Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Ölü kurbanı diye bir kurban çeşidi var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimizde böyle bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi caiz değildir. Çünkü Allah'ın (c.c.) emretmediği ve Resûlü’nünden (s.a.s.) de nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet gibi telakki etmek ve ona dinîlik vasfı vermek bidattir. Her bidat da Hz. Peygamber’in (s.a.s.) nitelemesiyle dalalettir. (Müslim, Cum‘a, 43 [867]) Hz. Ali’den rivâyet edilen “Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (Ebû Dâvûd, Edâhî, 2 [2790]; Tirmizî, Edâhî, 3 [1495]) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil olamaz. Çünkü Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delâlet etmez.
Normal şartlarda bir kabre, yalnız bir cenaze defnedilir. Önce defnedilmiş olan cenaze, tamamen çürüyüp toprak hâline gelmedikçe, bir zaruret olmaksızın kabrin açılması ve bu kabre ikinci bir cenazenin defni caiz değildir. Cenaze çürüyüp toprak hâline geldikten sonra ise aynı kabre başka bir cenaze defnedilebilir. Bu cenazelerin karı-koca veya akraba olup olmaması şart değildir. Daha önce konulan cesedin çürüdüğü zannıyla açılan kabirde eğer çürümemiş bazı kemikler vb. şeyler bulunuyorsa bu takdirde bunlar bir kenara çekilip araya topraktan bir set yapmak suretiyle ikinci cenaze defnedilebilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/96-97) Ayrıca herhangi bir yere gömülmesini vasiyet eden bir kimsenin vasiyetine uyulması gerekmez. Fakat uyulmasında da bir sakınca yoktur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/222; 6/666)
Selamünaleyküm. Hayır, size kurban kesmek vacip ise kurban kesecek veya kestireceksiniz. Bir hayır kurumuna vererek kurban kestirin.
Mesele şöyle anlaşılmalıdır: a-Kurbanın bir mü'mine vacip olması için bazı şartlar gerekir. Mesela zenginliği olması gibi. Mü'minin seferi yani yolcu olmaması bu şartlardan biridir. Bunun anlamı şudur: Mü'min kurban bayramı günlerinde seferi ise ona kurban vacip olmaz. b-Seferi olan mü'mine kurban vacip olmaz yani kesmesi zorunlu olmaz ama keserse kabul olur mu? Bunun cevabı kesin olarak şudur: Seferi olduğu için ona kurban kesmek vacip değilse de o keserse kurbanı kurban olur. Tıpkı seferi olan mü'mine Cuma namazı farz olmadığı hâlde kılması durumunda Cuma kılmış olacağı gibi bir durumdur bu. c-Karıştırılan durum ise şudur: Bu kişi kurban günleri bitmeden mesela ikinci gün kendi evine dönecek olursa yani seferi durumu biterse o günlerde tekrar kurban kesmesi gerekiyor mu? Seferde iken kestiği kurban kurban görevini ifa etmesi için yeterli midir? Bunun cevabı da şudur: Seferi hâlde iken bile kesmiş olsa kişinin kurban görevi biter. Kurban günlerinde geri dönmüş olsa bile tekrar kurban kesmesi gerekmez.
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm'in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Zira Hz. Peygamber'in (s.a.s.) cenazeye Fâtiha sûresini okuduğu ve tavsiye ettiği, (İbn Mâce, Cenâiz, 22 [1495, 1496]) yine Abdullah bin Ömer'in (r.a.) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini güzel gördüğü rivâyet edilmektedir. (Beyhâkî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/93 [7068]) Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Benî Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfâr etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 128 [5142]; İbn Mâce, Edeb, 2 [3664]) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye; “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vesâyâ, 19 [2760]; Müslim, Zekât, 51 [1004]) buyurmuşlardır.
Bundan sonrasına dikkat edin. Evde bir kurban kesildi ise inşaallah sorun olmamıştır. Bazı fıkıh görüşlerinde evde bir kurban kesilmesi yeterlidir denir. İnşaallah ileride daha varlıklı günleriniz olursa o kurbanları da sadaka olarak verirsiniz.
