İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i Tirmizî · 2906

Chapters on The Virtues of the Qur'an

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْجُعْفِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ حَمْزَةَ الزَّيَّاتَ، عَنْ أَبِي الْمُخْتَارِ الطَّائِيِّ، عَنِ ابْنِ أَخِي الْحَارِثِ الأَعْوَرِ، عَنِ الْحَارِثِ، قَالَ مَرَرْتُ فِي الْمَسْجِدِ فَإِذَا النَّاسُ يَخُوضُونَ فِي الأَحَادِيثِ فَدَخَلْتُ عَلَى عَلِيٍّ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَلاَ تَرَى أَنَّ النَّاسَ قَدْ خَاضُوا فِي الأَحَادِيثِ ‏.‏ قَالَ أَوَقَدْ فَعَلُوهَا قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ أَمَا إِنِّي قَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ أَلاَ إِنَّهَا سَتَكُونُ فِتْنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ مَا الْمَخْرَجُ مِنْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ كِتَابُ اللَّهِ فِيهِ نَبَأُ مَا كَانَ قَبْلَكُمْ وَخَبَرُ مَا بَعْدَكُمْ وَحُكْمُ مَا بَيْنَكُمْ هُوَ الْفَصْلُ لَيْسَ بِالْهَزْلِ مَنْ تَرَكَهُ مِنْ جَبَّارٍ قَصَمَهُ اللَّهُ وَمَنِ ابْتَغَى الْهُدَى فِي غَيْرِهِ أَضَلَّهُ اللَّهُ وَهُوَ حَبْلُ اللَّهِ الْمَتِينُ وَهُوَ الذِّكْرُ الْحَكِيمُ وَهُوَ الصِّرَاطُ الْمُسْتَقِيمُ هُوَ الَّذِي لاَ تَزِيغُ بِهِ الأَهْوَاءُ وَلاَ تَلْتَبِسُ بِهِ الأَلْسِنَةُ وَلاَ يَشْبَعُ مِنْهُ الْعُلَمَاءُ وَلاَ يَخْلَقُ عَلَى كَثْرَةِ الرَّدِّ وَلاَ تَنْقَضِي عَجَائِبُهُ هُوَ الَّذِي لَمْ تَنْتَهِ الْجِنُّ إِذْ سَمِعَتْهُ حَتَّى قَالُوا ‏(‏إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا * يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ ‏)‏ مَنْ قَالَ بِهِ صَدَقَ وَمَنْ عَمِلَ بِهِ أُجِرَ وَمَنْ حَكَمَ بِهِ عَدَلَ وَمَنْ دَعَا إِلَيْهِ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ‏"‏ ‏.‏ خُذْهَا إِلَيْكَ يَا أَعْوَرُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ حَمْزَةَ الزًّيَّاتِ وَإِسْنَادُهُ مَجْهُولٌ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ الْحَارِثِ مَقَالٌ ‏.‏

Hâris (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mescide uğradım cemaati bazı dedikodulara dalmış buldum ve Ali’nin yanına girerek şöyle dedim: Ey Mü’minlerin emiri! İnsanların lüzümsuz dedikodulara daldıklarını görmüyor musunuz? Bunun üzerine Ali gerçekten böyle yapıyorlar mı? diye sordu; ben de: Evet dedim. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle buyurmuştu: Dikkat edin büyük bir fitne olacaktır! Ben de: Bu fitneden kurtuluş nasıl olacaktır Ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Şöyle buyurdular: Allah’ın Kitab’ına sarılmakla çünkü onda sizden öncekilerin haberi, sizden sonrakilerin haberi, aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O hak ile batılı birbirinden ayıran kesin bir hüküm olup saçmalama değildir. Her kim zorbalık yaparak ondan uzaklaşırsa Allah onun işini bitirir. Her kim de doğru yolu o Kur’ân’dan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O, Allah’ın sağlam ipidir ve hikmet dolu sözleridir. O Sırat-ı müstakîm’dir. O Kur’ân arzu ve isteklerin bozamadığı dillerin karışıklığa düşüremediği, ilim adamlarının kendisinden doyamadığı fazla tekrarlamakla eskimeyen ve bıkkınlık vermeyen hayranlık veren yönleri, bitip tükenmeyen öyle bir kitaptır ki: Cinlerden bir gurup onu dinleyince şöyle demek mecburiyetinde kalmışlardır: “Biz ne güzel bir Kur’ân dinledik, doğruyu eğriden ayırt etme bilincine ulaştıran bir Kur’ân ve böylece ona iman ettik artık bundan sonra Rabbimizden başkalarına ilahlık yakıştırmayacağız.” (Cin süresi: 1-2) Ona dayanarak konuşan doğru söz söylemiştir. Onunla amel eden sevap kazanır onunla hükmeden adaletli davranmış o'na davet eden doğru yola iletilmiş olur. Ey A’ver bu sözleri iyi dinle! Diğer tahric: Dârimî, Fedail-ül Kur’ân Tirmizî: Bu hadisi sadece bu şekliyle bilmekteyiz. Senedi mechuldûr. Harîs’in rivâyeti hakkında söylenti vardır

Sünen-i Tirmizî, 2906

Benzer hadisler

HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُحَمَّدٍ، هُوَ ابْنُ الْحَنَفِيَّةِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، يَقُولُ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَالزُّبَيْرَ وَالْمِقْدَادَ بْنَ الأَسْوَدِ فَقَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ خَاخٍ فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً مَعَهَا كِتَابٌ فَخُذُوهُ مِنْهَا فَائْتُونِي بِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَخَرَجْنَا تَتَعَادَى بِنَا خَيْلُنَا حَتَّى أَتَيْنَا الرَّوْضَةَ فَإِذَا نَحْنُ بِالظَّعِينَةِ فَقُلْنَا أَخْرِجِي الْكِتَابَ ‏.‏ فَقَالَتْ مَا مَعِي مِنْ كِتَابٍ ‏.‏ فَقُلْنَا لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَتُلْقِيَنَّ الثِّيَابَ ‏.‏ قَالَ فَأَخْرَجَتْهُ مِنْ عِقَاصِهَا ‏.‏ قَالَ فَأَتَيْنَا بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى نَاسٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ بِمَكَّةَ يُخْبِرُهُمْ بِبَعْضِ أَمْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا هَذَا يَا حَاطِبُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ تَعْجَلْ عَلَىَّ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مُلْصَقًا فِي قُرَيْشٍ وَلَمْ أَكُنْ مِنْ أَنْفُسِهَا وَكَانَ مَنْ مَعَكَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ لَهُمْ قَرَابَاتٌ يَحْمُونَ بِهَا أَهْلِيهِمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِمَكَّةَ فَأَحْبَبْتُ إِذْ فَاتَنِي ذَلِكَ مِنْ نَسَبٍ فِيهِمْ أَنْ أَتَّخِذَ فِيهِمْ يَدًا يَحْمُونَ بِهَا قَرَابَتِي وَمَا فَعَلْتُ ذَلِكَ كُفْرًا وَلاَ ارْتِدَادًا عَنْ دِينِي وَلاَ رِضًا بِالْكُفْرِ بَعْدَ الإِسْلاَمِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنه دَعْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا فَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِيهِ أُنْزِلَتْ هَذِهِ السُّورَةُ ‏:‏ ‏(‏يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ ‏)‏ السُّورَةَ ‏.‏ قَالَ عَمْرُو وَقَدْ رَأَيْتُ ابْنَ أَبِي رَافِعٍ وَكَانَ كَاتِبًا لِعَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِيهِ عَنْ عُمَرَ وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏ وَرَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ هَذَا الْحَدِيثَ نَحْوَ هَذَا وَذَكَرُوا هَذَا الْحَرْفَ فَقَالُوا لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَتُلْقِيَنَّ الثِّيَابَ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ أَيْضًا عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ عَنْ عَلِيٍّ نَحْوُ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَذَكَرَ بَعْضُهُمْ فِيهِ فَقَالَ لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَنُجَرِّدَنَّكِ ‏.‏

Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), ben, Zübeyr ve Mıkdat b. Esved’i göndererek dedi ki: Gidiniz “Hah” bahçesine vardığınız da orada bir kadın bulacaksınız üzerindeki mektubu alıp bana getiriniz buyurdu. Biz de çıktık, atlarımız bizimle koşturuyordu. Nihayet o bahçeye geldik ve birdenbire yolcu kadınla karşılaştık bunun üzerine mektubu çıkar dedik. Ben de mektub falan yok dedi. Biz de ya mektubu çıkaracaksın veya üzerinden elbiseleri çıkaracaksın dedik. Bunun üzerine mektubu saç örgülerinin arasından çıkardı. Mektubu, Rasûlullah (s.a.v.)’e getirdik. Bir de gördük ki mektup Hatıb b. Beltea’dan Mekke’deki bazı müşrik kişilere gönderilmiş. Hâtıb müşriklere Nebi (s.a.v)’in bazı işlerini bildiriyor. Rasûlullah (s.a.v.), Ey Hâtıb bu Nedir? diye sordu. Hâtib: Ey Allah’ın Rasûlü! hakkımda hüküm vermek için acele etme ben Kureyş’e sığıntı olarak gelip yerleşen biriyim. Gerçek Kureyşli değilim. Sizin beraberinizdeki olan muhâcirlerin ise mallarını ve ailelerini koruyacak hısımları var. Ben bu Kureyş’in nesebinden olmadığım için onlara bir iyilikte bulunmak istedim ki bu yüzden benim yakınlarımı korusunlar. Bu işi kafir olduğum için veya dinimden döndüğüm için veya küfre razı olduğumdan dolayı yapmış değilim. Bunun üzerine, Nebi (s.a.v), Doğru söyledi buyurdu. Ömer b. Hattâb ise; Ey Allah’ın Rasûlü! Beni bırak ta şu münafığın başını uçurayım. Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: O, Bedir gazasına katılmıştır, ne biliyorsun? Belki de; Allah, Bedire katılanlara bakmış ve onlara: “Dilediğinizi yapın, Ben sizi affetmişimdir,” buyurmuştur. İşte, Mümtahine sûresi 1. ayet, Hâtıb b. Beltea hakkında inmiştir; “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçek mesajı inkâr ettikleri, Rabbiniz olan Allah’a inandığınızdan dolayı, Rasulünü ve sizi yurdunuzdan sürüp çıkardıkları halde, siz onlara sevgi belirterek mektup ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için savaşa çıktınızsa, içinizde onlara sevgi mi besleyip gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğinizi ve açığa vurduğunuz herşeyi bilirim. Sizden kim böyle yaparsa, gerçekten o doğru yolun ortasında, şaşırıp sapıtmıştır.”

