İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Ölünün arkasından ağlamak ve yas tutmak caiz midir?

Cevap

Ölüm sebebiyle bir insanın üzülmesi, hüzünlenmesi, kederli bir hâl alması normaldir. Hatta acısını açığa vurup sessizce ağlaması ve gözyaşı dökmesinde bir sakınca yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim’in, kızının ve kızının çocuğunun vefatlarında gözlerinden yaşlar akıtarak sessizce ağlamıştır. (Buhârî, Cenâiz, 32, 43 [1284, 1303]) Bunun yanında Allah’ın takdirine karşı çıkmanın ve câhiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını da beyan etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) küçükken vefat eden oğlu İbrahim’in ardından “…Göz ağlar, kalp üzülür, fakat Rabbimizin razı olmayacağı söz söylemeyiz.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]) buyurması, bu konuda müminler için bir örneklik teşkil eder.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ölen kişinin arkasından ağlamak, Allah’ın lütfettiği merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine ölmek üzere olan torunu kendisine haber verilince, gözlerinden yaşlar gelmiştir. Sebebi sorulunca da “Bu, Allah’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah, ancak merhametli olan kullarına merhamet eder.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]; Müslim, Cenâiz, 11,12 [923, 924]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 28 [3125]) buyurmuşlardır. Ancak ölüm olayından sonra arkada kalanların bağırıp çağırarak, üstlerini başlarını yırtarak ağlamaları caiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Musibete uğradığında yakasını-paçasını yırtan, yüz ve yanaklarına vuran, câhiliye işlerine çağıran kimseler bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29 [3128]); “Elleri ile yüzüne vuran, yüzünü tırmalayan, yakasını-paçasını yırtan, kendisinin helak olması ve belaya uğraması için dua eden kadını/kişiyi Allah rahmetinden uzak etsin.” (İbn Mâce, Cenâiz, 52 [1584]) buyurmuştur.

Ölen kişinin arkasından ağlamanın ve yas tutmanın hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu soruda denge yok. Sadece “ağlamak günahtır” cümlesini kurduğumuzda hiçbir sonuç alamayız. Çünkü böyle bir şey yoktur. Konunun ayrıntısına ise şöyle girebiliriz: Ağlama fiili Türkçemizde feryat etmek, bağırmak, hıçkırıkla ağlamak ve içten içe ağlamak, gözyaşı ile ağlamak şeklinde birden çok şekli ile kullanılır. Bunların her biri farklı ağlamalardır ve hükümleri de farklıdır. Tabii bir duygu ile gelen ağlama var, yapay olarak çevreye uyum sağlayıp ağlar gibi ses çıkarmak var. İkisinin hükmünün aynı olması beklenemez. Evet, Peygamber aleyhisselam efendimiz de ağlamıştır ama feryat etmemiştir. Ağlaması bir duygusal sonuçtu, kadere isyan olan bir refleks değildi. İnsan, sevinçten de ağlar üzüntüden de. İçindeki merhamet de insanı ağlatır korku ve endişe de. Yalandan da ağlanır gerçekten de. Acı da ağlatır gıdıklanma da. Münafık da ağlar mümin de. Bunlar dışarıdan ağlama olarak görülür ama asla aynı değildirler. İnsanın şahsiyetini yıpratan, kadere itiraz nitelikli ağlamalar yasaklanmıştır. Duygusallığın ve yaşanan acının sonucu olarak içten gelen ağlama fıtratın gereğidir. İnsanız, aciziz, faniyiz, garibiz, mahzunuz; elbette ağlarız ama sınırları aşmayız.