KURBAN konusundaki diğer fetvalar
Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, “akîka” adı verilir. Akîka kurbanı kesmek sünnettir. İbn Abbas’tan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için akîka kurbanı kesmiş (Ebû Dâvûd, Edâhî, 21 [2841]; Nesâî, Akîka, 3 [4219]), bir hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Her çocuk (doğumunun) yedinci gününde kendisi için kesilecek akîka kurbanı karşılığında bir rehine gibidir. Akîka kurbanı kesildikten sonra çocuğun başı tıraş edilir ve ona isim verilir.” (Ebû Dâvûd, Edâhî, 20-21 [2837-2838]; Tirmizî, Edâhî, 21 [1522)]) Bu açıdan akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden büluğ çağına kadar kesilebilirse de doğumunun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Aynı günde çocuğa isim verilmesi ve saçı ağırlığında altın veya değeri miktarınca sadaka verilmesi müstehaptır. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/14-16)
Kesilen kurbanın kanının alna sürülmesinin dinle hiçbir ilgisi yoktur. Güvenilir kaynakların hiçbirinde böyle bir bilgi mevcut değildir. Halkımız arasında yaygın olan bu uygulamanın başka kültürlerden geldiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla terk edilmesi gerekir.
Kurban ibadeti hicri ikinci yılda meşru kılınmıştır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) de bu yıldan itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir. (Tirmizî, Edâhî, 11 [1506-1507]; bk. Buhârî, Hac, 117, 119 [1712, 1714]; Müslim, Edâhî, 17 [1966]) Hz. Peygamber (s.a.s.), Veda Haccı’nda yüz deve kurban etmiştir. Hz. Ali, “Peygamber (s.a.s.) yüz deve kurban etti. Etlerini dağıtmamı emretti, ben de dağıttım.” (Buhârî, Hac, 122 [1718]) demiştir. Hz. Enes’ten (r.a.) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) siyah-beyaz benekli iki koçu besmele ve tekbir ile bizzat kestiği rivâyet edilmektedir. (Buhârî, Edâhî, 9 [5558]; Müslim, Edâhî, 17-18 [1966])
Kişi, kurbanını bizzat kesebileceği gibi vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, hac ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/67; Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/21; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 8/132) Nitekim Hz. Ali’nin (r.a.) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.s.), (kendisi adına) develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve ‘kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (Müslim, Hac, 348-349 [1317]; bk. Buhârî, Hac, 120-122 [1716-1718]) Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla verilebilir. Vekil tayin edilen kişi veya kurum aldığı vekâleti gereği gibi yerine getirmelidir. Kurbanın yurt içinde başka bir ilde ya da yurt dışında kesilmesinde sakınca bulunmamaktadır. Kurban fiyatlarının kesilen ülkeye göre az veya çok olması bu durumu değiştirmez. Ancak yaşadığı yerde muhtaç ve fakirler varsa kişinin, kurbanını orada kesip dağıtması daha uygun olur. Çünkü kişinin yaşadığı yerdeki fakirlerin ve komşuların onun üzerinde hakları vardır.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Zilhiccenin ilk dokuz gününü oruçla geçirdiği rivâyet edildiği için (Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2437]; Nesâî, Sıyâm, 70 [2372]) Zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani Kurban Bayramı’ndan önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Zilhicce ayının 10. günü Kurban Bayramı’nın ilk günüdür. Kurban Bayramı’nda da oruç tutulmaz. (Buhârî, Savm, 66-67 [1990-1993]; Müslim, Sıyâm, 138-143 [1137-1140]) Ancak imsaktan itibaren bir şey yemeyip o günün ilk yemeğini kurban etinden yemek müstehaptır. Fakat bu, kendi evinde kurban kesebilen insanlar içindir. Zamanımızda çiftliklerde kurban kestiren bazı Müslümanlara, akşama kadar sıra ancak gelmekte, hatta kesim ertesi güne kalmaktadır. Bu durumda söz konusu insanların aç kalıp oruçlu imiş gibi durmaları uygun değildir.