Sünen-i Tirmizî, 3305
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ثُمَّ يَطَّلِعُ عَلَيْهِمْ رَبُّ الْعَالَمِينَ فَيَقُولُ أَلاَ يَتْبَعُ كُلُّ إِنْسَانٍ مَا كَانُوا يَعْبُدُونَهُ ‏.‏ فَيُمَثَّلُ لِصَاحِبِ الصَّلِيبِ صَلِيبُهُ وَلِصَاحِبِ التَّصَاوِيرِ تَصَاوِيرُهُ وَلِصَاحِبِ النَّارِ نَارُهُ فَيَتْبَعُونَ مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ وَيَبْقَى الْمُسْلِمُونَ فَيَطَّلِعُ عَلَيْهِمْ رَبُّ الْعَالَمِينَ فَيَقُولُ أَلاَ تَتَّبِعُونَ النَّاسَ فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ اللَّهُ رَبُّنَا هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى نَرَى رَبَّنَا ‏.‏ وَهُوَ يَأْمُرُهُمْ وَيُثَبِّتُهُمْ ثُمَّ يَتَوَارَى ثُمَّ يَطَّلِعُ فَيَقُولُ أَلاَ تَتَّبِعُونَ النَّاسَ فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ اللَّهُ رَبُّنَا وَهَذَا مَكَانُنَا حَتَّى نَرَى رَبَّنَا ‏.‏ وَهُوَ يَأْمُرُهُمْ وَيُثَبِّتُهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَهَلْ نَرَاهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَهَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّكُمْ لاَ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ تِلْكَ السَّاعَةَ ثُمَّ يَتَوَارَى ثُمَّ يَطَّلِعُ فَيُعَرِّفُهُمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّبِعُونِي ‏.‏ فَيَقُومُ الْمُسْلِمُونَ وَيُوضَعُ الصِّرَاطُ فَيَمُرُّونَ عَلَيْهِ مِثْلَ جِيَادِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ وَقَوْلُهُمْ عَلَيْهِ سَلِّمْ سَلِّمْ ‏.‏ وَيَبْقَى أَهْلُ النَّارِ فَيُطْرَحُ مِنْهُمْ فِيهَا فَوْجٌ ثُمَّ يُقَالُ هَلِ امْتَلأْتِ فَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ ‏.‏ ثُمَّ يُطْرَحُ فِيهَا فَوْجٌ فَيُقَالُ هَلِ امْتَلأْتِ ‏.‏ فَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ ‏.‏ حَتَّى إِذَا أُوعِبُوا فِيهَا وَضَعَ الرَّحْمَنُ قَدَمَهُ فِيهَا وَأُزْوِيَ بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ ثُمَّ قَالَ قَطْ قَالَتْ قَطْ قَطْ فَإِذَا أَدْخَلَ اللَّهُ أَهْلَ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ وَأَهْلَ النَّارِ النَّارَ قَالَ أُتِيَ بِالْمَوْتِ مُلَبَّبًا فَيُوقَفُ عَلَى السُّورِ الَّذِي بَيْنَ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَأَهْلِ النَّارِ ثُمَّ يُقَالُ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ ‏.‏ فَيَطَّلِعُونَ خَائِفِينَ ثُمَّ يُقَالُ يَا أَهْلَ النَّارِ ‏.‏ فَيَطَّلِعُونَ مُسْتَبْشِرِينَ يَرْجُونَ الشَّفَاعَةَ فَيُقَالُ لأَهْلِ الْجَنَّةِ وَأَهْلِ النَّارِ هَلْ تَعْرِفُونَ هَذَا فَيَقُولُونَ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ قَدْ عَرَفْنَاهُ هُوَ الْمَوْتُ الَّذِي وُكِّلَ بِنَا ‏.‏ فَيُضْجَعُ فَيُذْبَحُ ذَبْحًا عَلَى السُّورِ الَّذِي بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُقَالُ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لاَ مَوْتَ وَيَا أَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ - وَقَدْ رُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رِوَايَاتٌ كَثِيرَةٌ مِثْلُ هَذَا مَا يُذْكَرُ فِيهِ أَمْرُ الرُّؤْيَةِ أَنَّ النَّاسَ يَرَوْنَ رَبَّهُمْ وَذِكْرُ الْقَدَمِ وَمَا أَشْبَهَ هَذِهِ الأَشْيَاءَ وَالْمَذْهَبُ فِي هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنَ الأَئِمَّةِ مِثْلِ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَابْنِ عُيَيْنَةَ وَوَكِيعٍ وَغَيْرِهِمْ أَنَّهُمْ رَوَوْا هَذِهِ الأَشْيَاءَ ثُمَّ قَالُوا تُرْوَى هَذِهِ الأَحَادِيثُ وَنُؤْمِنُ بِهَا وَلاَ يُقَالُ كَيْفَ وَهَذَا الَّذِي اخْتَارَهُ أَهْلُ الْحَدِيثِ أَنْ تُرْوَى هَذِهِ الأَشْيَاءُ كَمَا جَاءَتْ وَيُؤْمَنُ بِهَا وَلاَ تُفَسَّرُ وَلاَ تُتَوَهَّمُ وَلاَ يُقَالُ كَيْفَ وَهَذَا أَمْرُ أَهْلِ الْعِلْمِ الَّذِي اخْتَارُوهُ وَذَهَبُوا إِلَيْهِ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ فِي الْحَدِيثِ ‏"‏ فَيُعَرِّفُهُمْ نَفْسَهُ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي يَتَجَلَّى لَهُمْ ‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü Allah insanları büyük bir meydanda toplayacak ve alemlerin Rabbi olan Allah onlara şöyle diyecektir: Dikkat dikkat! Herkes dünyada kulluk ettiği şeye uysun. Bunun üzerine Haç’a tapanlara haç’ı, puta tapanlara putları, ateşe tapanları da ateşleri temsil edilecek onlarda dünyada kulluk yaptıkları bu şeylere uyacaklardır geride sadece Müslümanlar kalacak ve Alemlerin Rabbi olan Allah onlara şöyle buyuracaktır. Sizler de bu insanlara uymayacak mısınız? Onlar da diyecekler ki: Senden sana sığınırız senden, sana sığınırız Allah’tır bizim Rabbimiz. Allah’ı görünceye kadar bizim yerimiz Allah’a kulluk edenlerin yeri olan burasıdır. Allah onlara öylece emreder ve onları o düşünce ve inançta sebat ettirir. Sonra tekrar kullarına sorar bu insanlara uymayacak mısınız? Yine o mü’minler derler ki senden sana sığınırız senden sana sığınırız senden sana sığınırız Rabbimiz Allah’tır. Rabbimizi görünceye kadar bizim yerimiz Allah’a kulluk edenlerin yeri olan burasıdır. Allah onlara öylece emreder de onları o düşünce ve inançla sebat ettirir. Ashab: Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ı görecek miyiz? Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dolunay gecesinde ayı görmekte güçlük çeker misiniz? Ashab: Hayır dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), şöyle devam etti: Sizler o gün onu görmekte hiçbir güçlük çekmeyeceksiniz.” Allah o kullarının karşısına çıkıp kendini tanıtacak ve ben sizin Rabbinizim bana uyun!. kalkıp kurulan sıratın üzerinden hızlı giden at ve develer gibi geçecekler ve geçerken yapacakları dua: Selametle bizi koru bizi koru şeklinde olacaktır. Cehennemlikler kalacaklar onlardan bir gurup Cehenneme atıldıktan sonra şöyle denilecek “doldun mu” Cehennem de diyecek ki: “Daha fazlası var mı?” Sonra bir gurup daha atılacak ve yine doldun mu? Denilecek. Cehennem de: “daha fazlası var mı? diyecek Cehennemliklerin hepsi Cehenneme dolduruldukları vakit Rahman olan Allah ayağını Cehenneme koyacak ve ondakiler birbirlerine sıkışacaklar sonra Allah yeter mi buyuracak Cehennem de yeter yeter diyecektir. Cennetlikleri Cennete Cehennemlikleri de Cehenneme koyduğunda ölüm boynundan çekilerek getirilecek Cennetliklerle Cehennemlikler arasında bir sur üzerinde durdurulacak sonra Ey Cennetlikler diye seslenilecek, onlar da korkuyla bakacaklar sonra Ey Cehennemlikler denilecek onlar da sevinç içerisinde şefaat umarak bakacaklar sonra hem Cehennemliklere hem de Cennetliklere; bunu tanıyor musunuz? Diye sorulacak bunlar da onlar da hep birlikte onu tanıyoruz o ölümdür diyecekler. Sonra o ölüm Cennetliklerle Cehennemlikler arasındaki sur üzerinde bir koç şeklinde yatırılıp boğazlanacak ve şöyle denilecektir. Ey Cennetlikler ebedilik var ölüm yok!... Ey Cehennemlikler ebedilik var ölüm yok!” (Müslim, Cennet: 13; Dârimî, Rıkak: 90) Bu hadis hasen sahihtir. (sallallahü aleyhi ve sellem)’den buna benzer pek çok rivâyetler gelmektedir ve bu rivâyetlerin hepsinde görme meselesi olan insanların Rableri görmeleri, Allah’a ayak izafe edilmesi gibi benzeri şeylerden bahsedilmektedir. es Sevrî, Mâlik b. Enes, İbn’ül Mübarek, İbn-ü Uyeyne, Vekî’ ve başka imamlardan olan ilim adamlarının bu konudaki kabul ettikleri yol şudur: Bu hadisler rivâyet edilir biz bunlara inanırız fakat nasıldır diye sorulmaz. Hadisçilerin de kabul ettikleri görüş budur yani bu hadislerin aynen geldiği gibi rivâyet edilmesini ve bunlara inanılmasını gerektiğini yorum ve vehme gidilmemesi, nasıl olabilir? Denmemesini tercih etmişlerdir. İşte ilim adamlarının seçtikleri ve gittikleri yol budur. Hadiste geçen: “Onlara kendini tanıtacaktır” sözünün manası ise onlara tecelli edip görünecektir demektir