Hocam ölenin arkasından ağlamakla ilgili olarak söylüyorum: Ağlamak bilerek ola
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şunu unutmamak gerekiyor: Peygamber aleyhisselam efendimiz bizim gibi bir insandı. İnsan olarak biz ne ile karşılaşıyorsak o da onların pek çoğu ile karşılaşmıştı. Yemesi içmesi, üşümesi terlemesi ve benzeri insan olmaktan kaynaklanan pek çok şey onda da vardı. Hristiyanların İsa aleyhisselamı ilahlaştırdıkları gibi bir hissiyatı biz sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz için taşımıyoruz, taşıyamayız. Ağlamışlığı hakkında elimizde bir istatistik yoktur ama şu anda hiçbir araştırma yapmadan sadece okuduğumuz hadislerden onun ağlamasına dair şu notlar hemen akla gelmektedir. Belki incelense daha fazlası da bulunabilir ya da özel hayatında ağladığı hâlde bize aktarılmamış durumlar da olabilir: Annesi Âmine’nin kabrini Ebva denen yerde ziyaret ettiğinde ağlamıştı. Dedesi Abdülmuttalib vefat ettiğinde ağlamıştı. Cebrail ona, torunu Hüseyin’in öldürüleceğini bildirdiğinde ağlamıştı. Oğlu İbrahim vefat ettiğinde ağlamıştı. Torunlarından biri vefat ettiğinde ağlamıştı. Kızı Ümmügülsüm onun yanında can çekişirken ağlamıştı. Amcası Hamza’nın yaralı bedenini gördüğünde Uhud’da ağlamıştı. Osman bin Mez’un isimli sahabinin vefatında ağlamıştı. Sa’d bin Ubade isimli sahabiyi hastalığında ziyaret ederken ağlamıştı. Sahabeden birinin kabri başında uzunca ağlamıştı.

Hocam Peygamber Efendimizin ağladığı olmuş mudur? Şunun için soruyorum yani öyle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cenaze yıkanıp kefenlendikten sonra yüzünün açılarak yakınlarının ve dostlarının ona son kez bakmaları veya öpmeleri caizdir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Osman b. Maz’ûn (r.a.) (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 40 [3163]) ve oğlu İbrahim vefat ettiğinde (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]) böyle yaptığı bilinmektedir. Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat ettiğinde Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) de onun yüzünden örtüyü kaldırdığı, sonra da üzerine kapanıp, iki kaşının arasını hürmetle öptüğü ve ağlamaya başladığı hadis kaynaklarında nakledilmektedir. (Buhârî, Cenâiz, 3 [1241]) Kadın cenazenin yüzüne mahremi olan erkekler ve kadınların bakmaları caiz ise de mahremi olmayan erkeklerin herhangi bir zaruret bulunmadıkça bakmaları mekruh görülmüştür. Erkek cenazenin yüzüne kadınların bakmasında ise bir sakınca yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/304-305; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/46)

Yıkanıp kefenlendikten sonra cenazenin yüzünü açıp bakmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın, hayatına bir başkası eliyle son verdirmesi demek olan ötanazi, talepte bulunan kişi açısından intihar, bunu uygulayan açısından cinâyettir. İslâm dinine göre, kişinin kendi canına kıyması (intihar) haramdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ey iman edenler!... Kendinizi öldürmeyin Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yaparsa (bilsin ki) onu ateşe atacağız; bu ise Allah’a çok kolaydır.” (en-Nisâ, 4/29-30), “…Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah, bunları size düşünesiniz diye söylemektedir.” (el-En‘âm, 6/151) buyrulmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.), acı ve sıkıntılardan dolayı ölümün temenni edilmemesini istemiştir. (Buhârî, Merdâ, 19 [5671]; Müslim, Zikir, 10 [2680]) Temennisi bile yasak olan bir işi gerçekleştirmek elbette büyük bir cürüm olur. Bu deliller de gösteriyor ki Allah’ın emanet ettiği cana kıymak caiz değildir. (Tahtâvî, Hâşiye, 602-603) Çünkü bu, hem Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemek hem de O’nun takdirine karşı isyan anlamına gelir. Çekilen dertler ve acılar, müminin günahları için keffârettir. Üstelik bugün, yaşamından ümit kesilen hasta için hızla gelişen tıpta yeni bir tedavi imkânının ortaya çıkması, ihtimal dışı değildir.

