İslami Delil
Sureler
75

Kıyâmeسُورَةُ القِيَامَةِ

Mekkî· 40 ayet

Sûre hakkında (Kur'an Yolu)

Adı ve âyet sayısı

         İlk âyetinde geçen “kıyâmet” kelimesi sûreye ad olmuştur. Ayrıca “Lâ uksimü” adıyla da anılmaktadır (İbn Âşûr, XXIX, 336).

Nüzûlü

Mushaftaki sıralamada yetmiş beşinci, iniş sırasına göre otuz birinci sûredir. Karia sûresinden sonra, Hümeze sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Konusu

Allah’ın insanları yeniden diriltmeye muktedir olduğunu bildiren âyetlerle başlayan sûrede ağırlıklı olarak kıyamet koparken evrende meydana gelecek olaylar, ölmek üzere olan insanın halleri, öldükten sonra dirilme ve hesap konuları ile inkârcıların âhirette karşılaşacağı zorluklar, mutlu ve mutsuz insanların halleri ele alınmaktadır. Sûrede ayrıca vahiy esnasında Hz. Peygamber’in Cebrâil’den aldığı vahyi hâfızasına yerleştirmek için gösterdiği gayret, Allah Teâlâ’nın bu konudaki uyarıları ve âhiretin varlığını ispatlayan deliller üzerinde durulmuştur.

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ

    lâ uksimü biyevmilkiyâmeh.

    Kıyamet gününe yemin ederim.

  2. وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ

    velâ uksimü binnefsillevvâmeh.

    Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.

  3. أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ

    eyahsebül'insânü ellen necme'a izâmeh.

    İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?

  4. بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ

    belâ kâdirîne alâ en nüsevviye benâneh.

    Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.

  5. بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ

    bel yürîdül'insânü liyefcüra emâmeh.

    Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

  6. يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ

    yes'elü eyyâne yevmülkiyâmeh.

    Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

  7. فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ

    feizâ berikalbesar.

    Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

  8. وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ

    vehasefelkamer.

    Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

  9. وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ

    vecümi'aşşemsü velkamer.

    Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

  10. يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ

    yekûlül'insânü yevmeizin eynelmeferr.

    Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

  11. كَلَّا لَا وَزَرَ

    kellâ lâ vezer.

    Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.

  12. إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ

    ilâ rabbike yevmeizinlmüstekarr.

    O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.

  13. يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

    yünebbeül'insânü yevmeizim bimâ kaddeme veehhar.

    O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.

  14. بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌۭ

    belil'insânü alâ nefsihî besîrah.

    Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

  15. وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

    velev elkâ me'âzîrah.

    Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

  16. لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ

    lâ tüharrik bihî lisâneke lita'cele bih.

    Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.

  17. إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ

    inne aleynâ cem'ahû vekur'âneh.

    Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.

  18. فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ

    feizâ kara'nâhü fettebi' kur'âneh.

    Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.

  19. ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ

    ŝümme inne aleynâ beyâneh.

    Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.

  20. كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ

    kellâ bel tühibbûnel'âcileh.

    Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.

  21. وَتَذَرُونَ ٱلْءَاخِرَةَ

    vetezerûnel'âhirah.

    Ahireti bırakırsınız.

  22. وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاضِرَةٌ

    vucûhüy yevmeizin nâdirah.

    O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

  23. إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌۭ

    ilâ rabbihâ nâzirah.

    O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

  24. وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌۭ

    vevucûhüy yevmeizim bâsirah.

    O gün bir takım yüzler de asıktır.

  25. تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۭ

    tezunnü ey yüf'ale bihâ fâkirah.

    Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.

  26. كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ

    kellâ izâ belegatitterâkiy.

    Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

  27. وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍۢ

    vekîle men râk.

    Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

  28. وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ

    vezanne ennehülfirâk.

    Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.

  29. وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

    velteffetissâku bissâk.

    Bacaklar birbirine dolaşır.

  30. إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ

    ilâ rabbike yevmeizinlmesâk.

    O gün sevk Rabbin huzurunadır.

  31. فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

    felâ saddeka velâ sallâ.

    O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

  32. وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    velâkin kezzebe vetevellâ.

    O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

  33. ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

    ŝümme zehebe ilâ ehlihî yetemettâ.

    O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

  34. أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ

    evlâ leke feevlâ.

    Sana yazıklar olsun, yazıklar!

  35. ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ

    ŝümme evlâ leke feevlâ.

    Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!

  36. أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

    eyahsebül'insânü ey yütrake südâ.

    İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?

  37. أَلَمْ يَكُ نُطْفَةًۭ مِّن مَّنِىٍّۢ يُمْنَىٰ

    elem yekü nutfetem mim meniyyiy yümnâ.

    O, katılan bir meni damlası değil miydi?

  38. ثُمَّ كَانَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

    ŝümme kâne alekaten fehaleka fesevvâ.

    Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.

  39. فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

    fece'ale minhüzzevceynizzekera vel'ünŝâ.

    Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.

  40. أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ

    eleyse zâlike bikâdirin alâ ey yuhyiyelmevtâ.

    Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.

Sureyi sesli dinle

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.