Sünen-i İbn Mâce · 543
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ بَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقِيلَ لَهُ أَتَفْعَلُ هَذَا قَالَ وَمَا يَمْنَعُنِي وَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَفْعَلُهُ . قَالَ إِبْرَاهِيمُ كَانَ يُعْجِبُهُمْ حَدِيثُ جَرِيرٍ لأَنَّ إِسْلاَمَهُ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ .
Hemmam bin el-Haris (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Cerir bin Abdillah (El-Beceli (r.a.), küçük abdestini bozduktan sonra abdest aldı ve mestleri üzerine mesnetti. Bunun üzerine kendisine: Sen böyle mi yaparsın? diye soruldu. Kendisi: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in bunu yaptığını gördüğüm halde beni bunu yapmaktan alıkoyan nedir? dedi. Ravi ibrahim En-Nehai (dediki): Onlar (= Abdullah İbn-i Mes'ud'un arkadaşları) Cerir'in hadisinden çok hoşlanırlardı. Çünkü Cerir'in İslam'a girişi Maide suresinin (abdeste ait 6. ayetinin) inişinden sonra idi." Diğer tahric edenler: Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud Tahare AÇIKLAMA : Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi az bir lafız farkıyla ve aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet etmişlerdir. Buhari'nin rivayetinde Cerir (r.a.), abdest alıp, mestler üzerine meshettikten sonra kalkıp namaz kılıyor, namazdan sonra kendisine soru yöneltiliyor. Ebu Davud'un rivayetinde Cerir (r.a.) soruyu cevaplandırdıktan sonra oradakiler: Peygamber s.a.v.'in mest üzerine meshetme işi Maide suresinin (abdest'e ait 6. ayetinde) inişinden önce idi, dediler. Cerir (r.a.): Ben, Maide suresinin (mezkur ayetinin) inişinden sonra müslüman oldum, diye cevap verdi. Beyhaki'nin süneninde İbrahim bin Ethem'in: Mestler üzerinde meshetme hakkında Cerir r.a.'in hadisinden daha güzel bir hadis işitmedim, dediği rivayet edilmiştir. '. Hadisin Manası: Hadis, Resul-i Ekrem s.a.v.'in mest üzerine meshettiğini ve bunu bizzat müşahede eden meşhur sahabi Cerir (r.a.)'in de aynı şeyi yaptığını ifade ediyor. Hadis'in ravilerinden İbrahim En-Nehai (r.a.)'in belirtiğl gibi AbduIlah İbn-i Mes'ud'un ashabı, Cerir'in hadisini çok güzel bularak beğenmişlerdir. Sebebi ise; mest üzerine meshetmeyi caiz görmeyenler şöyle iddia ederler: Resulullah s.a.v. ilk zamanlarda abdest alırken mest üzerine mesh yapardı. Abdeste ait Maide suresinin, 6. ayeti inince ayette ayakların yıkanması emredilmekle mest üzerine yapılagelen meshetme hükmü neshedilmiş oldu. Cerir (r.a.)'in hadisi bu iddiayı kökünden çürütür. Çünkü Cerir (r.a.)'in müslüman oluşu bu ayetin inişinden sonraki zamana rastlar. Çünkü abdest ayetl Beni Mustalik savaşmda inmiştir. Bu savaş hicretin 4'üncü veya 5. yılı vuku' bulmuş, Cerir (r.a.) ise hicretin 10. yılı ra.mazan ayında müslümanlığı kabul etmiştir. Eğer bu ayetin nüzulünden önce Cerir (r.a.) müslüman olmuş olsaydı söz konusu hadisinin bu ayetle mensuh olmasma ihtimal verilirdi. Bu zatın müslümanlığı ayetin nüzulumdan sonraki zamana rastlayınca anılan hadisinin mezkur ayetle mensuh olmayıp yürürlüğünün devamını bilmiş oluruz. Bu durumda hadis, ayeti hususileştirir. Yani ayakları yıkamaya ait ayetin emri ayağında mest bulunmayanlara mahsustur. Ayetle bu mananm kasdedilğini mezkur hadisler açıklar. Ebu Davud'un rivayetinde Cerir r.a.'m: Ben, Maide suresinin nüzulundan sonra müslüman oldum, mealindeki haberinden ve musannifimizin rivayetinde İbrahim (r.a.)'in: Çünkü Cerir r.a.'in müslümanlığı kabulü Maide suresinin nüzulundan sonra idi. şeklindeki sözünden maksat Maide suresinin tamamı olmayıp, suredeki abdest ayetidir. Biz de tercemede parentez içi ifadeyle buna işaret ettik. Çünkü sure'nin bazı ayetleri Cerir (r.a.)'in İslamiyeti kabulünden sonra nazil olmuştur. Nitekim hicretin 10. yılı Ramazan ayında Cerir müslüman olmuş, o yıl yapılan meşhur Veda haccında arefe günü; .... eBu gün şizin için dininizi kemale erdirdim ... » ayeti inmiştir. (Maide: 3) Mestler üzerine meshetmeyi kabul etmeyenler, mesh hadisinin ravisi Cerir r.a. 'in, Hz. Ali r.a. ile Hz. Muaviye ve taraftarları arasında cereyan eden olaylarda Hz. Ali r.a.'den ayrıldığını iddia ederek, onu zayıflatmak istemişler ise de bu tutarsızdır. Çünkü Cerir (r.a.} , Hz. Ali r.a.'den ayrılmamış olup, bazı mazeretler sebebiyle bu olaylara katılmamıştır. Kaldı ki İmam ve Hafız olan Muhammed bin İbrahim El-Vezir, Ehl-i Beyt'in büyük imamları ve etbalannın rivayetleriyle sabit olduğu vechile, sahabiler arasında cereyan eden müessir olaylar:'dan önce olsun sonra olsun sahabilerin rivayetinin makbul oldugu hususunda icma' vardır. Mest hadislerinden kurtulmak için bu yüce sahabiye kusur isnad etmek yersiz olup islam alimleri kat'iyyen böyle bir şeye iltifat etmemişlerdir .. İbnü'l-Münzir, . İbnü'l-Mübarek'in şöyle soylediğini nakletmiştir: 'Mestler üzerine meshetmenin caizliği hususunda sahabiler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü caizliği inkar ettiği rivayet olunanlardan başka caizliği sabit gördüğü rivayeti de vardır.' EI-Hafız da EI-Fetih'te şöyle der: Hadis hafızlarından bir cemaat; mestler üzerine meshetmek mütevatirdir demişlerdir: 'Hadisçilerden bir cemaat meshe ait ravileri toplamışlar, sayılan sekseni bulmuştur. İmam Ahmed: 'Mesh 'hakkında sahabilerden kırk tane merfu' hadis vardır, demiştir. Ebul'l-Kasım İbn-i Müneddeh, Tezkiresinde mesh hadisinin ravilerini ismen zikrederek seksen sahabi'yi bulduğunu zikretmiştir. Tirmizi ve Beyhaki de sünenlerinde bu sahabilerden, bir cemaati zikretmişlerdir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Mestler üzerine meshetmek meşrudur. 2- Zamanına göre şer'i şerif'e muhalif bir şeyi gören kimse susmamalı. Güzel yolla itiraz etmelidir. 3- Yaptığının doğruluğuna inanan kimse, bir itiraza maruz kaldığı zaman dayandığı delili açıklamalıdır. 4- İtiraz eden kişi, gösterilen delile vaki tenkitleri söyleyebilir. 5 - İtiraza maruz kalan kişi, o tenkitleri cevaplamak suretiyle delilinin sıhhatını göstermelidir. 6 - İhtiyaç zamanında, tarihi delil göstermek caizdir. Nitekim Cerir r.a., müslümanlığı kabul ettiği tarihi; mestler üzerine meshetme hükmünün devam ettiğine ve mensuh olmadığına delil göstermiştir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا مِنْجَابُ بْنُ الْحَارِثِ التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ مُسْهِرٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمَعْنَى حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِ عِيسَى وَسُفْيَانَ قَالَ فَكَانَ أَصْحَابُ عَبْدِ اللَّهِ يُعْجِبُهُمْ هَذَا الْحَدِيثُ لأَنَّ إِسْلاَمَ جَرِيرٍ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ .
