Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Çok katlı mezar yapılması dinen uygun mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Asıl olan her mü'minin müstakil bir kabirde gömülü olmasıdır. Mezarlık yeri sıkıntısı olması durumunda ise eski mezarlara yeni ölülerin defnedilmesi caiz görülmüştür. Mezarın eski olması ise içindeki ölünün bedeninin eriyip gitmesi olarak anlaşılmalıdır. Bu da yöreden yöreye değişir. Asgari on yıl veya ona yakın bir zamanı ortalama alabiliriz. Yeni mezarların iki katlı yapılmasında da sakınca olmayacağı yönünde görüş veren âlimlerimiz vardır.
Müslümanlar olarak genel teamülümüz Müslümanlara ait bir mezarlığın bulunması ve Müslüman olarak ölenlerin oraya defnedilmesidir. Böylece pek çok Müslüman’ın bir arada olması duadan istifade bakımından en iyi olandır. Belirttiğiniz şekilde bir ailenin veya belli bir simge etrafında toplananların özel bir alanı mezarlık edinmelerinin sakıncalı olduğuna dair bir bilgiye rastlamadık.
Bunu, cenaze edeplerinden ya da dinen gerekli işlerden biri olarak görmedikçe sakınca olmaz. Bilhassa tertip ve düzen açısından güzel de olabilir.
a. Asıl olan her Müslüman ölüye özel bir mezar yeri tahsis edilmesidir. Bir mezara olağanüstü bir durum dışında iki ölü caiz olmaz. b. Mü'min mezarında da muhteremdir. Savcılık soruşturması gibi bir gerekçe olmadan mezar açılamaz. c. Çok eski bir mezarda CESETTEN BİR ŞEY KALMADI GİBİ BİR DURUM oluştu ise ikinci bir ölü konabilir. d. Ölüler birbirine temas etmeyecek şekilde iki katlı bir mezar yapılabilir. Bu, zaruretten caizdir. İki kişilik mezar olması durumunda ikisinin de zemin altında olacak şekilde yerleştirilmesi gerekmektedir.
Cenaze merasimlerine çelenk veya çiçek gönderilmesinin ya da kabirlere konulmasının ölüye hiçbir faydası yoktur. Öte yandan bu tür harcamalar, yerinde bir harcama olmadığından israftır. Bu itibarla, çelenk için sarf edilecek paranın, sevabı ölenin ruhuna hediye edilmek üzere, hayır kurumlarına veya fakirlere bağışlanması uygun olur.
Müslümanların cenaze merasimine gayrimüslimlerin katılmalarında dinî açıdan bir sakınca yoktur.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Normal şartlarda bir kabre, yalnız bir cenaze defnedilir. Zaruret hâlinde bir kabre birden çok cenaze konulabilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) Uhud şehitleri için böyle bir uygulama yapmıştır. Fakat bu durumda cenazelerin arası toprak vb. bir şeyle ayrılmalıdır. (İbn Mâze, el-Muhît, 2/193) Önce defnedilmiş olan cenaze, tamamen çürüyüp toprak hâline gelmedikçe, bir zaruret olmaksızın kabrin açılması ve bu kabre ikinci bir cenazenin defni caiz değildir. Cenaze çürüyüp toprak hâline geldikten sonra, aynı kabre başka bir cenaze defnedilebilir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/381; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/96; Nevevî, Ravza, 2/140; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 602) Cesedin ne kadar sürede çürüyeceği konusu, toprağın cinsine ve bölgenin iklimine göre değişir. Önceki cesedin çürüdüğüne dair zann-ı gâlip hâsıl olunca aynı kabre ikinci bir cenaze defnedilebilir. Daha önce defnedilen cenazenin çürüdüğü kanaatiyle mezar açıldığında çürümeyen bazı kemikler bulunursa, bu kemikler bir tarafa çekilip araya topraktan bir set yapmak suretiyle ikinci cenaze defnedilebilir.
Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izin vermemesi gibi zorunlu bir durum olmadıkça defnedilen cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere çıkarılması dinen caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddül-muhtâr, 2/237-238; Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 227; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 436) Ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar ise kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.
Kişinin, öldüğü yerin kabristanına defnedilmesi müstehaptır. İstisnalar olmakla birlikte sahabe-i kiram genellikle vefat ettikleri yerlerde defnolunmuşlardır. Ancak cesedin bozulmasından endişe edilmiyorsa cenazenin başka bir şehre veya memlekete taşınmasında ve oraya defnedilmesinde dinî açıdan bir sakınca yoktur. Nitekim ashaptan Sa’d b. Ebî Vakkâs ve Saîd b. Zeyd’in (r.a.) Medine’nin dışında bulunan Akik denilen yerde vefat ettiği ve Medine’de defnedildiği rivâyet edilmiştir. (Muvatta', Cenâiz, 31; Aliyyüî-kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 2/60)
Cenazenin yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yatırılarak defnedilmesi sünnettir. Ancak bilmeyerek kıble dışında bir istikamete doğru defnedilen cenaze olduğu gibi bırakılır. Zira meşru bir mazeret bulunmaksızın kabrin açılması caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/238)
Herhangi bir sebeple bir kimsenin kesilen veya kopan kolu ya da ayağı, temiz bir bez parçasına sarılır, namazı kılınmaksızın mezarlığa veya uygun bir yere gömülür. (Tahtâvî, Hâşiye, 575)
Ölen bir kimsenin, kendi dininden olan kimselerin mezarlığına gömülmesi genel bir uygulamadır. Bu, ölü ile ilgili işlemler konusunda her dinin kendine has uygulamaları bulunmasından kaynaklanır. Ölünün yıkanıp kefenlenerek defnedilmesi, kabir ziyareti ve ölüye dua gibi İslâmî gelenekte var olan uygulamaların sürdürülebilmesi ve dinî kültürün bu alanda ayakta tutulabilmesi açısından Müslüman mezarlarının diğer inanç sahiplerinin mezarlarından ayrı alanlarda bulunması önem arz etmektedir. Nitekim tarih boyunca Müslümanlar bu konuda hassas davranmışlar, Müslüman mezarlarının başka inançtan olanların mezarları ile karışmamasına özen göstermişlerdir. Bununla birlikte Müslümanlar arasında yaşayan bir gayrimüslimin ölümü hâlinde kendi din mensuplarının gömüldüğü bir mezarlık yoksa ve başka yere nakli de mümkün değilse, cenazesi Müslüman mezarlığının uygun bir yerine defnedilebilir. Tıpkı bunun gibi bir Müslüman da gayrimüslim bir toplum içinde ölür ve defnedilecek bir Müslüman mezarlığı bulunamazsa, cenazesi gayrimüslim mezarlığının diğer mezarlardan ayrı uygun bir yerine defnedilebilir. Bununla birlikte azınlık olarak yaşayan Müslümanlar, bulundukları ülkelerde cenazelerini defnedebilecekleri bir kabristan tahsisi gayretinde olmalıdırlar.