Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben bazen bir şeyin hükmünü araştırıyorum, ardından onun günah olup küfür olmadığını öğrenince, örneğin "küfür değilmiş en azından" diye sevinç duyuyorum fakat yine de o haramı işliyorum ve bazen bundan haz aldığım oluyor, bu durum küfür müdür?
Cevap
Benzer fetvalar
Küfür içeren sözlerin söylendiği, dinle alay edilen veya haram işlerin yapıldığı bir ortamda bulunmak ve bu durumlara karşı tutumumuza göre farklı hükümlere tabidir. Bu konuyla ilgili şöyle bir açılım yapabiliriz: Söylenen veya yapılanları kabul ederse ya da bu durumdan razı olursa, bu büyük bir günahtır ve kişinin imanını tehlikeye sokabilir. Ancak kabul etmez, razı olmaz, sadece zorunlu bir nedenle orada bulunur ve gönlünden bu duruma buğzederse, bu kimse küfre düşmüş sayılmaz. Sessiz kalmak ve tepki göstermemek, bulunduğunuz ortama ve niyete bağlı olarak farklı sonuçlar doğurabilir. Sessizlik onaylama anlamına geliyorsa, bu tehlikelidir. Çünkü küfre veya harama karşı açık bir tavır takınmak Müslüman’ın sorumluluğudur. Ancak sessizlik oradaki kişilerin sizi anlamayacağı, tepkinin faydasız olacağı bir durumdaysa veya güvenlik gibi nedenlerle tepki veremiyorsanız, bu durumda kalben buğzetmek ve ortamdan uzaklaşmak tavsiye edilir. Bulunduğunuz ortamda kalmanız işiniz veya başka zorunluluklardan dolayı ise kalben buğzetmeye ve olabildiğince bu ortamdan etkilenmemeye çalışmalısınız. Alternatif arayarak, mümkünse daha uygun bir ortamda çalışmayı veya bulunmayı hedeflemelisiniz. Küfür veya alay içeren şeylerden rahatsız olduğunuzu kibar bir şekilde ifade etmeyi deneyebilirsiniz. Günahkâr olma durumu, ortamı terk edebilme imkânı olduğu halde kalmaya devam ederse söz konusu olabilir. Mümkünse ortamdan uzaklaşın. Küfür ve dinle alay içeren ortamlar kalbi karartır ve kişinin manevi hayatına zarar verebilir. Allah sizin niyetinizi ve kalbinizdeki durumu bilir. İmanınızı koruma konusunda gösterdiğiniz çabayı karşılıksız bırakmaz. Allah yardımcınız olsun.
Sizin bu şikâyetiniz neredeyse her Müslüman'ın öyle veya böyle şikâyetidir. Çünkü biz, bir kulluk savaşı veriyoruz. Şeytana mağlup olmadan Rabbimize kavuşmayı diliyoruz. Kesinlikle bu bir mücadeledir; temenni ile, umutla elde edilir bir şey değildir. Sizi bu hâlinizle, başkasını da bir başka şey ile oyalayacaktır şeytan. Biz ise, imtihanımız her ne ise onu başarmak için uğraşacağız. Peygamberlerden bir peygamber bile olsak durum bu olacaktı. Siz, 1- İmanınızı tartışma konusu yapmayın, öyle bir ortamda bulunmayın, 2- Asla, Allah'tan ve rahmetinden umut kesmeyin. 3- Fasıklarla beraber bulunmayın, onların gündemlerine katılmayın. 4- Yaptığınız ibadetleri az bile olsa asla küçük ve basit görmeyin. Bir kere 'Sübhanellah' demenin cennet demek olduğunu bilin. 5- Sizden daha iyi olduklarına itimat ettiğiniz bir grubun içinde bulunun. Onlarla programlı bir şekilde işler yapın. 6- Dengeli işler yapın; sadece zikir, sadece siyaset, sadece oruç gibi işler yapmayın. Farzların bütününü, nafilelerin de yapabildikleriniz kadarını yapmaya çalışın. Gerisini de Allah'a bırakın; şeytan, tevazu kılıfı ile sizi tuzağa düşürmesin. İyi haberlerinizi bekleriz. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Günahları hafif görmek, onları yasaklayan Allah'ı korkulacak biri olarak görmemek afettir. Bunun dışında insanın gelgitleri bitmez. İçimizden geçen ayrıntıları benimsemedikçe, dille tekrar etmedikçe onlara takılıp kalmamız gerekmiyor. Allah'a isyan olan bir işte de kimseye itaat etmeyiz. Alenen haram olan bir şeyin haram oluşunu inkâr eden imandan çıkabilir. Allah muhafaza buyursun.