Bize İshak b. İbrahim ve Ali b. Haşrem tahdis edip dediler ki: Bize İsa b. Yunus haber verdi. (H) Bunu bize Muhammed b. Ebu Ömer de tahdis edip dedi ki: Bize Süfyan tahdis etti. (H) Bize Mincab b. Haris et-Temimi de tahdis etti. Bize İbn Mushir haber verdi. Hepsi A'meş'ten bu isnadta Ebu Muaviye'nin hadisi rivayeti manasında rivayet ettiler. Ancak İsa ve Süfyan'ın hadisi rivayetinde dedi ki: Bu hadis Abdullah'ın arkadaşlarının hoşuna gidiyordu çünkü Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin nüzulünden sonra olmuştu. NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî, Tirmizî ve Nesaî «Kitabu's-Salat» da Ebu Davud ile İbni Mace de «Kitabu't-Tahare» da tahric etmişlerdir. Hadis-i şerif mest üzerine mesh'in meşru olduğuna delildir. Hz. Cerir (R.A.)'a «Sen böylenıi yapıyorsun» diye soran zat Hemmam b. Haris'tir. Nitekim Taberani 'nin Cafer b. Haris tarikiyle A'meş'ten rivayet ettiği hadiste ismi tasrih edilmiştir. Hatta hadisin bir tarikinde soran zatın Hz. Cerir'i ayıpladığı zikredilmiştir. Hz, Cerir'in hadisini beğenen cemaat yanında bulunan ashab idi. Cerir de yeni müslüman olmuştu. Onun islamiyeti kabulu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dünyadan gittiği seneye tesadüf eder. Hadisin bir rivayetinde: «Abdullah b. Mes'ud'un ashabı bu hadisi beğeniyorlardı» denilmiştir. Müslim'in rivayetinde: «Çünkü Cerir'in İslama girişi Maide suresinin nüzulünden sonra idi», Ebu Davud'un rivayetinde ise: «Bu iş yani Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem)'\n mestleri üzerine mesh etmesi maide suresinin nüzulündan sonra idi» denilmiş ve Cerîrin «ben ancak maide suresinin nuzulundan sonra müslüman oldum,» dediği rivayet edilmiştir. Tirmizî bu hadisi rivayet ettikten sonra şunları söyler: «Bu hadis müfesserdir. Çünkü mest üzerine meshi inkar edenlerden bazısı tevilde bulunarak ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in mest üzerine mesh etmesi maide süresindeki abdest ayeti inmezden önce idi. Binaenaleyh bu mesele abdest ayeti ile mesh edilmişitr demektedir. İşte Cerir bu hadisinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Maide suresi indikten sonra mestleri üzerine mesh ettiğini gördüğünü anlatmıştır. İbni Mes'ud'un arkadaşlarının Cerir hadisini beğenmeleri bu te'vücilere red cevabını teşkil ettiğindendir.» Abdest ayetinden murad ! ... «Yüzlerinizi yıkayın, (ellerinizi de dirseklerinizle beraber yıkayın...» ayet-i celilesidir. Eğer Cerir (R.A.)'ın müslümanlığı kabulü bu ayetin nüzulünden önce olsaydı o zaman mest üzerine mesih meselesinin bu ayetle mensub olması mevzu bahis edilebilirdi. Fakat onun islamiyeti kabulü ayet-i kerimenin nüzulünden sonradır. Binaenaleyh neshe imkan yoktur. Hadisle amel etmek icab eder. Beyhakînin «Sünen» inde İbrahim b. Ethem (R.A.) in: «Mestler üzerine mesh hususunda Cerir (R.A.) hadisinden daha güzel bir şey işitmedim» dediği rivayet olunuyor. Mest üzerine mesh babında bir çok hadisler varid olmuştur. Bunların sayısı bir çok ulemaya göre tevatür derecesini bulmaktadır. İmam Ahmed b. Hanbel'den Meymuni'nin rivayetine göre mest üzerine meshin meşru olduğunu otuz yedi sahabi yine İmam-i Ahmed'den Hasan b. Muhammed'in rivayetine göre kırk; sahabi rivayet etmiştir. Bezzar'ın «Müsned» inde İbni Ebi Hatim'in kırk bir sahabi dediği rivayet olunduğu gibi Hasan-i Basrî'den bunların yetmiş Bedr gazisi olduğu rivayet edilir. İbni Abdilber diyorki: «Sair Bedr ve Hudeybiye gazileri ile onlardan başka Muhacirin ve Ensar, tabiin. İslam aleminin fukahası bilumum ulema ve muhaddisler mest