Fetva Meclisi
Soru
Hocam ölenin arkasından ağlamakla ilgili olarak söylüyorum: Ağlamak bilerek olan bir şey midir? Nasıl günah oluyor ölünün arkasından ağlamak? Peygamberimiz aleyhisselam da ağlamadı mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Ölen kişinin arkasından ağlamak, Allah’ın lütfettiği merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine ölmek üzere olan torunu kendisine haber verilince, gözlerinden yaşlar gelmiştir. Sebebi sorulunca da “Bu, Allah’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah, ancak merhametli olan kullarına merhamet eder.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]; Müslim, Cenâiz, 11,12 [923, 924]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 28 [3125]) buyurmuşlardır. Ancak ölüm olayından sonra arkada kalanların bağırıp çağırarak, üstlerini başlarını yırtarak ağlamaları caiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Musibete uğradığında yakasını-paçasını yırtan, yüz ve yanaklarına vuran, câhiliye işlerine çağıran kimseler bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29 [3128]); “Elleri ile yüzüne vuran, yüzünü tırmalayan, yakasını-paçasını yırtan, kendisinin helak olması ve belaya uğraması için dua eden kadını/kişiyi Allah rahmetinden uzak etsin.” (İbn Mâce, Cenâiz, 52 [1584]) buyurmuştur.
Ölüm sebebiyle bir insanın üzülmesi, hüzünlenmesi, kederli bir hâl alması normaldir. Hatta acısını açığa vurup sessizce ağlaması ve gözyaşı dökmesinde bir sakınca yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim’in, kızının ve kızının çocuğunun vefatlarında gözlerinden yaşlar akıtarak sessizce ağlamıştır. (Buhârî, Cenâiz, 32, 43 [1284, 1303]) Bunun yanında Allah’ın takdirine karşı çıkmanın ve câhiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını da beyan etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) küçükken vefat eden oğlu İbrahim’in ardından “…Göz ağlar, kalp üzülür, fakat Rabbimizin razı olmayacağı söz söylemeyiz.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]) buyurması, bu konuda müminler için bir örneklik teşkil eder.
İnsanların başına gelen belalar, musibetler için GÜNAHLARI NEDENİYLE şeklinde bir tespit yapmamız yeterli değildir. Evet, günahlar da bir nedendir ama tek neden günahlar değildir. Peygamberler örneğinde olduğu gibi mesela hiçbir günahı olmayan çocukların da başına belalar gelebilmektedir. Belalar ve musibetler konusuna daha geniş bir açıdan bakılmalıdır. Biz insanız, bilgimiz ve idrakimiz bizim biyolojimizle sınırlıdır. Duyu organlarımız, aklımız gibi kapasitesi sınırlı ve fani nitelikte yardımcılarla biliyor ve kavrıyoruz. Bu durumumuz bizi ve bu büyük evreni yaratan Allah’ın her işini kavrama seviyesinde asla değildir ve olamaz da. Bu nedenle Allah’ın yaratması ile alakalı işlerde bizim kapasitemizin çok üstünde derin hikmetler olmasını kabul etmek zorundayız. Belki ahirette cennet ile mükâfatlandırıldığımızda buradaki meraklarımızın cevaplarını bulabileceğiz orada. Peygamberlerin başına gelen musibetleri de bu çerçevede anlayabiliriz. Onların derecelerinin yükselmesi, kendilerinden sonraki iman edenlerine mükemmel bir örnek olarak kalmaları gibi muhtemel nedenler de bu başlığa ilave edilebilir. En doğrusunu ise Allah Teâlâ bilir.
İnsanla alay ederek eğlenmek yüzüne karşı veya arkasından haramdır. Bazı âlimler bunu kebair günahlardan saymıştır. Kesinlikle gönlünü alarak helalliğini alın. Ahirette ibadetlerinizle hesaplaşacaksınız. İnsanla alay edilmez ne yüzüne karşı ne gıyabında. Gıyabında olan yüzüne karşı olandan daha tehlikelidir. Zira devreye bir de gıybet girmiştir. Dinimizin insan hakları (!) diye bir felsefesi yoktur ama insanı böyle mükerrem tutan muhteşem güzelliği vardır.
Selamünaleyküm. Zerre kadar iyilik ölçüsünde haklısınız elbette ama dağ kadar Kur'an okuma sevabı ile kıyas edildiğinde zerreleri ne yapacaksınız. Dinimizde ibadet olan şeyleri saydığımızda, namaz, oruç gibi, siret okuyup ağlama diye bir ibadet var mı? Ashab ki, sevgide onlar Arş'a kadar yükseldiler; öyle mi yaptılar yoksa onun sevgisini ispat için cihat mı ettiler? İyi ve insaflı düşündüğümüzde görürüz ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin siretini, vefatını bize anlatarak ağlamamızı sağlayanlar bunun üzerinden bizi oyalamaktadırlar. Bilerek veya bilmeyerek yaptıkları ise onlar ile Rableri arasındaki bir iştir. Biz, bize dönen yönünü ele alıyoruz. Ne Peygamber aleyhisselam aşkı ki, bir sakal için dahi o ağlayan gözleri hareket ettiremiyor. Peygamber aleyhisselamın bizden beklentisi onun adına ağlamak mıdır, dinini yükseltmek midir? Bankaların bakkal gibi yayıldığı bir zamanda kendimizi aldatacak kuru tesellilere vaktimiz olmamalıdır. Zerre kadar amelde büyüktür kesinlikle ama Kudüs dağlardan daha büyük bir sevap olarak önümüzde duruyor. İşte neslimizi saran şehvet ablukası, işte çöken ahlâkımız! Dinlerken elbette insanın içi cız ediyor o sözlere ama ne yazık ki gerçek böyle! Sizlere dua ederiz, duanızı bekleriz.
Hayatımız sadece süngerle sürebilir mi? Kimi zaman da çelik gerekiyor değil mi? Dinimiz ve akıbetimizle alakalı bir hususta gevşek veya yumuşak olsak mı idi, ne dersiniz? Şahsi işlerimizde bu bir yanlış olur ama dinimiz hakkında sertlik veya yumuşaklık hakkımız yoktur. Böyle iman ediyorum, böyle ölmeyi Rabbimden istiyorum. Elbette üslup açısından daha iyisi olabilirdi denecek hatalarımız vardır. Allah mağfiret buyursun, beşeriz. İnşaallah, hatamız vardır ama kastımız yoktur. Dua ediniz.
acı konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu bir çocukluk. Bari bu çocukluğa ‘Allah’ kutsiyetini bulaştırma. Sonra ağlayacağın bir oyunu oynuyorsun.
Selamünaleyküm. Her Mü'minin en büyük endişesi son nefes endişesidir. 'Yüzüp kuyruğa kadar gelme' deyiminde olduğu gibi, maazallah insanın son nefesinde imanını kaybedebilme riski muhakkak vardır. Bu riskin en büyük işareti de onu yok saymaktır. Dua etmek ve gayretli olmak gerekir.
Selamünaleyküm. Siz de görüyorsunuz ki, herkes kendisi için yaşıyor. İnsanları yok sayarak yaşamaya bakın. Sadece göreviniz olan işleri yapın insanlardan beklenti içinde olmayın. Herkesin dünyası kendine ait, maalesef böyle. Siz kendinize bakın. İmanınızı koruyun, ibadetlerinizi yapın. Allah size sabırlar versin.