benzer. Ebu Ömer demiş ki: Bu bab'ta en güzel şey, Abdullah bin Erkam (r.a.)'ın bu hadisi ile Aişe (r.anha)'dan rivayet olunan şu mealdeki Nebi (s.a.v.)'in hadisidir: ''Her hangi biriniz yemek hazır iken veya küçük, büyük abdest kendisini sıkıştırmışken namaza durmasın." Alimler, yemek hazır iken kişi namazını tam kıldığı takdirde sahih olduğuna icma' etmişlerdir. Abdesti sıkışan kişi de böyledir. Ama bu haliyle namaza durması mekruhtur. Namazını eksiksiz kılsa bile iyi bir şey yapmış olmaz.'' demiştir. Şafii mezhebine ait EI-Minhac kitabında Nevevi, Hakin ve Hakib'ın namazının mekruh olduğunu bildirmiştir. Hanbeli mezhebine ait EI-Kina' kitabında da aynı şey bildiriliyor. Maliki mezhebine göre; küçük veya büyük abdesti dar olan kişinin, kıldığı namazı iade etmesi gerekir. Bu mes'ele hakkında tafsilat var. El-Baci, EI-Muvatta'ın şerhinde bu tafsilatla ilgili olarak şöyle der: ''Abdesti dar olan kişi, sıkıştığından dolayı namazı bir an önce bitirmek için acele eder ve fikren bununla meşgul olduğu halde namazdan çıkmayıp, devam ederse, kıldığı o namazı iade etmesi gerekir. Malik: Vakit içinde olsun, vakit çıktıktan sonra olsun, o şekilde kılınan namazın iade edilmesi arzulanır, demiştir. Bizim de!ilimiz mezkur hadistir. Çünkü hadis, önce abdest bozmayı emreder. Bu emir namazı öne almayı yasaklar. Yasaklama, yasaklanmış olan şeyin yapıldığında, bozulmasını gerektirir. Sıkışıl< halde kılınan namaz yasaklanmış olduğuna göre, kılınsa bile geçerli değildir. Mana yönüne gelince, namaza duran kişinin, devamlı sürette abdestini tutması, amel-i kesir (çok hareket) sayılır. Namazın devamına mani teşkil eder. Diğer amel-i kesirler, namazı bozduğu gibi bunun da bozması gerekir. Şöyle ki: Namaz içinde ağır bir şeyi taşıyan kimse, nasıl kendisini zorluyorsa abdesti sıkışan adam da bacaklarını bitiştirir ve devamlı sıkıştırır. Bizim arkadaşlarımız, abdest daralmasını üç kısma ayırmışlardır : 1- Hafif daralma. Bu halde namaza durulur. Namaz içinde belirirse, bundan dolayı namaz kesilmez. 2- Orta derecede duyulan tutma ihtiyacı nedeniyle kişi bacaklarını birbirine yapıştırır. Bu halde namaza durulmamalıdır. Durulduktan sonra görülürse, namaz kesilmelidir. Eğer bu halde namaza devam edilirse namaz sahihtir. Henüz vakit çıkmadan iade edilmesi müstahabtır. 3- Abdest daralması, kişiyi meşgul ederek bir an önce namazı bitirmek için acele ettirirse namaz kesilmelidir. Kesmeyip devam ederse, vakit içinde iade etmesi gerekir. Zamanında iade etmese bile vakit çıktıktan sonra iade etmesi gerekir.'' Tabii bu kerahet hükmü, namaz vaktinin geniş olması haline aittir. Namaz vakti dar ise abdest tazeIemeden ve yemek yemeden namaz kılmak vacibdir

Sünen-i İbn Mâce, 616
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ الْهُذَلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فِي مَجْلِسِهِ فِي الْمَسْجِدِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْعَصْرُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْمَغْرِبُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَقُلْتُ أَصْلَحَكَ اللَّهُ أَفَرِيضَةٌ أَمْ سُنَّةٌ الْوُضُوءُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ قَالَ أَوَ فَطِنْتَ إِلَىَّ وَإِلَى هَذَا مِنِّي فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ لاَ لَوْ تَوَضَّأْتُ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ لَصَلَّيْتُ بِهِ الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا مَا لَمْ أُحْدِثْ وَلَكِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى كُلِّ طُهْرٍ فَلَهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّمَا رَغِبْتُ فِي الْحَسَنَاتِ ‏.‏

