Fetva Meclisi
Soru
Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ne denli özel biri olduğu konusunda hiçbir tereddüdüm de şikayetim de yok. Nasıl olur! Ancak, en önemli özelliklerinden biri doğruluk olan efendimizi anlatırken dikkat edileceklerden birisi doğru anlatmak sorumluluğu değil midir? Kimi konuşmalarda ve kitaplarda gördüğümüz, duyduğumuz, "gölgesi yere düşmeyen, üzerine sinek konmayan, esnemeyen, doğarken ümmeti diyerek ağlayan ve şehadet parmağı havada kelimei tevhit getiren" bir peygamberimiz var mı? Varsa vardır. Kesinlikle itirazımız olamaz ama gerçekten var mı? Bunu merak ediyoruz. Ayetlere bakınca müşriklerin şikayetlerinden birinin efendimizin neden bir insan gibi olduğudur. Bu derece açık insan üstü özellikleri olan birisine ayetler böyle mi yer verir, böyle mi cevap verir? Sadece doğruyu öğrenmek istiyoruz.
Cevap
Benzer fetvalar
Sevmek kelimesini biz kendimiz için kullandığımız gibi Allah Teâlâ için de kullanırsak yanılırız. Evet, Allah Teâlâ sever, bütün mümin kullarını sever, özellikle de peygamberlerini daha çok sever, Muhammed aleyhisselamı da hepsinden çok sever ama bu sevgi bizim üretip kullandığımız sevgi değildir. Onun sevmesini razı olması olarak anlarsanız rahat edersiniz. O seviyorsa kulundan razı demektir. Razı olma süreci de o bahsettiğiniz bin bir sınavdan sonradır zaten. O sınavlar sevilen bir kul olmayı sonuç olarak getiriyor.
Efendimiz aleyhisselamın ebeveyninin akıbeti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. Âlimlerimiz farklı görüşler üzerinde mütalaatalarda bulunmuşlardır. Kesin hükmü ise ancak Allah Teâlâ bilir. Bizim derste vurguladığımız nokta ise efendimiz aleyhisselam'ın mübarek gözünden yaş akıtan şeyler sadece müşriklerin eziyeti değildi. Böyle ağır bir yara da onu üzmüştü. Bu kadarını anlayabiliyoruz meselenin.
Bu tartışmadan ne bekliyordunuz, eğer üzen oldu ise bunun size ne kazandırmasını bekliyordunuz? Böyle bir tartışmanın ne anlamı vardır ne de gereklidir, sadece şeytanın mutlu olacağı gündemleri tartışmamak hatta konuşmamak gerekmez mi? Sahabenin Peygamber aleyhisselam efendimizi üzecek işler yapmasına gelince: - Onlar da insandı, efendimizin üzüleceği işler yaptıkları olmuştur ama, - Kasıtları yoktu, kasten üzenler munafıklardı. Onlar da yaptıklarının cezası olarak cehenneme yuvarlandılar. - Ehl-i beytten olanlar bile o üzme noktasına gelebilecek işler yaptılar, - Peygamber aleyhisselam efendimiz açısından bakıldığında ise görürüz ki o, kendisini üzenlere onun o düşük şahsiyetine uygun bir müsamaha ile davranmış ve kendisini üzecek işleri yapanları cezalandırmamıştır. Böylece de ashab-ı kiram Allah’ın razı olacağı bir kimliğin sahibi olarak ahirete intikal etti. Allah hapisinden razı olsun.
Müslümanlığımızı, şüpheler üzerinden irdelemek sakıncalıdır. Vesvese ile imanı sorunlu duruma taşımak yanlış olur. Örnek aldığınız olayla sizin bağlantı kurmanız hiç yerinde değildir. Günlük hayatınızı devam ettirin. İbadetlerinizi yapın. Birilerini şahit tutmanız gerekmez zaten camiye gidip namaz kılıyorsunuz. Benzeri ibadetleri yapıyorsunuz. İmanımızı korumak için çırpınacağız ama vesveseye kapılarak korurken kaybetme düzeyine de getirmeyeceğiz. İbadetlerinizi yapmanız, Kur'an okumanız, dua etmeniz, salavat getirmeniz ve benzeri ibadet olan değerleri canlı tutmanız imandır olduğu gibi biiznillah.
