Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamber Efendimizin ağladığı olmuş mudur? Şunun için soruyorum yani öyle bir makamın sahibi ağlamaz gibi geliyor bana.
Cevap
Benzer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimizin ne denli övülürse övülsün, övülmekle bitmeyecek meziyetlerin sahibi olduğundan kimsenin şüphesi olamaz elbette. Ancak bu hususun, sanki onun ihtiyacı varmış gibi abartıldığı da maalesef doğrudur. Biz şöyle dengeli bir yol izleyebiliriz: a- Allah Teala onu, kitabında nasıl övdü ise onu olduğu gibi kabul eder, iman ederiz. Kesinlikle tartışmayız, tartışılmasını da imandan çıkmak olarak görürüz. b- Sahih ve sarih hadislerde ona dair aktarılan bilgileri de olduğu gibi kabul eder, onları da tartışmayız, tartışılmasına izin veremeyiz. c- Bunun dışında şairlerin, yazarların, ozanların sözleri ile Peygamber aleyhisselam efendimizi tanımaya ihtiyacımız olmaz. Onun sevgisinin ve kişiliğinin abartılmasının bir zafiyet olduğunu düşünürüz. Onu övmek için yalana, hileye baş vurmanın gereği yoktur. Hassasiyetinizi doğru buluyorum. Yine de siz, sanki başka şey kastediyormuş vesvesesine sebep olmamaya gayret edin. Allah Teala'dan onun şefaatine nail olacak amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz.
Ölüm sebebiyle bir insanın üzülmesi, hüzünlenmesi, kederli bir hâl alması normaldir. Hatta acısını açığa vurup sessizce ağlaması ve gözyaşı dökmesinde bir sakınca yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim’in, kızının ve kızının çocuğunun vefatlarında gözlerinden yaşlar akıtarak sessizce ağlamıştır. (Buhârî, Cenâiz, 32, 43 [1284, 1303]) Bunun yanında Allah’ın takdirine karşı çıkmanın ve câhiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını da beyan etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) küçükken vefat eden oğlu İbrahim’in ardından “…Göz ağlar, kalp üzülür, fakat Rabbimizin razı olmayacağı söz söylemeyiz.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]) buyurması, bu konuda müminler için bir örneklik teşkil eder.
Bu soruda denge yok. Sadece “ağlamak günahtır” cümlesini kurduğumuzda hiçbir sonuç alamayız. Çünkü böyle bir şey yoktur. Konunun ayrıntısına ise şöyle girebiliriz: Ağlama fiili Türkçemizde feryat etmek, bağırmak, hıçkırıkla ağlamak ve içten içe ağlamak, gözyaşı ile ağlamak şeklinde birden çok şekli ile kullanılır. Bunların her biri farklı ağlamalardır ve hükümleri de farklıdır. Tabii bir duygu ile gelen ağlama var, yapay olarak çevreye uyum sağlayıp ağlar gibi ses çıkarmak var. İkisinin hükmünün aynı olması beklenemez. Evet, Peygamber aleyhisselam efendimiz de ağlamıştır ama feryat etmemiştir. Ağlaması bir duygusal sonuçtu, kadere isyan olan bir refleks değildi. İnsan, sevinçten de ağlar üzüntüden de. İçindeki merhamet de insanı ağlatır korku ve endişe de. Yalandan da ağlanır gerçekten de. Acı da ağlatır gıdıklanma da. Münafık da ağlar mümin de. Bunlar dışarıdan ağlama olarak görülür ama asla aynı değildirler. İnsanın şahsiyetini yıpratan, kadere itiraz nitelikli ağlamalar yasaklanmıştır. Duygusallığın ve yaşanan acının sonucu olarak içten gelen ağlama fıtratın gereğidir. İnsanız, aciziz, faniyiz, garibiz, mahzunuz; elbette ağlarız ama sınırları aşmayız.
Selamünaleyküm. Ashabı kiram hakkında bilmemiz gereken en önemli hususlardan biri şudur: Onlar da insandılar. Onlar da fani idiler. Onlar da hata ettiler. Büyüktüler ama masum değildiler. Allah hepsinden razı olsun. Zikrettiğiniz meseleler onların dinimiz ve kimliğimizdeki yerleri açısından bir anlam ifade etmeyecek kadar basit meselelerdir. İlgilenilir ve abartılırsa ayrılık nedeni olarak da ele alınabilir ama koca bir nesli sarsacak şeyler değildir. Ben öyle görüyorum. Öyle görmeyi dinimin kıyamete kadar bekası ve kâinat çaplı olması açısından zorunlu görüyorum.
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm'in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Zira Hz. Peygamber'in (s.a.s.) cenazeye Fâtiha sûresini okuduğu ve tavsiye ettiği, (İbn Mâce, Cenâiz, 22 [1495, 1496]) yine Abdullah bin Ömer'in (r.a.) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini güzel gördüğü rivâyet edilmektedir. (Beyhâkî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/93 [7068]) Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Benî Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfâr etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 128 [5142]; İbn Mâce, Edeb, 2 [3664]) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye; “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vesâyâ, 19 [2760]; Müslim, Zekât, 51 [1004]) buyurmuşlardır.