İşlediğin günah her ne ise, o senin bir hatan olmuş. Şeytan seni kandırmış. Bu durumun ise ikinci hatandır. Şeytan seni, Allah’ın rahmetinden, mağfiretinden umutsuz hâle getirerek seni iki kere çökertmeye çalışıyor. Yapman gereken şey, madem günahından tevbe ettin hızlı bir şekilde iyilik yolunda ilerlemen olmalıdır. Gerisi doğru değildir. Bir de bu açıdan düşünmeye çalış.
Şeytan, insanı önce günaha düşürmek için uğraşır, sonra da tövbe edemez hâle getirmek için vesvese verir. Senin şu an yaşadığın yoğun pişmanlık ve endişe, aslında imanının bir göstergesidir. Evet, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bütün ümmetimin günahları bağışlanır ancak günahlarını açıktan işleyenler hariç. Açıktan işlemek, bir kişinin geceleyin günah işlemesi, sabah olduğunda Allah onun günahını örttüğü hâlde ‘Ben dün gece şöyle şöyle yaptım.’ demesidir. Bu kişi, Allah’ın kendisini örttüğü perdeyi kaldırmış olur.” (Buhârî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52) Bu hadis, günahı yaymayı ve normalleştirmeyi yasaklar. Sen bir günah işleyip pişman olmuşsun ve Allah’tan af dilemek istiyorsun. Günahını anlatman onu yaymak ve normalleştirmek amacıyla değilse, tevbeni bozmaz. Asıl mesele, artık tevbeni bozacak şekilde bu günahı işlememeye gayret etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey kendilerine zulmetmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Zümer, 39/53) Ölmeden önce tevbe edildiğinde Allah, her türlü günahı affeder. Hatta şirk bile işlenmişse, eğer kişi samimi bir tevbe ederse, Allah onu bağışlar. Bundan sonra yapman gerekenler tevbeni yapman, samimi olman; şeytanın vesvesesine kapılmaman; Allah’a yaklaşacak ameller işlemen; imanının kıymetini bilmen ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemendir. Allah seni affetsin, huzur ve kalp genişliği versin. Korkma, Allah seni affetmeyi senden daha çok istiyor!
Tebliğ her zaman “söylemek” değildir, bazen doğru zamanı ve yolu aramaktır. Senin şöyle bir korkun var: “Ya söyleyemezsem, vebale girer miyim?” Hayır, mutlaka söylemek zorunda değilsin. Asıl sorumluluk; bildiğini kime, ne zaman, hangi dille ve nasıl anlatman gerektiğini araştırmak, planlamak ve niyetinde dürüst olmak. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Kim bir kötülüğü görürse eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse diliyle. Ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78) Senin gücün ve şartların dilinle anlatmaya uygun değilse, kalbinle buğz etmen seni günaha sokmaz. Özgüven eksikliği “eksiklik” değildir. Çoğu zaman kibirden uzak bir mütevazılığın aşırılığa kaçmış hâlidir. Yani “Ben kimim ki bir şey diyeyim?” demen kötü değil. Ama eğer bu hal seni Allah için konuşmaktan, doğruyu savunmaktan, iyiliği emretmekten alıkoyuyorsa, orada tedavi gerekir. Sen sadece “söylenmesi gereken yerde susan” olma. Ama bağıran, kıran, yakan da olma. Tebliğ bir sevda işidir, bir emanet taşıma işidir. Sen de bu emanete talip olmuşsun, Allah seni bu yolda muhlis kullarından eylesin. Ya Rabbi! Bu kardeşimi, ilminden, edebinden, şefkatinden ve gayretinden ayırma. Onu güzel konuşan, güzel anlatan, güzel anlayan kullarından eyle. Kalbini geniş, sözünü tesirli, niyetini halis kıl. İnsanlara söz götüren değil, hidayete vesile olanlardan eyle. Âmin.