Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Benim babam yaklaşık altı yedi sene önce birine yüklü miktarda borç para verdi iş kurması için, ancak daha sonra verdiği borcu geri alamadı. Borcu alamadığı gibi şu anda herhangi bir şekilde çözüm önerisi de sunulmuyor. Bizim ikilemde kaldığımız nokta şu; babam da bu sıralar maddi olarak sıkışık ve alacağını almak istiyor ancak borçlunun tutumu karşısında son çare olarak mahkemeye başvurup icra ile almayı deneyecek. Adamın bir ailesi var sonuçta ve onlara karşı mahcup olacak, belki de ailecek zor durumda kalacaklar. Bu durumda müslümana yakışır tavır nasıl olmalı, icraya başvurulmalı mı yoksa karşımızdaki insanı zor durumda bırakmamak mı öncelikli olmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam.Sizin babanızın kazancı hakkında yüzde yüz haramdandır diye bir kesin bilginiz olmadığına göre babanızın desteğini almanızda sakınca yoktur.
Hile ve yalan ile elde edilen hiçbir hak güzel değildir. Mü'min seviyesini bu düzeye düşürmez.
Aleykümselam. Babanız yani mal sahibi yaşıyorsa sizin bir hakkınız yoktur. Babanız öldü ve malı miras olarak kaldı ise ve bu şekilde bir kullanım söz konusu ise size düşen hakkınızı istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Ne ayıptır ne de günah! Hakkınızı talep edin.
Selamünaleyküm. Babanın işine ancak ikna ile müdahale edebilirsin. Onun vebali direk senden sorulmayacak. Düzeltmiş olman iyi olmuş. Allah yardımcın olsun.
Selamünaleyküm. Bütün alacaklılarınızla görüşün. Durumunuzu izah edin. Kaçmadığınızı, borcunuzu itiraf ettiğinizi beyan edin. Hakkını helal edene teşekkür edin, onu listeden silin. Hakkını talep edenden de geniş bir zaman isteyin. Kabul ederse teşekkür edin. Etmezse acziyetinizi söyleyin, yapabileceğiniz bir şey olmadığını açıklayın. Neticede de ödemeye kararlı olun. Evde yatıp kalmayın. Çift mesai yapın, dilenin ama borçlarınızı aklınızdan silmeyin. Böyle yaparsanız Allah size yardım eder, onların kalbini yumuşatır. Sakın bu nedenle namazı ve diğer insani işlerinizi savsaklamayın. Siz, borcunuza sahip oldukça sıkıntı yoktur.
Aleykümselam. Devletin böyle bir durumda geri alma gibi bir uygulaması bildiğimiz kadarı ile yoktur. Hizmeti esnasında bir kusuru olmadı ise eldekilerin tamamen iade edilmesinin gerekli olmadığını zannederiz. En baştaki hata için ise istiğfar etmelidir. Bundan sorasını da takva üzere yaşarsa inşaallah sıkıntı olmaz.
alacaklı konusundaki diğer fetvalar
Hediyeleşmek insan hayatının renklerinden biridir. İnsanlar maddi varlıklar, manevi değerler üzerinden hediyeleşirler. Tatlı bir söz de bir nevi hediyedir. Hediye hayatın içinde önemli bir yer tuttuğuna göre dinimizin de onunla alakalı hükümleri muhakkak olacaktır. Dinimiz bizi, hiçbir noktada boşlukta bırakmamıştır. 1- Hediye helal olan bir şeyle gerçekleşmelidir. Yiyecekten giyeceğe kadar helal olmayan bir şey hediye olarak verilmez. Müslüman ne öyle bir hediye verir ne de onu kabul eder. 2- Memurların veya bir imza yetkisi ile bir koltukta oturanların hediye almaları haramdır. O hediyeyi sorunsuz bir hediye yapmaları zordur. 3- Alacaklının borçludan hediye alması da caiz görülmemiştir. Borç veren, Allah için bir iş yapmıştır, karşılığında bir hediye almamalıdır. 4- Dine zarar veren bir etki oluşturmayacaksa sadece ticari ilişkilerden veya sosyal bağlantılardan kaynaklanıyorsa kâfirlerden hediye alınabilir, onlara hediye verilebilir. Yine de bu tür bir hediyeleşmeye ihtiyatlı yanaşmak evla olandır. 5- Hediyeler gerçekçi ve kişiliği temsil eder nitelikte olmalıdır; - İsraf olmayan, - Abartı taşımayan, - İşe yarar, - Minnet altında tutmayan, din ve öz kültürü yansıtan hediyeler tercih edilmelidir.
O borçlar yüzünden annenizin kabir hayatı sıkıntıdadır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bu senin yapabileceğin iyi bir evlatlık görevidir. Yalnız annenin borçlarını ödemen ne hayatında ne de ölümünden sonra senin zorunlu bir görevin değildir. Annen de herkes gibi kendi sorumluluklarını taşımaktadır. Kural böyledir.
Asıl olan ne borç verildi ise onun aynısını geri almaktır. Bu mümkün olmadığında bir bedel alınabilir. Arsanın borç yerine alınması mümkündür. Arsanın kıymeti üzerinde anlaşma yapılır ve arsaya değerinden fazla bir takdir yapmamak şartı ile olabilir. Arsanın satımından doğan resmi masraflar ise örfe göre belirlenir. Örfte mesela alan masrafları ödüyorsa o öder.
Zekât bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi niyet şartı ile yerine getirilebilir. Niyet ise ibadetten önce bulunur. Sizin durumunuzda para verilmiş sonrasında ise zekâta sayılması isteniyor. Bu durumda yapılan işin zekât olarak işlemesi mümkün olmaz. Şöyle bir şey yapılabilir: Siz ona yeniden alacağınız kadar zekât verirsiniz. O da para bulduğu için size borcunu öder. Bir hile ve baskı yapılmadan bu yapılabilirse zekât yerini bulur.
Mahkeme ve tahsille ilgili bütün masrafları o faiz farkından tahsil edebilirsin. Bazı âlimler altın veya petrol gibi sabit değerler üzerinden fiyatı belirleyip tahsilat yapılabileceğini söylemişlerdir. Bunu kullanabilirsiniz.
Borçlu fiilen bir sıkıntıya girmiş ise mesela yangın geçirmek gibi bir felaket yaşadığı için ödeme yapamıyorsa asıl olan ona müsamaha gösterilmesidir. Buna göre de kalan borçlarının aciliyet kesp etmesi söz konusu olamaz. Normal durumlar için ise TAKSİTLERDEN BİRİ ÖDENMEZSE KALAN TAKSİTLERİN TAHSİLİ ACİLİYET KAZANIR şeklinde bir sözleşme maddesi caiz görülmüştür.