üzerine mesh etmişlerdir. Bunu inkar edenler ancak müslümanların cemaatından ayrılan bid'atçılarla şaşkınlardır.» Bu babtaki hadisler tevatür derecesini bulduğu içindir ki Ebu Hanife mest üzerine meshe inanmayı ehl-i sünnet vel cemaatın şartlarından saymıştır. Hz. İmamın: «Bana gündüzün ziyası gibi aşikar olmadıkça meshe kail olmadım dediği rivayet olunur. Bunu inkar kibar-ı sahabeye muhalefet ve onları hataya nisbet ma'nasını taşıdığından bid'attır. Hatta Kerhi! «Mest üzerine meshi caiz göremeyenin küfründen korkarım» demiştir. Mesih babında Nevevide şunları söylüyor, «Seferde olsun hazarda olsun ve keza ihtiyar bulunsun bulunmasın mest üzerine mesh etmenin caiz olduğuna sözüne itimad edilir ulema icma' etmişlerdir. Hatta evinden çıkmayan kadına ve yürüyemiyen kötürüme dahi bu caizdir. Onu yalnız şiilerle hariciler inkar etmiştir ki; onların hilafıda nazar-ı itibar-a alınmaz. îmam-ı Malik (R.A.)'den bir kaç kavil rivayet edilmiştir. Meşhur kavle göre; onun mezhebide cumhur-u ulemanın mezhebi gibidir. Mest üzerine meshi ashabtan sayılmayacak kadar çok zevat rivayet etmişlerdir.» Nevevî sözüne devamla: «Ulema mest üzerine meshmi yoksa onları çıkarıp yıkamakmı efdal olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Bizim ulemamıza göre ayakları yıkamak efdaldır. Çünkü asıl olan budur. Ashab-i kiramdan bir cemaatta buna kaildir ki Ömerü'bnü'l-Hattab, oğlu Abdullah ve Ebu Eyyub el-Ensarî (R.A.) bunlar meyanındadir. Tabiinden bir çokları meshin efdal olduğuna kaildirler. Şa'bî, Hakem ve Hammad'ın Mezhebleride budur. İmam Ahmed'den iki rivayet vardır. Esah rivayete göre mesh efdaldir. İkinci rivayete göre mest üzerine mesh ile ayakları yıkamak hükmen müsavidirler. İbni'I Münzir'de bu kavli ihtiyar etmiştir.» NEVEVİ ŞERHİ: İcmada sözüne itibar edilir kimseler, seferde olsun, mukimken olsun, ihtiyaç olsun olmasın mestler üzerine mesh etmesinin caiz olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Hatta evinden dışarı çıkmayan kadının, yürümeyen kötürümün dahi mesh etmesi caizdir. Ancak şia ve hariciler bunu inkar etmişlerdir. Onların muhalefetinin ise bir değeri yoktur. Malik -Allah'ın rahmeti üzerine-'den bu hususta çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Ancak onun mezhebinden meşhur olan görüşü büyük çoğunluğun kabul ettiği gibidir. Mestler üzerine mesh etmeyi ashab-ı kiram'dan sayılamayacak kadar kişi rivayet etmiştir. Hasan-ı Basri (rahimehul1ah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından yetmiş kişi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mestler üzerine mesh ederdi, diye bana tahdis ettiler. Ben el-Mühezzeb Şerhinde onu rivayet eden ashab-ı kiram'dan pek çok kişinin isimlerini açıklamış ve bu hususta oldukça nefis bilgiler kaydetmiş bulunmaktayım. Başarı Allah'tandır. İlim adamları mestler üzerine mesh etmek mi faziletlidir yoksa ayakları yıkamak mı faziletlidir hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bizim (Şafii) mezhebimizin kanaatine göre ayakları yıkamakdaha faziletlidir çünkü aslolan odur. Aralarında Ömer b. el-Hattab, oğlu Abdullah ve Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.)'