Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Akîka kurbanı nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Çocuğun doğumundan sonra AKİKA ismi verilen bir kurban kesilir. Bu kurbanlık koç veya büyük baş hayvan hissesi olabilir. Doğumdan hemen sonra ileriki yıllar boyunca kesilebilir. Ne kadar yakın zamanda olursa o kadar faziletli olur. Kesilen kurban, kurban bayramında kesilen kurban gibidir. Etini ev halkı, zengin fakir herkes yiyebilir. Topluca bir fakire veya bir kuruma da verilebilir. Yalnız kurban yerine para vermek o görevi yerine getirmez. O ayrıca bir sadaka olabilir. Akika kurbanını bir başkasına vekâlet verme yoluyla da kestirebilirsiniz. Bulunduğunuz yerde veya başka bir ülkede kesilmesinde sakınca yoktur. Bununla saç tıraşının beraberliği yoktur. Tıraş ayrı bir görevdir. Çocuğun saçı yedi günlük iken kesilir ve ağırlığı kadar altın sadaka verilir. Şart değildir ama sünnet olarak yapılmasında ecir vardır. Saç veya baş sağlık açısından kesilmesi uygun olmazsa o ağırlıkta (iki üç gram) altın saç yerine sadaka verilebilir. Hiç yapılmasa da bir eksiklik yoktur inşaallah.
Akîka, yeni doğan çocuk için kesilen kurbanın adıdır. Çocuk yedi günlük olunca Kurban Bayramında nasıl bir kurban kesiliyorsa o şekilde bir hayvan kesilir. Kurban olma şartları bakımından o kurbanla aynıdır. Etinin değerlendirilmesi de o kurbana benzer. Adak gibi değildir. Bu da şu anlama gelir: Kesilen akîka kurbanının eti tamamen ev halkı tarafından yenebilir veya başkalarına zengin fakir ayırmadan verilebilir. Pişmiş veya çiğ olması fark etmez. Bu fırsatı değerlendirip mü'min kardeşlerin katılacağı bir et ziyafetine dönüştürülebilir. İsrafa ve abartıya kaçılmadıkça her türlü mümkündür.
AKİKA kurbanı çocuğun ilk günlerindedir. Ancak bir gecikme hâlinde ileriki yaşlarda da kesilmesi Sünnet'e ittiba bakımından yararlıdır. Özellikle bu maksada riayetle kesmenizde yarar vardır. Bütün Sünnet kaynaklarında bu kurbanın adı AKİKA olarak geçer. Farklı isimler zikredilse bile hüküm değişmez. Mübarek olsun.
Çocuğun doğumunun yedinci gününde kurban kesilir ve aile ortamında ya da sadaka olarak verilebilecek bir yerde kullanılır. Bu sünnettir. Yedinci günde çocuğun saçının tıraş edilmesi ve ağırlığı kadar gümüşün sadaka verilmesi de sünnettir. Buradaki verilecek şey hadislerde gümüş olarak geçmektedir. Altına çevrilmesi de mümkündür. Günümüzde gümüş değeri altına göre çok düşük kalmaktadır. Asıl olan ise gümüşün bu hususta ölçü olmasıdır. Küçük bebeğin saçının tıraş edilmesi sağlık açısından sıkıntı oluşturabiliyorsa tıraş yapılmadan tahmini bir ağırlık üzerinden de sadaka verilebilir. Bugünkü yaygın hastalıklara bakıldığında bu görüşle hareket edilmesini sakıncasız buluruz.
Selamünaleyküm. Önceki çocuğunuz için yeniden kesmeniz gerekmez. Yeni çocuğunuz için de ilk fırsatta kesersiniz. Yedinci gününe kadar kesseniz iyi olur. Erkek çocuk için imkânı olanın iki adet kesmesi daha iyidir. Allah çocuğunuzu mübarek kılsın.
Akikanızı dilediğiniz yerde kesebilirsiniz/kestirebilirsiniz. Akika kurbanının fiyatını yüksekten alarak kestirmek daha fazla sevap kazandırmadığı gibi daha düşük bir fiyattan kestirmek de sevabı azaltmaz. Önemli olan sizin bu işi Allah rızası için yapmanız. Akika kurbanı sünnettir. Maddi durumunuz iyi değilse kendinizi bu konuda sıkıntıya sokmanız yanlıştır. Bir akika kurbanında yalnızca bir çocuk olur. İkisini kesemezseniz de endişelenmeyin; ileride kesersiniz. O da olmazsa sorumlu değilsiniz.