Ebu Gutayf El-Huzeli (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Abdullah bin Ömer bin El-Hattab (r.a.), Mescid-de, yerinde oturuyordu. (Öğle) namazı vakti olunca kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine dönüp oturdu. Ta ikindi namazı zamanı gelince (abdesti olduğu halde) yeniden abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine geçip oturdu. Akşam namazı zamanı olunca kalkıp (tekrar) abdest tazeleyip namaz kıldıktan sonra yine yerine dönünce ben O'na : Allah, seni salihlerden kılsın, her farz namaz zamanı abdest tazelemek farz mıdır? Sünnet midir? diye sordum. Kendisi bana: Sen bana ve benim şu yaptığıma mı baktm? diye sordu. Ben de: Evet, deyince kendisi: Hayır. Ben, sabah namazı için abdest alsaydım, abdestim bozulmadıkça onunla (günlük) bütün namazları kılabilirdim. Lakin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Kim abdest üzerine abdest alırsa kendisi için on hasene vardır.» Gerçekten ben de bu hasenelere rağbet ettim, dedi." Not: Zevaid'de: Hadisin sıhhat bakımından medarı ravi Abdurrahman bin Ziyad El-İfriki üzerindedir. Kendisi zayıftır. Ve zayıf olmakla berabar tedlis yapardl. Ebu Davud da hadisi rivayet etmiş, Tirmizi ise hadis'ten yalnız Resul-i Ekrem'e ait metni rivayet etmiştir, denilmektedir. AÇIKLAMA : Hadisin son kısmı İbn-i Ömer (r.a.)'in mevcut abdestini bozmadan abdest tazelediğine delalet ettiği için tercemede bu durumu parentez .içi ilavelerle ifade ettik. Hasene: Kulun işlediği hayırlı haslete denir. Abdest almak bir hasenedir. Hadis, abdest üzerine abdest alan kimseye AIlah Teala'nın on abdest sevabını vereceğini bildiriyor. İşlenen bir hasene karşılığında Allah'ın vadettiği mükafatın en azı o hasenenin 10 katıdır, Bazen bu mükafat 70 kat, bazen 700 kat bazen daha çok olabilir. Ebu Davud ve Tirmizi Sünenlerinin şerhleri, Tuhfe ve Menhel'de bu durum belirtiliyor. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, her farz namaz için abdest tazelemenin müstahab olduğuna delalet eder. Bu hususta mukim ve yolcu arasında bir fark yoktur. Cumhur'un mezhebi budur. 2- Tecdid-i Vudu', yani abdest üzerine abdest almamn mükafatını bildiriyor. 3- İbn-i Ömer (r.a.) aldığı bir abdestIe namaz kıldıktan sonra ikinci bir farz namaz için, abdest üzerine abdest aldığı noktasından hareketle bazı alimler: 'Bir abdestIe; namaz, Kur'an'ı ellemek ve Ka'be'yi tavaf gibi bir ibadet yapıldıktan sonra abdest üzerine abdest almak müstahabtır. Aksi takdirde yani alınan abdestle bir ibadet yapılmadıkça o abdes.t üzerine tekrar abdest almak müstahab değildir, demişlerdir. Bazı alimler ise: 'Abdest üzerine abdest almak için böyle bir kayıtlama yoktur. Tecdid-i Vudu', daima müstahabtır, demişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 512
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى السُّدِّيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لاَ يَتَوَضَّأُ بَعْدَ الْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ ‏.‏