ın da bulunduğu ashab-ı kiram'dan pek çok kimse de bu kanaati benimsemiştir. Tabiinden pek çok kimse de mestler üzerine mesh etmenin daha faziletli olduğu kanaatindedir. Şa'bi, Hakem ve Hammad bu kanaattedir. İmam Ahmed' den iki rivayet nakledilmiştir. İkisinden daha sahih olan mesh etmenin daha faziletli olduğudur, ikinci rivayete göre her ise ikisi de aynıdır. İbnu'l-Münzir de bu görüşü tercih etmiştir. Allah en iyi bilendir. "Bu hadis hoşlarına gidiyordu ... " Yani yüce Allah Maide suresinde: "Yüzlerin izi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınıza mesh edin, her iki topuğunuza kadar da ayaklarınızı (yıkayın}." (Maide, 5/6) buyurmaktadır. (3/164) Şayet Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin nüzulünden önce olmuş olsaydı onun mestler üzerine mesh etmeye dair rivayet ettiği bu hadisin Maide suresindeki ayet ile nesh edilmiş olma ihtimali olurdu. Onun Müslüman olması Maide suresinden sonra meydana geldiğine göre onun rivayet ettiği hadis ile amel edildiğini öğrenmiş olduk, ayrıca bu hadis, Maide suresinde kastedilen kimsenin mestli olmayan kimse olduğunu da beyan edip, açıklamaktadır. Bu durumda sünnet bu ayeti tahsis eden bir ayettir. Allah en iyi bilendir. Beyhaki'nin Süneninde İbrahim b. Edhem'den şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Mestler üzerine mesh etmek hakkında Cerir (r.a.)'ın rivayet ettiği hadisten daha güzelini hiç duymadım. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ بَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقِيلَ لَهُ أَتَفْعَلُ هَذَا قَالَ وَمَا يَمْنَعُنِي وَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُهُ . قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانَ يُعْجِبُهُمْ حَدِيثُ جَرِيرٍ لأَنَّ إِسْلاَمَهُ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ . هَذَا قَوْلُ إِبْرَاهِيمَ يَعْنِي كَانَ يُعْجِبُهُمْ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَعَلِيٍّ وَحُذَيْفَةَ وَالْمُغِيرَةِ وَبِلاَلٍ وَسَعْدٍ وَأَبِي أَيُّوبَ وَسَلْمَانَ وَبُرَيْدَةَ وَعَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ وَأَنَسٍ وَسَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَيَعْلَى بْنِ مُرَّةَ وَعُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ وَأُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ وَأَبِي أُمَامَةَ وَجَابِرٍ وَأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ وَابْنِ عُبَادَةَ وَيُقَالُ ابْنُ عِمَارَةَ وَأُبَىُّ بْنُ عِمَارَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ جَرِيرٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Hemmâm b. Hâris (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cerir b. Abdillah, küçük abdest bozdu sonra abdest aldı, sonra mestleri üzerine meshetti. Kendisine sen böyle mi yapıyorsun dediler. Bunun üzerine: “Bunu yapmama bir engel mi var? Ben, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in böylece yaptığını gördüm.” Hadisin râvîlerinden İbrahim diyor ki: Cerir’in bu sözü Abdullah’ın arkadaşlarının hoşuna giderdi çünkü Cerir’in Müslüman olması Mâide süresinin gelişinden sonra idi. “Arkadaşlarının hoşuna giderdi” sözü hadisin râvîlerinden İbrahim’in sözüdür. (Müslim, Tahara: 22; Ebû Dâvûd, Tahara: 60) konuda Ömer, Ali Huzeyfe, Muğıre, Bilâl, Saîd, Ebû Eyyûb, Selman, Büreyde, Amr b. Ümeyye, Enes, Sehl b. Saîd, Ya’la b. Mürre, Ubâde b. Sâmit, Üsâme b. Şerîk, Ebû Ümâme, Câbir, Üsâme b. Zeyd, İbn Ubâde (İbn Umâra da denilir) ve Übey b. Imara’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Cerir’in bu hadisi hasen sahihtir
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ مُقَاتِلِ بْنِ حَيَّانَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، قَالَ رَأَيْتُ جَرِيرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ فِي ذَلِكَ فَقَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ فَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . فَقُلْتُ لَهُ أَقَبْلَ الْمَائِدَةِ أَمْ بَعْدَ الْمَائِدَةِ قَالَ مَا أَسْلَمْتُ إِلاَّ بَعْدَ الْمَائِدَةِ .