Ölen kişinin arkasından ağlamak, Allah’ın lütfettiği merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Hz. Peygamber (s.a.s.) de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine ölmek üzere olan torunu kendisine haber verilince, gözlerinden yaşlar gelmiştir. Sebebi sorulunca da “Bu, Allah’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah, ancak merhametli olan kullarına merhamet eder.” (Buhârî, Cenâiz, 43 [1303]; Müslim, Cenâiz, 11,12 [923, 924]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 28 [3125]) buyurmuşlardır. Ancak ölüm olayından sonra arkada kalanların bağırıp çağırarak, üstlerini başlarını yırtarak ağlamaları caiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Musibete uğradığında yakasını-paçasını yırtan, yüz ve yanaklarına vuran, câhiliye işlerine çağıran kimseler bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29 [3128]); “Elleri ile yüzüne vuran, yüzünü tırmalayan, yakasını-paçasını yırtan, kendisinin helak olması ve belaya uğraması için dua eden kadını/kişiyi Allah rahmetinden uzak etsin.” (İbn Mâce, Cenâiz, 52 [1584]) buyurmuştur.
ağlamak konusundaki diğer fetvalar
Tam mü'mince olmalıdır. Hayat imtihandır, bu imtihan da iyisi ve kötüsü ile tatlısı ve acısı ile karışıktır. Rabbimiz bizden nimetlerini terk etmemizi istememiştir. Bizden istenen nimetlere dalıp ahireti unutmamaktır. İbadetlerimizi ihmal etmeden, insani görevlerimizi aksatmadan bütün nimetleri kullanabiliriz. Sürekli ağlamak gerekmiyor ama sürekli gülen biri olmak da yanlıştır. İtidali bulabiliriz, her şeyi yerinde kullanabiliriz. Mü'min olmamız bunu gerektirir.
Amel-i kesir/namazda çok iş yapmak namazı bozan şeylerden biridir. Süt emzirmenin elle bir yeri kaşımak gibi olmayacağı aksine ÇOK İŞ sayılacağı açıktır. Dolayısıyla bebeği emzirmenin namazı bozacağı kanaatindeyiz. Bebeğin rahatsızlığı, şiddetli ağlaması gibi bir durum varsa namazı olabildiği kadar kısa keserek ve nafileleri erteleyerek emzirme yapabilir ama namaz içinde yapmamalıdır.
Kızım, muhakkak bir psikoloğa görün. Onun tavsiyelerini uygula. Yine sonuç alınmazsa bize yaz. Allah sana kolaylık versin.
Nazar olmaz değil olabilir ama bunu önce doktorla görüşmelisiniz. Kadın bir çocuk doktoru ve onun yönlendireceği biri ile görüşün, gerekeni yapın. Daha sonra da bunu abartmamaya çalışın. Geçmiş olsun.
Bu genel sorunun cevabı için şu ayrıntı gerekmektedir: Kişi, kendi isteği ile değil de doğal bir ağlama içinde ise ve bu ağlamayı durduramıyorsa namazı bozulmaz. Ağlama, Allah korkusundan kaynaklanıyor ve engellenemiyorsa yine namaz bozulmaz ama engellemesi mümkün de o engellemiyorsa namazın bozulacağını söyleyen fakih olmuştur. Hanefi fukahasının büyük bölümüne göre ise bozulmaz. Ağlama, bir ağrı sızı veya duyduğu bir musibetten dolayı ise bazı Hanefi fukahası bozulacağını söylemiştir ama bu durumda da bozulmaz diyen fakihler vardır. Buna göre de basit bir ağlama ile uzun süreli bir ağlama arasında farklı bakarak fetvayı uygulayabiliriz. Namaz kılarken ses çıkmayan sadece gözden yaş gelen ağlama şekli namaza zarar vermez. Ağzından harf olarak anlaşılabilecek ses çıkması durumunda da Hanefi mezhebi fukahasından sadece Ebu Yusuf namazının bozulacağını söylemiştir.
Bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kıldırırken bu olmuş ve o namazı kısa tuttuğunu söylemiştir. Bu bir sünnettir. Bu hususta şuna dikkat edilmelidir: Yüzlerce çocuğun bulunduğu büyük bir camide çocuk gürültüsü, ağlaması birbirine karışacak bir ortam olabilir. Örnek olarak Medine mescidinde namaz kılarken imam secdeye gittiğinde bu manzara çok rahat izlenebilir. Böyle bir durumda “çocuk ağlaması” gerekçe yapılarak namaz kısaltılamaz. Normal bir mescitte namaz kıldırılırken aniden bir çocuk feryadı duyulması gibi bir durum veya namaz boyunca normal olmayan bir ağlama ortamı oluşması durumunda imamın arkadaki namazda olan anneleri rahatlatmaya yönelik bir kısaltma yapması sünnettir. Buradaki kısaltma namazın farz ve vaciplerinden yapılacak bir kısaltma olamaz. Mesela bir sahife zammısure okuyacak iken bunu en kısa olabilecek miktara düşürmek, tesbihatları azaltmak olabilir.