Aişe (r.a.a)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cünüplükten (dolayı) guslettikten sonra abdest almazdı. Tahric: Beyhaki, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi ve Hakim de bu hadisi az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi ve Hakim, sahih olduğunu da belirtmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde Aişe (r.anha) şöyle, der: "Resulullah (s.a.v.), ğusledcrdi. Ve iki rek'at (sabah farzından önceki sünnet) namaz ile sabah farzını kılardı. ğusülden sonra abdest aldığını bilmem, (veya) sanmam.'' EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Cünüplük ğuslünden sonra abdestin meşru olmadığı bu hadisten anlaşılıyor. Tirmizi: Sahabi ve tabiilerden bir kısmının kavli budur, demiştir. İbn-i Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre ResuluHah (s.a.v.)'e; ğusülden sonra abdest alınıp alınmıyacağı sorulduğu zaman O: ''Hangi abdest ğusüldcn daha efdaldır.'' diye cevap vermiştir. El-Hakim bunu rivayet etmiştir. İbn-i Ebi Şeybe'nin İbn-i Ömer r.a.'den rivayet ettiğine göre ğusülden sonra abdest aldığını söyleyen bir adama ibn-i Ömer (r.a.): Hakikatan sen işi derinleştirmişsin, demiştir. Tirmizi'nin Aişe r.anha'dan rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.), ğusülden sonra abdest almazdı. Huzeyfe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Tepesinden ayağına kadar yıkanmak birinize yetmiyor mu ki, abdest alsın? demiştir. Sahabilerden bir cemaat ve onlardan sonra bir çok alim, aynı şeyi söylemişlerdir. Hatta Ebu Bekir bin El-Arabi: Abdestin, ğuslün altına girdiği hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur, demiştir. Hadis, sabah farzından önce iki rek'at fecir sünnetinin kılmmasının meşruluğuna ve ğusülden sonra abdest almanın meşru olmadığına delalet eder

Sünen-i İbn Mâce, 579
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ رُشَيْدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَعَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالاَ جَاءَ سُلَيْكٌ الْغَطَفَانِيُّ وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَخْطُبُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ أَصَلَّيْتَ رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ تَجِيءَ؟ ‏"‏ قَالَ: لاَ ‏.‏ قَالَ: ‏"‏ فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ وَتَجَوَّزْ فِيهِمَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre ve Cabir (r.anhuma)'dan; şöyle söylemişlerdir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe okurken Süleyk el-Ğatafani (r.a.) geldi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: «Sen gelmeden önce iki rek'at namaz kıldın mı?» diye sordu. Süleyk (r.a.): Hayır, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «İki rek'at namaz kıl ve bunları hafif tut» buyurdu. Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Darekutni ve Beyhaki AÇIKLAMA (1112, 1113, 1114): Cabir (r.a.)'in ilk 1112 nolu hadisini Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Süleyk (r.a.)'in ismi belirtilmemiştir. Bazı rivayetlerde: ''Kalk da namaz kıl.'' ifadesi geçmektedir. Ebu Said (r.a.)'in 1113 nolu hadisini Ebu Davud hariç, Kütüb-i Sitte sahipIeri rivayet etmişlerdir. Cabir (r.a.) ve Yakarıdaki yani Ebu Hureyre (r.a.)'in 1114 nolu hadisini Müslim, Ebu Davud, Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un Cabir (r.a.)'den olan bir rivayetinde şu ilave vardır: ''İmam hutbe okurken biriniz (mescide) geldiği zaman iki rek'at namaz kılsın ve bunları hafif tutsun.'' Bu babtaki hadisler, hutbe esnasında mescide girenin iki rek'at "Tahiyyetü'I-Mescid" kılmasının meşruluğuna. delalet ederlar. Tirmizi, Ebu Said (r.a.)'in hadisini rivayet ettikten sonra: Bu hadis hasen-sahihtir. İlim ehlinin bazısının uygulaması bu hadis'e göredir. Şafii, Ahmed ve İshak bununla hükmetmişlerdir. Bazı alimler: İmam hutbe okurken mescid'e giren hemen oturur, hutbeyi dinler, namaz kılmaz demişlerdir. Süfyan-ı Sevri ve Kufe ehlinin kavli budur. Birinci kavil daha sahihtir, demiştir. Tchfe müellifi, Nevevi' nin Müslim'in şerhinde şöyle dediğini nakletmiştir: Müslim'in rivayet ettiği bu hadislerin hepsi Şafii, Ahmed, İshak ve hadisçilerin Fıkıhçılarının kavline delildir. Bu zatların kavline göre cuma günü imam hutbe okurken mescide girenin iki rek'at Tahiyyetü'l-Mescid namazı kılması müstahabtır. Kılmadan oturması mekruhtur. Bir an önce hutbeyi dinlemesi için bu namazı hafif tutması müstahabtır. Hasan-i Basri ve diger bazı Mütekaddiminin mezhebinin bu oldugu nakledilmişdir. El-Kadi'nin dediğine göre Malik. El-Leys, Ebu Hanife. Sevri, sahabilerle tabiilerin cumhuru, bu namazı kılmamaya hükmetmişlerdir. Ömer, Osman ve Ali (r.a.)'den bu yolda rivayet vardır. Bu gruptaki alimlerin delili. imamı dinlemek ve susmak hakkındaki delildir. Bunlar, bu babta rivayet edilen hadisleri te'vi! etmişlerdir, demiştir. Tuhfetü'I-Ahvezi yazarı ve EI-Menhel yazarı, her iki grubun delillerini. yorumlarını ve birbirlerine vermiş oldukları cevabıarı çok geniş almışlardır. Netice her ikisi. birinci gruptaki alimlerin görüşünü tercih etmişlerdir. (Yani Tehiyatu'l-Mescid Namazı -Mescid Namazı- İmam Hutbe verirken dahi müstehabtır demişlerdir)