Şehr b. Havşeb (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cerir b. Abdillah’ı gördüm abdest aldı mestleri üzerine meshetti. Bu konuyu kendisine sorduğumda, “Ben Rasûlullah (s.a.v.)’i gördüm, abdest aldı ve mestleri üzerine meshetmişti” dedi. Ben de Mâide suresinin inmesinden önce mi? Sonra mı? dedim. O da, ben Mâide süresinin inmesinden sonra Müslüman oldum dedi. Diğer tahric: Buhârî, Vudu Kuteybe bu hadisi Hâlid b. Ziyâd et Tirmîzî, Mukatıb b. Hayyan, Şehr b. Havşeb yoluyla Cerir’den rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bakıyye bu hadisi İbrahim b. Ethem, Mukatıl b. Hayyan, Şehr b. Havşeb ve Cerir’den rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bu hadis tefsire konu olmuştur. Mest üzerine meshi inkar edenler bu hadise yorum getirerek Bu hadise Rasûlullah (s.a.v.)’Mâide suresinin indirilmesinden öncedir diyerek abdest ayetiyle neshedildiğini söylemeye çalışmışlardır. Halbuki Cerir bu hadisinde Müslüman oluş tarihini söylemek suretiyle diğer rivâyet edenlerin hoşuna gidecek şekle gelmiştir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ خَرَجَ لِحَاجَتِهِ فَاتَّبَعَهُ الْمُغِيرَةُ بِإِدَاوَةٍ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى فَرَغَ مِنْ حَاجَتِهِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ .
Muğtre bin Şu'be (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdestini bozmaya çıktı. Muğire de içinde su bulunan bir matara ile Onu izledi. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ihtiyacını giderdikten sonra (gelip) abdest aldı ve mestler üzerine meshetti." AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Müslim ve, Sünen sahipleri' uzun ve kısa metinler halinde rivayet etmişlerdir. Bazı lafızlarda değişiklik varsa da hepsi Peygamber (s.a.v.)'in abdest aldığında mestler üzerine meshettiğini bildirmektedirler. Bu hadisde mestler üzerine meshetmenin meşruluğuna delalet eder. İmamiye mezhebine mensub olanlar ile hariciler ve Ebu Bekir bin Davud Ez-Zahiri. mestler üzerine meshetmenin caiz olmadığını söylemişlerdir. Bunlarabdest almaya dair Maide suresinin 6. ayetini delil göstererek; bu ayette ayakların yıkanması emredilmiştir, derler. Ayrıca Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest almayı öğrettiği şahsa: ''... Ve ayağını yıka .'' buyurması ve mestler üzerine meshetmekten bahsetmemesine dayanırlar. Bir de: 'Abdestte yıkanmayan topuklara azab olsun.' ile ayakları yikadıktan sonra: 'Ayakların yıkanması olmaksızın, Allah namazı kabul etmez.' mealIerindeki hadisleri mesned gösterirler ve meshe aİt hadislerin abdestayetiyle mensuh olduğunu söylerler. Alimlerin cumhüru mestler üzerine meshetmenin caizliğine hükmetmişlerdir. Hanefi alimlerinden İbnü'l-Himan Fethu'l-Kadir'de: 'Meshe ait hadisler çoktur. Ebu Hanife: Gün ışığı gibi apaçık delilleri bulduktan sonra mestler üzerine meshetmeyi caiz gördüm. Bunu caiz görmiyenin küfre gitmesinden endişelenirim. Çünkü bu hususta gelen eserler, tevatür haddini bulmuştur, demiştir. Ebu Yusuf da; Meshe ait haber meşhur olduğu için bununla ayetin neshi caizdir, demiştir' diye nakleder. El-Ayni de : Meshetmenin caizliğini hiç kimse inkar edemez. Ancak sapık bid'atçı inkar edebilir, demiştir. Hasan-i Basri de: 'Ben, yetmiş sahabiyle görüştüm. Hepsi mestler üzerine meshetmeyi meşru sayıyorlardı.' demiştir. Şafiiler'den Nevevi: İcma'ın oluşmasında