KURBAN konusundaki diğer fetvalar
Dinimizde ölü kurbanı veya kabir kurbanı diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak sevabı ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir. Ayrıca kurban borcu olup, hayatta iken vasiyet eden kişinin bıraktığı miras yeterli ise mirasçıları tarafından vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Tâbiînden olan Haneş’ten rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Ben Ali’yi (r.a.) iki koçu (birden) kurban ederken gördüm de kendisine; ‘Bu da nedir?’ diye sordum. ‘Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.’ cevabını verdi.” (Ebû Dâvûd, Edâhî, 2 [2790]; Tirmizî, Edâhî, 3 [1495]) Bu rivâyette Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delâlet etmez. Buna göre vasiyeti yoksa ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi kurban da kesebilir. Ölenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyeti yoksa kesen kimse, bu kurban etini fakirlere yedirebileceği gibi kendisi ve zenginler de yiyebilir. Ancak ölen kişinin vasiyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/326)
Kesilen kurbanın kanının alna sürülmesinin dinle hiçbir ilgisi yoktur. Güvenilir kaynakların hiçbirinde böyle bir bilgi mevcut değildir. Halkımız arasında yaygın olan bu uygulamanın başka kültürlerden geldiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla terk edilmesi gerekir.
Dinimizde böyle bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi caiz değildir. Çünkü Allah'ın (c.c.) emretmediği ve Resûlü’nünden (s.a.s.) de nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet gibi telakki etmek ve ona dinîlik vasfı vermek bidattir. Her bidat da Hz. Peygamber’in (s.a.s.) nitelemesiyle dalalettir. (Müslim, Cum‘a, 43 [867]) Hz. Ali’den rivâyet edilen “Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (Ebû Dâvûd, Edâhî, 2 [2790]; Tirmizî, Edâhî, 3 [1495]) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil olamaz. Çünkü Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delâlet etmez.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Zilhiccenin ilk dokuz gününü oruçla geçirdiği rivâyet edildiği için (Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2437]; Nesâî, Sıyâm, 70 [2372]) Zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani Kurban Bayramı’ndan önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı’nın ilk günüdür. Kurban Bayramı’nda da oruç tutulmaz. (Buhârî, Savm, 66-67 [1990-1993]; Müslim, Sıyâm, 138-143 [1137-1140]) Ancak imsaktan itibaren bir şey yemeyip o günün ilk yemeğini kurban etinden yemek müstehaptır. Fakat bu, kendi evinde kurban kesebilen insanlar içindir. Zamanımızda çiftliklerde kurban kestiren bazı Müslümanlara, akşama kadar sıra ancak gelmekte, hatta kesim ertesi güne kalmaktadır. Bu durumda söz konusu insanların aç kalıp oruçlu imiş gibi durmaları uygun değildir.
Kurban ibadeti hicri ikinci yılda meşru kılınmıştır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) de bu yıldan itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir. (Tirmizî, Edâhî, 11 [1506-1507]; bk. Buhârî, Hac, 117, 119 [1712, 1714]; Müslim, Edâhî, 17 [1966]) Hz. Peygamber (s.a.s.), Veda Haccı’nda yüz deve kurban etmiştir. Hz. Ali, “Peygamber (s.a.s.) yüz deve kurban etti. Etlerini dağıtmamı emretti, ben de dağıttım.” (Buhârî, Hac, 122 [1718]) demiştir. Hz. Enes’ten (r.a.) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) siyah-beyaz benekli iki koçu besmele ve tekbir ile bizzat kestiği rivâyet edilmektedir. (Buhârî, Edâhî, 9 [5558]; Müslim, Edâhî, 17-18 [1966])
Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlarla, koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların belirli şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun kurban olarak kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hadis ve uygulamaları ile sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban edilmesinin faziletli olduğu görüşünü ileri süren bazı fakihler olmuştur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/322) Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkânının bulunması göz önünde tutularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler, dinin değişmez bir esası gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde aynı esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin hayvan üretimine zarar vermesi hâlinde, erkek sığırların tercih edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik şartları arasında yer almamaktadır.