Ötanazi caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, bir kusurdan söz edebilirsiniz ama anne ve baba kasıtla insan öldüren katil muamelesi görmez kolay kolay. Siz böyle düşünmek yerine, yavrunuzu sizden önce cennete gönderdiğiniz bir haberciniz gibi görmeye çalışın. Sabredin ve Allah'ın razı olacağı amelleri artırın. Çocuğunuzu kaybettikten sonra şeytan size ahiretinizi de kaybettirmesin. Afetten rahmet çıkarmaya çalışın ama afete afet ilave etmeyin. Başınız sağ olsun. Yavrunuz cennet kuşunuz olsun.

Hocam, biz oğlumuzu 3 yaşında evde pencereden düşmesi sonucu kaybettik. O sırada

İSLAM İNANCI konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Hayır ve şer Allah’tandır” demek, bunları yaratanın Allah olduğunu dile getirmektir. Bu ifade, Allah'tan başka yaratıcı olmadığını belirtmek ve vurgulamak içindir. Meselenin insana bakan yönü ise hayır ve şerri kulun cüz’î irâdesi ile tercih etmesidir. Bundan dolayı da insanlar iyi ve kötü bütün davranışlarından sorumludur. “Âmentü” esaslarında ifade edildiği üzere her Müslüman kadere, hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanır. Çünkü âlemde her şey O’nun irâde, takdir ve kudreti altındadır. Âlemde O’ndan başka gerçek mülk ve kudret sahibi, tasarruf yetkisi olan bir başka varlık yoktur. Ancak Allah’ın hayra rızası vardır, şerre ise rızası yoktur. Hayrı seçen kişi mükâfat, şerri seçen ise ceza görecektir. Şerrin Allah’tan olması, kulun fiilinin meydana gelmesi için Allah’ın yaratmasının devreye girmesi demektir. Yoksa Allah, kulların kötü fiilleri yapmalarından razı/hoşnut olmaz ve şerri de emretmez. Yüce Allah (c.c.), mutlak anlamda hikmetli ve düzenli iş yapan yegâne varlıktır. O’nun şerri yaratmasında da birtakım hikmetler vardır. Canlı ölüden, iyi kötüden, hayır şerden ayırt edilebilsin diye Allah eşyayı zıtlarıyla birlikte yaratmıştır. Ayrıca insana şer ve kötü şeylerden korunma yollarını göstermiş, şerden sakınma güç ve kudretini vermiştir. Dünyada şer olmasa hayrın manası anlaşılamaz ve bu dünyanın imtihan dünyası olma vasfı ve hikmeti gerçekleşemezdi. Şer, Allah’ın adalet ve hikmeti gereği veya kendisinden sonra gelecek bir hayra vasıta olmak ya da daha kötü bir şerri defetmek için yaratılmıştır. Allah’ın (c.c.) kudreti ile meydana gelen her işte gerek birey gerek toplum için birtakım faydalar bulunabilir. Bizim şer veya hayır olarak gördüğümüz her şey sonucu itibarıyla gördüğümüz gibi olmayabilir. Bir âyette bu husus şöyle açıklanmaktadır: “Umulur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırdır. Ve yine umulur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için şerdir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.” (el-Bakara, 2/216)

Âmentü’de yer alan “Hayır ve Şer Allah’tandır” ifadesinin açılımı nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir mümin ne kadar sıkıntı çekerse çeksin ölümü temenni etmemelidir. Çünkü sıkıntılar da ilahi imtihanın bir gereği olup sabreden insanlar büyük ecir kazanırlar. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan ötürü ölümü asla temenni etmesin. Şayet ölümü istercesine olağanüstü bir darlık içinde kalırsa, o zaman şöyle desin: ‘Allah’ım! Benim için yaşamak hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, benim için ölüm hayırlı olduğu vakit de beni öldür.” (Buhârî, De‘avât, 30 [6351]; Merdâ 19 [5671]; Müslim, Zikir, 10 [2680])