Sünen-i İbn Mâce, 1114
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَكَلَ كَتِفَ شَاةٍ فَمَضْمَضَ وَغَسَلَ يَدَيْهِ وَصَلَّى ‏.‏

Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir koyunun küreğini yedi, sonra ağzını çalkaladı, ellerini yıkadı ve namaz kıldı. AÇIKLAMA : (488, 489, 490, 491, 492 ve 493) 488 nolu İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Tahavi ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. Bu hadiste geçen «Misli» kelimesi kıldan mamul beze denir. Bu hadiste belirtildiği gibi Resul-i Ekrem'in et yemesine rağmen yemekten sonra ellerini yıkamaması hususu yemekten sonra el yıkamanın vacib olmadığını beyan etmek içindir. Bilindiği gibi yemekten önce ve sonra el yıkamak emredilmiş olan bir sünnet-i seniyye mahiyetindedir. Hadis yemekten sonra abdest almadan, el yıkamadan ve ağzı çalkalamadan namaz'a durmanın caizliğine, yemekten sonra el yıkamanın vacib olmadığına ve temiz bir bezle elleri silmenin cevazına delalet eder. 489 nolu Cabir bin AbdiIIah'ın hadisini kısa ve uzun metinler halinde Ebu Davud, Tirmizi, Malik ve Tahavi de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste ateşte pişen eti yemekten dolayı abdest almanın vacip olmadığını bildirmektedir. 490 nolu Zühri'nin hadisini Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Bu da aynı hükmü te'yid eder. 491 nolu Ümmü Seleme'nin hadisini Ahmed de aynı manayı ifade eden başka bir lafızIa tahric etmiştir. 492 nolu Süveyd bin Numan'ın hadisini Buhari manaya etki yapmayan az bir lafız farkıyla rivayet etmiştir. Bu hadiste geçen «Sevik» kelimesini «Kavud» diye terceme ettik. Kavud kavurulup un haline getirilmiş olan buğday ve arpa olduğu için ateş değmiş yiyeceklerdendir. Resul-i Ekrem'in bunu yedikten sonra abdest almadan akşam namazını kıldırmasından, ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdestin bozulmadığı anlaşılır. Resul-i Ekrem'in kavud yedikten sonra namaza durmadan önce ağızını çalkalaması ise diş aralarında kalan yemek kırıntılarının giderilmesi içindir. 493 noLu Ebu Hureyre'nin hadisini ise Bezzar başka bir lafızIa ve aynı hükmü ifade eden şekilde rivayetetmiştir. Buhari, Müslim ve Tirmizi'de konu hakkında başka hadisler de mevcuttur. Ebu Davud, Nesai, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Beyhaki'nin Cabir r.a.'den rivayet ettikleri bir hadisin meali şöyledir: «Resulullah (s.a.v.) ateşte pişen birşeyi yedikten sonra abdest alıp almaması hususundaki son durumu abdest almayı terketmesi olmuştur.» EI-Menhel yazarı ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu hadisle neshedildiği Cumhur tarafından ifade edilmiştir, der. Mezkur yazar konu hakkında aşağıdaki açıklamayı şöyle vermektedir: Hulefa-i Raşidin, Ashab-ı Kiram ve onlardan sonra gelen imamlar ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu babta rivayet olunan hadislerle neshediImiş olduğu hususunda icma' etmişlerdir. Maliki Mezhebi Fukahasından El-Baci: Zamanımızdaki bütün fıkıh alimleri ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest almaya gerek olmadığına hükmetmişlerdir. Sahabiler ve Tabiin devrinde abdest almanın gerekliliğini söyleyenler olmuş ve bu konuda rivayet olunan hadisleri delil göstermişler ise de alimlerin icma'ı ile bu görüş terkedilmiştir. Abdestin gereğine zahiren delalet eden hadisleri alim arkadaşlarımız muhtelif şekillerde yorumlamışlardır. Bunların bir kısmı bu hadislerde geçen abdestten maksad müstahab olmak üzere ağzı çalkalamaktır, demişlerdir. Bazıları da ilk zamanlar abdest almak vacip idi. Sonradan Cabir bin Abdillah'ın hadisiyle bu hüküm neshedilmiş demişlerdir, der. Selef ve halefin Cumhüruna göre ateşte pişen her hangi bir yemeği yemekle abdest bozulmaz. Hulefa-i Raşidin, Abdullah bin Mes'ud, İbn-i Abbas, Abdullah bin Ömer, Ebu Derda. Cabir bin Semure, Ubey bin Ka'b, Amir bin Rabia ve Ebu Ümame r.a. hazretleri olsun Cumhur-u Tabiin olsun hepsinin mezhebi budur. Ebu Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel gibi mezheb imamlarının kavli (sözyledikleri) de budur