Sünen-i Tirmizî, 2557
HadisSahîh-i Buhârî

قَالَ عَطَاءٌ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ جَالِسٌ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ، لاَ يُغَيِّرُ عَلَيْهِ شَيْئًا مِنْ حَدِيثِهِ حَتَّى انْتَهَى إِلَى قَوْلِهِ ‏"‏ هَذَا لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ هَذَا لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ حَفِظْتُ ‏"‏ مِثْلُهُ مَعَهُ ‏"‏‏.‏

Ata dedi ki: Ebu Hureyre bunu rivayet ederken Ebu Said el-Hudrl'de Ebu Hureyre'nin beraberinde oturuyor ve Ebu Hureyre'nin dediklerinden hiçbir şey değiştirmeye lüzum görmüyordu ta "Bunların hepsi senin ve bir o kadar dahası da hep senindir" sözüne gelince Ebu Said, Ebu Hureyre'ye: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemIden "Bunların hepsi ve daha on misli de senindir buyuracaktır" derken işittim dedi. Ebu Hureyre de ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yalnız "Bunlar ve beraberinde bir misli daha senindir" buyurduğunu ezberledim, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sıratın cehennem köprüsü olduğu." Yani sıratın Müslümanlar üzerinden geçip cennete gitsinler diye cehennem üzerine kurulan köprü olduğu. "Hel tudarrCıne" yani çekişerek, mücadele ederek ve birbirinizi sıkıştırarak kimseye zarar veriyor musunuz ve kimse de size zarar veriyor mu? Bu kelime "ra" harfi şeddelenmeden de rivayet edilmiştir. Bu takdirde fiil zarar anlamına gelen "ed-dayr" kökünden türemiş olur. Buna göre mana, kimse kimseye muhalif olup da onu yalanlıyor, onunla çekişiyor ve böylece ona zarar veriyor mu demektir. Fiilin kullanımı "darahCı, yadiruhCı" şeklindedir. Bazılarına göre bu fiilin manası bir diğer rivayette olduğu gibi sıkıştırıyor musunuz demektir. "TeravnehCı kezalike =onu böyle apaçık göreceksiniz." Vurgulanmak istenen "görme"nin net, kuşkunun olmadığı, meşakkatin ve birbirine düşmnin bulunmadığı görmeye benzetilmesidir. Nevevi şöyle demiştir: Ehl-i sünnet mezhebine göre müminlerin Rablerini görmeleri mümkündür. Mutezile ve Hariei bid'atçiler ise bunun mümkün olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu, onların cehaletlerini gösterir. Kitap, sünnet, sahabelerle Ümmetin selefinin ahirette müminlerin Rablerini görecekleri yolundaki iemalarında birçok delil vardır. "Tağutlara tapmakta olanlar onların ardına takılıp gidecektir." Hadiste geçen "tevağit" "tağut" kelimesinin çoğuludur. Tağut, şeytan, put demektir. Kelimenin çoğulu, tekili, müzekkeri ve müennesi aynıdır. Nisa suresinin tefsirinde tağuta bir parça işaret edilmişti. Taberi şöyle der: Bence isabetli olanı şudur: TağCıt, Allah'tan başkasına ibadet olunan ve Allah'a karşı azgınlık edip, haddi aşan her şeydir. Bu da ya onun kendisine ibadet edene galebe çalmasıyla ya da ibadet edenin itaatiyiedir. Bu tapılan varlık insan olabileceği gibi şeytan veya hayvan ya da cansız bir varlık olabilir. Taberi şöyle devam eder: Onların kıyamet günü bu tağCıtların ardına düşmeleri, onlara inanmaya devam etmelerinin cezasıdır. TağCıta tapanların onların peşinden gitmeleri, istemeseler bile zorla cehenneme sürüklenmeleri için de olabilir. Ebu Said el-Hudrl'nin Tevhid Bölümünde nakledilen hadisinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: "Haç ehli haçlarıyla, putperestler putlarıyla, her ilaha tapanlar ilahlanyla birlikte gideceklerdir." Burada şeytan ve benzeri tapılmaktan hoşnut olan bir varlığa veya cansız bir nesneye ya da hayvana tapanların bu hükme dahilolduklarına işaret edilmektedir. Melekler ve Mesih İsa gibi tapılmaktan hoşnut olmayanlar ise böyle değillerdir. "Yalnız bu ümmet kalacaktır." İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: "Ümmet" kelimesinden maksat Muhammed ümmeti olabileceği gibi, bundan daha geniş olarak yorumlama imkanı da vardır. Bu takdirde cinler dahil bütün tevhid ehli, ümmet kavramına girer. Hadisin devamındaki itaatkar veya günahkar olup, Allah'a ibadet eden herkesin yerinde kalacağını ifade eden cümle de bunu göstermektedir. Bizce söz konusu hüküm, hadisin devamındaki "Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım" cümlesinden de anlaşılmaktadır. Çünkü bu cümlede, diğer Nebilerin Hz. Nebilden sonra kendi ümmetierini sırattan geçireceklerine işaret edilmektedir. "Onlara 'Yalan söylediniz' denilir." İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadisten münafıkların dünyada yaptıkları gibi -kendilerine fayda verir umuduyla- müminlerle birlikte geri kalacakları ifade edilmektedir. Münafıklar bunun kendileri için devam edeceğini zannetmektedirler. Oysa Allahu Teala müminleri alınlarındaki beyazlık (ğırra) ve ayaklarındaki akseki (tahdı) ile ayıracaktır.' Zira münafıkta ne ğırra, ne de tahdl olacaktır. Biz de şunu ekleyelim: Gırra ve tahdlin Muhammed ümmetine mahsus olduğu sabittir. Bu münafıkların ayrılma meselesine daha yakından bakacak olursak, onlar ğırra ve tahdie sahip olduktan sonra secdeye muafık olamayarak ve nuriarı söndürülmek suretiyle müminlerden ayrılacaklardır. Bir ihtimale göre ise ğırra ve tahdie sahip olacaklar, sonra nurun söndürülmesi esnasında bunlar kendilerinden alınacaktır. "Allah onlara evvelce tanıdıklanndan başka bir surette gelecektir." İbnü'lArabi şöyle demiştir: Onların bu esnada (Allah'a) sığınmaları bunun istidrac olduğuna inanmalarındandır. Çünkü Allah kötü bir şeyi emretmez. Batıla ve batıl taraftarlarına uymak çirkin şeylerdendir. Bundan dolayı Sahih'te şöyle bir ifade yer alır: "Allah onlara tanımadıkları bir surette gelir. Bu, batıla tabi olanlara uyma emridir. Bundan dolayı 'Rabbimiz geldiğinde biz onu tanırIZ' derler." Bunun manası Rabbimiz bize bildiğimiz hak sözü söyleyerek geldiğinde biz onu tanırız demektir. İbnü'l-Cevzl'ye göre hadisin manası şudur: Allah onlara kıyamet gününün korkunçluğuyla ve dünyada mislini tanımadıkları şekliyle meleklerin suretinde gelir. Onlar da bu durumdan (Allah'a) sığınırlar ve şöyle derler: Rabbimiz gelseydi biz onu tanırdık yani Rabbimiz bize tanıdığımız lütfuyla gelseydi biz onu tanırdık. Bu Allahu Teala'ın "İncikten açılır"(Kalem 42) ifadesiyle anlattığı durumdur ki "incikten açılmak" işlerin güçleşmesi demektir. Kurtubi şöyle demiştir: Bu, kullarından murdar olanları temizlerden ayırması için Allahu Teala'ın onları imtihan ettiği korkunç bir durumdur. Şöyle ki münafıklar dünyada iken olduğu gibi, orada da mümkün olduğu zannıyla kendilerinin de müminlerden olduğunu iddia ederek onlarla birlikte karışık olarak geri kaldıklarında Allah onlara korkunç bir şekilde gelmek suretiyle kendilerini imtihan eder ve onların tümüne "Ben sizin Rabbinizim" der. Müminler Rablerine inkarla cevap verirler. Çünkü onlar Allahu Teala'ı daha önceden tanımaktadırlar ve onun bu suretteki niteliklerden uzak olduğunu bilmektedirler. Bundan dolayı "Senden Allah'a sığınırız. Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız" derler. Hatta bazıları az kalsın dönecek hale gelir yani ayağı kayıp da münafıkların düşündüğü gibi düşünecek duruma gelir. Kurtubi şöyle der: Bunlar alimler arasında kökü ve kökeni olmayan bir zümredir. Herhalde bunlar hakka inanıp, basiretsizce onun etrafında dönenlerdir. Hattabi'nin düşüncesi ise şöyledir: Allah'ın bu görülmesi, onlara onurlandırma ölsun diye cennetteki görülmesinden farklı olacaktır. Çünkü bu imtihan içindir. Diğeri onların onurunu arttırmak içindir. Nitekim "el-hüsna ve ziyade = güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır"(Yunus 26) ayetindeki "bir de fazlası" bu şekilde tefsir edilmiştir. Hatta.bi şöyle devam eder: Mahşer yerinde imtihanın yapılmasında herhangi bir problem yoktur. Çünkü mükellefiyetierin izleri, ancak cennete veya cehenneme yerleştikten sonra kesilir. Kurtubi sözüne devamla der ki: Burada şöyle denebilır: Allahu Teala'ın ilk başta kendisini onlardan gizlemesi, aralarında kendisini görmeye layık olmayan münafıkların bulunmasındandır. Onlar müminlerden ayrılınca aradaki perde kaldırılır ve müminler o zaman "Sen bizim Rabbimizsin" derler. Bizim kanaatimiz ise şu yöndedir: "Bize kendisini tanıtınca onu tanırız" ifadesi ve onun teviliyle ilgili söylediklerimiz göz önüne alındığında problem ortadan kalkmaktadır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: 'Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım'" Şuayb'ın rivayetinde "men yüCızu" cümlesi "yucevvizu bi ümmetihi" şeklindedir. Asmai şöyle demiştir: "Caze'l-vadiye" vadide yürüdü, "ecazehCı" vadiyi yürüyüp kat etti demektir. Nevevi şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Sıratın üzerinden ilk geçecek ve onu kat edecek ben ve ümmetim oluruz. Arapçada "d'ize'l-vadiye ve ecazehu" vadiyi yürüyüp kat etti ve arkasında bıraktı demektir. "O gün Nebilerin duaları :4l/ahümme sel/im sel/im' şeklinde olacaktır." Bu cümle Şuayb'ın rivayetinde "ve la yetekellemu yevmeizin ahadun iIIe'rrusül =0 gün Nebilerden başka hiç kimse konuşmayacaktır" şeklindedir. İbrahim b. Sa'd'ın rivayetinde ise "Onunla ancak Nebiler konuşabilir. Nebilerin o günkü duaları :4l/ahumme! Sel/im, seiUm' şeklinde olur." Tirmizl'de yer alan el-Muğire hadisine göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müminin sırattaki şiarı 'Rabbi sel/im, sel/im = Allah'ım selamet ver, selam et ver' şeklindedir. "(Tirmizi, Kıyame) Bu ifadeden müminlerin şiarının bunu konuşacakları şeklinde olduğu sonucu çıkmaz. Tam tersine bunu müminlere selamet duası yapan Nebiler söylerler ve buna onların şiarı ismi verilir. Bu açıklamayla bu konudaki haberlerin tümü cem ve telif olmaktadır. Ebu Said hadisinde şöyle bir farklı ifade vardır: "Mümin (sırattan) göz açıp kapama hızında, şimşek gibi, rüzgar gibi, cins atlar ve develer gibi geçer." Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin birlikte rivayet ettikleri hadiste ise şöyle denmektedir: "Onların ilk zümresi şimşek gibi geçer, sonra rüzgar, sonra kuş ve hızlı koşan erkekler gibi geçerler. Onları sırattan amel/eri geçirir. "(Müslim, İman) . "Ve bihf kela/fb= Onun çengel/eri vardır." "Bihi''' kelimesindeki zamir, "slrat" yerine kullanılmıştır. Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin birlikte yaptıkları rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sıratın iki yanında asılı ve işaret edilen kimseleri yakalaması emredilen çengel/er vardır" diye haber vermiştir. Kadı Ebu Bekir el-Arabi' şöyle demiştir: Buradaki "çengeller" "Cehennem şehvetlerle kuşatılmıştır" şeklinde daha önce geçen hadiste işaret edilen şehevi şeylerdir. İbnü'I-Arabi' şöyle der: Şehvetler sıratın iki tarafına konmuştur. Her kim bunlara dalacak olursa cehenneme düşer. Çünkü şehvetler sırat köprüsünün insanı kapan çengelleridir. Huzeyfe hadisinde ise "Emanet ve sı la-i rahim gönderilir ve sıratın sağlı sol/u iki tarafında durur" (Müslim, İman) yani sıratın iki yakasında dururlar. Bu hadisin manası şudur: Emanet ve sıla-i rahim, şanları yüce, kullara riayeti gerekli olan hakkının büyüklüğü sebebiyle emanete riayet eden, etmeyen, akrabalarıyla ilişkisini koparan ve koparmayan herkes orada durdurulur. Bunlar, hak üzere olan adına mücadele ederken batıla sapanların aleyhine şehadet ederler. "Emanet" kelimesi ile "inna aradna'l-emanete ale's-semavati ve'l-ardi = Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik''(Ahzab 72) ayetinde geçen "emanet", "sıla-i rahim" den de "vetteku'l-lahellezi: tesaelune bihi: ve'l-erham = adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının"(Nisa 1) ayetinde yer alan "sıla-i rahim" kastedilmiş olabilir. Allah'ın emrine tazimde ve yarattıklarına şefkatte bulunmak da buna dahilolur. Sanki emanet ve sıla-i rahim, sırat-i müstakim, imanın ve dosdoğru dinin iki fıtratı olan İslamın iki yanına gizlenmişlerdir. "İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar." ez-Zeyn b. el-Müni:r şöyle demiştir: Sözkonusu çengellerin Sa'dan dikenine benzetilmesi, insanları kapmaktaki hızı, kaçınma ve korunmaya rağmen ona taktlmanın çokluğu açısından benzetilmiştir. Böylece insanlara dünyada bildikleri ve doğrudan alıştıkları bir şeyle örnek verilerek temsili bir anlatım yapılmıştır. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözkonusu benzetmenin bunların miktarları konusunda olmadığına işaret etmek üzere istisnada bulunmuştur. "Minhum el-muhardelu." Bunun manası sırat onları kurtuluşa erenlere katılmaktan alıkoyar demektir. Bazılarına göre "el-muhardel" yere çarpılmış demektir. İbnü't-Tıyn' u manayı tercih etmiş ve haberin ifade akışına bu daha uygundur demiştir. "Summe yencu = sonra kurtulur." İbn Ebi: Cemre şöyle demiştir: Bu cümleden sırattan geçecek olanların üç sınıf oldukları anlaşılmaktadır. Bunlar herhangi bir sıyırık, tırmalama olmaksızın kurtuluşa erenler, ilk etapta helak olanlar ve bunların ortası olanlardır ki bunlar önce yara alırlar, sonra kurtuluşa ererler. Bu kısımlardan her biri de kendi aralarında tekrar kısımlara ayrılır. Böyle olduğu "bi kadri a'm6/ihim = amellerine göre" ifadesinden anlaşılmaktadır. "Mekdus" kelimesinin telaffuzu hakkında ihtilaf edilmiştir. Kelime Müslim'de yer alan bir rivayette (Müslim, İman) "mekdus" şeklinde yer alırken bazıları "mekduş" şeklinde rivayet etmişlerdir. "Mekduş", şiddetli bir şekilde sevk etmek demektir. "Mekdus" ise bir kısmı diğerine binen demektir. "Allah kulları arasında hüküm ve adaletini tamamladığında." İbn Ebi: Cemre bu cümleyi Allah'ın ilminde onlara merhamet edeceği vakit geldiğinde şeklinde tefsir etmiştir. Nevevi: şöyle der: Hadisin zahirine göre cehennem ateşi yedi secde organlarının tamamını yemeyecektir. Bunlar alın, iki el, iki diz, iki ayaktır. Ba,:ı alimler bunu kesin bir dille ifade etmişlerdir. İbn Ebi Cemre bu hadisten Müslüman olup namaz kılmayan bir kimsenin cehennemden çıkmayacağını, çünkü onun alnında ve ayaklarında alamet olmayacağını söylemiştir. Fakat bu hadis "Iem ya'melu hayran kattu = hiç amel işlememiş" ifadesinin genelliği dolayısıyla Allah'ın kabzasında çıkacak şeklinde yorumlanmıştır. "Yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biterlerse (yeniden) öylece biteceklerdir. " İman bölümünde bu kelimenin yabani reyhan olduğu geçmişti. Kelimenin çoğulu "hibeb"dir. "Ff hamili's-seyl = sel uğrağında" yani selin getirdiği ince toprak üzerinde. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Bu ifade onların yerden bitme hızlarına işaret etmektedir. Zira yabani reyhan tohumu, bitkilerin içerisinde en hızlı bitendir. Bir de sel artığında oldıı mu daha da hızlı biter. Zira sel artığında yumuşak çamurla birlikte selle birlikte gelen çerçöpün harareti bir araya gelir. "Bir kimse kalır." Bundan önceki başlık altında yer alan 22. hadisin açıklamasında cehennemden en son çıkacak kişiden söz edilmiş ve bu kişinin kefen soyucu olduğu belirtilmişti. Huzeyfe'nin naklettiği İsrailoğulları ile ilgili hadiste şu ifade yer almaktaydı: "Adamın biri kendi ameli hakkında iyi düşünmüyordu. Allesine '(Ölünce) Beni yakın' dedi." Bu hadisin son kısmında o kişinin "Kefen soyucu olduğu" yer almaktaydı Ahmed b. Hanbel, Ebu Avane ve başka kaynaklarda zikredilen Huzeyfe'nin Ebu Bekir'den naklettiği hadiste şu ifade yer almaktadır: "Sonra Allah 'Cehennemde herhangi bir am el yaptığı halde kalan var mı bakın?' diye emreder ve orada bir kişiyi bulurlar. Ona 'Hiç hayır işledin mi?' diye sorulur. O da 'Hayır! Ancak alışverişlerimde insanlara müsamaha ederdim' der." (Ahmed b. Hanbel, 1,4) "Şu ateşin kokusu beni zehirleyip duruyor." Hattabi şöyle demiştir: "Kaşabehu'd-duhan" duman boğazına doldu ve kişi onu yutmaya başladı demektir. "el-Kaşb" kelimesinin aslı yemeğe zehir katmak demektir. Kullanımı "kaşabehu" şeklindedir. Manası onu zehirledi demektir. Daha sonra bu fiil dumanla hoş kokunun zirveye çıkması anlamında kullanılmıştır. Nevevi şöyle der: "Kaşebeni" beni zehirledi, bana eziyet etti ve beni helak etti anlamınadır. Bu anlam dilbilimcilerin çoğunluğunun görüşünü yansıtmaktadır. Bizce Hattabi'nin görüşünün güzelliğini herkes fark edebilir. "Yalını beni yakıp duruyor." Hadis metninde geçen "zekauha" alevi çoktur, tutuşması ve yakıcılığı şiddetlidir anlamınadır. "Ya Rab' Ben İ mahlukatının en bedbahtı kılma!" Hadis metninde geçen "elhalk" kelimesinden burada maksat cennete girenlerdir. "Bunların hepsi ve bir o kadar dahası da hep senindir!" Ebu Said Ebu Hureyre'ye 'Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duydum ... ' demiştir.' Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadise göre bir şahsa hakikatı kavranamayan bir şeyle hitap etmek caizdir ve gerçeği kavranılmayan bu şeyi o kişinin anladığı simgelerle ifade etmek mümkündür. Ahirette olacak şeyler isimlendirme hariç dünyadakilere benzemez. 2- Mükellefiyet, kişi cennette veya cehennemde yerini almadıkça kesilmez. Mahşer yerinde emri yerine getirme ister istemez zorunlu olarak gerçekleşir. 3- Hadisten imanın fazileti anlaşılmaktadır. Zira münafık zahiren imanlı göründüğü için yüzündeki nur ve başka şeyler söndürülüp, müminlerden ayrılıncaya kadar dokunulmazlığı kendisinde kalmıştır. Sırat köprüsü olanca inceliğine ve keskinliğine rağmen Adem'den kıyamete kadar gelip geçmiş bütün mahlukatı içine alır. 4- Cehennem ateşi büyüklüğüne ve şiddetine rağmen yakılması emredilen sınırı aşmayacaktır. 5- Şefaat dilemek ancak günahkar için sözkonusudur gerekçesi ile bunu kabul etmeyenlerin aksine onu dilemek caizdir. Kadi İyad şöyle demiştir: Bu görüşü savunanlar daha önce açıklandığı üzere hesapsız bir şekilde ve bunun dışında cennete girme esnasında şefaatin olacağını gözden kaçırmışlardır. Bunun yanında aklı başında olan herkes, kendisinin kusurlu olduğunu itiraf ettiğine göre kusurundan dolayı af talebine ihtiyaç duyacaktır. Amel eden herkes de aynı şekilde amelinin kabul edilmeyeceğinden korku duyacak ve onun kabulü için şefaate ihtiyaç duyacaktır. Kadı Iyaz şöyle devam eder: Karşı görüşü ileri süren kimsenin bağışlanma ve rahmet duasında bulunmaması gerekir. Bu da selefin dualarında izledikleri yola aykırıdır. 6- Hadisten Allahu Teala'ı ahirette görmenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. 7 - Bu ümmete mensup günahkar bir zümre ateşle azaba uğrayacak, sonra şefaat ve rahmetle oradan çıkacaktır. Ancak bazıları bu ümmet için böyle bir şeyin sözkonusu olmadığını söylemiş ve bu konuda gelen haberleri zorlama birtakım şeylerle tevil etmeye kalkışmışlardır. Oysa sarih naslar bunun sabit olacağı noktasında birbirini desteklemekte ve güçlendirmektedir

