Fetva Meclisi
Soru
Ben Allah'a yeterince şükretmediğimi düşünüyorum, fakirleri görünce çok üzülüyorum. Allah'a nasıl çok şükredebilirim? Bu şükür nasıl olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Şükür adına yapabileceğiniz en güzel şey namazları aksatmamaktır. Her namazın kendisi bir şükürdür. Zekât vermeniz gerekirse verdiğinizde şükretmiş olursunuz. Kur'an okumayı ilerletirseniz okuduğunuz Kur'an da şükürdür. Dilinizle yaptığınız 'Allah'ı öven her ifade' şükürdür. Özel bir şükür paketine gerek yoktur.
Allah Teâlâ’nın üzerimizdeki nimetlerini saymakla bitemeyiz. O’nun nimetleriyle, adeta kuşa-tılmış durumdayız. Öyle durumlar vardır ki, biz en kötü belalardan biriyle karşılaştığımıza hükmedecekken, kısa bir zaman sonra bakarız o olay bile bizim için bir nimetmiş! Genellikle biz sadece canlı ve yararlı gördüklerimize nimet olarak bakarız. Hayatımızın en büyük enerji kaynağı, yiyip içtiklerimizin oluşum nedeni olan güneş, nimetlerin belki de sultanıdır. Fakat insanlar arasında nimet sayımı sapılacak olsa, güneşi de bir nimet olarak sayan çok az bulunur veya bulunmaz. Nimet denince doğan çocuk, ele geçen arazı, kazanılan ikramiyeler akla gelmektedir. Kesinlikle yanlış ve ayıplı bir anlayıştır bu tutum. Hastalığımızı bile günahlarımızın dökülmesine vesile kılan Allah’ın kulu iken nimet sayımı yapamayız. Her yanımız nimetlerle kuşatılmıştır. Sürekli şükretmek gerekmektedir. Hamd, Allah Teâlâ’yı övmektir. Bu övmenin içinde de nimetlerine karşılık şükür anlamı vardır. Şükür ise, elimize geçmiş ve gitmiş nimetlerle, hala değerlendirdiğimiz nimetlere karşılık minnetimizi ifade etmektir. O veya bu bir kulluk gereğidir. Şunu da bilmemiz gerekir: Dille şükretmek, ‘elhamdülillah’ demek veya ‘şükürler olsun’ demek nihayetinde bir şükür çeşididir. Ama en güzel şükür nimetin cinsinden yapılandır. Allah sağlık verdiyse onu Allah rızasına uygun kullanmak bir şükürdür. Sıhhatli bir bedene oruç tutturmak bir şükürdür. Mal verdiyse o maldan infakta bulunmak bir şükürdür. Evlat verdiyse, o evladı Allah yolunda yetiştirip kullanmak bir şükürdür.
Bu tür ifadeleri araştırmanın ne imana ne de pratik Müslümanlığımıza bir yararı yoktur. Olduğu gibi iman edip irdelememek kurtuluştur. Bu nedenle tarih boyunca bu meseleler hakkında yazılıp çizilenlerle meşgul olmamayı size tavsiye ederiz. Kulluk için daha acil ne gerekiyor ona bakmamız lazımdır.
Evet, Allah tealayı seviyorum demekle sevmiş olmuyoruz. Sevmenin gerçekliği ve gereklerinin yapılması şarttır. Aksi takdirde insan kendisini oyalamış olur. Ne dünyada ne de ahirette iddia ettiği sevginin sonuçlarını da göremez. Bunun için yapılacak ilk iş Allah'ı tanımaktır. Bu da onun mübarek isimleri ve sıfatlarıyla başlanacak bir eğitimdir. Sonra da onun nimetlerini hatırlamak ve o nimetlerin sahibi olarak onu çokça zikretmek gerekir. Bunun peşinden de ona iman eden ve imanının gereğini yapanlar için hazırladığı cennetleri, cennetlerdeki nimetleri hatırlamak gerekir. Bütün bunların gereği olarak da emrettiği kulluğu, ibadetleri yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak şart olur. Sonra da güçlü bir silah olarak dua etmek gelir. Böylece kul, sevdiğini iddia ettiği Allah'a itaat etmiş, boyun bükmüş olur. Onu razı etmek için gayret eder. Onu sevmesinin ilerisine hiçbir sevgiyi geçirmez. Onun peygamberini ve sevilmesini emrettiklerini sever. Müminler onun gözünde büyür ve değerli olur. İman ehli olmayanlar da sevmediği ve bir arada olmadığı kimseler olarak kalır. Allah'ın dinini korumayı, onu değerli tutmayı, dinine dil uzatılmasını bile kabullenemez. Gerekli tepkileri gösterir, yapılması gerekenleri isteyerek yapar. Dili Allah'ı zikirle taptaze olur. Allah'ın Kur'an'ını gece gündüz okur. Ve her şeyin özeti olarak Allah ile buluşmayı özler, cennetlerini özler, dostlarını özler.
Şirkin affolmayacağı şeklindeki kuralı, 'tevbe edilmez, terk edilmez, imana dönülmezse' şeklinde anlayın; rahat edersiniz. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. 1- Yemin keffareti yiyecek olarak verildiğinde ON AYRI FAKİRE VERİLMESİ ŞARTTIR. Bir tek fakire verilecekse on güne dağıtılarak verilmesi bazı alimlerce caiz görülmüştür.2- İstememek durumu, düşmanlık, elle müdahale, hile yapma gibi bir noktaya sürüklemedikçe imana zararı yoktur. 3- Bilhassa niyet konusunda vesvese tehlikelidir. Açık bir belirti olmadıkça niyetleri irdelemek yanlıştır. Kendi kuyunuzu kazmamalısınız.4- Hak sahibi ile helalleşmek mümkün değilse onun adına istiğfar ederek, ona dualar ederek helalliği oluşturmak da mümkündür.