Sünen-i İbn Mâce, 493
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ، أَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الرَّجُلِ يَدْنُو مِنِ امْرَأَتِهِ فَلاَ يُنْزِلُ قَالَ ‏ "‏ إِذَا وَجَدَ أَحَدُكُمْ ذَلِكَ فَلْيَنْضِحْ فَرْجَهُ - يَعْنِي لِيَغْسِلْهُ - وَيَتَوَضَّأْ ‏"‏ ‏.‏

Mikdad bin El-Esved (r.a.')den rivayet edildiğine göre kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e şunu sormuştur: Adam, hanımına yaklaşır (yani, cinsi münasebet yapmadan oynaşır) ve bunun neticesinde meni çıkmaz (sadece mezi çıkarsa) kişinin ne yapması gerekir? Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap buyurdu: «Biriniz meziyi bulduğu zaman tenasül uzvuna su serpsin. (Ravi dedi ki, yani tenasül uzvunu yıkasın) ve abdest alsın.» Diğer tahric:; Malik, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud , Tahavi ve Beyhaki uzun ve kısa metinler halinde. AÇIKLAMA : Ebu Davud'un rivayet ettiği metin mealen şöyledir: «Mikdad bin EI-Esved (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Ali bin Ebi Talib r.a. kendisinin Resulullah s.a.v.'e: Adam, hanımına yaklaştığı ve kendisinden mezi çıktığı zamaı} ne yapması gerekir ... sorusunu sormasını istedi ve : Resulullah s.a.v.'in kızı benim yanımdadır. Ben, bu soruyu O'na sormaktan haya ederim, dedi. Mikdad dedi ki: Bunun üzerine Ben Resulullah s.a.v.'e sordum. Şöyle cevap buyurdular: «Biriniz mezi bulduğu zaman, tenasül uzvuna su serpsin (yıkasın) ve namaz için olan normal abdestini alsın." BU HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1)- Kişi, ailesinin yakınlarına karşı edepli davranmalıdır ve utanç verici sözleri onların huzurunda sarfetmemelidir. 2)- Kişi, hanımının akrabaları huzurunda şehvetle ilgili bir şey anlatmamalıdır. 3)- Mezi, abdest almayı gerektirir, Gusül gerektirmez. 4)- Fetvayı başkasının aracılığıyla sormak caizdir. 5)- Kişi, Din ile ilgili hükümleri sormalıdır. 6)- Kendisine soru sorulan zat, bildiği cevabı esirgememelidix:

Sünen-i İbn Mâce, 505

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.