sözü muteber olan bütün alimler hazarda ve seferde, ihtiyaç olsun olmasın mestler üzerine meshetmenin caizliği husüsunda, icma' etmişlerdir. Hatta. evinden çıkmayan kadın ve yürüyemeyen sakat kimse bile meshedebilir. Yalnız, Şiiler ve Hariciler, meshin caizliğini inkar etmişler ki, bunların muhalefeti muteber değildir. Malik'in mezhebi de meşhur rivayete göre cumhurun mezhebi gibidir. Sayılamıyacak kadar çok tabii bu hususu sahabilerden rivayet etmişlerdir. Ali, Aişe, İbn-i Abbas ve Ebu Hureyre (r.anhum)'un mestler üzerine meshetmeyi kabul etmediklerine dair yapılan isnad sabit değildir. Hz. Ali (r.a.)'e «Kitab. mestleri geçti.» şeklinde izafe edilen eser muttasıl bir isnad ile rivayet edilmemiştir. Hz. Aişe (r.anha)'nın: Mestler üzerine meshetme hükmü Ali bilir, diyerek mes'eleyi Hz. Ali'ye havale ettiği sabittir. İbn-i Abbas ise, abdest ayetinin inişinden sonra Peygamber (s.a.v.)'in meshetmesi sabit olmadığı zaman bundan kerahat ettiği, bilahare Peygamber (s.a.v.)'in meshettiği sabit olunca buna rücu' ettiği sabittir. Ahmed bin Hanbel; Meshin inkarı hakkındaki Ebu Hureyre'nin hadisi sahih olmayıp batıldır, demiştir. Menhel yazarı yukarıda verilen bilgiyi naklettikten sonra şöyle der: «Yukarıda işaret edilen abdest ayetine ve hadislere dayanarak meshin caiz olmadığını söyliyenlerin sözü reddedilmiştir. Şöyle ki; Ayetin hadisleri nesh ettiğine dair sözleri tutarsızdır. Çünkü Ayet Müreysi savaşında nazil olmuş, halbuki Muğire'nin bu hadiste anlattığı olay, Müreysi' savaşından sonra vuku bulan Tebuk savaşında meydana gelmiştir. Cerir (r.a.)'in (543 nolu) hadisi, Peygamber (s.a.v.)'in bu ayetin inişinden sonra meshettiğini ispata kafidir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ جَمِيعًا عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ بَالَ جَرِيرٌ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقِيلَ تَفْعَلُ هَذَا . فَقَالَ نَعَمْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَالَ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . قَالَ الأَعْمَشُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ كَانَ يُعْجِبُهُمْ هَذَا الْحَدِيثُ لأَنَّ إِسْلاَمَ جَرِيرٍ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ .
Bize Yahya b. Yahya et-Temimu, İshak b. İbrahim ve Ebu Kureyb birlikte Ebu Muaviye'den tahdis etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Ebu Muaviye ve Veki" -ki lafız Yahya'ya aittir- tahdis edip dedi ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten haber verdi. O İbrahim'den, o Hemmam'dan şöyle dediğini nakletti: Cerir küçük abdest bozduktan sonra abdest aldı ve mestleri üzerine mesh etti. Ona, sen böyle mi yapıyorsun denilince, evet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i küçük abdestini bozduktan sonra abdest aldığını ve mestleri üzerine mesh ettiğini gördüm, dedi. A'meş dedi ki: İbrahim dedi ki: Bu hadis onların hoşuna gidiyordu çünkü Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin inişinden sonra idi. Diğer tahric: Buhari, 387 -buna yakın-; Tirmizi, 93 -buna yakın-; Nesai, 118, 773; İbn Mace, 543 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَشِيطٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ النَّوْفَلِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ بَنَى مَسْجِدًا لِلَّهِ كَمَفْحَصِ قَطَاةٍ أَوْ أَصْغَرَ بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ " .
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) buyurdular ki: «Her kim Allah için bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha küçük bir mescid yaparsa Allah da onun için Cennet'te bir ev yapar.» Not: Zevaid'de: İsnadı sahih, ricali de sika'dır, denilmiştir. Tahric: Ömer (r.a.l'in hadisini, İbn-i Hibban; Osman (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim ve Tirmizi; Cabir (r.a.)'in hadisini İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Ali (r.a.)'in hadisini, müelliften başka rivayet edenin bulunup bulunmadığını bilmiyorum. AÇIKLAMA (735, 736, 737 ve 738) : Tirmizi, Osman (r.a.)'ın hadisini rivayet ettikten sonra: Bu konuda Ebu Bekir, Ömer, Ali, Abdullah bin Amr, Enes, İbn-i Abbas, Aişe, Ümmü Habibe, Ebu Zer, Amr bin Abese, Vasile bin el-Eska' Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdillah (r.anhum)'dan da rivayetler vardır. Osman (r.a.)'ın hadisi hasen-sahihtir, demiştir. Bu babta geçen bütün hadisler, Allah için bir mescid yapmanın ne kadar sevab olduğunu ifade ederler. Hadislerde ''Allah için ... " tabirinden maksad, Mescid yapmaktan gayenin Allah rızası olmasıdır. Onun için el-Fetih'te beyan edildiğine göre İbnü'l-Cevzi: Kim yaptığı mescid üzerine ismini yazar veya yazdırırsa ihlastan uzak kalmış olur, demiştir. Ücret mukabilinde mescid inşaatında ça lışan kimse için de bu özel vaad hasıl olmaz. Çünkü ihlas yoktür. Bununla beraber sevabı bulunur. Hadisin; ''Allah onun için bir mislini Cennet'te yapar.'' parçasına gelince; Nevevi: parçadaki; '' ... misli ... '' kelimesi iki manaya muhtemeldir: 1- Yani Allah'ın Cennet'te yapacağı bina ev denilmesi bakımından mescid gibidir. Ama, genişliği ve diğer yönlerden üstünlüğü malumdur. Çünkü Cennet'teki yapılar, hadisle sabit olduğu gibi, hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin düşünemediği güzelliktedirler. 2- Mescid, dünya evlerinden üstün olduğu gibi Allah'ın o kişiye Cennet'te yapacağı bina, cennet'teki evlerden üstün olacaktır, demiştir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarının beyanına göre, bazıları, parçadaki: " ... misli ... '' kelimesini şöyle yorumlamışlardır: Allah'ın cennette yapacağı bina, büyüklük bakımından kişinin yaptığı mescid gibidit .. Lakin bir çok yönlerden daha güzel olacaktır. Cabir (r.a.)'in hadisinde; ''Bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha 'küçüh: bir mescid ... '' buyuruluyor. Alimlerin ekserisi bu ifadeyi mübalağa üzerine yorumlamışlardır. Çünkü gerçekten bağırtlak kuşu yuvası kadar küçük olan bir yerde bir insanın namaz kılmasının mümkün olmadığı bilinmektedir. Gaye, en ufak bir mescidi bile yapmanın faziletini anlatmaktadır. Bazı alimler bu ifadeyi zahirine göre yorumlayarak: Hadisin manası şudur, demişlerdir; Bir mescidi genişletmek ihtiyacı duyulduğu zaman, yapılacak ilave, bir kuş yuvası kadar bile olsa, anlatılan sevabı kazandırır. Yahut bir cemaat, ortaklaşa bir mescid inşa ederler de, katkıda bulunanların yardım hissesi, bir kuş yuvası tutarında bile olsa, hadiste bildirilen sevabı kazandırır. Bazıları; Mescid ile, bilinen mana kasdedildigi takdirde anlatılan yorumlara ihtiyaç duyulur. Lakin, mescid kelimesi ile secde yeri kasdedilirse, Bahsi geçen yorumlara ihtiyaç duyulmaz, demişlerdir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı; Mescid ile, secde yeri değil de binanın murad olduğu bazı rivayetlerden açıkça anlaşılıyor. Mesela Ümmü Habibe'nin hadisinde; ''Kim Allah rızası için bir ev yaparsa ... '' buyurulmuştur. Ömer (r.a.)'in (735) nolu) hadisinde: ''Kim, içinde Allah isminin anıldığı bir mescid yaparsa... '' buyurulmuştur, demiştir