Ölümü temenni etmek caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsan, kaderinin ne olduğunu bilmemektedir. Dolayısıyla insana düşen Allah’ın verdiği akıl, irâde ve imkânlar çerçevesinde görevini en iyi şekilde yapma şevki ve gayreti içinde olmasıdır. Allah, ezelî ilmiyle herşeyi bildiği için O'nun ilminde ise bir değişiklik olmaz. Kaderin değişmesinden bahsettiğimizde insanın kendi irâdî fiillerini tercih ve yönlendirilmesini ifade etmiş oluruz. İnsan kaderini bilmediği için ve eylemlerini kendi irâde ve tercihi ile gerçekleştirdiğinden dolayı kaderi de böylece şekillendirmiş olur. Sadakanın belayı defedeceğini, sıla-i rahim yapmanın ömrü uzatacağını belirten hadisler işte bu anlamı ifade etmektedir. Bu durumda dahi Allah’ın ezelî ilminde bir değişiklik olmamaktadır.

Kader değişir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Berzah, sözlükte “iki şey arasındaki engel, perde ve ayırıcı sınır” demektir. Dinî ıstılahtaki karşılığı ise “ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişe kadar devam edecek olan kabir hayatı”dır. “Onların önlerinde ise yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.” (el-Mü’minûn, 23/100) âyetinde geçen “Berzah” ile de kastedilen budur. Buna göre ölen herkes berzah âlemine girecektir.

“Berzah Hayatı” ne demektir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kader ve kazaya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane ederek kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insanın, “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, ben ne yapayım?” diyerek günah işlemesi uygun olmayacağı gibi günah işledikten sonra kaderi bahane ederek kendisini suçsuz sayması da doğru olmaz. Kul sorumluluk doğuran fiilleri irâde edendir ama yaratan değildir; zira yaratmak Allah’a (c.c.) mahsustur. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah, her şeyin yaratıcısıdır.” (el-En‘âm, 6/102) buyrulmaktadır. Her şeyin yaratıcısının Allah olması, bizim sorumluluktan kaçarak kötü ve yanlış işleri Allah’a havâle etmemize yol açmamalıdır. Bu, kader inancını istismar etmek olur. Ayrıca kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslâm’ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Zira Allah, her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah (c.c.) da o sebeplerin sonucunu yaratır. Bu ilahi bir kanundur ve kaderdir. Sonuç olarak insanların, sorumluluk alanlarına giren meselelerde “Ben ne yapayım, kaderim böyle” demesi doğru değildir. İnsan, Allah’ın sorumluluk yüklediği alanda özgür bırakıldığı için inancından ve yapıp ettiklerinden hesaba çekilecektir.

“Allah böyle yazmış, ben ne yapayım?” demek doğru mudur?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Âhir zaman”, dünya hayatının kıyamet kopmadan önceki son dilimi anlamında kullanılan bir kavramdır. İslâm inancına göre, âlemin başlangıcı olduğu gibi sonu da vardır. Ancak bu sonun ne zaman gerçekleşeceğini bilmek insanın bilgisi dışındadır. İnsanın ömrü gibi âlemin ömrünü belirleme hususundaki bilgi de Cenâb-ı Hakk’a aittir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu gerçek şöyle dile getirilmektedir: “Kıyametin ne zaman kopacağını sana sorarlar. De ki: 'Onun bilgisi sadece Rabbimin nezdindedir. Onun vaktini kendisinden başka kimse açıklayamaz' ...” (el-A‘râf, 7/187); “Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek, ancak Allah’a aittir.” (Lokmân, 31/34) Diğer taraftan Hz. Peygamber’den (s.a.s.)sonra elçi gönderilmeyeceği için ona “âhir zaman peygamberi”, ümmetine de “âhir zaman ümmeti” denmiştir. Bu anlamda biz âhir zamanda yaşamaktayız.

“Âhir Zaman” ne demektir? Biz âhir zamanda mı yaşıyoruz?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.