Fetva Meclisi
Soru
Ben diş hekimliği fakültesini bitirdim ve doktoraya başladım. Başvurduğum zaman yaklaşık 40 kişi başvuru yapmıştı, bana sorulan sorulara yeterince cevap verdim ama benim referansım olduğu için beni kabul etmiş olabilirler. Ben burada diğerlerinin hakkını yemiş olur muyum, buradan elde edeceğim kazançlar haram olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsan sağlığı ile alakalı bir alanda çalışmanız yaptığınız işin mübarek olmasını getirir size. İbadet düzeyinde ele alınabilecek bir iş görüyorsunuz. İşinizi böyle görün. Allah yardımcınız olsun, işinizi âsan etsin. Bu hayatta ister akademisyen olun ister başka bir alanda olun, hiçbir zaman karşı cinsin sıfır olduğu bir yer ve zaman bulamayacaksınız. Dinimiz kimseye kadını/erkeği görünce kaçın, karşı cinsin olmadığı bir diyara göçün demiyor. Dinimizin dediği, mü'min insan olarak bulunun bulunduğunuz yerde, kendinizi salmayın. Mü'min kimliğiniz ile bulunduğunuz sürece her yerde bulunun. Haramı eskilerin sakıncalı gördüğü öcülerden biri olarak değil de ilk temasta yakacak aktif bir ateş olarak gördüğünüz sürece her yerde her zaman bulunun. Bulunduğunuz yerde dininizin simgesi olarak bulunun. En iyi akademisyen, en vakarlı insan, en takvalı mü'min olun, öyle bulunun. Orada da sizi melekler izlesin, sizin için dualar etsin.
Bir devletin iç ve dış güvenliği açısından kullanacağı memurları için referans istemesi tabiidir. Bunun İslam Devleti mantığında da yeri vardır. Referans olanların doğruyu takip edip etmemeleri ve devlet mekanizmasının adil olmayan bir sistem oluşturması başka bir sorundur ama referans dine aykırı değildir.
Referans bir yalana ve hileye dayanmadığı sürece, kendi liyakat ve ehliyetini sunman şeklinde olursa sakıncalı değildir. Elbette itimat açısından referans aranmaktadır. Sen de aranan şartları ispat etmeye çalışmış olacaksın. Allah Teâlâ yardımcın olsun.
Sizin açınızdan bakıldığında, gerekli vasıfları haiz olduğunuz için liyakat ve ehliyetinizi ispat etmek açısından referans kullanmanızda bir sakınca yoktur. Zira siz, kimsenin hakkının gaspına neden olmuş değilsiniz. İdareci durumundakilerin, o referansı neden ve nasıl istediği, nasıl değerlendireceği ise ayrı bir konudur. Siz, inşaallah mesul olmayacak şekilde işe girmiş olursunuz. Allah’a emanet olunuz.
Referans, bir nevi kefil ve şahit göstermektir. Hakkın olmayanı hile ile almak değildir. Buna göre de referans gereklidir. Doğru bir referans gösteren için yaptığı hak gereğidir.
Tıp baştan sona mübarek bir ilimdir. Bazı alanlarının caiz olmayacak şekilde kullanılabiliyor olması bu mübarek olmayı değiştirmez. Sizin sakıncalı bulduğunuz kimi uygulamalar caiz olarak da kullanılabilir. Siz mü'min bir doktor olarak kalıp Allah’ın hükümlerine sadık kalarak iş yaptığınız sürece bereket sizinledir. Haramın önünde dik durabildiğiniz sürece siz ibadet hâlindesinizdir. Konuya tıbbın o alanının hatalı kullanılması penceresinden bakmadan önce sizin imanınızın ve ciddiyetinizin sürekliliği ve sarsılmazlığı penceresinden bakın. Allah yardımcınız olsun, işiniz asan olsun. Âmîn.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bu konuda oturmuş bir örf varsa o örfe itibar edebiliriz. Önceden eşler arasında bir anlaşma da olabilir. Böyle olmazsa, kime ne takıldı ise o, onun kabul edilir ve zekâtını de kendi verir.
Yalanın tamamını veya birazını sahiplenmek durumunda oluyorsunuz. Belki o vebalin tümü sizin üzerinizde değildir ama siz yine de uzak dursanız daha berrak bir görüntüde olursunuz.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ne denli övülürse övülsün, övülmekle bitmeyecek meziyetlerin sahibi olduğundan kimsenin şüphesi olamaz elbette. Ancak bu hususun, sanki onun ihtiyacı varmış gibi abartıldığı da maalesef doğrudur. Biz şöyle dengeli bir yol izleyebiliriz: a- Allah Teala onu, kitabında nasıl övdü ise onu olduğu gibi kabul eder, iman ederiz. Kesinlikle tartışmayız, tartışılmasını da imandan çıkmak olarak görürüz. b- Sahih ve sarih hadislerde ona dair aktarılan bilgileri de olduğu gibi kabul eder, onları da tartışmayız, tartışılmasına izin veremeyiz. c- Bunun dışında şairlerin, yazarların, ozanların sözleri ile Peygamber aleyhisselam efendimizi tanımaya ihtiyacımız olmaz. Onun sevgisinin ve kişiliğinin abartılmasının bir zafiyet olduğunu düşünürüz. Onu övmek için yalana, hileye baş vurmanın gereği yoktur. Hassasiyetinizi doğru buluyorum. Yine de siz, sanki başka şey kastediyormuş vesvesesine sebep olmamaya gayret edin. Allah Teala'dan onun şefaatine nail olacak amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz.
Böyle bir şeyi sıkışınca yapan mü’minle, tadına bakmak için yapan mü’min arasındaki farka dikkat edersek meseleyi anlarız. Bir mezhep, tek başına din değildir. Mezheplerin bütünü dindir. Neyi neden yaptığımıza bakalım, gerisi kolay. Allah’a emanet olun.
Sadece Hanefi mezhebinde bir keffaretin önceki hataları kapatabileceğine dair bir içtihat vardır. Diğer ulemaya göre ise her suç için ayrı bir keffaret gerekmektedir. Buna göre iyi bir tespit yapıp uygulama yapılmalıdır. Ama tavsiyem, önce keffaretin gerekip gerekmediğini tespit etmenizdir. Sonra da gücü yetiyorsa her bir cinayet için ayrı bir keffaret tutsun. Zafiyeti var veya imkânı kıt ise Hanefi mezhebinin fetvası ile amel eder, inşallah mağfiret olur.
Zihninizin takıldığı hususta haklısınız. 'Mücerret bir yalan, mücerret bir zinadan daha tehlikeli değildir.' Bunu tırnak içine alarak size yazdım ki meseleyi kendiniz değerlendirin. Ancak ortada şöyle bir durum var: Gerek zina ve gerekse yalan, iletkenlikleri açısından ele alındıklarında durum böyle değildir. Bir yalan için kendi başına 'bir yalan' olması da mümkündür, o yalanın bin zinayı, bin cinayeti beraberinde sürüklemesi de mümkündür. Zina ise hala iki kişi arasında bir afettir. Yalanın, akabinde getireceği sıkıntılar açısından ele alınması durumunda neden yalanın zinadan da vahim olduğu anlaşılabilir. Dinimizi ve dinimizin kaynaklarını detayları ile anlamaya çalışırsak daha huzurlu bir bilgi kaynağımız olur. Sıhhat ve afiyetler dilerim size.