Sahîh-i Buhârî, 6574
HadisSünen-i Tirmizî

(حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَتَفَاوَتَ بَيْنَ أَصْحَابِهِ فِي السَّيْرِ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَوْتَهُ بِهَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ ‏)‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏:‏ ‏(‏ إن عذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ ‏)‏ فَلَمَّا سَمِعَ ذَلِكَ أَصْحَابُهُ حَثُّوا الْمَطِيَّ وَعَرَفُوا أَنَّهُ عِنْدَ قَوْلٍ يَقُولُهُ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ تَدْرُونَ أَىُّ يَوْمٍ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ يَوْمٌ يُنَادِي اللَّهُ فِيهِ آدَمَ فَيُنَادِيهِ رَبُّهُ فَيَقُولُ يَا آدَمُ ابْعَثْ بَعْثَ النَّارِ ‏.‏ فَيَقُولُ يَا رَبِّ وَمَا بَعْثُ النَّارِ فَيَقُولُ مِنْ كُلِّ أَلْفٍ تِسْعُمِائَةٍ وَتِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ إِلَى النَّارِ وَوَاحِدٌ فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ فَيَئِسَ الْقَوْمُ حَتَّى مَا أَبْدَوْا بِضَاحِكَةٍ فَلَمَّا رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي بِأَصْحَابِهِ قَالَ ‏"‏ اعْمَلُوا وَأَبْشِرُوا فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ إِنَّكُمْ لَمَعَ خَلِيقَتَيْنِ مَا كَانَتَا مَعَ شَيْءٍ إِلاَّ كَثَّرَتَاهُ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَمَنْ مَاتَ مِنْ بَنِي آدَمَ وَبَنِي إِبْلِيسَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَسُرِّيَ عَنِ الْقَوْمِ بَعْضُ الَّذِي يَجِدُونَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اعْمَلُوا وَأَبْشِرُوا فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا أَنْتُمْ فِي النَّاسِ إِلاَّ كَالشَّامَةِ فِي جَنْبِ الْبَعِيرِ أَوْ كَالرَّقْمَةِ فِي ذِرَاعِ الدَّابَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İmrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir yolculukta Nebile beraberdik Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı arasında yürüyüşte bir fark meydana gelmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Hac sûresi 1-2. ayetlerini yüksek sesle okudu. Ashab bunu işitince bineklerini kamçıladılar Rasûlullah (s.a.v.)’in bir söz söylemek üzere olduğunu anladılar. Rasûlullah (s.a.v.), o günün nasıl bir gün olacağını biliyor musunuz? buyurdu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Rasûlullah (s.a.v.): O gün öyle bir gündür ki Allah Adem’i çağıracak ve Cehennemin payını Cehenneme gönder buyuracak. Adem de şöyle diyecek Ey Rabbim Cehennemin payı ne kadardır. Allah’ta şöyle buyuracak: Her bin'den dokuzyüz doksan dokuzu Cehennemlik biri ise Cennetliktir. Bunun üzerine orada bulunanlar o kadar üzüntüye kapıldılar ki yüzlerinde tebessüm izi bile kalmadı. Rasûlullah (s.a.v.), ashabının bu halini görünce şöyle buyurdu: “Kulluk yapınız ve iyimser olunuz. Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizler mahlukatın ikisiyle berabersiniz Ye’cüc ve Me’cüc… Bu iki gurup yaratıklar kimlerle beraber olurlarsa onları çoğaltırlar ademoğlu ve iblisin soyundan gelen kim olursa olsun. Ravi diyor ki: Bunu duyunca halkın yüzü güldü ve sıkıntıları gider gibi oldu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kulluk yapın iyimser olun Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler tüm insanlar arasında devenin bir yanındaki ben gibisiniz veya binit hayvanlarının tırnaklarının iç kısmındaki iki tümsek gibisiniz.” Diğer tahric: Müsned: 19055 Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir

Sünen-i Tirmizî, 3169
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ وَرْدَانَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏(‏ وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً ‏)‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفِي كُلِّ عَامٍ فَسَكَتَ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفِي كُلِّ عَامٍ قَالَ ‏"‏ لاَ وَلَوْ قُلْتُ نَعَمْ لَوَجَبَتْ ‏"‏ ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏:‏ ‏(‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَلِيٍّ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَاسْمُ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ سَعِيدُ بْنُ أَبِي عِمْرَانَ وَهُوَ سَعِيدُ بْنُ فَيْرُوزَ ‏.‏

Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: ‘’Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse, şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.’’ (Âl-i imrân 97.) ayeti nazil olunca, kimileri şöyle dediler: “Ey Allah’ın Rasûlü her sene mi? Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu onlar yine sordular her sene mi?” Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): “Hayır” dediler. “Evet deseydim her sene farz olacaktı.” Bunun üzerine Allah, Maide sûresi 101. ayetini indirdi. “Ey iman edenler açıklandığı zaman size zorluk verip üzecek şeyleri sormayın…” Diğer tahric: İbn Mâce, Menasik Tirmîzî: Bu konuda İbn Abbâs ve Ebû Hureyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Ali (r.a.)’ın hadisi hasen garibtir. Ebûl Bahterî’nin adı Saîd b. ebî Imrân’dır. Saîd b. Feyrûz’da denir

Sünen-i Tirmizî, 814
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، بِالرَّحَبَةِ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ الْحُدَيْبِيَةِ خَرَجَ إِلَيْنَا نَاسٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ فِيهِمْ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو وَأُنَاسٌ مِنْ رُؤَسَاءِ الْمُشْرِكِينَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ خَرَجَ إِلَيْكَ نَاسٌ مِنْ أَبْنَائِنَا وَإِخْوَانِنَا وَأَرِقَّائِنَا وَلَيْسَ لَهُمْ فِقْهٌ فِي الدِّينِ وَإِنَّمَا خَرَجُوا فِرَارًا مِنْ أَمْوَالِنَا وَضِيَاعِنَا فَارْدُدْهُمْ إِلَيْنَا ‏.‏ ‏"‏ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ فِقْهٌ فِي الدِّينِ سَنُفَقِّهُهُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ لَتَنْتَهُنَّ أَوْ لَيَبْعَثَنَّ اللَّهُ عَلَيْكُمْ مَنْ يَضْرِبُ رِقَابَكُمْ بِالسَّيْفِ عَلَى الدِّينِ قَدِ امْتَحَنَ اللَّهُ قَلْبَهُ عَلَى الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا مَنْ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ مَنْ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَقَالَ عُمَرُ مَنْ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ هُوَ خَاصِفُ النَّعْلِ ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ أَعْطَى عَلِيًّا نَعْلَهُ يَخْصِفُهَا ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَيْنَا عَلِيٌّ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ رِبْعِيٍّ عَنْ عَلِيٍّ ‏.‏ وَسَمِعْتُ الْجَارُودَ يَقُولُ سَمِعْتُ وَكِيعًا يَقُولُ لَمْ يَكْذِبْ رِبْعِيُّ بْنُ حِرَاشٍ فِي الإِسْلاَمِ كِذْبَةً ‏.‏ وَأَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي الأَسْوَدِ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ مَهْدِيٍّ يَقُولُ مَنْصُورُ بْنُ الْمُعْتَمِرِ أَثْبَتُ أَهْلِ الْكُوفَةِ ‏.‏

Rıb’î b. Hıraş (r.a.)’tan rivâyete göre, Ali b. ebî Tâlib, Kûfedeki geniş bir meydanlık olan Rahbe’de bize anlattı ve şöyle dedi: Hudeybiye günü müşriklerden bazı kimseler yanımıza çıkıp gelmişlerdi. Aralarında Sühehl b. Amr ve Müşriklerin ileri gelenlerinden birkaç kişi vardı. Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle dediler: Ey Allah’ın Rasûlü! oğullarımız, kardeşlerimiz ve kölelerimizden bazı anlayışsız kimseler sana kaçıp gelmişlerdir. Onların din konusunda bilgileri yoktur. Mallarımız ve topraklarımızda çalışan işçiler olup işten kaçıp gelmişlerdir. Onları bize geri teslim et, onlar din konusunda bilgili değillerse biz onlara bilgi verir bilgilendiririz. Bu teklifleri karşısında Nebi (s.a.v): “Ey Kureyş topluluğu, mutlaka kötü hallerinizden vazgeçmeli İslam’a geri dönmelisiniz. Aksi halde Allah din uğrunda boyunlarınızı vuracak bir kişi gönderecektir. O din konusunda bilgileri yoktur dediğiniz kimselerin kalblerini Allah iman üzere imtihan etmiştir” buyurdu. Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! o kimse kimdir?” diye sordular. Ebû Bekir: “Ey Allah’ın Rasûlü o kimse kimdir?” diye sordu. Ömer: “O kimse kimdir?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.): “O ayakkabı tamircisidir” buyurdu. Rasûlullah (s.a.v.), ayakkabısını tamir için Ali’ye vermişti. Sonra Ali bize döndü ve şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim bilerek benim adıma yalan söylerse Cehennem’deki yerine hazırlansın.” Diğer tahric: Buhârî, İlim; Müslim,i Mukaddime Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir. Rib’î’nin, Ali’den rivâyeti olarak bilmekteyiz. Carûd’tan işittim şöyle diyordu: Vekî’den işittim şöyle diyordu: Rıb’î b. Hıraş, İslam’da hiçbir konuda yalan söylememiştir. Muhammed b. İsmail’in bana haber verdiğine göre Abdullah b. eb’îl Esved şöyle demiştir: Abdurrahman b. Mehdî’den işittim şöyle demişti: Mansur b. Mu’temir, Kûfeliler yanında sağlam bir kimsedir

Sünen-i Tirmizî, 3715

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.