Fetva Meclisi
Soru
Dinler Tarihi dersinde hocamızın sorduğu bir soruya hâlâ cevap bulamadım ve size sormak istedim. Kur’an’da birçok örnekte Peygamberlerine karşı gelmeleri, günahı terk etmemeleri sebebiyle helak olan kavimler var ki bunlar bir günah için helak oldu. İsrailoğullarına baktığımızda başta Musa aleyhisselam kıssasında gördüğümüz gibi sayısını bilmediğim başkaldırı, Peygamber'e zulüm gibi haller var ama Allah ısrarla onları bağışlıyor ve nesilleri devam ediyor, Allah böyle istediyse en güzelidir şüphesiz. Bunun görebildiğimiz, tahmin edebildiğimiz hikmetleri nelerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kere dünyada ne kadar ümmet vardı, kim nerede yaşadı gibi soruların net bir cevabı yoktur elimizde. Sadece Kur'an’ımızın aktardıkları ve hadislerde geçenler hakkında kesin bilgiye sahibiz. Genel olarak zikredilenler üzerinden bakıldığında eski ümmetlerin helak olma nedenleri sekiz başlıkta toplanabilir. Bu başlıkların da alt başlıkları oluşturulabilir. Eski ümmetlerin hataları ve o hatalar üzerine helak olmaları bilgisi elbette bize aklımızı başımıza alma açısından önemli bir derstir ancak ortada acı bir gerçek vardır: Hiçbir ümmet öncekilerin akıbetinden ders çıkarmamıştır. Bugün de kitlesel olarak bu ders çıkmayacaktır. Ahıslar olarak biiznillah nefislerimizi terbiye etme ve Allah’a dönme noktasında bir ders mümkündür. Geçmiş ümmetler: Mülkünde yaşadıkları Allah’ı yok kabul ettiler. İman etmedikleri gibi uzun dilli tavırlar içinde oldular. Tam anlamıyla yaşadıkları yerleri günah bataklığına çevirdiler. Hayvanlara bile imrenilecek hâle düştüler. Allah’ın azabı ile alay ettiler. “Madem öyle göndersin azabını” bile dediler. Büyük bir kibir içine girdiler. Peygamberlerine eziyet ettiler, kimini öldürdüler kimini yaraladılar. İsraf, şımarıklık, azgınlık karakterleri oldu. Ticaretten her alana yayılmış bir hile kapladı onları. İman edenlerin önünde engel oldular. Kendileri battığı gibi herkesin batmasını istediler. Yaşadığımız bu hayatta bilhassa batı kültürü adı altında bu sekiz maddenin ne kadar eskinin tekrarı olduğunu artık akıl sahibi her mü'min çok iyi idrak eder.
Selamünaleyküm.Üniversite öğrencisi olduğunuza göre siyaset yapabilecek yaştasınız. Ailenizle sürtüşmeyecek bir zemin oluşturun. Her şeyi onlara söylemeyin, tartışmayın. Onların tepki göstereceği konulara girmeyin. Düşünceleriniz güzel, Allah yardımcınız olsun.
İnsanların başına gelen belalar, musibetler için GÜNAHLARI NEDENİYLE şeklinde bir tespit yapmamız yeterli değildir. Evet, günahlar da bir nedendir ama tek neden günahlar değildir. Peygamberler örneğinde olduğu gibi mesela hiçbir günahı olmayan çocukların da başına belalar gelebilmektedir. Belalar ve musibetler konusuna daha geniş bir açıdan bakılmalıdır. Biz insanız, bilgimiz ve idrakimiz bizim biyolojimizle sınırlıdır. Duyu organlarımız, aklımız gibi kapasitesi sınırlı ve fani nitelikte yardımcılarla biliyor ve kavrıyoruz. Bu durumumuz bizi ve bu büyük evreni yaratan Allah’ın her işini kavrama seviyesinde asla değildir ve olamaz da. Bu nedenle Allah’ın yaratması ile alakalı işlerde bizim kapasitemizin çok üstünde derin hikmetler olmasını kabul etmek zorundayız. Belki ahirette cennet ile mükâfatlandırıldığımızda buradaki meraklarımızın cevaplarını bulabileceğiz orada. Peygamberlerin başına gelen musibetleri de bu çerçevede anlayabiliriz. Onların derecelerinin yükselmesi, kendilerinden sonraki iman edenlerine mükemmel bir örnek olarak kalmaları gibi muhtemel nedenler de bu başlığa ilave edilebilir. En doğrusunu ise Allah Teâlâ bilir.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Peygamberlerin günah işlememesi esasen, peygamberliklerini lekeleyecek tarzda bir günah işlememeleridir. Onlar da insan olarak bize göre normal ama onların ağırlığına göre 'daha iyisini yapabilirdi' denebilecek şeyleri özel hayatlarında yapmış olabilirler. Bu genel bir kuraldır. Âdem aleyhisselamın hatası ile alakalı durum ise daha da özeldir. O hata zamanında peygamber mi idi şeklinde bir bilgi eksikliği de mevcuttur. Net bir bilgimiz bu hususta yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Önce şunu bilmeliyiz: Kitabımız Kur'an'ımız hakkında “bunun içindir, buna binaendir” diye Allah'ın ve Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı hiçbir bilgi kesin bilgi değildir. Âlimlerimiz derin incelemeler yaparak belli sonuçlara ulaşmışlardır ama kesin sonuç değildirler. Bunu bu şekilde bilmeliyiz. Neden Musa aleyhisselam kitabımızda bu kadar yoğun geçmektedir sorusuna gelince, şu kontakları tespit etmemiz mümkündür: a- Musa aleyhisselam beş büyük ululazm peygamberden biridir. İnsanlığı hatta peygamberlerin ilk beşinde olmanın farkı vardır. b- Musa aleyhisselam peygamberlik müessesesinde dönüm noktasında bulunmaktadır. Musa aleyhisselama kadar gelen peygamberler daha çok iman, ibadet, ahlak ve benzeri konulara ağırlık vermişlerdir. Musa aleyhisselam ise kendisine iman edenlerle beraber bir devlet oluşturma mücadelesi sürdürmüştür. Elbette bu da Allah'ın dilemesi iledir. Bu da onu farklı bir sürecin ismi yapmıştır. c- Musa aleyhisselam, insanlık tarihinin en azgın kâfirlerinden biri ile mücadele etmiştir. Kendi kavminden Karun ise ayrı bir konudur. Sivri konular ve sivri şahsiyetlerle mücadele etmedeki farklılığı onu daha fazla anmayı getirmiştir. Adeta Musa aleyhisselamın anlaşılması aynı zamanda: - İnsanın, - Siyasetin, - İmanın, - Sabrın ve çilenin anlaşılması olacaktır.