Fetva Meclisi
Soru
Selamunaleykum hocam. Benim size sorum şu. Aşık olmak imtihan mıdır? Ben 18 yaşımdayım ve çocukluğumdan beri (yaklaşık 9 yaşımdan ) birini seviyorum . Çocukken çok vakit geçirdik ve çok samimiydik. Biz aynı memlekette yaşamıyoruz ama oraya neredeyse her gidişimde onu görüyorum. Herhangi bir iletişimimiz yok. Onu görmesem bile içimdeki sevgi azalmıyor .Onun yüzünden acı çekiyorum ve bu acının beni Allah’a yakınlaştırdığını düşünüyorum. Ama bazıları aşkın yanlış bir şey olduğunu söylüyor.Siz ne düşünüyorsunuz? Allah razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu soruyu kendi kişiliğinize sormalısınız. Allah'ın emirlerinden bir emir olarak yapacağınız bir işi 'ileride eşiniz olabilecek' birine nasıl sorarsınız? Bir kadın olarak verdiği cevap onun açısından makuldür.
Selamünaleyküm. Bir daha dönme o yola, seni Allah affeder. Kendinle oynama, geleceğinle oynama. Ateşle oynama yeter ki, Allah seni affeder.
Selamünaleyküm. Cihadı, dini nefsinize eğlence konularına alet etme, Allah'tan kork!
Selamünaleyküm. Sizin duaya değil biraz akla ihtiyacınız var; deli misiniz, deli oyunu mu oynuyorsunuz? Çıldırdınız mı? Sadece kendinizi değil, mü'min bir toplumun ahlâkını çukura itiyorsunuz. Ateşle oynamayın. Allah'tan korkun. Ölümü unutmayın. Kabirde ne yapacaksınız? Orada yalnız kalmayacak mısınız?
Selamünaleyküm. Evlenmek ve eş olmak sizin için farz düzeyine geldi ise yani harama doğru kaymak ya da helal yolla evlenmek seçenekleri ile karşı karşıya kaldı isen, annenin itirazını dinlemen gerekmez. Ne var ki, bu kararı duygusallıkla mı veriyorsun yoksa gerçekten yolun bitti, tıkandın mı, bunu sen bilirsin. Anneni üzmeyeceğin sözler konuş, sabırlı ve istikrarlı ol. Annene çevresinden sözünü dinleyeceği kimselerle ulaş.
Selamünaleyküm. Madem Allah'tan hayırlısını istiyorsun, hayırlısı gelene kadar sabretmelisin. Yaşınız çok gelmiş bir yaş değildir. Siz üzerinize düşeni yapın, gerisini Allah'a bırakın. O, sizin için hayırlı olanı yapar.
acı konusundaki diğer fetvalar
Bu soruda denge yok. Sadece “ağlamak günahtır” cümlesini kurduğumuzda hiçbir sonuç alamayız. Çünkü böyle bir şey yoktur. Konunun ayrıntısına ise şöyle girebiliriz: Ağlama fiili Türkçemizde feryat etmek, bağırmak, hıçkırıkla ağlamak ve içten içe ağlamak, gözyaşı ile ağlamak şeklinde birden çok şekli ile kullanılır. Bunların her biri farklı ağlamalardır ve hükümleri de farklıdır. Tabii bir duygu ile gelen ağlama var, yapay olarak çevreye uyum sağlayıp ağlar gibi ses çıkarmak var. İkisinin hükmünün aynı olması beklenemez. Evet, Peygamber aleyhisselam efendimiz de ağlamıştır ama feryat etmemiştir. Ağlaması bir duygusal sonuçtu, kadere isyan olan bir refleks değildi. İnsan, sevinçten de ağlar üzüntüden de. İçindeki merhamet de insanı ağlatır korku ve endişe de. Yalandan da ağlanır gerçekten de. Acı da ağlatır gıdıklanma da. Münafık da ağlar mümin de. Bunlar dışarıdan ağlama olarak görülür ama asla aynı değildirler. İnsanın şahsiyetini yıpratan, kadere itiraz nitelikli ağlamalar yasaklanmıştır. Duygusallığın ve yaşanan acının sonucu olarak içten gelen ağlama fıtratın gereğidir. İnsanız, aciziz, faniyiz, garibiz, mahzunuz; elbette ağlarız ama sınırları aşmayız.
Selamünaleyküm. Her Mü'minin en büyük endişesi son nefes endişesidir. 'Yüzüp kuyruğa kadar gelme' deyiminde olduğu gibi, maazallah insanın son nefesinde imanını kaybedebilme riski muhakkak vardır. Bu riskin en büyük işareti de onu yok saymaktır. Dua etmek ve gayretli olmak gerekir.
Selamünaleyküm. Siz de görüyorsunuz ki, herkes kendisi için yaşıyor. İnsanları yok sayarak yaşamaya bakın. Sadece göreviniz olan işleri yapın insanlardan beklenti içinde olmayın. Herkesin dünyası kendine ait, maalesef böyle. Siz kendinize bakın. İmanınızı koruyun, ibadetlerinizi yapın. Allah size sabırlar versin.