Fetva Meclisi
Soru
Mezhep taklit edilebilir mi? Mesela Hanefi mezhebinde olan bir şahıs kolaylık olsun diye abdest alırken Şafi mezhebini taklit edip namazını Hanefi mezhebine göre kılabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Herhangi bir yeri kanayan Hanefî mezhebine mensup bir kişinin, abdest almada zorluk yaşama, cum'a, cenâze ve bayram namazlarına yetişememe gibi endişelerle Şâfiî mezhebini taklit etmesinde bir sakınca yoktur. Zira mezhepler arasında ihtilaf olan konularda, belli bir mezhebe bağlı kalmak zorunlu olmayıp, mazerete binaen başka bir mezhebin görüşü ile de amel edilebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/75)
Selamünaleyküm. Varsayım üzerinden din yaşanmaz. Mezhep taklit etmek şu demektir: Siz, bir ramazan gününde oruçlu iken bir iş yaptınız. Öğrendiniz ki o işin yapılması sizin mezhebinize göre orucunuzu bozuyor. Aradan geçen yıllardan sonra oruç yemiş biri olmak sizi kahrediyordu. Sonra dendi ki size, 'şu mezhebe göre de orucunuz bozulmuş sayılmaz.' Siz de bu duruma göre kendinizi rahat hissedersiniz. Ancak böyle bir geçiş, geçiş olabilir. Ne mezhepler din demektir ne de mezheplerle oyun oynayabiliriz.
Mezheplerimiz hayatımızı düzenli bir şekilde yaşamamıza yardımcı olan disiplinlerdir. Şafii mezhebinde özellikle ibadet konusunda yaşamanızın zorlandığınıza kanaat getirdiyseniz bundan sonraki hayatınızda Hanefi mezhebinin içtihatlarını esas alarak amel edebilirsiniz; Hanefi mezhebine göre hareket edin.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
İbadetler hayatımız ve ahiretimiz denebilecek bir ciddiyetle eda edilmelidir. Mezhepler tarihi süreçte gelişmiş fikir akımları değildir. Dinimizi anlama yolunda ortaya çıkmış yoğun içtihatların ve gayretlerin sonucudur mezhepler. İnsanların mezhepleri zevklerine alet etmeleri ve umursamaları umarız esasında dine karşı bir bakış gevşekliği değildir. Bu tür uygulamaları yapanları bir kereliğine ikaz etmek ve asla tartışmamak gerekir. Tartışmak onları daha inatçı ve daha kör takılış noktasına sürükler. Allah yardımcımız olsun.
Bu verdiğiniz çapraz örnekler kitaplarda vardır ama pratikte milyonda bir bile görülmez. Bu meselelerle nefes tüketecek kadar vakit bulayacağımız bulanık bir zamanda yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Namazın kendisi toptan gidiyor hatta iman eriyor biz o mezhepten bu mezhebe kan nakli yapmaya vakit bulamamalıyız. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Önceden kıldığınız bir namazda böyle bir sorun olduğunu sonradan öğrenirseniz mesele yoktur, Allah kabul buyursun. Namaza başlamadan önce böyle bir durum olduğunu görürseniz herkes mezhebine göre amel etsin. Zira mezhep titizliğimiz namaz ve iman titizliğimizin önünde duruyor. Vesvesenin önünü tıkayalım.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Zihninizin takıldığı hususta haklısınız. 'Mücerret bir yalan, mücerret bir zinadan daha tehlikeli değildir.' Bunu tırnak içine alarak size yazdım ki meseleyi kendiniz değerlendirin. Ancak ortada şöyle bir durum var: Gerek zina ve gerekse yalan, iletkenlikleri açısından ele alındıklarında durum böyle değildir. Bir yalan için kendi başına 'bir yalan' olması da mümkündür, o yalanın bin zinayı, bin cinayeti beraberinde sürüklemesi de mümkündür. Zina ise hala iki kişi arasında bir afettir. Yalanın, akabinde getireceği sıkıntılar açısından ele alınması durumunda neden yalanın zinadan da vahim olduğu anlaşılabilir. Dinimizi ve dinimizin kaynaklarını detayları ile anlamaya çalışırsak daha huzurlu bir bilgi kaynağımız olur. Sıhhat ve afiyetler dilerim size.
Bu konuda siz, sadece bildiğiniz doğru olanı söylemekle yükümlüsünüz. Gerisi onlara kalmıştır. Siz, payınıza düşeni eksik almış olursunuz ama ahirette mesuliyetten kurtulursunuz.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ne denli övülürse övülsün, övülmekle bitmeyecek meziyetlerin sahibi olduğundan kimsenin şüphesi olamaz elbette. Ancak bu hususun, sanki onun ihtiyacı varmış gibi abartıldığı da maalesef doğrudur. Biz şöyle dengeli bir yol izleyebiliriz: a- Allah Teala onu, kitabında nasıl övdü ise onu olduğu gibi kabul eder, iman ederiz. Kesinlikle tartışmayız, tartışılmasını da imandan çıkmak olarak görürüz. b- Sahih ve sarih hadislerde ona dair aktarılan bilgileri de olduğu gibi kabul eder, onları da tartışmayız, tartışılmasına izin veremeyiz. c- Bunun dışında şairlerin, yazarların, ozanların sözleri ile Peygamber aleyhisselam efendimizi tanımaya ihtiyacımız olmaz. Onun sevgisinin ve kişiliğinin abartılmasının bir zafiyet olduğunu düşünürüz. Onu övmek için yalana, hileye baş vurmanın gereği yoktur. Hassasiyetinizi doğru buluyorum. Yine de siz, sanki başka şey kastediyormuş vesvesesine sebep olmamaya gayret edin. Allah Teala'dan onun şefaatine nail olacak amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz.
Peygamberler arasında bir peygamberlik üstünlüğü söz konusu değildir. Biz onlar arasında birinci sınıf ikinci sınıf ayrımı yapmayız. Ama bütün peygamberler arasında beş peygamberi seçtiğini Allah Teâlâ, Kur'an'da haber vermektedir. Bu beşinin içinde de Peygamber aleyhisselam efendimiz, ilk beşin birincisidir. Böyle iman ederiz.
Bu konuda oturmuş bir örf varsa o örfe itibar edebiliriz. Önceden eşler arasında bir anlaşma da olabilir. Böyle olmazsa, kime ne takıldı ise o, onun kabul edilir ve zekâtını de kendi verir.
Yeni çalışma alanınız bereketli olsun. Allah Teâlâ, rızasına göre yaşamaya sizi de bizi de muvaffak kılsın. Bir uzmanlık alanına alınacak öğrenciler için açılan imtihan kadar referans da bir değer ifade etmektedir. Referansın etkisi, o alanda öğrenci kabul eden makamdakilere etki etmektedir. Eğer onlar bu konuda bir yanlış yaptılarsa yani referansı yanlış yerden aldılarsa bu onların sorunudur. Onlar da asgari standartlar oluştuktan sonra referansa itibar ettilerse mesele yoktur. Siz, referans yerine maddi bir aracı kullanmış olsaydınız, telafisi çok güç bir sorun üretmiş olurdunuz.