Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir arkadaşımın mezhepleri karışık uyguladığını fark ettim. Örneğin abdest alırken bazen Hanefi bazen Şafii olabiliyor. Hiçbir tartışmaya girmedim ama kafasına göre mezhep değiştirmek bana uygun gelmese de yaptığın yanlış demekten korktum. Yanlış ise ben bunu arkadaşıma nasıl ifade edebilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Mezhep değiştirmek, özellikle fıkhi konularda ciddi bir karar gerektirir. Ancak mezhep taklit etmek caizdir ve özellikle ilmi derinliği olmayan kişiler için bir mezhebe bağlı kalmak en güvenli yoldur. Şu an yaşadığın kafa karışıklığı, aslında mezheplerin içtihat farklılıklarından kaynaklanıyor. Mezheplerin her biri kendilerine göre sahih delillere dayanmaktadır. Âlimlerin asırlardır tartışarak tahlil ettiği fıkhî konuları bağlamlarından kopararak hadis/ler üzerinden anlamaya çalışmak kafa karışıklığına sebep verebilir. Şu anki ilmi seviyende bir mezhebe bağlı kalman senin için daha rahat olur. Şafiî mezhebine göre yaşamak seni çok zorluyorsa tekrar Hanefî mezhebine dönebilirsin. Çünkü din, yerine ve şartlarına dikkat etmek kaydıyla kolaylıktır, güçlük değil. Allah hayırlı kararlar vermeni nasip etsin kardeşim. Vesveseye kapılmadan ibadetlerine devam et.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Mezhep din değildir, dini yaşama yöntemidir. Biiznillah mevcut mezhepler dini daha iyi yaşama ekseninde vardırlar. Bugünkü gruplara benzetilmeleri yanlış olur. Şöyle kabul edin: Bir ürün almak için girdiğiniz mağazada aynı ürünün çok az farkla farklı türlerini alabiliyorsunuz hatta şaşırıyorsunuz bile hangisini alsam diye. Mezhepler arasında birinin A dediğine diğeri B diyecek farklar yoğun değildir. Nüans denebilecek farklar vardır. Bu farklar dinin büyüklüğü ve kıyamete kadar yaşanacak olmasından kaynaklanıyor. Mezhepler arasındaki farkları yani müçtehitlerin yaptıkları çalışmaları daraltır veya alanını küçültürseniz yani onları rahat düşünemez duruma getirirseniz büyük oranda dininin yaşanılırlığını, hayatın içinde kaybolup gitmemesini de daraltırsınız. Bunun için mezhepleri bir rahmet noktası olarak görmek gerekiyor.
Selamünaleyküm. Herhalde özellikle mezhep değiştirme konusunu sormak istiyorsunuz. Çünkü sorunuz karışık. Bunu sorduğunuzu kabul ederek cevaplıyorum: Bir Müslüman'ın zaruret durumunda Ümmet'in müçtehitlerinden birinin sözü ile amel edebilir ama bu daldan dala geçer gibi olursa bunun adı din olmaz. Keyfi bir uygulamayı ibadet olarak benimseyemeyiz.
Mezhepler birbirinin daha iyisi veya daha kötüsü değildirler. Her bir müçtehit, Allah'a daha yakın olmayı sağlayacak işleri göstermeye çalışmışlardır. Bu nedenle, bir mezhepteki uygulama ne yanlıştır, ne de onu başka türlü tarif edeninki daha üstündür. Her mü'min, ittiba ettiği mezhepteki uygulamaya bağlı kalmalıdır. İmam Fatiha suresini okurken dinlemek, ayetin emrine binaen gerekli görülmüştür. Öyle yapmalıyız. Allah'a emanet olun.
Böyle bir şeyi sıkışınca yapan mü’minle, tadına bakmak için yapan mü’min arasındaki farka dikkat edersek meseleyi anlarız. Bir mezhep, tek başına din değildir. Mezheplerin bütünü dindir. Neyi neden yaptığımıza bakalım, gerisi kolay. Allah’a emanet olun.
abdest konusundaki diğer fetvalar
Abdest alman ve kirlenen yeri temizlemen yeterlidir. O belirttiğin sıvı katı, yumurta sıvısı gibi olduğu zaman gusül gerekir.
Bunu meni geldi kabul etmek zorundayız. İdrar sıkıştırdığı için meni gecikmiş olmaktadır. Gusletmek durumundasınız. Oruçlu idiyseniz orucunuzu kaza edin.
İmam kardeşimizin sözü biraz müphem kalmış, o şekilde amel etmenize gerek yoktur. Şöyle yapın: Açıkça akan bir sıvı görmedikçe AKMADIĞINI/AKMAYACAĞINI kabul edin. Namazı kılın. Asla bu konuda tereddüt etmeyin. Bundan sonra böyle yapın ve taviz vermeyin. Geçmiş olsun.
Sorunuzu şöyle anladık: Aybaşınız bittiği hâlde siz gusletmeyerek orucu erteleyeceksiniz. Eğer böyle ise kastınız sakın bunu yapmayın. Gusletmeyerek namazları ertelemiş olursunuz. Bu da en büyük günahlardan biri olarak sizi ezer maazallah. Bitince hemen gusledin, namazları kılın, orucunuzu tutun. Sakın ibadetlerle böyle planlar mantıklar üzerinden iş yapmayın.
Şeytan huzurunuzu bozmak ve eşinizle aranızı soğutmak için bunu yapıyor. Abdestli yatın ve asla bu rüyalarla ilgilenmeyin. Kimseye anlatmayın. Bir zaman sonra kurtulursunuz.
Geçmiş olsun. Allah Teâlâ size afiyetinizi iade buyursun. Âmîn. Fıkıh kitaplarımızda çok geniş bir yer tutacak şekilde yer alan bir konudur bu. SELESÜLBEVL/İDRAR AKINTISI olarak zikredilir. Bu da gösteriyor ki, insan için esik bir hastalıktır bu. Fıkıh kavramı olarak bunu, İNSANIN İSTEMİ DIŞINDA İDRARIN ÇIKMASI olarak tarif edebiliriz ve bu sadece idrar için değildir. Kan, mezi, meni, gaz kaçırma da bunun hükmüne dâhildir yani bunlarda da kontrol dışı çıkma olduğunda aynı hüküm geçerli sayılır. Buradaki durumu olağan dışı, sağlıklı olmama olarak görürüz ve bunu bir özür durumu kabul ederiz. Yalnız özür durumu sayılabilmesi için akıntının bir namaz vaktinden diğerine kadar sürekli denebilecek şekilde olması gerekir. Mesela, öğlen vaktinden ikindi vaktine kadar rahat bir tuvalet, abdest ve namazı eda edecek vakit kadar akıntının tamamen kesilmemesi durumu özür durumudur. Hanefi fukahası bunu bu şekilde değerlendirmiştir. İdrar damlaması olarak isimlendirilebilecek hastalık için de hüküm böyledir. Bu hastalığı şöyle tanımlayabiliriz: İdrar boşalmasından sonra beklese de damlacıklar bir nevi akıntı gibi devam ediyor kesilmiyor. Yalnız birkaç dakika beklemekle veya müdahale ile kesilen damlacıklar için bu hüküm geçerli olmaz. Bu özrü yaşayan Müslüman için şöyle bir kolaylık vardır: Her ezan vaktinde bir kere abdest alır ve bir dahaki namaz vaktine kadar bu akıntı nedeniyle abdesti bozulmaz. Başka bir nedenle abdesti bozulursa abdestini yeniler. Buna ÖZÜR SAHİBİ denir.