Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Ameliyatla kesilen bacak veya kol gibi vücut azalarının defin işlemi olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Asker botu gibi giyilip çıkarılması zor olan ayakkabılarla namaz kılınması caiz olabilir. Normal ayakkabı ile kılınabilmesi ise iki ana şarta bağlı olur. Birincisi ayakların bilhassa da parmakların yerle temasına engel olmayacak bir ayakkabı olması gerekir. İkincisi de necasetten temizliğinin tam olması gerekir. Bunları temin de ayakkabı da zor olduğu için ayakkabı ile namaz olmaz sözü daha makul gibi durmaktadır.
İzin alındıysa ve temizse kılınabilir.
Selamünaleyküm. Tüy temizliğinin gusülle bir alakası yoktur.
Selamünaleyküm. Erkeğin erkek olarak bilinen şekline uygun olan kıllar veya başka bir yaratılışa müdahale edilmesi caiz değildir.
Belirttiğiniz yerlerdeki kıllar, sağlık açısından bir zarar oluşturmuyorsa alınabilir, sakal gibi kesilmesi yasak değildir.
Selamünaleyküm. Ayakların yerden kesilmesi dışındakiler namaza zarar vermez.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Ölen kimsenin, iyi bir mümin olduğuna Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Her Müslüman, öldüğünde hakkında güzel şehadette bulunulacak bir hayat yaşamaya çalışmalıdır. Bununla birlikte ölünün, tanıyanlarının güzel şahitliklerinden yararlanacağı umulur. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman öldüğünde yakın komşularından dört hane halkı kendisi için ‘Bu adam hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz’ diye şehadet ettiklerinde, Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Ey müminler! Sizin bildiğinizi, bu ölü haklındaki şehadetinizi kabul ettim, sizin bilmediğiniz kusurlarını da ben affettim.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/242 [13565]) Tezkiye için cenaze namazından önce veya sonra, “Bu kişiyi nasıl bilirsiniz?” şeklindeki soruya, iyi olarak bilinen kişiler için “iyi biliriz” diye şahitlik etmek, kötü olarak bilinen kişiler için susmak, tanınmayan kimseler için ise “Allah rahmet eylesin” demek uygun olur. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ölülerinizi iyilikleriyle anınız, kötülüklerinden bahsetmeyiniz.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49 [4900]; Tirmizî, Cenâiz, 34 [1019]) buyurmuştur.
Cenazenin yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yatırılarak defnedilmesi sünnettir. Ancak bilmeyerek kıble dışında bir istikamete doğru defnedilen cenaze olduğu gibi bırakılır. Zira meşru bir mazeret bulunmaksızın kabrin açılması caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/238)
Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izin vermemesi gibi zorunlu bir durum olmadıkça defnedilen cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere çıkarılması dinen caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddül-muhtâr, 2/237-238; Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 227; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 436) Ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar ise kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Bedir savaşında müşrik ölülerine seslendiği, onlarla konuştuğu ve onların, kendisini duyduklarını haber verdiği (Buhârî, Cenâiz, 86 [1370]; Müslim, Cenâiz, 9 [921]); yine kabir ziyaretinde bulunanların orada medfun bulunan ölülere selâm vermelerini tavsiye ettiği, ayrıca kendisinin de Baki’ kabristanına giderek orada medfun bulunanlara selâm verdiği (Müslim, Cenâiz, 102 [974]) sabittir. Yine rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.), dünyada yaşayanların yapmış oldukları amellerin ölmüş akraba ve yakınlarına gösterileceğini ve iyi amellerine sevinip kötü amellerine de üzüleceklerini haber vermiştir. (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 4/129 [3887]) Bazı İslâm âlimleri, bu hadislere dayanarak, ölülerin hayatta olanların hâllerinden Allah’ın izin verdiği ölçüde haberdar olabileceklerini ifade etmişlerdir.
Müslümanlar sadece taziyede bulunmak ve teselli vermek gibi insani amaçlarla gayrimüslimlerin cenaze törenlerine katılabilirler. Ancak böyle bir merasime katılan kişinin, diğer dinlere ait dua, ibadet ve benzeri dinî ayin ve merasimlerin icrasına katılması ve gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir. Resûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib ölüm döşeğinde iken ona “Lâ ilahe illallah” kelimesini telkin etmiş, iman etmemesi üzerine, “Allah’a yemin ederim ki, senin için af ve mağfiret dilemek bana yasaklanmadığı müddetçe, senin için muhakkak Allah’tan mağfiret dileyeceğim.” buyurmuştur. Bu olay üzerine gayrimüslimler için bağışlanma dilemeyi yasaklayan Tevbe sûresinin 113. âyet-i kerîmesi inmiştir. (Buhârî, Cenâiz, 80 [1360])
Yer darlığı ve ekonomik zaruretler nedeniyle, bölümleri birbirinden beton kapak veya toprak tabakayla ayrılmış katlı mezarlar yapılmasında ve bunlara cenaze defnedilmesinde dinen bir sakınca yoktur.