Evvela şunu bilelim: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin 'sen şöyle oldun!' şeklindeki hükmünü verebileceğimiz net bir bilgi bizim için hiçbir zaman geçerli değildir. Dolayısıyla böyle bir hükme varmak da mümkün değildir. Hadi tağutun tağutluğu kesin bilindi diyelim. Müslüman'ın: 'Ben, Allah'ın Şeriatı yerine bu tağutun hükmünü kabul ediyorum.' dediğini veya kalbinden bunu geçirdiğini nasıl bileceğiz? Biz zahire göre hükmetmeye mecburuz. Kalplere yönelik kararlar tehlikelidir. Aman dikkat edelim. Allah ayağımızı sabit kılsın.
Bir istekle kız verilmedi diye bu sözleri söyleyen biri için ‘iyi ki kız verilmemiş buna!’ denmesi gerekmiyor mu şimdi? Her şeyi sevdiğine göre şekillenen biri olmayı neden kabul ediyorsun ki? İyi düşünüp bir kız uğruna kişiliğinden kopan biri olmamayı tercih etsen daha iyi olur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bu konuda oturmuş bir örf varsa o örfe itibar edebiliriz. Önceden eşler arasında bir anlaşma da olabilir. Böyle olmazsa, kime ne takıldı ise o, onun kabul edilir ve zekâtını de kendi verir.
Böyle bir şeyi sıkışınca yapan mü’minle, tadına bakmak için yapan mü’min arasındaki farka dikkat edersek meseleyi anlarız. Bir mezhep, tek başına din değildir. Mezheplerin bütünü dindir. Neyi neden yaptığımıza bakalım, gerisi kolay. Allah’a emanet olun.
Yeni çalışma alanınız bereketli olsun. Allah Teâlâ, rızasına göre yaşamaya sizi de bizi de muvaffak kılsın. Bir uzmanlık alanına alınacak öğrenciler için açılan imtihan kadar referans da bir değer ifade etmektedir. Referansın etkisi, o alanda öğrenci kabul eden makamdakilere etki etmektedir. Eğer onlar bu konuda bir yanlış yaptılarsa yani referansı yanlış yerden aldılarsa bu onların sorunudur. Onlar da asgari standartlar oluştuktan sonra referansa itibar ettilerse mesele yoktur. Siz, referans yerine maddi bir aracı kullanmış olsaydınız, telafisi çok güç bir sorun üretmiş olurdunuz.
Zihninizin takıldığı hususta haklısınız. 'Mücerret bir yalan, mücerret bir zinadan daha tehlikeli değildir.' Bunu tırnak içine alarak size yazdım ki meseleyi kendiniz değerlendirin. Ancak ortada şöyle bir durum var: Gerek zina ve gerekse yalan, iletkenlikleri açısından ele alındıklarında durum böyle değildir. Bir yalan için kendi başına 'bir yalan' olması da mümkündür, o yalanın bin zinayı, bin cinayeti beraberinde sürüklemesi de mümkündür. Zina ise hala iki kişi arasında bir afettir. Yalanın, akabinde getireceği sıkıntılar açısından ele alınması durumunda neden yalanın zinadan da vahim olduğu anlaşılabilir. Dinimizi ve dinimizin kaynaklarını detayları ile anlamaya çalışırsak daha huzurlu bir bilgi kaynağımız olur. Sıhhat ve afiyetler dilerim size.
Bu konuda siz, sadece bildiğiniz doğru olanı söylemekle yükümlüsünüz. Gerisi onlara kalmıştır. Siz, payınıza düşeni eksik almış olursunuz ama ahirette mesuliyetten kurtulursunuz.
Peygamberler arasında bir peygamberlik üstünlüğü söz konusu değildir. Biz onlar arasında birinci sınıf ikinci sınıf ayrımı yapmayız. Ama bütün peygamberler arasında beş peygamberi seçtiğini Allah Teâlâ, Kur'an'da haber vermektedir. Bu beşinin içinde de Peygamber aleyhisselam efendimiz, ilk beşin birincisidir. Böyle iman ederiz.